| DENEYSEL ÇALIŞMA | |
| 1. | Halofuginonun sıçan kraniyektomi modelinde antifibrotik ve anti-inflamatuar özellikleri Antifibrotic and anti-inflammatory properties of halofuginone in a rat craniectomy model Tuncer Taşcıoğlu, Ömer Şahin, Muzaffer Çaydere, Aysegül Firat, H. Selçuk Sürücü, Duran Berker CemilPMID: 41392846 PMCID: PMC12782703 doi: 10.14744/tjtes.2025.70707 Sayfalar 1069 - 1074 Amaç: Kranioplasti, kraniektomi sonrası oluşan defektin çeşitli materyaller ile kapatılması işlemidir. Bu işlemin kraniektomi sonrası fibröz skarın oluşturduğu yapışıklıklar nedeniyle bazı komplikasyonları vardır. Bu komplikasyonlar arasında dura hasarı sonucu BOS fistülü ve parankim hasarı sonucu, kontüzyo ve serebral hematom yer almaktadır. Dichroa febrifuga'dan elde edilen düşük molekül ağırlıklı bir molekül olan halofuginon, tip 1 kolajen sentezini ve TGF-β sinyal yolunu inhibe ederek antifibrotik ve anti-inflamatuar özellikler göstermiştir. Bu çalışmanın amacı, halofuginonun kraniyektomi sonrası fibrotik doku oluşumu üzerindeki etkilerini bir sıçan modelinde araştırmaktır. Greç ve Yöntem: 20 erkek Wistar sıçana bilateral frontoparietal kraniektomi uygulandı ve iki gruba ayrıldı: serum fizyolojik ile tedavi edilen kontrol grubu ve ameliyat sonrası bir hafta boyunca oral halofuginon (1 mg/kg/gün) alan halofuginon grubu. 30 gün sonra, dura mater kalınlığı, epidural fibrozis, araknoid tutulumu ve kemik rejenerasyonunu değerlendirmek için histopatolojik ve ultrastrüktürel analizler yapıldı. Bulgular: Sonuçlar halofuginonun dura mater kalınlığını (19.3 ± 6.51 μm'ye karşı kontrollerde 51.29 ± 14.3 μm, p < 0.05) ve epidural fibrozis derecelerini önemli ölçüde azalttığını ve halofuginon grubunda daha az araknoid yapışıklık gözlendiğini gösterdi (p < 0.05). Elektron mikroskobu, halofuginon ile tedavi edilen sıçanlarda daha az aktif fibroblast ve daha ince, dağınık kolajen lifleri ortaya çıkardı, bu da fibroblast aktivitesinin ve kolajen üretiminin inhibisyonunu düşündürdü. Gruplar arasında kemik rejenerasyonunda anlamlı bir fark gözlenmedi. Sonuç: Bu bulgular, halofuginonun kraniyektomi bölgelerinde fibrotik doku oluşumunu, potansiyel olarak kolajen sentezini ve enflamatuar yanıtları baskılayarak etkili bir şekilde azalttığını göstermektedir. Ameliyat sonrası fibrozisi önlemede klinik uygulamalarını araştırmak için daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir. |
| KLINIK ÇALIŞMA | |
| 2. | Pediatrik femur boynu kırıklarında kanüllü vida fiksasyonu: Sonuçlar ve komplikasyon belirleyicileri Cannulated screw fixation in pediatric femoral neck fractures: Outcomes and complication predictors Mehmet Ali Talmaç, Melih Civan, İlyas Kar, Yiğit ÖnaloğluPMID: 41392836 PMCID: PMC12782697 doi: 10.14744/tjtes.2025.03388 Sayfalar 1075 - 1081 AMAÇ: Pediatrik femur boyun kırıkları (PFNK) nadirdir ancak femur başının hassas vaskülaritesi nedeniyle yüksek komplikasyon oranları ile ilişkilidir. Kanüllü vida fiksasyonu (KVF) en sık kullanılan cerrahi yöntemlerdendir, ancak optimal tedavi stratejileri halen tartışmalıdır. Bu çalışmanın amacı, KVF ile tedavi edilen PFNK’lerin radyolojik ve fonksiyonel sonuçlarını değerlendirmek ve postoperatif komplikasyon öngördürücü faktörlerini belirlemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Haziran 2020-Aralık 2024 arasında KVF ile tedavi edilen 28 hasta (ortalama yaş 12.4; dağılım 5-18) retrospektif olarak incelendi. Kırıklar Delbet–Colonna ve Garden sınıflamaları ile değerlendirildi. Redüksiyon kalitesi radyografik olarak incelendi, fonksiyonel sonuçlar Harris Kalça Skoru (HHS) ile ölçüldü. İstatistiksel analizlerde tek ve çok değişkenli lojistik regresyon kullanıldı. BULGULAR: Radyografik kaynama %92.9 oranında sağlandı. Genel komplikasyon oranı %42.9 idi: coxa vara (%17.8), avasküler nekroz (AVN, %14.3), prematür epifiz kapanması (PEK, %10.7) ve kaynamama (%7.1). AVN (ortalama HHS 72.5) ve kaynamama (70.0) en düşük fonksiyonel skorlarla ilişkiliydi; coxa vara (82.0) ve PEK (85.0) ise göreceli olarak iyi sonuçlar gösterdi. Komplikasyonsuz hastalarda en iyi sonuçlar