p-ISSN: 1306-696x  |  e-ISSN: 1307-7945
Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi - Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 31 (9)
Cilt: 31  Sayı: 9 - Eylül 2025
DENEYSEL ÇALIŞMA
1. 
Sıçanlarda deneysel karaciğer iskemi-reperfüzyon modelinde karaciğer ve uzak organ hasarının değerlendirilmesi ve bu hasara quercetin'in etkileri
Evaluation of hepatic and remote organ injury in an experimental liver ischemia-reperfusion model in rats and the effects of quercetin on this damage
Neziha Senem Arı, Esin Yuluğ, Bünyamin Arı, Cansu KAYA, Gökşen Derya Reis Köse, Tuğba Zengin, Oğuzhan Keskin, Tuğba Arıcı, Engin Yenilmez
PMID: 40910710  PMCID: PMC12460636  doi: 10.14744/tjtes.2025.61423  Sayfalar 823 - 830
AMAÇ: Bu çalışma, sıçanlarda karaciğer iskemi-reperfüzyon modelinde karaciğer, akciğer, böbrek ve kalpte meydana gelen değişiklikleri ve quercetin'in bu değişiklikler üzerindeki etkisini histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak göstermeyi amaçlamaktadır.
GEREÇ VE YÖNTEM: On sekiz Sprague Dawley sıçan 3 gruba ayrıldı: Grup 1 sham, Grup 2 iskemi-reperfüzyon, Grup 3 iskemi-reperfüzyon + quercetin. 3 gün boyunca Grup 1'e distile su, Grup 3'e ise quercetin gavaj yoluyla verildi. 3. günün sonunda Grup 1'e abdominal açma-kapama, Grup 2 ve 3'e ise hepatoduodenal ligament klemplenerek 1 saatlik iskeminin ardından 4 saatlik reperfüzyon uygulandı ve tüm sıçanlar sakrifiye edildi. Karaciğer, akciğer, böbrek ve kalp doku örnekleri hematoksilen eozin (HE), Masson Trikrom, Periyodik Asit-Schiff (PAS) ve apoptozu değerlendirmek için TUNEL (Terminal deoksinükleotidil transferaz (TdT) deoksiüridin trifosfat nick end labeling assay) ile boyandı ve ışık mikroskobu altında histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak incelendi.
BULGULAR: Karaciğerde hasar skoru; IR grubunda sham grubuna göre anlamlı derecede yüksek iken, IR+Q grubunda IR grubuna göre anlamlı derecede düşüktü. Yarı kantitatif skorlama parametrelerinde gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmazken, apoptotik indeks İR grubunda sham grubuna göre anlamlı derecede yüksek, İR+Q grubunda ise İR grubuna göre anlamlı derecede düşüktü. Akciğerde, akciğer hasarı skorlarında gruplar arasında anlamlı bir fark gözlenmedi. Apoptotik indeks IR grubunda sham grubuna göre anlamlı derecede yüksekken, IR+Q grubunda IR grubuna göre anlamlı derecede düşüktü. Böbreklerde, tübüler hücre dejenerasyonu ve intertübüler vasküler konjesyon IR grubunda sham grubuna göre anlamlı derecede yüksekti. Apoptotik indeks IR grubunda sham ve IR+Q gruplarına göre daha yüksek iken, IR+Q grubunda sham grubuna göre daha yüksekti. Kalpte, miyokardiyal hücre dejenerasyonu ve vasküler hasar açısından gruplar arasında fark yoktu. Apoptotik indeks IR grubunda sham ve IR+Q gruplarına göre anlamlı olarak daha yüksekti.
SONUÇ: Sonuçlarımız, deneysel olarak oluşturulan IR modelinde karaciğer, akciğer, böbrek ve kalpte histopatolojik hasar oluştuğunu ve quercetin uygulamasının bu organlarda IR ile ilişkili hasarı ve apoptozisi azalttığını göstermektedir.

2. 
İnfliximab travmatik beyin hasarı sonrası oksidatif stresi azaltır mı?
Does infliximab attenuate oxidative stress following traumatic brain injury?
Ömer Şahin, Fatma Karaca Kara
PMID: 40910715  PMCID: PMC12460625  doi: 10.14744/tjtes.2025.99881  Sayfalar 831 - 838
AMAÇ: Travmatik beyin hasarı küresel bir sağlık sorunudur. İnfliximab çeşitli enflamatuvar sistemik durumların tedavisinde günlük olarak kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı künt kafa travmalı sıçanlarda deksametazon ve infliximab kullanımı sonucunda ortaya çıkan patolojik ve biyokimyasal değişiklikleri karşılaştırmaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmada 32 yetişkin erkek Wistar sıçan kullanılmıştır. Sekiz hayvandan oluşan gruplar kullanıldı ve ek travma olmaksızın deri kesisi yapılanlar sham (grup 1); kafa deri kesisi ve kafa travması olanlar kontrol (grup 2); kafa deri kesisi ve kafa travmasından hemen sonra 1 mg/kg intraperitoneal deksametazon alanlar steroid (grup 3); kafa deri kesisi ve travmadan hemen sonra 5 mg/kg subkutan infliximab alanlar infliximab (grup 4) olarak adlandırılmıştır. Hayvanlar operasyondan 7 gün sonra ötanazi ile öldürüldü.
