| DIĞER | |
| 1. | Ön Sayfalar Front Matters Sayfalar I - IX |
| DENEYSEL ÇALIŞMA | |
| 2. | Parsiyel transekte edilip primer tamir edilen rat abdominal aortlarında deksametazonun intimal hiperplaziye etkisi Does dexamethasone therapy affect intimal hyperplasia after injury in rat abdominal aorta models? Çağla Canbay Sarılar, Omer Ali Sayın, Mert Sarılar, Nilgun Bozbuga, İbrahim Demir, Vakur Olgac, İbrahim Ufuk AlpagutPMID: 39092970 PMCID: PMC11372495 doi: 10.14744/tjtes.2024.74411 Sayfalar 525 - 530 AMAÇ: İntimal hiperplazi arterlerin hemodinamik strese karşı normal adaptif bir özelliği olduğu kadar arteriyel injurilerin iyileşmesinin karakteristik bir özelliğidir.İntimal hiperplazi,invaziv vasküler girişimler için önemli bir klinik problemdir ve bypass greftlerinin uzun dönem sonuçlarını etkiler. İntimal hiperplaziyi azaltmak çeşitli farmakolojik ajanlar deneysel çalışmalarda başarıyla kullanılmaktadır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamızda parsiyel transekte edilip primer onarılan sıçan abdominal aortlarında deksametazonun intimal hiperplaziye etkisini araştırdık. Çalışmamızda 20 adet Wistar Albino cinsi rat rastgele 4 gruba ayrıldı. Grup A (Kontrol grubu) (n=5) ratlara laparotomi yapıldı ve abdominal aorta bulundu, dönüldü. Gru Sonuç olarak yüksek doz deksametazonun sıçan abdominal aortlarında intimal hiperplaziyi inhibe edebileceğini söyleyebiliriz. p B’deki ratlara (n=5) laparotomi yapıldı, Abdominal aorta bulundu, dönüldü. Abdominal aorta parsiyel transekte edilip 8.0 prolen ile dikilmiştir. Grup C deki ratlara (n=5) 0.1 mg/kg deksametazon intraperitoneal uygulandı. Laparotomi yapıldı. Abdominal aorta bulundu, dönüldü. Abdominal aorta parsiyel transekte edilip 8.0 prolen dikiş ile dikildi. İşlemden sonra 2 hafta deksametazon tedavisine devam edildi. Grup D’deki ratlara işlem öncesi 0.2 mg/kg deksametazon intraperitoneal uygulandı. Abdominal aorta bulundu, dönüldü. Abdominal aorta parsiyel transekte edilip 8.0 prolen dikiş ile dikildi. İşlemden sonra 2 hafta deksametazon tedavisine devam edildi. Tüm sıçanlar 2 hafta sonra sakrifiye edildikten sonra primer onarılan abdominal aortlar eksize edildi ve histopatolojik olarak incelendi. BULGULAR: İncelemeler sırasında çekilen dijital fotoğraflar üzerinden “Olympus analySİS 5” görüntü analiz programı ile intima ve media kalınlıkları mm cinsinden ölçülerek intimal ve medial alan hesaplanarak intima/media oranı kontrol grubu ile karşılaştırılarak incelenecektir. Abdominal aort transeksiyonu ve onarımı sonrası düşük doz deksametazon ve deksametazon verilmeyen grupların intima/media oranları kıyaslandığında istatiksel olarak anlamlı değildir. Yüksek doz deksametazon verilen grupta deksametazon verilmeyen ve düşük doz deksametazon verilen gruplara göre inti-ma/media oranları istatiksel olarak daha düşük bulunmuştur. SONUÇ: Sonuç olarak yüksek doz deksametazonun sıçan abdominal aortlarında intimal hiperplaziyi inhibe edebileceğini söyleyebiliriz.. |
| KLINIK ÇALIŞMA | |
| 3. | Toraks BT bulguları ile aneminin öngörülmesi Prediction of anemia with thoracic computed tomography findings Zeynep Ayvat Öcal, Fatoş Dilan KöseoğluPMID: 39092967 PMCID: PMC11372488 doi: 10.14744/tjtes.2024.31531 Sayfalar 531 - 536 AMAÇ: Bu çalışmada, çeşitli endikasyonlarla kontrastsız toraks BT çekilen hastalarda BT parametreleri ile hemoglobin (Hb) düzeyleri ilişkilendirilerek kontrastsız toraks bilgisayarlı tomografisinin (BT) anemiyi öngörme potansiyeli araştırıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Retrospektif çalışma, Ocak-Haziran 2023 tarihleri arasında merkezimizde 24 saat içinde kontrastsız toraks BT taraması ve tam kan sayımı yapılan 150 hastayı kapsamaktadır. Dışlama kriterleri arasında akut kanama, demir birikimi