p-ISSN: 1306-696x | e-ISSN: 1307-7945
Cilt : 13 Sayı : 4 Yıl : 2026

Hızlı Arama




Scopus CiteScore SCImago Journal & Country Rank

Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi - Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 13 (4)
Cilt: 13  Sayı: 4 - Ekim 2007
DENEYSEL ÇALIŞMA
1. 
Sıçanlarda arteriyel oklüzyona bağlı akut mezenterik iskeminin erken tanısında diyagnostik peritoneal lavaj sıvısında pH ve potasyum
pH value and potassium level of diagnostic peritoneal lavage fluid in the early diagnosis of acute mesenteric ischemia secondary to arterial occlusion in rats
Doğan Gönüllü, Yücel Yankol, Ferruh Işıman, Ayşenur Akyıldız İğdem, Osman Yücel, Ferda Nihat Köksoy
PMID: 17978906  Sayfalar 261 - 267
İskeminin yarattığı asidoza eşlik eden pH düşmesi ve potasyum yükselmesi bilgileri, peritoneal lavaj sıvısında test edilerek, deneysel erken tanıya katkı sağlanması amaçlandı.
GEREÇ-YÖNTEM: Sham, 30, 60, 120 ve 180 dk iskemi grupları olmak üzere 5 grup 10’ar Wistar albino cinsi sıçanlar üzerinde yapılan çalışmada, arteriyel oklüzyon ile mezenter iskemi gerçekleştirildi. Peritoneal lavaj sıvılarında pH ve potasyum değerleri ölçülen deneklerin kan pH seviyeleri de kaydedildi. Bağırsaklardan alınan örnekler patolojik olarak incelendi. BULGULAR: 30 ve 60 dk’lık iskemi süresinde, lavaj sıvısında pH düştü, potasyum miktarı arttı. 120 ve 180 dk’lık geç dönemlerde ise, lavaj sıvı pH’sı düşük kalmaya, potasyumu anlamlı düzeyde yükselmeye devam ederken, kan pH’sında anlamlı düşüş ortaya çıktı. Patolojik değerlendirmede, iskemi süresi ile bağırsak duvar hasarının paralel seyrettiği ortaya kondu. SONUÇ: Sham grubuna göre, iskeminin 30 ve 60 dk’lık erken dönemlerinde bile, peritoneal lavaj sıvısı pH değerlerinin düştüğü, potasyum değerlerinin yükseldiği belirlendi. Kan pH düşmesi ise, 120 dk sonrasında ortaya çıktı. Deneysel mezenterik iskemide, henüz kan pH’sının yükselmediği erken dönemde peritoneal lavaj sıvısında pH ve potasyum ölçümleri yapılarak erken tanıya katkı sağlanabileceği kanısına varıldı.

2. 
Sildenafil sitrat’ın gastrik mukozayı non-steroid antienflamatuvar ilaçlara bağlı oluşan hasardan korumadaki rolü
The role of sildenafil citrate in the protection of gastric mucosa from nonsteroidal anti-inflammatory drug-induced damage
Bülent Aydınlı, Mehmet İlhan Yıldırgan, Gürkan Öztürk, Sabri Selçuk Atamanalap, Kamil Yalçın Polat, Mahmut Başoğlu, Cemal Gündoğdu, Halis Süleyman, Ahmet Kızıltunç, Nesrin Gürsan, Durkaya Ören
PMID: 17978907  Sayfalar 268 - 273
AMAÇ: İndometazinle oluşturulan sıçan mide ülseri modelinde sildenafil sitratın (SS) koruyucu etkileri araştırıldı. GEREÇ-YÖNTEM: Mide ülserleri indometazinin oral yoldan verilmesiyle oluşturuldu. Çalışmada 30 sıçan kullanıldı. Sıçanlar 3 gruba ayrıldı; 50 mg/kg dozunda SS (n=10) veya omeprazol (n=10) verildi ya da hiç tedavi verilmedi (n=10, kontrol grubu). Ülser alanlarının toplamına ilave olarak, mide dokusundaki NO düzeylerini saptamak amacıyla mide dokusunda nitrit (NO2-) ve nitrat (NO3-) düzeyleri değerlendirildi. Tüm ölçümler indometazinin oral uygulamasından 6 saat sonra yapıldı. BULGULAR: Ülser alanlarının ortalaması SS, omeprazol ve kontrol grubunda sırasıyla 4,0±2,31, 3,0±2,00 ve 21,4±8,43 olarak ölçüldü. SS grubunda ortalama ülserasyon alanları kontrol grubuna göre daha düşük değerlerde saptandı. Mide dokusundaki NO içeriği SS, omeprazol ve kontrol grubunda sırasıyla 32,2±3,05, 24,8±3,23 ve 21,0±0,82 (µmol/g protein) şeklindeydi. NO muhtevası SS grubunda kontrol grubuna göre ciddi şekilde yüksekti (p<0,001). SONUÇ: Sildenafil sitratın mide mukozasını indometazine bağlı oluşan hasardan koruyucu rolü olabilir. Bu etki NO’nun mide dokusundaki yükselmiş olan düzeylerine bağlı olabilir.