BULGULAR: Tüm grupların doku malondialdehit, süperoksit dismutaz ve glutatyon peroksidaz verileri göz önüne alındığında, bütünde istatistiki olarak pozitif bir fark vardı (p<0.05). Öte yandan, infliximab ve deksametazon grupları arasında doku malondialdehit, süperoksit dismutaz ve glutatyon peroksidaz konsantrasyonları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi. Patolojik kesitler travmaya bağlı kortikal hasarın, intertisyel ödemin ve perivasküler ödemin infliximab grubunda daha az olduğunu göstermiştir.
SONUÇ: Infliximab, oksidatif stres belirteçlerinde deksametazon ile karşılaştırılabilir nöroprotektif etkiler gösterirken, ödemin azaltılmasında üstün etkinlik sağlar.

KLINIK ÇALIŞMA
3. 
Torasik travmada ChatGPT-4o performansı: Kılavuzlara dayalı karşılaştırmalı değerlendirme
Performance of ChatGPT-4o in thoracic trauma: A comparative evaluation with guidelines
İsmail Dal, Mehmet Yildirim
PMID: 40910708  PMCID: PMC12460628  doi: 10.14744/tjtes.2025.47087  Sayfalar 839 - 846
AMAÇ: Bu çalışma, Chat GPT-4o'nun torakal travma yönetimindeki performansını, yanıtlarını belirli klinik kılavuzlarla karşılaştırarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Beş ana torakal cerrahi kılavuz incelendi; bunlar arasında 2018 yılına ait Advanced Trauma Life Support (ATLS) Kılavuzları, 2020 yılına ait Eastern Association for the Surgery of Trauma (EAST) Kılavuzları, 2022 yılına ait Evaluation and Management of Traumatic Pneumothorax: A Western Trauma Association Critical Decisions Algorithm, 2016 yılına ait European Trauma Course (ETC) Kılavuzları ve 2020 yılına ait NICE Trauma Kılavuzları yer almaktadır. Bu kılavuzlara dayalı olarak 50 açık uçlu soru geliştirilmiş ve Chat GPT-4o'ya sunulmuştur. Beş torakal cerrahi uzmanı, yapay zekânın yanıtlarını 5 dereceli Likert ölçeği ile değerlendirmiştir.
BULGULAR: Chat GPT-4o, 50 soruluk değerlendirmede ortalama 4.76±0.57 puan almıştır. Chat GPT-4o, iyi tanımlanmış kılavuzlardan türetilen sorularda başarılı olmuş ve kılavuzlara dayalı tıbbi bilgiyi sentezleme ve uygulama yeteneğini göstermiştir. Performansı, ürolojik travma ve acil tıp alanındaki önceki çalışmalarla uyumludur ve benzer güvenilirlik bildirilmiştir. Ancak, mevcut verilere dayalı çalışması, oldukça ayrıntılı veya yeni klinik senaryoları ele almadaki etkinliğini sınırlamaktadır. Bu bulgular, kılavuz odaklı tıbbi bağlamlarda, özellikle karmaşık vakalarda klinik denetim gerekliliğine vurgu yaparak, onun tamamlayıcı bir araç olarak potansiyelini vurgulamaktadır.
SONUÇ: Chat GPT-4o, torakal travma yönetimi sorularında güçlü bir performans sergilemiş, hataları minimumda tutmuş ve yüksek güvenilirlik göstermiştir. Bu sonuçlar, özellikle belirlenmiş protokollerle yönlendirilen senaryolarda, klinik karar verme sürecinde değerli bir destek aracı olabileceğini göstermektedir. Daha geniş tıbbi alanlarda daha fazla araştırma yapılması gereklidir.

4. 
Akut batın tanı ve tedavisinde 'bekle ve BT'yi' yönteminin sorun çözmedeki rolü
The problem-solving role of the 'wait and repeat CT' approach in the diagnosis and treatment of acute abdomen
Esra Akçiçek, Ahmet Gürkan Erdemir, Ilkay Sedakat Idilman, Mehmet Ruhi Onur, Erhan Akpınar, Bülent Erbil
PMID: 40910706  PMCID: PMC12460630  doi: 10.14744/tjtes.2025.26793  Sayfalar 847 - 853
AMAÇ: Bu çalışma, acil servise akut travmatik olmayan karın ağrısı şikayetiyle başvuran hastalarda, ilk başvurudan sonraki 10 gün içinde gerçekleştirilen takip abdomenopelvik bilgisayarlı tomografi (BT) taramalarının tanısal değerini ve sorun çözme potansiyelini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. GEREÇ VE YÖNTEM: 1 Ocak 2013 ile 30 Mayıs 2023 tarihleri arasında akut karın şikayetleri ile acil servise başvuran ve akut dönemde abdomenopelvik BT çekilen hastalar retrospektif olarak analiz edildi. Bu kohort içerisinde, aynı yatış süresi içinde tekrar abdomenopelvik BT çekilen 149 hasta belirlendi ve bulgulara göre beş gruba ayrıldı: Grup A (ilk tanıda değişiklik yok), Grup B (başlangıçta şüphelenilen tanının doğrulanması), Grup C (hastalığın progresyonu), Grup D (hastalığın regresyonu) ve Grup E (tekrarlayan BT'de yeni tanı).
BULGULAR: Kohortun ortalama yaşı 51.5±18 yıl (19–92) idi. İlk ve tekrarlayan BT çekimleri arasındaki ortalama süre 40.9±59.05 saat (0.5–238) olarak belirlendi. Gruplara göre hasta sayısı şu şekildeydi: Grup A (n=21), Grup B (n=60), Grup C (n=32), Grup D (n=25) ve Grup E (n=11). En sık karşılaşılan bulgu parsiyel barsak obstrüksiyonu idi (%27, 41/149); Grup D’nin %72’sinde (18/25) takip BT’de regresyon izlendi. “Bekle ve BT'yi tekrarla” yaklaşımı, parsiyel barsak obstrüksiyonunda klinik yönetim kararlarını anlamlı şekilde yönlendirdi (p<0.01).