bozuklukları, yakın zamanda transfüzyon, gebelik ve bazı toraks BT artefaktları yer aldı. Hounsfield Ünitesi (HU) ölçümleri çıkan aort, sol ventrikül boşluğu ve inen aorttan elde edilmiş ve Hb ve hematokrit (Htc) değerleriyle karşılaştırıldı. "Aortik Halka İşareti (ARS)" ve "Hiperdens Septum İşareti (HSS)" gibi anemi göstergeleri değerlendirildi. BULGULAR: Anemik hastalar (%48), anemik olmayan hastalara kıyasla her üç yerden BT ölçümümde de anlamlı derecede daha düşük HU ölçümleri gösterdi. Özellikle HSS ve ARS varlığı anemi ile güçlü bir şekilde ilişkiliydi. Anemiye karşılık gelen HU ölçümleri için eşik değerler ROC analizi ile elde olunmuş olup, HU ölçümleri ile Hb/Htc seviyeleri arasında güçlü pozitif korelasyonlar ortaya koyuldu. SONUÇ: Bu çalışma, kontrastsız toraks BT parametrelerinin, özellikle de HU ölçümleri ile ARS ve HSS varlığının anemi ile anlamlı bir ilişkisi olduğu sonucuna varmıştır. Bu BT göstergeleri, hastalarda anemiden şüphelenmek için güvenilir, invazif olmayan belirteçler olarak kullanılabilir ve durumun erken teşhisine ve yönetimine yardımcı olabilir. |
| 4. | Penetran batın bölgesi yaralanmalarının adli tıp yönünden değerlendirilmesi Forensic medical evaluation of penetrating abdominal injuries Canan Eryiğit İbiş, Fatma Süheyla AliustaoğluPMID: 39092966 PMCID: PMC11372487 doi: 10.14744/tjtes.2024.16177 Sayfalar 537 - 545 AMAÇ: Çalışmamızda penetran batın yaralanmalarının özellikleri, orjinleri, yaralanma derecesi, sonuçları, raporlanması, adli tıbbi boyutunun tartışılması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmada 01.01.2016-31.12.2020 tarihleri arasında Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil sevisine başvurusu bulunan 28619 vaka taranarak penetran batın yaralanması bulunan 85 olgunun adli raporları ve tıbbi evrakları etik kurul onayı alınarak retrospektif olarak değerlendirilmiştir. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen olguların %87.1’i erkek, %12.9’u kadınlardan oluşmaktadır. Ortalama yaş 31±13 yıl olarak bulunmuştur. Orjinleri incelediğinde %87.1’i kasten yaralama neticesinde gelişmiş olduğu görülmüştür. Olguların maruz kaldığı olayların gerçekleşme saati 20.00-04.00 saatleri arasında yoğunlaşmıştır. %36.5’inde alkol saptanmış olup, %30.6’sında alkol saptanmamıştır. Olguların %32.9’unda alkol testi istenmediği anlaşılmıştır. Olgularda en sık görülen yaralanmanın %69.4 oranında kesici delici alet yaralanması ve %27.1 oranında ateşli silah yaralanması olduğu belirlenmiştir. Vakaların %68.2'sinde organ hasarı saptanmış ve en sık hasar gören organın ince bağırsak olduğu görülmüştür. Mevcut yaraların ortalama sayısı 3.6 bulunmuştur. Olguların %61.2'sinde batın içi kanama, %8,2'sinde ise batın içi arter yaralanması tespit edilmiştir. Penetran batın yaralanmalarının ölüm oranı %8.2 olarak bulunmuştur. SONUÇ: Adli travmatolojide travmanın ağırlık derecesi değerlendirilmesinde en ağır grubu oluşturan yaşamsal tehlikenin ve organ işlev kaybının meydana gelmesi penetran batın yaralanmalarında sıklıkla görülmektedir. Penetran batın yaralanmaları bizim çalışmamızda ve literatürdeki çalışmalarda en sık şiddet olayları sonucu meydana gelmektedir. |
| 5. | Adrenal bez yaralanmalarının travmalı hastalarda klinik sonuçlara etkisi Adrenal gland injury in trauma patients and its impact on clinical outcomes Berke Sengun, Yalin Iscan, Aylin Doylu, Oguzhan Sal, Ali Fuat Kaan Gok, Ismail Cem Sormaz, Nihat Aksakal, Leman Damla Ercan, Eda Cingoz, Fatih Tunca, Arzu Poyanli, Cemalettin Ertekin, Yasemin SenyurekPMID: 39092974 PMCID: PMC11372492 doi: 10.14744/tjtes.2024.09989 Sayfalar 546 - 553 AMAÇ: Travma ilişkili adrenal yaralanmalar, gözden kaçabilen ve nadir olduğu düşünülen olgulardır. Bu çalışmada, travma ilişkili ciddi yaralanmalarda