elde edildi (ortalama HHS 88.5). Çok değişkenli analizde yüksek Garden sınıflaması (OR 4.1; p=0.038) ve anatomik olmayan redüksiyon (OR 3.75; p=0.046) bağımsız risk faktörleri olarak belirlendi. PEK, implant çıkarımı ile anlamlı şekilde ilişkili bulundu (p=0.003). Küçük örneklem sayısına rağmen, HHS'ye dayalı bir post-hoc güç analizi, büyük etkileri tespit etmek için yaklaşık %85'lik bir güç olduğunu gösterdi. SONUÇ: PFNK, cerrahi tedaviye rağmen yüksek komplikasyon oranları ile zorlayıcı bir pediatrik yaralanma olmaya devam etmektedir. Özellikle AVN ve coxa vara’yı azaltmak için anatomik redüksiyon kritik öneme sahiptir. PEK gelişen hastalarda implant çıkarımı gerektirebilmesi ve kalça deformitesi veya bacak boyu eşitsizliği gelişebilmesi riski nedeniyle yakın takip önerilir. Bu nadir ancak klinik açıdan önemli kırık tipinde cerrahi stratejilerin netleştirilmesi için daha geniş, prospektif çalışmalar gereklidir. |
| 3. | Elit futbolcularda metakarp kırıklarının minimal invaziv tedavisi sonrası erken spora dönüş Early return to play after minimally invasive treatment of metacarpal fractures in elite football players Yener Ince, Onur Çetin, Arın Celayir, Göker Utku Değer, Tolgahan KorkmazPMID: 41392838 PMCID: PMC12782701 doi: 10.14744/tjtes.2025.40074 Sayfalar 1082 - 1087 AMAÇ: Metakarp kırığı bulunan profesyonel futbolcularda kapalı redüksiyon ve çapraz retrograd intramedüller Kirschner teli (K-teli) tespiti yönteminin klinik sonuçlarını değerlendirmek; özellikle spora dönüş süresi ve komplikasyon oranlarına odaklanmak. GEREÇ VE YÖNTEM: Metakarp kırığı olan toplam 27 elit profesyonel futbolcu, kapalı redüksiyon ve çapraz retrograd K-teli tespiti yöntemiyle tedavi edildi. Tüm cerrahiler aynı ortopedi cerrahı tarafından gerçekleştirildi. Ameliyat sonrası rehabilitasyon süreci, standart bir protokol ve tek bir el terapisti tarafından tasarlanan kişiye özel atelleri içeriyordu. Klinik ve fonksiyonel sonuçlar; eklem hareket açıklığı (ROM), kavrama kuvveti, Ağrı için Görsel Analog Skala (VAS), Kol, Omuz ve El Engellilik Anketi (DASH) skorları, antrenmana ve müsabakaya dönüş süresi ile radyografik kaynama açısından değerlendirildi. BULGULAR: Çalışmaya katılan grubun ortalama yaşı 24’tü. En sık etkilenen bölge beşinci metakarptı ve saha üzerinde düşme en yaygın yaralanma mekanizmasıydı. Antrenmana ortalama dönüş süresi 3.16 hafta, müsabakaya dönüş 4.12 hafta ve radyografik kaynama 4.88 hafta olarak belirlendi. Ortalama DASH skoru 67.5’ten 12.8’e, VAS skoru 5.78’den 0.75’e, MCP eklem hareket açıklığı 66.75°’den 89.25°’ye ve kavrama kuvveti %44.87’den %95.55’e yükseldi. SONUÇ: Kişiselleştirilmiş ameliyat sonrası bakım ile uygulanan kapalı redüksiyon ve çapraz retrograd K-teli tespiti, elit futbolcularda güvenli, etkili ve minimal invaziv bir yöntem olup, mükemmel fonksiyonel sonuçlarla erken spora dönüşü sağlamaktadır. |
| 4. | Sonoelastografi kullanılarak ön çapraz bağ rekonstrüksiyonunun klinik ve fonksiyonel sonuçlarının karşılaştırılması Comparing clinical and functional outcomes of anterior cruciate ligament reconstruction using sonoelastografi Eralp Erdoğan, Zafer Güneş, Özgür Kaya, Mehmet Hamdi Şahan, Veysel Burulday, Özge Vergili, Sancar Serbest, Uğur TiftikçiPMID: 41392848 PMCID: PMC12782704 doi: 10.14744/tjtes.2025.73730 Sayfalar 1088 - 1094 AMAÇ: Ön çapraz bağ (ACL) yaralanmaları, özellikle atletik spor yaralanmaları arasında yaygındır. Çoğu klinisyen, tanı amacıyla ve tedavi değerlendirmesi için manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanır; ancak maliyet ve erişilebilirlik açısından zorluklar çıkarabilir. Ultrason (USG) rehberliği daha erişilebilir olsa da, ACL yaralanmasını tek başına teşhis etmek için yetersizdir. Bu nedenle, çalışmamız, tendon problemlerini incelemek için yeni bir yöntem olan sonoelastografinin, ön çapraz bağ yaralanmaları üzerindeki etkinliğini test etmeyi amaçladı. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma, belirlenen dahil etme kriterlerini karşılayan 45 hastadan oluşan bir kohortu kapsadı. Hastaları, 2017 ile 2020 yılları arasında ortopedi ve travmatoloji kliniğinde anatomik ACL onarımı geçiren 105 bireyden oluşan bir kohorttan seçtik. Klinik muayene sonuçları ve ACL rekonstrüksiyonu yapılan hastalarda ACL'nin stabilitesi ve kalitesi, manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve stres eko gevşekliği (SEL) test sonuçlarıyla karşılaştırıldı. BULGULAR: Çalışma, ortalama yaşı 30.7±1.4 yıl olan 40 bireyden oluşuyordu. Hastaların Lysholm puanları, ameliyat sonrası önemli bir iyileşme gösterdi ve ortalama olarak ameliyat öncesi 2.2±0.9'dan ameliyat sonrası 6.1±1.6'ya yükseldi. Lachman, anterior drawer ve pivot-shift testleri, preoperatif değerlere göre iyileşmeler gösterdi. Tek bacak zıplama testinde, etkilenmeyen tarafa göre önemli bir fark gözlemlenmedi. SEL bulguları, sağlıklı ACL örneklerinin %15,6'sının tip 2a, %68.9'unun tip 2b ve %15.6'sının tip 3a olarak kategorize edildiğini gösterdi. Rekonstrükte ACL kohortunda, %17.8'i tip 2a, %62.2'si tip 2b ve %20'si tip 3a olarak kategorize edildi. Sağlıklı ACL ile rekonstrükte ACL arasında önemli bir istatistiksel fark tespit edilmedi. Hiçbir hastada tip 3b veya tip 4 vakası tespit edilmedi. SONUÇ: Yırtılmış bir ACL tespit etmek ve bağ rekonstrüksiyonu yapıldıktan sonra stabilitesini ve durumunu kontrol etmek için SEL kullandık. SEL veya stres sonoelastografi kullanarak greftin canlılığını izliyoruz ve ACL yaralanmalarının ilerlemesini değerlendiriyoruz. Ayrıca, onarılan bağın normal bir bağa benzer işlevsel bir yapıya sahip olup olmadığını değerlendirmede de faydalıdır. Bunların yanında, erişilebilirliği, maliyet etkinliği, tekrarlanabilirliği ve hasta tercihini göz önünde bulundurulduğunda, MRG'ye göre daha avantajlı bir alternatif sunabilir. |
| 5. | Obstetrik ve non-obstetrik anal sfinkter yaralanmalarının karşılaştırılması: Cerrahi sonuçlar ve jorge wexner skoru analizi Comparison of obstetric and non-obstetric anal sphincter injuries: Surgical outcomes and Jorge Wexner score analysis Mustafa Karaağaç, Sedat Çarkıt, Orhun Ozturk, Muhammet Akyüz, Hızır Yakup AkyıldızPMID: 41392843 PMCID: PMC12782699 doi: 10.14744/tjtes.2025.58436 Sayfalar 1095 - 1101 AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, obstetrik ve non-obstetrik anal sfinkter yaralanmaları nedeniyle cerrahi onarım uygulanan hastalarda Jorge Wexner skoru temelinde uzun dönem kontinens sonuçlarını karşılaştırmaktır. Ayrıca, tam kontinens sağlanması ile kalıcı fekal inkontinans arasında ilişkili olabilecek öngörücü faktörler analiz edilmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu retrospektif analizde, 2016–2019 yılları arasında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde anal sfinkter yaralanması nedeniyle cerrahi tedavi uygulanan ve en az beş yıllık takip süresi olan 13 hasta değerlendirilmiştir. Hastalar obstetrik (n=8) ve obstetrik dışı (n=5) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Fonksiyonel sonuçlar, ameliyat sonrası 6. ay, 1. yıl ve 5. yılda Jorge Wexner skoru ile değerlendirilmiştir. Sürekli değişkenler Mann–Whitney U testi ile, kategorik değişkenler Fisher exact testi ile, zamana bağlı değişiklikler Friedman testi ile analiz edilmiştir. Tam kontinens sağlanmasını öngören olası faktörler ise ikili lojistik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. BULGULAR: Obstetrik dışı grupta ortalama yaş anlamlı olarak daha yüksek (p=0.045) ve hastanede yatış süresi daha uzundu (p=0.006). Perineal muayenede, obstetrik dışı olgularda daha fazla doku kaybı ve kontaminasyon saptanmış olup genellikle fekal diversiyon gereksinimi doğmuştur. Buna karşılık, obstetrik yaralanmalar genellikle daha temiz ve lineer yapıda izlenmiştir. Tüm zaman noktalarında obstetrik dışı grupta Wexner skorları daha yüksek olmakla birlikte, gruplar arası farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Obstetrik dışı grupta Wexner skorları zaman içinde anlamlı değişkenlik göstermiştir (p=0.014), ancak obstetrik grupta bu değişim anlamlı değildir (p=0.257). Hiçbir bireysel değişken, tam kontinens sağlanması ile istatistiksel olarak anlamlı ilişki göstermemiştir. Lojistik regresyon modeli genel olarak anlamlı bulunmuş (p=0.027), ancak bağımsız değişkenlerin hiçbiri anlamlı düzeye ulaşmamıştır. SONUÇ: Obstetrik yaralanmalara kıyasla, obstetrik dışı anal sfinkter yaralanmaları daha uzun iyileşme süreci ve daha uzun hastanede yatış süresi ile karakterizedir. Bu bulgular, obstetrik dışı olguların daha karmaşık bir klinik seyir izlediğini düşündürmektedir. |