SONUÇ: Bu çalışma, travmatik olmayan akut karın şikayeti olan hastalarda tanısal doğruluğun artırılması ve klinik yönetimin yönlendirilmesinde “bekle ve BT'yi tekrarla” stratejisinin önemini vurgulamaktadır. Takip BT’leri özellikle parsiyel barsak obstrüksiyonu gibi durumların belirlenmesinde etkili bulunmuştur.

5. 
Toraks yaralanması olan hastalarda hiperbarik oksijen tedavisi: Güvenli mi?
Hyperbaric oxygen therapy in patients with thoracic injuries: Is it safe?
Kübra Canarslan Demir, Ahmet Uğur Avcı, Münire Kübra Özgök Kangal, Gözde Büşra Sarıyerli Dursun, Gamze Aydın, Taylan Zaman, Şahin Kaymak
PMID: 40910705  PMCID: PMC12460631  doi: 10.14744/tjtes.2025.24187  Sayfalar 854 - 859
AMAÇ: Bu retrospektif kohort çalışmada, 2023 Kahramanmaraş depremleri sonrasında künt toraks travması geçiren hastalarda hiperbarik oksijen tedavisinin (HBOT) güvenliğini değerlendirmek amaçlanmıştır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya, toraks travması tanısı alarak Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hiperbarik Tıp Kliniği’nde HBOT uygulanan 25 hasta alındı. HBOT, çok kişilik bir odada 2.4 ATA basınçta, günde bir kez, iki saat süreyle uygulandı. Hastaların demografik verileri, klinik endikasyonları, seans sayıları ve tedavi sırasında gelişen komplikasyonlar retrospektif olarak analiz edildi.
BULGULAR: Hastaların medyan yaşı 23 (dağılım: 10–57) olup, %64’ü kadındı. Medyan HBOT seans sayısı 11 (2–37) idi. Üç hasta (%12), HBOT tamamlandıktan sonraki takip sürecinde, altta yatan ağır crush yaralanmalarına bağlı olarak hayatını kaybetmiştir; bu ölümler HBOT ile ilişkili bulunmamıştır. Tedavi sırasında beş hastada (%20) solunum ve kardiyak semptomlar gözlenmiştir: Dispne (n=2), göğüs ağrısı (n=1), hem dispne hem ağrı (n=1), aritmi ve konvülsiyon (n=1). Bir entübe hastada seans sonrası rutin çekilen toraks BT’de tesadüfen pnömomediastinum saptanmış, hasta stabil seyretmiş ve tedaviye komplikasyonsuz şekilde devam edilmiştir. Ayrıca bir hastada seans sırasında jeneralize tonik-klonik nöbet gelişmiş, santral sinir sistemi oksijen toksisitesine bağlı olabileceği düşünülerek HBOT sonlandırılmış ve hasta nörolojik açıdan değerlendirilmiştir.
SONUÇ: HBOT, toraks travması olan hastalarda potansiyel faydalar sağlayabilecek destekleyici bir tedavi seçeneğidir. Ancak özellikle solunum rezervi kısıtlı, entübe edilen ya da ciddi eşlik eden yaralanmaları bulunan hastalarda komplikasyon riski artabilir. Bu nedenle, tedavi kararı hasta bazında dikkatle değerlendirilmelidir. HBOT'nin bu özel hasta grubunda uygulanabilirliğini artırmak için multidisipliner yaklaşım, bireyselleştirilmiş risk analizi ve yakın klinik izlem gereklidir.

6. 
Acil servis hemşirelerinin sitotoksik olmayan ilaçların ekstravazasyon yaralanmalarıyla ilgili bilgi ve uygulamaları
Emergency department nurses’ knowledge and practices related to extravasation injuries of non-cytotoxic medications
Emre Kuğu, Nuray Akyüz
PMID: 40910712  PMCID: PMC12460635  doi: 10.14744/tjtes.2025.73839  Sayfalar 860 - 866
AMAÇ: Non-sitotoksik ilaçların ekstravazasyonu, ağrı, doku nekrozu, uzuv kaybı ve hatta ölüme kadar ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Bu tanımlayıcı kesitsel çalışma, acil servis (AS) hemşirelerinin non-sitotoksik ilaçlarla meydana gelen ekstravazasyon vakalarına ilişkin bilgi düzeylerini değerlendirmeyi ve etkili yönetim ve önlemenin önemini vurgulamayı amaçlamaktadır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma, 19 Kasım 2020 ile 31 Aralık 2020 tarihleri arasında İstanbul, Türkiye'deki üç hastanenin AS’lerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya toplamda 100 AS hemşiresi katılmıştır. Dahil edilme kriterleri, hemşirelerin çalışma dönemi boyunca AS’lerde tam zamanlı çalışıyor olmalarını ve yazılı ve sözlü onay vermelerini gerektirmiştir. Çalışmada, hemşirelerin sosyodemografik özelliklerini, non-sitotoksik ilaçlar (örneğin epinefrin), ekstravazasyon belirtileri, önleme stratejileri ve müdahale uygulamalarına yönelik bilgilerini değerlendiren bir anket kullanılmıştır. BULGULAR: Hemşirelerin