adrenal bez yaralanması görülme sıklığı, ve hastaların erken dönem sonuçlarına etkisini değerlendirme amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Üçüncü basamak refere travma merkezine, Ocak 2012 ve Ocak 2023 arası travma protokolü ile başvuran, bilgisayarlı tomografi çekilen tüm hastalar retrospektif olarak incelendi. Gelişinde ölü kabul edilenler ve eksik verisi olanlar çalışmadan çıkartıldı. Hastalar yetişkin ve pediyatrik olarak iki gruba; radyolojik veya klinik olarak tanısı konulan adrenal yaralanması olup olmamasına göre de alt gruplara bölündü. Demografik veriler, yaralanma mekanizması, yaralanma ciddiyet skoru, eşlik eden diğer abdominal organ yaralanmaları, ve 30-günlük mortalite oranları karşılaştırıldı. BULGULAR: Toplam 1253 hasta çalışmaya dahil edildi: 950 yetişkin ve 303 pediyatrik. Yetişkin grubunda adrenal yaralanma 45 (%4,7) hastada görüldü. Mekanizmalar incelendiğinde araç içi trafik kazası (%26,7 vs. %14,3) ve yaya kazasının (%37,8 vs %15,5) adrenal yaralanmalı hastalarda daha sık olduğu görüldü. Penetran travma adrenal yaralanmalı grupta daha azdı. Sağ tarafın yaralanma oranı daha fazlaydı (%55,6). Adrenal yaralanması olan hastaların yaralanma ciddiyet skorları daha yüksekti ve eşlik eden karaciğer (%17,8 vs. %3,9), dalak (%11,1 vs. %3,6) ve böbrek (%15,6 vs. %1,3) yaralanma oranları daha fazlaydı. Pediyatrik grupta adrenal yaralanma 30 hastada tespit edildi (%14,8). Yetişkin grubu gibi, adrenal yaralanma daha çok künt travma ilişkiliydi ve sağ taraf dominanttı (%60). Yetişkin grubuna kıyasla, yaralanma ciddiyeti skoru, yaralanma olan ve olmayan gruplar arası benzerdi. Eşlik eden organ yaralanması yetişkin grubu gibi adrenal yaralanma olan hastalarda daha fazlaydı. 30-günlük mortalite oranı, hem yetişkin hem pediyatrik grupta anlamlı olarak yüksekti (yetişkin: %15,6 vs. %2.9, pediyatrik: %10 vs. %1,8). Adrenal yaralanmalı hastalarda mortaliteye en çok etki eden faktörler majör baş&boyun ve toraks yaralanmalarıydı. SONUÇ: Yüksek enerjili travmalara bağlı adrenal yaralanmalar nadir değildir. Genellikle künt travma ve eşlik eden diğer abdominal organ yaralan-maları ile beraber görülürler. Otuz-günlük mortalite oranları, yaralanma olan hastalarda daha yüksektir. |
| 6. | Comparison of emergency department diagnoses and emergency medical services (EMS) providers' initial assessment diagnoses Acil servis tanıları ile paramediklerin ilk değerlendirme tanılarının karşılaştırılması Ramiz Yazıcı, Efe Demir Bala, Burak Bekgöz, Eyup Sari, Ayse Fethiye Basa Kalafat, Ozgur Omer Yildiz, Utku Murat Kalafat, Serkan DoganPMID: 39092973 PMCID: PMC11372494 doi: 10.14744/tjtes.2024.90463 Sayfalar 554 - 561 AMAÇ: Bu çalışma, Acil Sağlık Hizmetleri (ASH) sağlayıcıları tarafından yapılan hastane öncesi değerlendirmeler ve ön tanıların, bir metropol Acil Servis hekimleri tarafından verilen nihai tanılarla karşılaştırıldığında doğruluğunu ve kalitesini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu retrospektif gözlemsel çalışma, 1 Ocak 202–31 Aralık 2022 tarihleri arasında Ankara, Türkiye'deki Yenimahalle ASH Komuta Merkezi'nden elde edilen kayıtları kullanmıştır. Veriler, tekrar eden ASH başvuruları ayrı ayrı sayılarak, bireysel hastalar yerine vaka olarak kaydedilmiştir. Vakalar, ASH çağrı zamanı, ASH istek nedenleri, yaş, cinsiyet, uyruk ve hastaneye varış günü gibi kategorilere ayrılarak sosyoekonomik etkiler ve yoğunluk kalıpları değerlendirilmiştir. Çalışma, sahada çözülen vakalar, ASH transferini reddedenler ve 18 yaş ve üstü hastalar hariç tutularak, 2.528 pediatrik vakayı içermiştir. Veri analizi IBM SPSS 27.0 kullanılarak yapılmış olup, istatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak belirlenmiştir. BULGULAR: Çalışma 2.528 vakayı içermektedir. Veriler, ASH sağlayıcılarının ortalama 9.9 ± 4.7 yıllık deneyime sahip olduğunu ortaya koymuştur. 