3. 
İskemi reperfüzyon yaralanmasında resveratrol’ün iskelet kası üzerine etkileri
Effects of resveratrol on skeletal muscle in ischemia-reperfusion injury
Nurzat Elmalı, İrfan Esenkaya, Neşe Karadağ, Ferhat Taş, Nevzat Elmalı
PMID: 17978908  Sayfalar 274 - 280
AMAÇ: Üzümde ve kırmızı şarapta bulunan polifenol yapıdaki resveratrol’ün çeşitli dokularda serbest radikal temizleyicisi ve antioksidan özelliklere sahip olduğu önceki çalışmalarda gösterilmiştir. Bu yazıda sıçanların arka ekstremitelerinde oluşturulan iskemi reperfüzyon (I/R) yaralanmasında resveratrol’ün kas dokusundaki etkileri araştırıldı.
GEREÇ-YÖNTEM: Yirmi dört adet Sprague-Dawley cinsi sıçanın sağ arka ekstremitelerine turnikenin uygulanması ile arteryel kan dolaşımı 4 saat süreyle durduruldu. Dördüncü saatin sonunda turnike serbestleştirilerek sıçanlar her biri 6 adetten oluşan 4 gruba ayrıldı. Ekstremitenin grup 1’de 4 saat, grup 2’de 8 saat süreyle yeniden perfüzyonuna izin verildi. Tedavi gruplarına (grup 1 ve grup 2) %0,5 etil alkol içinde 10 mg/kg resveratrol intraperitoneal (i.p.) uygulandı. Aynı sürelerle reperfüzyonuna izin verilen kontrol gruplarına (grup 3 ve grup 4) ise sadece %0,5 etil alkol i.p. uygulandı. Histolojik değerlendirme için gastroknemius kası ve malondialdehit (MDA) seviyelerinin ölçümü için tibialis anterior kası çıkarıldı.
BULGULAR: Resveratrol ile tedavi edilen gruplarda kas dokusunda polimorf çekirdekli lökosit infiltrasyonu, ödem, kas liflerinin boyutlarında değişiklik ve segmental nekroz kontrollerle karşılaştırıldığında belirgin azalmıştı (p<0.05). MDA seviyeleri de aynı şekilde tedavi grubunda düşüktü (p<0.05). SONUÇ: Bu sonuçlar resveratrolün güçlü antioksidan etkisi ile iskelet kasını I/R yaralanmasına karşı koruyabileceğini düşündürmektedir.