| 6. | Femoral boyun kırığı sonrası hemiartroplasti için minimal invaziv ve geleneksel lateral yaklaşımların karşılaştırılması, ameliyat sonrası ağrının azaldığını ve daha az kan transfüzyonu gerektiğini göstermektedir A comparison of the minimally invasive and traditional lateral approaches for hemiarthroplasty following a femoral neck fracture shows reduced postoperative pain and fewer blood transfusions Bülent Kılıç, Süleyman Altun, Melih Civan, Sevan Sıvacıoğlu, Fatih Şentürk, Baran Heval Kömür, Ergün MendeşPMID: 41392844 PMCID: PMC12782702 doi: 10.14744/tjtes.2025.60464 Sayfalar 1102 - 1108 AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, hemiartroplasti (HA) ile tedavi edilen femoral boyun kırıklarının tedavisinde standart kalça cerrahisi aletleri ile uygu-lanan minimal invaziv direkt lateral yaklaşımın, çalışmada konvansiyonel grup (CG) olarak adlandırılan standart Hardinge direkt lateral yaklaşıma kıyasla operasyon süresi, erken postoperatif ağrı, postoperatif kan kaybı ve hastanede kalış süresi üzerindeki etkilerini araştırmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Hastanemizin tıbbi kayıtlarından klinik verileri retrospektif olarak topladık. Seçilen hastaları dahil etme kriterleri; düşük ener-jili travmadan kaynaklanan femoral boyun kırığı tanısı almış ve HA cerrahisi ile tedavi edilmiş olmak. Hastalar cerrahi yaklaşıma göre iki gruba ayrıldı: konvansiyonel grup (CG) ve mini kesi grubu (MG). Yirmi dört hasta MG'yi (vaka grubu) oluştururken, on sekiz hasta CG'de (kontrol grubu) yer aldı. Ameliyat için ortalama bekleme süresi MG için 3.8 gün ve CG için 3.6 gündür. İstatistiksel analizler, gruplar arasında postoperatif ağrı skorları, hastanede kalış süreleri, postoperatif kan infüzyonu, operasyon süresi, hemoglobin ve hematokrit seviyelerindeki farklılıkları değerlendirmek için yürütüldü. BULGULAR: Çalışmamızda vaka ve kontrol grupları arasında yaş ve cinsiyet dağılımında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Mini kesi grubunun ortalama yaşı 83.8 yıl iken, diğer grubun ortalama yaşı 86.9 yıldı. Her iki grupta da kırık tipleri eşit olarak Garden tip III ve IV idi. Ancak, birinci ve üçüncü postoperatif günlerdeki görsel analog skala (VAS) skorları vaka grubunda CG grubuna göre anlamlı derecede düşüktü (p<0.05). MG' deki hastalar kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede daha az postoperatif kan transfüzyonuna ihtiyaç duydu. Hastanede kalış süresi, hemoglobin ve hematokrit seviyeleri hem operasyon öncesi hem de taburculuk sırasında gruplar arasında benzerdi. SONUÇ: Bu çalışmadan elde edilen veriler, mini kesi tekniğinin femur boynu kırıklarının tedavisinde etkili ve güvenilir bir yöntem olduğunu göstermektedir. Geleneksel grupla karşılaştırıldığında; femur boyun kırıkları için minimal invaziv direkt lateral yaklaşım, standart lateral yaklaşıma kıyasla erken iyileşme döneminde postoperatif ağrıyı önemli ölçüde azaltır, daha az kan kaybına, daha iyi kozmetik sonuçlara ve benzer bir hastanede kalış süresine yol açar. Daha büyük vaka sayılarını içeren ve uzun vadeli postoperatif sonuçları değerlendiren klinik çalışmalar gereklidir. |