1.839 vakada (%72.7) ASH sağlayıcısı kadın iken, 689 vakada (%27.3) ASH sağlayıcısı erkektir. Hastaların ortalama yaşı 9.2±5.8 yıl olup, 1.173'ü (%46.4) kız ve 1.355'i (%53.6) erkektir. Ön tanı doğruluğu, daha genç ve erkek hastaları içeren vakalarda daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca, mesai saatleri (08: 00-15: 59) içinde, mesai saatleri dışına (16: 00-23: 59) kıyasla daha düşük ön tanı doğruluğu gözlemlenmiştir. ASH çağrılarının çoğunluğu tıbbi nedenlerle (%70.5, 1.783 vaka) yapılırken, travma ile ilgili çağrılar (%29.5, 745 vaka) ikinci sırada gelmektedir. SONUÇ: Bu çalışma, ASH sağlayıcılarının hastane öncesi değerlendirmeler ve ön tanıların doğruluğunu ve kalitesini artırmak için sahada eğitimlerini iyileştirme gereğini vurgulamaktadır. Bulgular, daha genç ve erkek hastaların daha yüksek ön tanı doğruluğu oranlarına sahip olduğunu ve mesai saatlerinde doğrulukta belirgin bir azalma olduğunu, bu durumun hedeflenmiş eğitim ve protokol ayarlamaları için potansiyel alanlar olduğunu önermektedir. |
| 7. | Erken dönem yanık hastalarında üç farklı egzersiz eğitiminin fonksiyonel kapasite üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma Effect of three different exercise trainings on functional capacity in early stage severe burn patients: A randomized controlled trial Murat Ali Çınar, Kezban Bayramlar, Ahmet Erkılıc, Ali Güneş, Yavuz YakutPMID: 39092968 PMCID: PMC11372491 doi: 10.14744/tjtes.2024.59987 Sayfalar 562 - 570 AMAÇ: Bu çalışma, erken dönem yanık hastalarında üç farklı egzersiz protokolünün fonksiyonel kapasite üzerine etkisini araştırmak amacıyla planlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Yanık Merkezinde (servis ve yoğun bakım ünitesinde) yatan toplam 25 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen bireyler yanık yüzdesi ve yanık tipine göre kovaryant adaptif randomizasyon yöntemi ile üç gruba ayrıldı: 1-standart tedavi, 2-standart tedavi + aerobik egzersiz eğitimi, 3-standart tedavi + hastanın metabolik durumuna göre belirlenen kombine egzersiz (aerobik ve dirençli egzersiz). Bireyler hastaneye yatışlarının ilk gününden itibaren altı hafta boyunca haftalık olarak değerlendirildi. Fonksiyonel kapasiteyi değerlendirmek için 6 dakikalık yürüme testi, fizyolojik tüketim indeksi ve Tıbbi Araştırma Konseyi kas gücü ölçümleri kullanıldı. Tüm hastaların metabolik durumlarını ölçmek için taşınabilir metabolizma takip cihazı kullanıldı. BULGULAR: Standart tedaviye ek olarak verilen aerobik egzersizler ve metabolik duruma göre belirlenen kombine egzersiz (aerobik ve direnç) fonksiyonel kapasite üzerinde standart tedaviye göre daha etkiliydi (p<0.05). Metabolik duruma göre belirlenen kombine egzersizi (aerobik ve direnç) yapan hastalarda fonksiyonel kapasitedeki iyileşme diğer iki gruba göre daha hızlıydı (p<0.05). SONUÇ: Standart tedaviye ek olarak verilen aerobik egzersizler ve metabolik duruma göre belirlenen kombine egzersiz (aerobik ve direnç), fonksiyonel kapasiteyi geliştirmede standart tedaviye göre daha etkilidir. Bu yaklaşımın potansiyel uzun vadeli faydasını belirlemek için daha fazla kontrollü çalışmaya ihtiyaç vardır. |