yaş ortalaması 29,43 yıl olup, katılımcıların %57'si kadın ve %73'ü lisans diplomasına sahiptir. Katılımcıların %52'si AS deneyimi olarak 0-3 yıl arasında bir süreye sahiptir. Katılımcıların %91’i, mezuniyet sonrası ekstravazasyonla ilgili eğitim almadıklarını belirtmiş ve %82’si işyerlerinde ekstravazasyon protokolü bulunmadığını ifade etmiştir. AS deneyimi arttıkça, non-sitotoksik ilaçların ekstravazasyona yol açmasıyla ilgili bilgi seviyelerinin anlamlı bir şekilde arttığı gözlemlenmiştir (p=0.035). Ekstravazasyon protokolü bulunan birimde çalışan hemşirelerin bilgi seviyeleri, protokolsüz birimde çalışanlara göre anlamlı şekilde daha yüksektir (p=0.007). Kadın hemşireler, erkek hemşirelere göre ekstravazasyon belirtileri hakkında daha yüksek bilgiye sahipti (p=0.012). Lisans veya daha yüksek eğitim düzeyine sahip hemşirelerin, diğer gruplara göre daha yüksek bilgiye sahip olduğu bulunmuştur (p=0.015). Ekstravazasyon bakım protokolüne dair bilgi oranı %64 olup, en bilinen protokol maddesi “enfüzyonu hemen durdurma” (%97) ve en az bilinen maddesi “ilacı 3–5 ml’yi geçmeyecek şekilde aspirasyon yapma” (%33) olmuştur. Non-farmakolojik faktörler ile non-sitotoksik ilaç bilgisi arasında güçlü bir ilişki bulunmuş (r = 0.601; p<0.001) ve ekstravazasyon bakım protokolleri ile non-farmakolojik faktörler arasında anlamlı ilişkiler gözlemlenmiştir (p<0.001).
SONUÇ: Çalışma, AS’lerde ekstravazasyon yönetimi ve önlenmesi için hedeflenmiş eğitimlerin ve kurumsal protokollerin oluşturulması gerekliliğini vurgulamaktadır. Hemşirelerin bilgisi, önleme ve bakım protokollerine uyumlarını önemli ölçüde etkilemektedir. Hasta güvenliğini sağlamak için, AS ortamlarında ekstravazasyon yönetimi için sürekli eğitim sağlanması ve kanıta dayalı müdahale protokollerinin uygulanması önemlidir.

7. 
Endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografi ileri yaşlarda güvenilir bir işlem midir? Üçüncü basamak tek merkez deneyimi
Is endoscopic retrograde cholangiopancreatography a reliable procedure in advanced age? A single tertiary center experience
Yasin Kara, Ali Kocataş, Osman Köneş, Erkan Somuncu, İlhan Gök, Gulseren Yilmaz, Ümmihan Topal, Mustafa Uygar Kalaycı
PMID: 40910704  PMCID: PMC12460634  doi: 10.14744/tjtes.2025.20283  Sayfalar 867 - 875
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı ileri yaşlı hastalarda endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografinin (ERCP) güvenilirliğini, daha genç kontrol grubuyla karşılaştırarak belirlemektir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Bu retrospektif çalışmada, Aralık 2020 ile Ekim 2024 tarihleri arasında endoskopi ünitemizde gerçekleştirilen ERCP prosedürleri incelenerek, ileri yaş hastalar (≥80 yaş) (Grup AA) ve daha genç hastalar (<65 yaş) (Kontrol grubu) dahil edilerek demografik özellikler, eşlik eden hastalıklar, Amerikan Anestezistler Derneği (ASA) skorları, ERCP endikasyonları, işlem başarısı ve komplikasyonlar açısından birbirleriyle karşılaştırıldı.
BULGULAR: İki grup arasında ASA skorları, komorbiditeler ve antikoagülan ve antiplatelet ilaç kullanımı açısından anlamlı fark vardı (p<0.05, p<0.01 ve p<0.05). Juxtapapiller divertikül grup AA'da kontrol grubuna göre daha yaygındı (%21'e karşı 5,1, p<0.01). Endikasyonlar açısından her iki grupta da en sık koledokolitiyazis ve obstrüktif sarılık görüldü (p=0.456, p=0.064). Kanülasyon başarısı açısından iki grup arasında anlamlı fark yoktu (p=0.956). Her iki grupta da en çok yapılan girişimler sfinkterotomi ve balon ve basket ile taş ekstraksiyonu idi (sırasıyla p=0.22 ve p=0.563). İşlem sonrası pankreatit oranı genç grupta istatistiksel anlamlı olarak daha yüksekti (p=0.041). Kanama, perforasyon, enfeksiyon, basket sıkışması ve kardiyopulmoner komplikasyon oranları açısından iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0.436; p=0.354; p=0.958; p=0.254; p=0.289). SONUÇ: Terapötik ERCP işlemleri ileri yaş hastalarda da uygun endikasyonlarla, genç yaş grubu ile karşılaştırılabilir komplikasyon ve sonuçlarla güvenli ve etkin bir şekilde uygulanabilir.

8. 