| 7. | Travma sonrası erken dönemde masif transfüzyon ve mortalite öngörüsü: Skorlama sistemlerinin retrospektif bir analizi Prediction of massive transfusion and mortality in early trauma care: A retrospective analysis of scoring systems Baki Türkoğlu, Bilgi Karakaş, Mehmet Dinçay Yar, Hüseyin Mert Tezcan, Melis Vuslat Tunç, Doğan Özen, Şahin Kaymak, Aytekin ÜnlüPMID: 41392841 PMCID: PMC12782695 doi: 10.14744/tjtes.2025.52643 Sayfalar 1109 - 1118 AMAÇ: Hemorajik şok, özellikle travmanın ilk saatlerinde, önlenebilir travma ölümlerinin başlıca nedenlerinden biridir. Masif transfüzyon gereksinimi olan veya yüksek mortalite riski taşıyan hastaların erken dönemde tanımlanması, travma yönetiminin optimize edilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Masif transfüzyonun erken öngörülmesi, kan ürünlerinin hazırlanmasına zaman kazandırır. Ayrıca, mortalite riskinin erken dönemde belirlenmesi, tedavi yaklaşımını yönlendirme potansiyeline sahiptir. Bu amaçla birçok travma ve transfüzyon skorlama sistemi geliştirilmiş olsa da bu sistemlerin erken dönemdeki karşılaştırmalı öngörü performansı hâlâ net değildir. Bu çalışmada, travmadan sonraki ilk 4 saat içinde masif transfüzyon gereksinimi ve hastane içi mortaliteyi öngörmede travma ve transfüzyon skorlama sistemlerinin etkinliği değerlendirildi. GEREÇ VE YÖNTEM: 2018-2022 yılları arasında üçüncü basamak bir sağlık merkezinin acil servisine travma nedeniyle başvurup ilk 4 saat içinde en az 1 ünite eritrosit süspansiyonu verilen 117 hasta retrospektif olarak incelendi. Demografik veriler, travma mekanizmaları, klinik ve laboratuvar bulguları toplandı. Her hastaya 16 farklı travma ve transfüzyon skorlama sistemi uygulandı. Masif transfüzyon, ilk 4 saat içinde ≥5 ünite kan ürünü verilmesi olarak tanımlandı. ROC analizi ile her bir skorun öngörü gücü değerlendirildi ve optimal eşik değerler Youden İndeksi ile belirlendi. BULGULAR: Masif transfüzyonun 23 hastaya uygulandığı görüldü (%19.7); bu grup içerisinde en yaygın travma mekanizması ateşli silah yaralanmalarıydı. Tüm 16 skorlama sistemi, masif transfüzyon alan ve almayan hastaları anlamlı şekilde ayırt etti. Masif transfüzyonu öngörmede en yüksek doğruluk Şok İndeksi’ne (AUC=0.911) aitti. Hastane içi mortaliteyi öngörmede, Schreiber Skoru dışındaki tüm sistemler anlamlı öngörü kabiliyeti gösterdi. TRISS, mortalite için en yüksek öngörü gücüne sahipti (AUC=0.975). Bazı skorların eşik değerlerinin kohorta özgü olarak yeniden belirlenmesi gerektiği görüldü. SONUÇ: Travma hastalarında skorlama sistemlerinin erken dönemde uygulanması, klinik sonuçların öngörülmesinde değerli bilgiler sağlar. İncelenen sistemler arasında, Şok İndeksi masif transfüzyonu öngörmede en güvenilir sistem olarak öne çıkarken, TRISS hastane içi mortaliteyi tahmin etmede en başarılı sistem olmuştur. Bu bulgular, travmanın erken yönetiminde hızlı ve skora dayalı değerlendirme yöntemlerinin önemini vurgulamakta ve bu sistemlerin farklı hasta gruplarında daha geniş çaplı çalışmalarla doğrulanması gerektiğini göstermektedir. |
| 8. | Kahramanmaraş depremi: Ortopedik el cerrahisi birimi mikrocerrahi perspektifi Kahramanmaraş earthquake: From a microsurgical perspective of an orthopaedic hand surgery unit Uğur Bezirgan, Yener Yoğun, Merve Dursun Savran, Peri Kından Baltacı, Mehmet ArmangilPMID: 41392837 PMCID: PMC12782693 doi: 10.14744/tjtes.2025.08835 Sayfalar 1119 - 1129 Amaç: Depremler, doğal afetlerin en yıkıcı türü olarak kabul edilir. Türkiye, fay hatları üzerinde bulunduğundan tarihinde birçok felaket deprem yaşamıştır. Ülkenin güneydoğu kesiminde 6 Şubat'ta meydana gelen şiddetli deprem, on bir şehri etkileyerek büyük zarara yol açmıştır. Bu çalışmanın amacı, başlangıçta amputasyon önerilen ancak bu işlemi reddeden belirli bir hasta grubunun tedavi yönetimini değerlendirmektir, bu hastalar rekonstrüksiyon amacıyla kliniğimize yönlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu tek merkezli retrospektif analiz, mikrocerrahi gerektirmeyen durumlar dışlanarak 15 hasta (8 kadın, 7 erkek) ve 17 flep içermektedir. Hastaların enkaz altında geçirdikleri süre, debridman cerrahileri, flep cerrahileri, anastomoz detayları, laboratuvar değerleri, anjiyografi, yeniden operasyonlar, yara kapanma süreleri, komplikasyonlar, flep sonuçları, hastanede kalış süresi, amputasyonlar veya ölümler gibi veriler toplandı. Bulgular: On beş hasta ortalama 30.67±18.51 yaşındaydı, bunların %33.33'ü pediyatrik hastalardı. Hastalar, ortalama 41.77±40.68 saat enkaz altında kalmış ve ortalama 11.40±5.80 gün gecikmeli olarak kabul edilmişlerdir. Flep cerrahisinden önce