| 8. | Kalça kırığı ameliyatı geçiren hastalarda otuz günlük mortalite ve yoğun bakım ünitesine yatış ile ilişkili faktörler Factors associated with thirty-day mortality and intensive care unit admission in patients undergoing hip fracture surgery Elvan Tekir Yılmaz, Yiğit Şahin, Bilge Olgun Keleş, Ali AltınbaşPMID: 39092971 PMCID: PMC11372486 doi: 10.14744/tjtes.2024.24186 Sayfalar 571 - 578 AMAÇ: Kalça kırığı ameliyatlarında mortalite ve morbidite gelişimine katkıda bulunan çeşitli faktörler vardır. Bu çalışmada anestezi tipi, anestezi yönetimi, cerrahi yöntem, ameliyatın zamanlaması gibi değiştirilebilir faktörlerin 30 günlük mortalite oranı, yoğun bakım ünitesine yatış ve komplikasyonlar üzerindeki etkisini araştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Bir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Ocak 2021 ile Aralık 2023 tarihleri arasında kalça kırığı nedeniyle ameliyat edilen toplam 400 hasta retrospektif olarak analiz edildi. Hastalar iki gruba ayrıldı: serviste takip edilenler Grup 1 (n=304) ve yoğun bakım ünitesinde takip edilenler Grup 2 (n=96) olarak adlandırıldı. Demografik özellikler, Amerikan Anestezistler Derneği fiziksel durum skorları, komorbidite tipi, anestezi tipi, cerrahi yöntem, cerrahi gecikme süresi, cerrahi süre, kan transfüzyon gereksinimi ve komplikasyonlar kaydedildi. BULGULAR: Grup 2'deki hastaların yaş ortalaması, komorbidite ve mortalite oranları Grup 1'e göre daha yüksekti (p<0.001). Komorbidite türleri açısından, koroner arter hastalığı ve kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda yoğun bakım ünitesine yatış oranı daha yüksek bulundu (p<0.001). Ortalama cerrahi gecikme ve hastanede kalış süresi Grup 2'de daha yüksekti (p<0.001). Yapılan multivaryant lojistik regresyon analizinde; yaş (p<0.001, QR=1.91 Cl=1.046-1.137), ASA skoru (p<0.001 QR=3.872 Cl=1.913 - 7.838), cerrahi gecikme süresi (p<0.001, QR=2.029 Cl=1.365-3.017), cerrahi yöntem (p=0. 003, QR= 2.003 Cl=1.258-3.188) ve hastanede kalış süresi (p=0.006, QR=1.147 Cl: 1.04-1.266) 30 günlük mortalite için prediktif faktörler olarak belirlendi. SONUÇ: Bu çalışmada yaş, ASA sınıflandırması, hastanede kalış süresi, cerrahi yöntem ve cerrahi gecikmenin hem morbidite hem de mortalite için prediktif faktörler olduğu bulunmuştur. Bunlar arasında cerrahi gecikme süresi, tüm faktörler göz önünde bulundurulduğunda değiştirilebilir bir parametre olarak görülmektedir. |
| 9. | Kahramanmaraş depremi sonrası Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp kliniğine başvuran hastaların veri analizi Data analysis of patients admitted to the emergency medicine clinic of Mersin City Training and Research Hospital after the Kahramanmaraş earthquake Zikret Köseoğlu, Tamer Çolak, İnan Beydilli, Giray Altunok, Kemal Şener, Kaddafi Demir, Ahmet Uzan, Süleyman SökerPMID: 39092969 PMCID: PMC11372496 doi: 10.14744/tjtes.2024.68523 Sayfalar 579 - 587 AMAÇ: Deprem ve diğer doğal afetlerde doğrudan travmaya bağlı olarak ciddi sayıda yaralanma meydana gelmektedir. Ayrıca afetin aşırı iş yükü yüklenen sağlık kurumlarını da etkilemesi nedeniyle sağlık çalışanları deprem sırasında önemli zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu bağlamda yakın çevrede sağlık hizmeti veren hastaneler önemli bir rol oynamaktadır. Ancak doğru planlamayla sağlık krizi en iyi şekilde yönetilebilir. GEREÇ VE YÖNTEM: 6 Şubat 2023'te Türkiye'nin güney ve ortadoğu bölgelerinde meydana gelen depreme bağlı yaralanma nedeniyle Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran hastalar üzerinde tek merkezli retrospektif bir çalışma yapıldı. Çalışma kriterlerini karşılayan toplam 2155 hasta analize dahil edildi. BULGULAR: Çalışmamıza dahil edilen 2155 hastanın %46.8'i (n=1009) erkek olup yaş ortalaması 45.86±17.68 yıl idi. Düşmeler (% 57.2, n=1233) en sık görülen yaralanma mekanizması olup, vakaların %71.9'u (n=1550) hastanemize kendi imkanları ile başvurmuştur. Kranial bölgede en sık görülen yaralanmalar yumuşak doku yaralanması ve cilt kesileri iken, torasik bölgede yumuşak doku yaralanması ve kaburga kırıkları en sık görülen yaralanmalardı. Abdominal yaralanmalar içindeen sık yumuşak doku yaralanması ve retroperitoneal kanama saptanırken, üst ve alt ekstremitede ise yumuşak