Abdominal ateşli silah yaralanmalarının yönetimi: Cerrahi müdahale mi yoksa konservatif takip mi? Tek merkez deneyimi
Management of abdominal gunshot injuries: Surgical intervention or conservative follow-up? A single-center experience
Serhat Binici, Fırat Aslan, Burhan Beger, Orhan Beger, Abbas Aras, Iklil Eryılmaz, Enis Oguz, Iskan Çallı, Mehmet Çetin Kotan, Mehmet Eryılmaz
PMID: 40910703  PMCID: PMC12460633  doi: 10.14744/tjtes.2025.14599  Sayfalar 876 - 882
AMAÇ: Bu çalışma, travma cerrahisi alanında en karmaşık ve tartışmalı konulardan biri olan, abdominal bölgeyi penetran olarak etkileyen ateşli silah yaralanmalarında uygulanan tedavi yöntemleri ve klinik sonuçları geriye dönük olarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
GEREÇ VE YÖNTEM: 2015-2025 yılları arasında ateşli silah yaralanması nedeniyle penetran abdominal travma tanısı konulan ve tedavi edilen toplam 101 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, acil servise başvuru anındaki vital bulguları (kan basıncı, nabız, solunum sayısı, vücut sıcaklığı), bilinç durumu (Glasgow Koma Skalası), hemodinamik durumu (stabil/instabil, sıvı ve/veya inotrop desteği ihtiyacı), intra-abdominal (karaciğer, dalak, ince bağırsak, kolon vb.) ve ekstra-abdominal (toraks, ekstremite, kafa vb.) organ yaralanmaları, laboratuvar bulguları (hemoglobin, lökosit sayısı, kreatinin, pH seviyesi), uygulanan tedavi yöntemleri (cerrahi müdahale veya konservatif takip), cerrahi teknikler, kan ve kan ürünü transfüzyonları ile hastanede kalış süreleri geriye dönük olarak analiz edilmiştir. Hastalar cerrahi tedavi uygulanan grup ve konservatif yönetilen grup olmak üzere ikiye ayrılmış, tedavi kararlarını etkileyen faktörler ve mortaliteye etki eden değişkenler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. BULGULAR: Hastaların %83.2'si erkek olup, ortalama yaş 28.3±10.5 yıl olarak bulunmuştur. Hastaların %81.2'sine cerrahi tedavi uygulanırken, %18.8'ine konservatif tedavi verilmiştir. Konservatif tedavi uygulanan grupta mortalite gözlenmezken, cerrahi tedavi görenlerde mortalite oranı %15.9 olarak kaydedilmiştir. Kadın hastalarda mortalite oranı (%29.4) erkeklere (%9.5) göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0.026). Hemodinamik instabilite, intra-abdominal organ yaralanması, karın içinde serbest hava varlığı ve kan ürünü transfüzyonu ihtiyacı hem cerrahi tedavi kararını hem de mortaliteyi artıran faktörler arasında yer almıştır. Ayrıca, hasar kontrol cerrahisi ve çoklu organ yaralanmaları da mortalite ile ilişkilendirilmiştir.
SONUÇ: Ateşli silah yaralanmasına bağlı abdominal travmanın yönetimi, uygun hasta seçimi ve tedavi stratejisi için multidisipliner bir yaklaşım gerektirmektedir. Hemodinamik olarak stabil hastalarda seçici non-operatif yönetim (SNOY) güvenli ve etkili bir seçenektir. Cerrahi müdahale, özellikle hasar kontrol cerrahisi gerektiren vakalarda mortalite ile ilişkilidir. Kadın hastalarda gözlenen yüksek mortalite oranı, bu hasta grubunun daha yakından izlenmesi ve ek risk faktörlerinin araştırılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular mevcut literatürle uyumludur ve klinik uygulamalara rehberlik etmektedir.

9. 
Düşük gelirli ülkelerde pediatrik yanıklar: Somali'den bir örnek
Pediatric burns in low-income countries: An example from Somalia
Simay Akyuz, Yüsra Adan
PMID: 40910707  PMCID: PMC12460638  doi: 10.14744/tjtes.2025.37383  Sayfalar 883 - 890
AMAÇ: Düşük-orta gelirli ülkelerde pediatrik yanık önleme stratejileri geliştirmek ve harekete geçmek için epidemiyolojik verilere ihtiyaç vardır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu gözlemsel retrospektif çalışmada, Kasım 2022 ile Nisan 2024 arasında Somali, Mogadişu'daki bir hastanenin Yanık Ünitesi'nde pediatrik yanık tanısıyla hastaneye yatırılan ve tedavi edilen 140 ardışık hastanın özellikleri analiz edildi.
BULGULAR: En sık görülen yanık etyolojileri sıcak su (%75.7), alev (%15.7) ve sıcak yağ (%8.6) olarak değerlendirildi. Yanıkların %44.2'sinin iki veya daha fazla anatomik lokasyonda meydana geldiği analiz edildi. Hastaların %50'si erkekti ve ortalama yaş 4.96±4.07 idi. Tüm pediatrik hastalardaki ortalama yanık yüzdesi %16.2±10.42 (min %4-maks %90) iken; yanık dereceleri sıklıkla %50.7'sinde ikinci derece yüzeysel ve %28.6'sında ikinci de-rece derindi. Cinsiyet ile yanık derecesi, yanık yüzdesi ve yanık oluşum nedenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Ancak 0-4 yaş grubu 5 ve üzeri yaş grubu ile karşılaştırıldığında 0-4 yaş grubu ile yanık dereceleri arasında istatistiksel olarak düşük %24 anlamlı ilişki bulunmaktadır. Bu durum 0-4 yaş grubundaki çocukların yanık derecelerinin 5 ve üzeri yaş grubundakilere göre daha ileri düzeyde olabileceği ile ilişkilidir. En sık görülen komplikasyon (%37.1) anemiydi ve mortalite görülmedi. Ortalama hastanede kalış süresi 24.1±27.8 (2-179) idi. SONUÇ: Araştırmamız, düşük gelirli ülke kategorisinde yer alan Somali bölgesindeki pediatrik yanık vakalarına ilişkin ilk epidemiyolojik veridir. Düşük gelirli ülkelerde pediatrik yanık vakalarında etkili yanık yönetimi sağlanırsa ölüm riski ortadan kaldırılabilir. Bu sonuç, majör pediatrik yanıklarda hayatta kalma beklentisini desteklemektedir. Hemşireler ve tüm sağlık profesyonelleri sağlığın korunması ve geliştirilmesinden sorumludur. Bu nedenle, yanık yaralanması önleme stratejileri konusunda eğitim, insidansın yüksek olduğu bölgelere hedeflenmeli ve uygulanmalıdır.