ortalama 4.41±3.02 debridman cerrahisi geçirmişler ve bu cerrahiler kabul sonrası ortalama 21.06±18.24 gün yapılmıştır. Ortalama yara kapanma süresi 37.93±37.58 gün olup, hastanede kalış süresi ortalama 77.33±36.67 gün olarak tespit edilmiştir. Hastaların %46'sı hiperbarik oksijen tedavisi almıştır. Çeşitli flep tipleri kullanılmış, anterolateral uyluk (ALT) veya sural arter fleplerinde başarısızlık görülmemiştir. Latissimus dorsi + serratus anterior kimerik flepler ise büyük defektlerde kullanılmış, daha fazla kan ürünü değişimi gerektirmiş ve zorluklarla karşılaşılmıştır. Toplamda, 4 flep başarısız olmuş, tüm çabalara rağmen 3 hastada amputasyon gerekliliği ortaya çıkmış ve 1 hasta hayatını kaybetmiştir. Sonuç: Vasküler ve enfeksiyon sorunları nedeniyle "göründüğünden kötü" durumda olan deprem mağdurları, dikkatli mikrocerrahiye ihtiyaç duyar. Proksimal anastomozlar, venöz komplikasyon izlemi, titiz debridman, VAC terapisi ve hiperbarik oksijen tedavisi gibi yardımcı tedaviler, bu karmaşık vakaların yönetiminde kritik öneme sahiptir. |
| 9. | Çocukluk çağı apendektomi örneklerinde tesadüfen saptanan nonspesifik ve olağandışı histopatolojik bulgular: 2633 vakanın retrospektif analizi Incidentally-detected nonspecific and unusual histopathological findings in childhood appendectomy specimens: a retrospective analysis of 2633 cases Aziz Serhat Baykara, Bahattin ErdoğanPMID: 41392845 PMCID: PMC12782696 doi: 10.14744/tjtes.2025.64744 Sayfalar 1130 - 1136 AMAÇ: Akut apandisit, genellikle fekaloma veya reaktif lenfoid hiperplazi nedeniyle apendiks lümeninin tıkanması sonucu ortaya çıkan önemli bir klinik durumdur. Bununla birlikte, nadiren çeşitli nonspesifik ve olağandışı patolojiler akut apandisite neden olabilir veya bu klinik durumu taklit edebilir. Bu çalışmanın amacı, akut apandisit ön tanısıyla ameliyat edilen hastaları sunmak ve örneklerin histopatolojik incelemesi sırasında tesadüfen saptanan nonspesifik ve olağandışı patolojilerin insidansını belirlemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2014 ile Haziran 2023 tarihleri arasında kliniğimizde akut apandisit ön tanısı ile apendektomi yapılan 2633 hastanın verileri retrospektif olarak analiz edildi. Diğer intraabdominal operasyonlara ek olarak elektif apendektomi yapılan hastalar hariç tutuldu. Olağandışı tanıları olan örnekler histopatolojik olarak yeniden değerlendirildi. Veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. BULGULAR: Çalışmaya 1617'si (%61.4) erkek ve 1016'sı (%38.6) kadın olmak üzere toplam 2633 hasta dahil edildi. Ortalama yaş 11.32±3.66 (dağılım: 1-18) yıldı. Tüm hastalara standart apendektomi prosedürü uygulandı. Histopatolojik inceleme sonrasında, örneklerin 2150 olguda (%81,65) inflame apandisit, 162 olguda (%6,15) perfore apandisit, 104 olguda (%3,94) fibröz obliterasyon ve 57 olguda (%2,16) olağandışı histopatolojik bulgular gösterdiği tespit edildi. Olağandışı histopatolojik bulguları olan hastaların 40'ı kadın, 17'si erkekti. Enterobius vermicularis 41 hastada (%1,55), apendiküler karsinoid tümör 10 hastada (%0,4) ve seröz apandisit 6 hastada (%0,2) tespit edildi. Bu hastaların 35'inde akut apandisitin mikroskopik bulguları gözlenmedi. SONUÇ: Nonspesifik ve olağandışı histopatolojik bulgular çocukluk çağı apendektomi örneklerinde yetişkinlerden alınan örneklere göre daha yaygındır. Apendiks örneklerinin dikkatli histopatolojik değerlendirmesi, nadir görülen bu patolojilerin erken tanı ve tedavisine olanak sağlayacaktır. |
| OLGU SERISI | |