doku yaralanması ve kırıkları en sık olarak saptandı. Olguların %11,1'inde (n=240) üst ekstremitede, %21.3'ünde (n=458) alt ekstremitede kırık tespit edildi.Rabdomiyoliz en sık görülen yaralanma türlerinden biriydi (n=443, %20,6). Vakaların %9.2'sinde (n=198)Crushsendromu ve akut böbrek hasarı saptandı; bu durum 40 (%1.8) hastada toplam 46 amputasyona ve 132 (%6.1) hastada 164 fasiyotomiye yol açtı. Ortopedi bölümü en sık cerrahi müdahale ve hastaneye yatışları gerçekleştirdi. Vakaların %3.0'ında (n=62) mortalite gözlendi. SONUÇ: Bu çalışma deprem sonrasında iş yükünde ve hasta hacminde önemli bir artış olduğunu ortaya koymuştur. Deprem gibi ciddi travma riski yüksek olan afetlerde kırık, ezilme sendromu, amputasyon, fasiyotomi gibi durumlara hızlı müdahale için çok sayıda sağlık profesyoneline ihtiyaç vardır. Afet planlaması ve olası sonuçlara karşı hazırlıklı olmak, hastaneleri ilgilendiren sağlık krizini hafifletecek ve mortalite ve morbiditede önemli azalmalara yol açacaktır. |
| 10. | Türkiye'de deprem sonrası ezilme sendromu için mortalite risk faktörleri: Sistemik inflamatuvar parametrelerin herhangi bir rolü var mı? Mortality risk factors for crush syndrome after an earthquake in Türkiye: Do systemic inflammatory parameters play any role? Mediha Türktan, Ömer Doğan, Mehmet Gökhan Gök, Kaniye Aydın, Ersel Güleç, Zehra Hatipoğlu, Yusuf Kemal Arslan, Dilek ÖzcengizPMID: 39092965 PMCID: PMC11372493 doi: 10.14744/tjtes.2024.09637 Sayfalar 588 - 595 AMAÇ: Çalışmamızın amacı, Türkiye'de Kahramanmaraş depremi sonrası yoğun bakımda takip edilen crush sendromu tanılı hastalarda nötrofil-lenfosit oranı (NLR), lenfosit-monosit oranı (LMR) ve trombosit-lenfosit oranının (PLR) 28 günlük mortalite üzerindeki prognostik etkisini değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmaya deprem sonrası crush sendromu tanısıyla yoğun bakım ünitesine yatırılan toplam 63 yetişkin hasta dahil edildi. Hastaların tıbbi kayıtları takip formları ve hastane veri sistemi kullanılarak incelendi. BULGULAR: Hastaların ortalama yaşı 38.9±17.3 yıl ve enkaz altında geçen ortanca süre 31.5 saat idi. 28 günlük mortalite oranı %27 idi. Tek değişkenli genelleştirilmiş tahmin denklemleri (GEE) veya diğer analizlerde, 28 günlük mortalite grupları arasında anlamlı bulunan değişkenler (veya aday değişkenler) ve biyolojik bir faktör olarak yaş, çok değişkenli GEE modeline dahil edildi. Sürekli renal replasman tedavisi (CRRT), serum sodyum konsantrasyonu, sıralı organ yetmezliği değerlendirme (SOFA) skoru ve PLR'nin mortalite üzerindeki etkisi istatistiksel olarak anlamlıydı. SONUÇ: Yüksek SOFA skorları, CRRT gerekliliği, artmış serum sodyum seviyeleri, ve azalmış PLR değerleri deprem sonrası crush sendromu tanılı hastalarda 28 günlük mortaliteyi artırmaktadır. |
| 11. | Acil tıp hekimleri için zor bir karar: Bebekler ve yenidoğanlarda kafa travmasında rutin tekrarlayan bilgisayarlı beyin tomografisi A challenging decision for emergency physicians: Routine repeat computed brain tomography of the brain in head trauma in infants and neonates Burak Katipoglu, Nurullah İshak Işık, Ömer Faruk Turan, Safa Dönmez, Yusuf Yavuz, Ensar Durmuş, Attila Bestemir, Dariusz TimlerPMID: 39092976 PMCID: PMC11372490 doi: 10.14744/tjtes.2024.28368 Sayfalar 596 - 602 AMAÇ: Kafa travması, ölüm ve sakatlığın önde gelen nedenleir. Ağır kafa travması için standart tedavi protokolleri mevcutken, bebeklerde ve yenidoğanlarda pozitif görüntüleme bulguları olan hafif kafa travmaları için net takip standartları bulunmamaktadır. Orta ve hafif kafa travması olan çocuklarda kontrol beyin BT görüntülemesi rutin olarak önerilmezken, bebekler ve yenidoğanlarda kontrol görüntüleme ihtiyacı belirsizliğini korumaktadır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamız retrospektif, gözlemsel ve tanımlayıcı bir çalışmadır. Ankara Etlik Şehir Hastanesi Etik Kurulu onayı ile acil servise izole kafa travması ile başvuran 1 yaş altı hastalar incelendi. Dahil edilme kriterleri arasında acil servise başvuru, birden fazla beyin BT çekilmesi ve hafif kafa travması (GKS >13) yer aldı. Eksik takip verileri veya çoklu travması olan hastalar hariç tutuldu. Yaş, cinsiyet, travma mekanizması, ilk ve kontrol beyin BT bulguları, hastaneye yatış ve cerrahi işlemler kaydedildi ve SPSS istatistik paketi kullanılarak analiz edildi. BULGULAR: Tarama sonucu bulunan 238 hastadan 154'ü çalışmaya dahil edildi. Bu 154 hastanın %66.9'u erkekti ve yaş ortalaması 5.99 aydı. En sık başvuru semptomu %79.2 ile travma bölgesinde şişlikti. En sık görülen travma mekanizması %85.1 ile düşme (<90 cm) idi. Kontrol BT'de patolojik ilerleme hastaların %5.2'sinde gözlendi ve yalnızca %1.9'unda cerrahi tedavi gerekti. Hastaların %34.4'ü hastaneye yatırıldı. Beyin parankimal patolojisi olan hastalar, kontrol BT'de daha yüksek oranda patolojik ilerleme ve daha uzun hastanede kalış gösterdi. SONUÇ: Hafif kafa travmalı bebeklerde kontrol beyin BT taramaları, beyin parankimal patolojisi olan vakalar dışında hasta sonuçlarını değiştirmemektedir. Çalışma verileri izole kafatası kırıklarında tekrar görüntülemenin faydası olmadığını gösterdi. Görüntüleme artefaktları, taramaların tekrarlanmasını gerektirmiş ve bu da radyasyona maruz kalmanın artmasına katkıda bulunmuştur. Gereksiz tekrarlanan görüntüleme, radyasyona maruz kalmayı ve maliyetleri artırmaktadır. Hastaların küçük bir yüzdesinde intrakraniyal patolojinin ilerlemesi gözlendi, bu da kontrol görüntüle-menin yalnızca beyin parankimal hasarı varlığında yapılmasını haklı göstermektedir. Bu bulguları doğrulamak için daha büyük örneklem büyüklüğüne sahip prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. |
| 12. | Ateşli silah yaralanmasına bağlı erken ve gecikmiş alt ekstremite amputasyonları: Minimum 2 yıllık takip Early versus delayed lower extremity amputations caused by firearm injury: A minimum 2-year follow-up Mustafa Aydın, Ali Murat Başak, Ömer Levent Karadamar, Begüm Aslantaş, Ali Aydilek, Tolga Ege, Deniz CankayaPMID: 39092975 PMCID: PMC11372485 doi: 10.14744/tjtes.2024.36276 Sayfalar 603 - 609 AMAÇ: Ateşli silah yaralanmaları gibi yüksek enerjili yaralanmalar, alt ekstremitelerde aşırı yumuşak doku ve kemik kaybına neden olabilir.Bu tür yaralanmalarda öncelikli olarak ekstremitenin korunması hedeflense de,ekstremitenin kurtarılması ve fonksiyonun restorasyonu için tekrarlanan cerrahi işlemler hastaya hem fiziksel hem de psikolojik açıdan zarar verici sonuçlar doğurabilmektedir.Çalışmanın temel amacı ateşli silah yaralanması sonrası erken dönemde alt ekstremite amputasyonu yapılan hastaların fiziksel ve psikolojik bulguları ile geç dönemde amputasyon yapılan hastaların sonuçlarının değerlendirilmesidir. Ayrıca geç diz altı amputasyon uygulanan hastalarda prognozu etkileyen faktörleri de değerlendirilmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu retrospektif çalışmaya Mart 2017 ile Mart 2022 tarihleri arasında ateşli silahlara bağlı alt ekstremite yaralanması sonrası diz altı amputasyon uygulanan hastalar dahil edildi. Yaralanmanın hemen ardından götürüldükleri ilk merkezde acil diz altı amputasyon uygulanan hastalar erken amputasyon grubunu oluşturdu.Başka bir merkezde yapılan ilk müdahalenin ardından tedavilerinin devamı için üçüncü basamak sevk merkezimize nakledilen ve daha sonra diz altı amputasyon uygulanan hastalar geç amputasyon grubunu oluşturdu. Hastalar yaş, cinsiyet, amputasyon tarafı, fantom uzuv ağrısı varlığı ve travma sonrası stres bozukluğu açısından değerlendirildi. BULGULAR: Toplam 35 hastanın bilgileri hastane kayıtlarından elde edildi; Erken amputasyon grubunda 16, Geç amputasyon grubunda ise 19. Hastaların tamamı erkekti. Yaralanma anında ortalama yaş 25.5±5.3 yıl (aralık, 20-45 yıl) ve ortalama takip süresi 37±17 ay (aralık, 25-72 ay) idi. Yaşanan fantom uzuv ağrısı karşılaştırıldığında gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı; Erken amputasyon grubunda 1 (%10) hastanın, Geç amputasyon grubunda ise 9 (%90) hastanın fantom uzuv ağrısı yaşadığı görüldü (p=0.010). Erken amputasyon grubunda 3 (%23) hastada, Geç amputasyon grubunda ise 10 (%77) hastada Travma sonrası stres bozukluğu tanısı konuldu (p=0.039). SONUÇ: Geç diz altı amputasyon uygulanan hastaların Fantom uzuv ağrısı ve Travma sonrası stres bozukluğundan daha yüksek oranda etkilendikleri belirlendi. Alt ekstremitede ciddi açık yaralanması olan hastalarda ekstremite koruyucu cerrahiye karar verirken geç diz altı amputasyon ile ilişkili kötü sonuçların dikkate alınması çok önemlidir. Hastalar bu olumsuz sonuçlar konusunda iyice bilgilendirilmelidir. |
| 13. | Okulda şiddet ve zorbalık: Türkiye’de bir üniversite hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalından alınan 10 yıllık veriler Violence and bullying at school: 10-year data from the Forensic Medicine Department of a University Hospital in Türkiye Çağdaş Savaş, Nazlıcan Aras, Gizem Gençoğlu, Mehmet Hakan ÖzdemirPMID: 39092972 PMCID: PMC11372489 doi: 10.14744/tjtes.2024.93955 Sayfalar 610 - 618 AMAÇ: Okulda şiddet en geniş tanımıyla okulda, okul çevresinde, okula giderken veya okula ilişkin herhangi bir çevrede fiziksel, psikolojik, cinsel şiddet ve zorbalık içeren eylemler bütünü olarak tanımlanmaktadır. Okul ortamını çocuğun günlük yaşamının büyük bir kısmını geçirdiği bir yer olarak düşündüğümüzde, çocuğun yaşamı üzerindeki etkisi azımsanamayacak kadar büyüktür. Bu çalışmada anabilim dalımızda adli raporları düzenlenen okulda şiddet ve zorbalık olgularının özellikleri paylaşılarak; okul içi şiddet ve zorbalık olgularının tespiti ve engellenmesine yönelik çözüm önerilerinin sunulması ile bu hususta literatüre katkı sağlamak amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: 01.01.2012-31.12.2022 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalınca düzenlenen toplam 14330 adli rapor incelendi ve toplam 125 olgunun okulda şiddet gördüğü tespit edildi. Öğrenci olmayan 5 olgu analiz dışı bırakılarak çalışmaya sadece öğrenci olan 120 olgu dahil edildi. Sosyodemografk veriler, şiddetin türü, olayın geçtiği yer, okul çağı, yaralanma orjini, ruhsal değerlendirme sonuçları vb. değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 29.0 paket programı kullanılarak yapıldı. BULGULAR: Toplam 120 olgunun 90’nı (%75) erkek, 25’i (%25) kadındı. Olguların en sık ortaöğretim (n=73, %60.8), ikinci sıklıkta ise (n=36, %30) ilköğretim düzeyinde şiddete maruz kaldığı tespit edildi. Maruz kalınan şiddetin türü incelendiğinde; en sık (n=96, %80) fiziksel, ikinci sıklıkta cinsel (n=21, %17.5) şiddet olduğu görüldü. Erkeklerin %91.1’nin (n=82) fiziksel, kadınların ise %43.3’ünün (n=13) cinsel şiddete maruz kaldığı saptandı. Cinsiyete göre maruz kalınan şiddetin türü arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,001). Şiddet sonrası ruhsal değerlendirmesi yapılan olgulara en sık konulan tanının travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) (n=15, %45.5) olduğu görüldü. SONUÇ: Şiddet ve zorbalık eylemleri ile mücadelede, farklı kültürlerdeki okullarda zorbalık nedenlerinin analiz edilmesi, problem alanına ilişkin uygun girişimlerin planlanıp uygulanması ve sonuçlarının yaygınlaştırılması ile tekrar edebilir olayları önlemeye dayalı stratejilerin daha etkin sonuçlar vereceği kanaatindeyiz. |