10. 
Acil serviste sepsis hastalarında mortaliteyi tahmin etme konusunda laktatla geliştirilmiş qSOFA'nın standart qSOFA'ya karşı prognostik değeri: Retrospektif bir kohort çalışması
Prognostic value of lactate-enhanced quick sequential organ failure assessment (qSOFA) versus standard qSOFA in predicting mortality among sepsis patients in the emergency department: A retrospective cohort study
Veysi Siber, Ahmet Burak Erdem
PMID: 40910709  PMCID: PMC12460629  doi: 10.14744/tjtes.2025.55728  Sayfalar 891 - 899
AMAÇ: Quick Sequential Organ Failure Assessment (qSOFA) skoru, sepsis hastalarında yatak başı risk sınıflandırması için yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak sınırlı duyarlılığı, erken tanı konmasını zorlaştırabilir. Serum laktat düzeylerinin qSOFA skoruna entegre edilmesiyle oluşturulan Lactate-enhanced qSOFA (LqSOFA) skoru, prognostik doğruluğu artırabilir. Bu çalışmanın amacı, LqSOFA skorunun erken (24 saat) ve geç (30 gün) mortalite ile yoğun bakım ünitesi (YBÜ) yatışını öngörmedeki tanısal performansını değerlendirmektir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Bu retrospektif tanımlayıcı çalışma, 1 Temmuz 2024 – 31 Aralık 2024 tarihleri arasında üçüncü basamak bir eğitim ve araş-tırma hastanesinin acil servisine başvuran ve Sepsis-3 kriterlerine göre sepsis tanısı alan ≥18 yaş hastaları kapsamaktadır. Hastalar ICD-10 kodları ile belirlenmiş, tanılar klinik olarak doğrulanmıştır. qSOFA ve LqSOFA skorları, başvuru anındaki vital bulgular ve venöz laktat düzeylerine göre hesaplanmıştır. Birincil sonuçlar 24 saat ve 30 günlük mortalite; ikincil sonuç ise YBÜ yatışıdır. İstatistiksel analizler SPSS v27 ve Jamovi v2.5.7 ile yapılmıştır. Tanısal performans değerlendirmesi için ROC eğrisi analizi uygulanmış; AUC, duyarlılık, özgüllük ve kestirim değerleri hesaplanmıştır. AUC karşılaştırmaları DeLong testi ile yapılmış; p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir.
BULGULAR: Toplam 236 hasta dahil edilmiştir (medyan yaş: 75 yıl; %53 erkek). Yirmi dört saatlik ve 30 günlük mortalite oranları sırasıyla %20.3 ve %36.4 olarak bulunmuştur. LqSOFA, 24 saatlik mortaliteyi öngörmede qSOFA’ya göre anlamlı derecede daha yüksek tanısal doğruluk göstermiştir (AUC: 0.709 ve 0.673; p<0.05). LqSOFA’nın 30 günlük mortalite için AUC değeri daha yüksek olmasına rağmen, fark istatistiksel olarak anlamlı değildir. Bununla birlikte, LqSOFA daha yüksek özgüllük ve pozitif kestirim değeri sergilemiştir. YBÜ yatışını öngörmede, LqSOFA skoru qSOFA’ya göre daha yüksek duyarlılığa sahiptir (%79 ve %57).
SONUÇ: LqSOFA skoru, mortalite ve YBÜ yatışını öngörmede qSOFA skoruna göre daha iyi tanısal performans sunmaktadır. Basitliği, nesnelliği ve hızlı uygulanabilirliği sayesinde, LqSOFA acil servislerde klinik karar verme sürecini destekleyen pratik bir araç olarak kullanılabilir.

11. 
El ve ön kol yaralanmalarında işe dönüşle ilişkili sonuçların öngörülmesinde engellilik puanlama sistemlerinin rolü
Predictive value of disability scoring systems for return-to-work outcomes in hand and forearm injuries
Nilay Cankurt Ayar, Mustafa Selçuk Ayar, Berna Aydin, Ahmet Turla
PMID: 40910711  PMCID: PMC12460626  doi: 10.14744/tjtes.2025.61475  Sayfalar 900 - 906
AMAÇ: Üst ekstremite travmalarını takiben işe dönüş sonuçlarını öngörebilmek, hasta bakımının optimize edilmesi, rehabilitasyon sürecinin yönlendirilmesi ve sosyoekonomik yükün azaltılması açısından kritik öneme sahiptir. Travma şiddetini değerlendirmek amacıyla çeşitli engellilik puanlama sistemleri önerilmiş olsa da bu sistemlerin işe dönüş durumu ve süresini tahmin etme konusundaki yeterliliği sınırlı düzeyde araştırılmıştır. Bu çalışma, el, el bileği ve ön kol yaralanmaları bulunan hastalarda Modifiye El Yaralanması Şiddet Skoru (MHISS), Üst Ekstremite Özürlülük Oranı (UEDR) ve Toplam Vücut Özürlülük Oranı’nın (TBDR) işe dönüş sonuçlarını öngörme değerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Bu retrospektif kesitsel çalışma, 2020–2024 yılları arasında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı’na başvuran 69 hasta üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya, el, el bileği veya ön kol yaralanması olan, tam tedavi kayıtlarına ve MHISS skorlamasına sahip erişkin bireyler dahil edilmiştir. Demografik veriler, yaralanma özellikleri ve özürlülük oranları (UEDR, TBDR) toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde Spearman korelasyonu, ROC analizi ve lojistik regresyon kullanılmıştır.
