Amaç
Nazal fraktürler en sık görülen yüz kırıklarıdır ve kompleks yaralanma paternleri açısından risk taşıyan hastaların belirlenebilmesi için sıklıkla hızlı klinik değerlendirme gerektirir. Mevcut sınıflandırma sistemleri çoğunlukla ileri görüntüleme yöntemlerine bağımlıdır veya rutin acil değerlendirmede kullanım açısından yeterince pratik değildir. Son dönemde Savaş ve ark. tarafından kraniokaudal fraktür lokalizasyonuna dayanan topografik bir sınıflandırma sistemi önerilmiştir. Bu çalışmanın amacı, bu sınıflandırma sistemi ile travma şiddeti, görüntüleme gereksinimi ve eşlik eden yaralanmalar arasındaki ilişkiyi erişkin nazal fraktür hastalarında araştırmaktır.
Gereç ve Yöntem
Bu retrospektif kohort çalışmasına, Ocak 2015 ile Ocak 2025 tarihleri arasında üçüncü basamak bir merkezde nazal fraktür tanısı alan erişkin hastalar dahil edildi. On sekiz yaş altındaki hastalar, daha önce nazal travma öyküsü bulunanlar, geçirilmiş septorinoplasti veya rinoplasti öyküsü olanlar, konjenital nazal deformitesi bulunanlar, eksik tıbbi kaydı olanlar veya yetersiz görüntüleme verisine sahip hastalar çalışma dışı bırakıldı. Fraktürler, Savaş ve ark. tarafından tanımlanan topografik sınıflandırmaya göre üç anatomik seviyeye ayrıldı. Demografik özellikler, travma mekanizması, görüntüleme yöntemi, septal yaralanma, eşlik eden yüz kırıkları, tedavi yöntemi, sekonder cerrahi girişimler ve olfaktör yakınmalar değerlendirildi. Travma mekanizmaları ayrıca düşük enerjili ve yüksek enerjili travma olarak sınıflandırıldı. İstatistiksel analizler Jamovi yazılımı kullanılarak gerçekleştirildi.
Bulgular
Toplam 246 hasta çalışmaya dahil edildi. Seviye I fraktürler ağırlıklı olarak düşük enerjili travma mekanizmaları ile ilişkiliyken, Seviye II ve III fraktürler yüksek enerjili travma, daha fazla bilgisayarlı tomografi kullanımı, septal yaralanma ve eşlik eden yüz kırıkları ile anlamlı derecede ilişkili bulundu (p < 0.001). Distal fraktürlerde çoğunlukla direkt grafi yeterli olurken, proksimal fraktürlerde sıklıkla BT değerlendirmesi gerekti. Tedavi yöntemi, komplikasyon oranları ve sekonder cerrahi girişimler açısından fraktür seviyeleri arasında anlamlı farklılık saptanmadı.
Sonuç
Topografik sınıflandırma sistemi, nazal fraktür hastalarında travma şiddeti, görüntüleme gereksinimi ve eşlik eden yaralanmalar ile anlamlı ilişki göstermiştir. Her ne kadar sınıflandırma sistemi uzun dönem sonuçları veya tedavi yöntemini öngörememiş olsa da, ileri radyolojik değerlendirme gerektirebilecek hastaların erken risk sınıflandırılmasında yardımcı pratik bir araç olarak kullanılabilir.
Anahtar Kelimeler: nazal fraktür, topografik sınıflandırma, yüz travması, bilgisayarlı tomografi, septal fraktür
Background
Nasal fractures are the most common facial fractures and frequently require rapid clinical assessment to identify patients at risk for complex injury patterns. Existing classification systems are often dependent on advanced imaging modalities or are insufficiently practical for routine emergency evaluation. Recently, Savaş et al. proposed a topographic classification system based on craniocaudal fracture location. This study aimed to investigate the relationship between this classification system and trauma severity, imaging requirements, and associated injuries in adult nasal fracture patients.
Methods
This retrospective cohort study included adult patients diagnosed with nasal fractures between January 2015 and January 2025 at a tertiary referral center. Patients younger than 18 years, patients with previous nasal trauma, prior septorhinoplasty or rhinoplasty history, congenital nasal deformities, incomplete records, or inadequate imaging were excluded. Fractures were classified into three anatomical levels according to the topographic classification described by Savaş et al. Demographic characteristics, trauma mechanism, imaging modality, septal injury, associated facial fractures, treatment modality, secondary surgery, and olfactory complaints were evaluated. Trauma mechanisms were additionally categorized as low-energy and high-energy trauma. Statistical analyses were performed using Jamovi software.
Results
A total of 246 patients were included. Level I fractures were predominantly associated with low-energy trauma mechanisms, whereas Level II and III fractures were significantly associated with high-energy trauma, greater computed tomography utilization, septal injury, and concomitant facial fractures (p < 0.001). Plain radiography was primarily sufficient in distal fractures, while proximal fractures frequently required CT evaluation. Treatment modality, complication rates, and secondary surgical interventions did not significantly differ among fracture levels.
Conclusion
The topographic classification system demonstrated significant associations with trauma severity, imaging requirements, and concomitant injuries in nasal fracture patients. Although the classification did not predict long-term outcomes or treatment modality, it may serve as a practical adjunctive tool for early risk stratification and identification of patients requiring advanced radiologic evaluation.
Keywords: nasal fracture, topographic classification, facial trauma, computed tomography, septal fracture