| 10. | Travmatik yaralanmayı takiben iki taraflı alt bacak ve tek taraflı üst ekstremite amputasyonu sonrası tek taraflı bacak replantasyonunun on dört yıllık sonuçları Fourteen-year outcome of unilateral leg replantation after bilateral lower leg and unilateral upper extremity amputation following traumatic injury Hüseyin Utku Özdeş, Emre Ergen, İdris Çoban, Muhammed Köroğlu, Mustafa Karakaplan, Kadir ErtemPMID: 41392839 PMCID: PMC12782694 doi: 10.14744/tjtes.2025.40593 Sayfalar 1137 - 1142 Travmatik majör ekstremite amputasyonlarıyla sonuçlanan yaralanmalarda, özellikle alt ekstremitede, karar verme aşamasından uygulamaya ve sonuçlara kadar her aşama tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Yüksek mortalite oranına sahip majör amputasyon vakalarını yönetmek hem yaralanma hem de tedavi sürecinde son derece zordur. Bu yazıda, beton makinesinin çarpması sonucu iki taraflı alt ekstremite ve tek taraflı proksimal kol amputasyonu ile sonuçlanan 30 yaşında nadir ve ciddi bir hasta sunulmuştur. Proksimal kol seviyesinde ve bir taraf alt ekstremite de travmatik amputasyon sonrası güdük kapatma işlemi yaılsa da bir tarafta proksimal ayak bileği seviyesinde başarılı bir replantasyon gerçekleştirdik. On dört yıllık takip süresi olan hastamızda, AOFAS ve Maryland ayak skorları kullanılarak değerlendirilen titiz bir cerrahi ile tatmin edici bir sonuç elde ettik. Sağlam plantar duyusu olan ve ayak bileği ve ayak parmağı eklemlerinde neredeyse tam hareket açıklığına sahip bir uzuv elde ettik. MESS skorunun klinik uygulaması travmatik amputasyon vakalarında replantasyon endikasyonlarının sınırlarını belirlemiş olsa da, özellikle bilateral alt ekstremite amputasyonları olmak üzere çoklu travmatik amputasyon vakalarında uzuv kurtarma için göreceli bir endikasyonun düşünülebileceğine inanıyoruz. Bu nedenle, bu tür yaralanmalarda öncelikle hastanın yaşamı ön planda tutulmalı, daha sonra ampute edilen en az bir ekstremite ve güdük iyice değerlendirilmelidir. Güdük kapatılması yerine replantasyon denenmelidir. |
| OLGU SUNUMU | |
| 11. | Ateşli silah yaralanmasından 24 yıl sonra gelişen dev popliteal arter psödoanevrizması: Nadir bir gecikmiş vasküler komplikasyon A giant popliteal artery pseudoaneurysm 24 years after gunshot trauma: A rare delayed vascular complication Tayfun Özdem, Tuna Demirkıran, Baki Türkoğlu, Hakan Kartal, Ertan DemirdaşPMID: 41392842 PMCID: PMC12782692 doi: 10.14744/tjtes.2025.55991 Sayfalar 1143 - 1147 opliteal arter psödoanevrizmaları nadir görülen ve travma sonrası gecikmiş bir komplikasyon olarak ortaya çıkabilen durumlardır. Klinik semptomlar bazen başlangıç yaralanmadan yıllar sonra bile görülebilir. Bu olguda, 24 yıl önce ateşli silah yaralanması sonrası gelişen dev popliteal arter psödoa-nevrizması olan dikkat çekici bir vaka sunulmaktadır. 71 yaşındaki erkek hasta, sol popliteal bölgede şişlik ve hareket kısıtlılığı şikayetiyle başvurmuştu. Hastanın aynı bacağına 24 yıl önce kurşun yarası aldığı, ancak o dönemde herhangi bir vasküler komplikasyon tespit edilmediği öğrenildi. Tanısal görüntüleme bu olguda kritik rol oynadı. Doppler ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi (BT) anjiyografi, 12 cm çapında dev bir psödoanevrizma ve komşu tibia kemiğinde erozyon olduğunu gösterdi. Cerrahi eksplorasyon ile popliteal arter psödoanevrizması tanısı doğrulandı. Hasta, otolog safen ven grefti kullanılarak başarılı bir vasküler rekonstrüksiyon geçirdi ve arteriyel devamlılık ile ekstremite fonksiyonu sağlandı. Bu olgu, geç başvuran popliteal arter psödoanevrizmalarının tanısal zorluklarını vurgulamaktadır. Semptomlar yıllarca gizli kalabileceğinden, özellikle travma üzerinden uzun zaman geçmişse bu vasküler anomaliler gözden kaçabilir veya yanlış tanı alabilir. Bu bulgular, penetran ekstremite yaralanması olan hastalarda uzun süreli ve dikkatli takibin önemini ortaya koymaktadır. Doppler ultrasonografi ve BT anjiyografi gibi uygun görüntüleme yöntemleri erken tanı, etkin tedavi için hayati öneme sahiptir. Zamanında cerrahi müdahale, rüptür, ekstremite iskemisi veya kronik ağrı gibi ciddi komplikasyonları önleyerek hasta sonuçlarını iyileştirebilir. |