BULGULAR: Ortanca MHISS skoru 20, UEDR %3, TBDR ise %2 olarak hesaplanmıştır. Olguların %37.7’sinde gözlenen iş kazaları, anlamlı düzeyde daha yüksek engellilik skorlarıyla ilişkili bulunmuştur (p<0.05). ROC analizi, MHISS (AUC: 0.886), UEDR (AUC: 0.903) ve TBDR’nin (AUC: 0.897) işe dönüş durumunu öngörmede yüksek doğrulukla çalıştığını göstermiştir. MHISS, işe dönüş durumunu başarılı şekilde tahmin etmesine karşın, işe dönüş süresiyle anlamlı bir korelasyon göstermemiştir (p=0.082). Buna karşılık, UEDR ve TBDR ile işe dönüş süresi arasında zayıf ancak anlamlı korelasyonlar bulunmuştur (sırasıyla, r=0.295 ve r=0.296). Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde bağımsız bir prediktör saptanmamıştır. SONUÇ: MHISS, UEDR ve TBDR gibi engellilik puanlama sistemleri, el ve ön kol yaralanmaları sonrasında hastaların işe dönüp dönemeyeceğini öngörmede faydalı araçlardır. Ancak, işe dönüş süresini tahmin etme kapasiteleri sınırlıdır. Gelecekte yapılacak çalışmalarda, psikososyal, mesleki ve rehabilitasyonla ilişkili değişkenlerin de dahil edilmesiyle daha kapsamlı öngörü modelleri geliştirilebilir.

12. 
2023 Türkiye depremi sonrasında TLICS 4 torakolomber kırıkların yönetimi: Konservatif ve cerrahi tedavilerin karşılaştırmalı sonuçları
Management of Thoracolumbar Injury Classification and Severity Score (TLICS) 4 thoracolumbar fractures after natural disasters: Comparative outcomes of conservative and surgical treatments following the 2023 Türkiye earthquake
Halil Gök, Abdulsamet Emet, Naci Berkay Odabaşı, Alisan Daylak, Erkan Akgün, Muhammed Erkan Emrahoğlu, Bilal Abbasoğlu, Habibullah Dolgun
PMID: 40910714  PMCID: PMC12460637  doi: 10.14744/tjtes.2025.93735  Sayfalar 907 - 912
AMAÇ: Deprem gibi kitlesel afetler, yalnızca primer yaralanmalarla sınırlı kalmayıp, crush sendromu ve diğer sistemik komplikasyonlar gibi ikincil sağlık sorunlarını da beraberinde getirerek tedavi sürecini karmaşıklaştırmaktadır. Bu çalışma, 2023 Türkiye depremi sonrası yaralanan TLICS 4 torakolomber kırıklı hastalarda konservatif ve cerrahi tedavi sonuçlarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, crush sendromu ile ilişkili komplikasyonların tedavi kararları üzerindeki etkisi incelenmiştir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmada 23 TLICS 4 spinal yaralanmalı hasta, cerrahi (n=12) ve konservatif (n=11) tedavi gruplarına ayrıldı. Yaş, cinsiyet, ameliyat öncesi spinal ölçümler ve 1 yıllık postoperatif klinik sonuçlar Roland Morris skoru ile değerlendirildi. Kardiyak, renal ve solunum komplikasyonları, enfeksiyonlar ve hastanede kalış süreleri de analiz edildi.
BULGULAR: Cerrahi grup, Roland Morris skorlarında anlamlı daha iyi sonuçlar gösterdi (79.3±12.7 ve 15.0±8.5, p<0.001). Akut böbrek hasarı konservatif grupta daha yaygındı (%36.4 ve %8.3, p<0.05), pulmoner komplikasyonlar ise cerrahi grupta daha sık gözlendi (%83.3 ve %36.4, p<0.05). Yaş, cinsiyet ve diğer komplikasyonlarda anlamlı fark yoktu. Radyolojik sonuçlar (Cobb açısı, sagittal indeks, vertebral yüksekliğin restorasyonu) gruplar arasında farklılık göstermedi. Hastanede kalış süreleri benzerdi.
SONUÇ: Çalışmamız, doğal afet ortamlarında TLICS 4 torakolomber kırıkların konservatif ve cerrahi tedavi ile etkili şekilde yönetilebileceğini göstermektedir. Tedavi kararları, hasta özellikleri ve mevcut kaynaklar dikkate alınarak bireyselleştirilmelidir.

13. 