| 12. | Kolonik obstrüksiyona neden olan dev basit renal kist: literatürde bildirilen en büyük olgu Massive simple renal cyst causing colonic obstruction: the largest documented case in the literature Ozan Utku ÖztürkPMID: 41392847 PMCID: PMC12782698 doi: 10.14744/tjtes.2025.71836 Sayfalar 1148 - 1151 Böbrek kistleri çoğu zaman asemptomatik seyretse de bazen büyük boyutlara ulaşarak klinik bulgu verebilir. Bu olgu sunumunda, acil servise bulantı, kusma ve göbek deliği yakınında şişlik şikayetiyle gelen 78 yaşında bir erkek hasta sunulmaktadır. Hasta diyabetes mellitus nedeniyle oral antidiyabetik (Metformin) kullanmaktaydı. Fizik muayenede umblikal bölgede yaklaşık 5x5 santim boyutunda şişlik, abdominal asimetri ve batın sol yarısında palpasyonla fluktuasyon veren kitlesel görünüm mevcuttu.Laboratuar bulguları yükselmiş beyaz küre ve serum kreatinin dışında normaldi. Abdominal tomografi incelemesinde umblikal bölgede herni defekti ve bu defekt içerisine herniye olmuş ince barsak anslarının yanı sıra sol böbrekten kaynaklanan 28x30 santim, sağ böbrekten kaynaklanan 15x 12 santim boyutunda kist mevcuttu. Sigmoid kolon çapı ileri derecede incelmişti. Hasta operasyona alınarak bilateral böbrek kistlerine deroofing uygulandı. Kistlerin içerisinden yaklaşık 15 litre sıvı aspire edildi. Herni defekti mesh ile onarıldı.Hasta postoperatif 6. gün komplikasyonsuz şekilde taburcu edildi. Bu vaka, dev böbrek kistlerinin bağırsak tıkanıklığını tetikleme potansiyelini ve abdominal semptomlarla başvuran hastalarda bu etiyolojinin göz önünde bulundurulması gerekliliğini vurgulamaktadır. Bilgisayarlı tomografi, ultrason muayenesi ve manyetik rezonans gibi görüntüleme yöntemleri böbrek kistlerini ve potansiyel komplikasyonlarını tanımak için büyük öneme sahiptir. Terapötik yaklaşımlar arasında perkütan aspirasyon, skleroterapi, laparoskopik deroofing ve önemli komplikasyonların veya büyük kistlerin olduğu durumlarda cerrahi müdahale yer almaktadır. |
| 13. | Ateşli silah yaralanmasına bağlı nadir bir olgu: Akciğer ve karaciğer yaralanmasıyla birlikte portal triad içerisinde izole koledok kanalı yaralanması A rare case of abdominal gunshot trauma: Isolated common bile duct injury within the portal triad accompanied by liver and lung injury Tufan Gümüş, Ebubekir Korucuk, Kamil Erözkan, Halit Batuhan Demir, Alper UğuzPMID: 41392840 PMCID: PMC12782700 doi: 10.14744/tjtes.2025.52199 Sayfalar 1152 - 1156 Koledok kanalı yaralanmaları, penetran batın travması vakalarının %0.4-0.5’inde görülmektedir. Ateşli silah yaralanmaları, merminin neden olduğu termal hasarın yanı sıra, koledok kanalı, portal ven ve hepatik arterin hepatoduodenal ligaman içerisindeki yakın anatomik komşuluğu nedeniyle tüm yapılarda hasar meydana getirebilir. Bu yakınlık, genellikle bu hayati yapıların bir arada yaralanmasına yol açarak yüksek perioperatif morbidite veya mortalite ile ilişkilidir. Hepatoduodenal ligaman içerisindeki izole koledok kanalı yaralanmaları son derece nadirdir. İzole koledok kanalı yaralan-malarının yönetimi halen tartışmalı bir konudur. Olgu raporumuzda, karaciğer ve akciğer yaralanmasına eşlik eden hepatoduodenal ligamanın diğer bileşenlerine zarar vermeden portal triad içerisinde yalnızca koledok kanalının yaralandığı nadir bir ateşli silah yaralanması vakasını sunmaktayız. 41 yaşında, ateşli silah yaralanmasına bağlı koledok kanalı yaralanması nedeniyle acil servise başvuran erkek hastayı sunuyoruz. Acil serviste çekilen bilgisayarlı tomografi (BT) görüntülemesinde, karaciğerin 6. segmentinden 4B segmentine kadar uzanan 14 cm’lik bir mermi yolunu ve buna bağlı laserasyon ve kontüzyonu olduğu saptandı. Eksplorasyonda safra kesesi duvarında termal hasar tespit edildi ve hepatoduodenal ligamanın bütünlüğü-nün bozulmuş olduğu görüldü. Hastaya kolesistektomi uygulandı ve hepatoduodenal ligamanın diseksiyonu uygulanması ardından koledok duvarının yaklaşık %70 oranında açılmış olduğu tespit edildi. Portal ven ve hepatik arter salim izlendi. Proksimal koledok kanalı klemplendi ve tam transeksiyon uygulandı. Roux-en-Y hepatikojejunostomi ile rekonstrüksiyon uygulandı. Hasta postoperatif 7. günde taburcu edildi. Altı aylık takipte hastada komplikasyon saptanmadı. Hepatoduodenal ligaman yakınında penetran yaralanması olan hastalarda, hemostaz sağlandıktan sonra hepatoduodenal ligamanın diseksiyonunun gerekli olduğuna inanıyoruz. Tam kat koledok yaralanması olan hastalar için hepatikojejunostomi etkili bir cerrahi tedavi yöntemi olup, postoperatif komplikasyon riskini azaltmaktadır. |