Acil serviste distal radius kırıklarının redüksiyonunda hematom bloğu ile deksmedetomidin kullanımının karşılaştırılması: Prospektif randomize kontrollü bir çalışma
Comparison of hematoma block and dexmedetomidine for reduction of distal radius fractures in the emergency department: a prospective randomized controlled study
Emin Fatih Vişneci, Demet Acar, Ebubekir Eravşar, Betül Kozanhan, Osman Lütfi Demirci, Mehmet Gül
PMID: 40910713  PMCID: PMC12460639  doi: 10.14744/tjtes.2025.80876  Sayfalar 913 - 919
AMAÇ: Distal radius kırıklarının (DRKs) redüksiyonu öncesinde yapılan hematom bloğu (HB) ile deksmedetomidin uygulamasının ağrı kontrolüne, redüksiyon kalitesine ve doktor memnuniyetine olan etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza acil servise (AS) başvuran DRK’lı 60 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. İlk gruba HB, ikinci gruba ise deksmedetomidin ile bilinçli sedasyon uygulandı. Her iki grupta ağrı düzeyleri; Görsel Analog Skala (VAS) ile, yöntem öncesi, yöntemden 10 dakika sonra ve redüksiyon sonrası olmak üzere her bir hasta için 3 kez değerlendirildi. Redüksiyonu yapan doktorların redüksiyon sırasındaki konfor ve memnuniyetleri 5’li Likert Memnuniyet Ölçeği (LMÖ) kullanılarak ölçüldü. Redüksiyon sonrası kontrol direk grafi ile Sarmiento kriterlerine göre redüksiyon kalitesi değerlendirildi.
BULGULAR: DRK ile AS’ye başvuran hastaların 28’i kadın, 19’u erkek, 13’ü çocuk (<12 yıl) idi. Hastaların yaş ortalaması; deksmedetomidin grubunda (DG) 32.97±20.48, hematom bloğu grubunda (HBG) 35.25±18.92 idi. İki grup arasında yaş ortalaması açısından anlamlı fark yoktu (t=-0.448, p=0.65). Redüksiyon sırasındaki hasta uyumuna ilişkin doktor memnuniyetinin değerlendirildiği LMÖ sonuçlarında iki grup arasında anlamlı fark bulunmadı (χ²=2.296, p=0.512). Yöntem öncesi VAS değerleri açısından da iki grup arasında anlamlı fark yoktu (t=-0.148, p=0.883). Yöntem sonrası 10. dakikadaki VAS değerleri ise DG’de, HBG’ye göre anlamlı derecede düşüktü (t=-2.773, p=0.009). Bununla birlikte, Sarmiento kriterlerine göre değerlendirilen redüksiyon kalitesinde iki grup arasında anlamlı fark yoktu (χ²=0.64, p=0.89). Her iki gruptaki hastaların hiçbirinde uygulanan yönteme bağlı yan etki görülmedi.
SONUÇ: Deksmedetomidin AS’de DRK redüksiyonu öncesinde hızlı ve etkili ağrı yönetimi ve hasta memnuniyeti açısından HB’ye üstün, etkili bir yöntemdir. Sistemik yan etkilerinin az olması nedeniyle de, prosedürel sedasyon ve analjezi (PSA) gerektiren kırık redüksiyonlarında AS’de rutin olarak kullanılabilecek alternatif bir PSA yöntemi olabilir.

14. 
İyi huylu kemik tümörlerinin tedavisinde biyoaktif camın klinik ve radyolojik sonuçları: 64 vakanın retrospektif çalışması
Clinical and radiological outcomes of bioactive glass in the treatment of benign bone tumors: a retrospective study of 64 cases
Sevan Sivacioglu, Melih Civan, Onur Cetin, Şafak Sayar, Ahmet Salduz, Levent Eralp
PMID: 40910716  PMCID: PMC12460632  doi: 10.14744/tjtes.2025.89507  Sayfalar 920 - 924
AMAÇ: İyi huylu ve agresif iyi huylu kemik tümörleri, metastatik olmasalar da ağrı, kırık riski veya fonksiyonel bozukluk nedeniyle cerrahi müdahale gerektirebilir. Bu olgularda cerrahi tedavi sırasında kemik grefti kullanılabilir. Otogreftler altın standart olarak kabul edilse de, özellikle pediatrik has-talarda dezavantajlı olabilir. Biyoaktif cam (BG), bu gibi durumlarda uygulanabilir bir alternatif olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada, iyi huylu kemik tümörlerinin tedavisinde BG’nin klinik ve radyolojik sonuçları değerlendirildi.
GEREÇ VE YÖNTEM: Bu retrospektif, tek merkezli çalışmada 2004-2023 yılları arasında iyi huylu kemik tümörleri için küretaj ve BG grefti ile tedavi edilen 64 hasta (71 cerrahi işlem) incelendi. Fonksiyonel sonuçlar Musculoskeletal Tumor Society Score (MSTS) ile, radyolojik iyileşme ise Neer sınıflandırması ile değerlendirildi.
BULGULAR: Ortalama takip süresi 25.0±12.6 aydı. MSTS skorlarında anlamlı iyileşme saptandı (17.6±4.8’den 28.1±2.0’a; p<0.05). Neer sınıf-landırmasına göre yüksek kaynama oranları elde edildi. Komplikasyonlar arasında 4 hastada (5 cerrahi işlemde) tümör nüksü, 9 hastada kırık ve 4 hastada yüzeyel enfeksiyon gözlendi. Derin enfeksiyon veya materyale bağlı başka olumsuz bir sonuç bildirilmedi.
SONUÇ: BG, özellikle otogreft seçeneklerinin sınırlı olduğu pediatrik popülasyonda, iyi huylu kemik defektlerinin tedavisinde güvenli ve etkili bir greft alternatifidir. Osteokondüktif özellikleri, enfeksiyon direnci ve kemik remodelingi ile uyumluluğu sayesinde geleneksel greftleme tekniklerine güçlü bir seçenek oluşturmaktadır.

LookUs & Online Makale