KLINIK ÇALIŞMA
4. 
Ağır kafa travmalı hastalarda beyin omurilik sıvısı ve serum IGF-1 ve IGFBP-3 değerleri
Cerebrospinal fluid and serum levels of insulin-like growth factor-1 and insulin-like growth factor binding protein-3 in patients with severe head injury
Galip Zihni Sanus, Taner Tanrıverdi, Abdurrahman Coşkun, Hakan Hanımoğlu, Merih Is, Mustafa Uzan
PMID: 17978909  Sayfalar 281 - 287
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, insülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) ve insülin-benzeri bağlama protein-3 (IGFBP-3) moleküllerinin ciddi kafa travması sonrası serumda ve beyin omurlik sıvısı’ndaki (BOS) seviyelerini ölçmek ve kontrol grubu ile karşılaştırmaktır.
GEREÇ-YÖNTEM: Travma ve kontrol gruplarımızı sırası ile ağır kafa travmalı 11 hasta ile 9 hidrosefalili (bir hasta normal basınçlı diğer sekiz hasta akuaduktus stenozuna bağlı hidrosefali) hasta oluşturdu. Hastalardan alınan serum ve BOS örneklerinde IGF-1 ve IGFBP-3 seviyeleri kafa travması sonrası ölçüldü ve seviyeleri kontrol grubu ile karşılaştırıldı. BULGULAR: Gerek hasta ve gerekse de kontrol grubunda BOS, IGF-1 ve IGFBP-3 seviyeleri ölçülemeyecek derecede düşüktü. Serum seviyelerine bakıldığında ise, hasta grubu kontrol grubuna göre her zaman daha yüksek IGF-1 ve IGFBP-3 değerleri saptandı. SONUÇ: Ağır kafa travmasının akut veya kronik dönemlerde IGF-1 verilmesi yarar sağlayabilir ve insanlarda mortalite ve morbiditeyi azaltabilir.

5. 
Ultrasonografi eşliğinde serum fizyolojik ile invajinasyon redüksiyonu ve operatif tedavi ile karşılaştırma
Ultrasound guided reduction of intussusception with saline and comparison with operative treatment
Burak Tander, Didem Baskın, Mustafa Candan, Muzaffer Başak, Müjdat Bankoğlu
PMID: 17978910  Sayfalar 288 - 293
AMAÇ: Son yıllarda ultrasonografi (USG) eşliğinde invajinasyon redüksiyonu popüler bir yöntem olmuştur. Ancak, ayrıntılar, işlemin süresi, başarısızlık nedenleri irdelenmemiştir. Bu çalışmada, USG eşliğinde serum fizyolojik ile redüksiyon uygulanan invajinasyon olguları değerlendirildi ve operatif yaklaşım ile tedavi edilen önceki dönem olguları ile karşılaştırıldı. GEREÇ-YÖNTEM: Ciddi peritonit ya da perforasyonu olanlarla, 3 yaşından büyük ve 1 aydan küçük olanlar çalışma dışı bırakıldı. Anal kanala, ısıtılmış serum fizyolojik uygulandı. Başarılı redüksiyonun ana ölçütü olarak USG monitöründe serumun ileuma geçişi değerlendirildi. Bu sırada hastanın kliniğinde belirgin düzelme olması da başarılı redüksiyon açısından bir ölçüt olarak görüldü. İşleme bir zaman sınırlaması getirilmedi. BULGULAR: Elli bir invajinasyonlu hastanın 41’inde işlem başarılı sonuçlandı. Redüksiyonu parsiyel olarak gerçekleşen üç hastada aynı işlem yinelendi ve bunlar da total olarak redükte oldular. Perforasyon ya da başka bir komplikasyon görülmedi. Redüksiyonun başarısız olduğu 10 hastanın birinde ileal lenfoma, birinde de duplikasyon kisti “lead point” nedeni olarak belirlendi. SONUÇ: Çocukluk çağında USG eşliğinde hidrostatik ileokolik invajinasyon redüksiyonu güvenlidir, ağrısızdır ve başarı oranı yüksektir. Hasta ve ekip radyasyon ışınları ile de karşılaşmamaktadır. Başarılı redüksiyonu gösteren başlıca belirteçler arasında radyolojik ve klinik olarak düzelme bulguları vardır. Bazı olgularda, ikinci bir redüksiyon denemesi gerekebilir. İnvajinasyon için daha önce ameliyat öyküsünün bulunması hidrostatik redüksiyon için bir kontrendikasyon oluşturmaz.

6. 
Açık göz küresi yaralanmalarında sonuç görme keskinliği üzerine etkisi olan faktörler
The factors affecting visual outcome in open globe injuries
Vuslat Pelitli Gürlü, Haluk Esgin, Ömer Benian, Sait Erda
PMID: 17978911  Sayfalar 294 - 299
AMAÇ: Açık göz küresi yaralanması nedeniyle cerrahi onarım uygulanan olgularda görme keskinliğini etkileyen faktörler araştırıldı. GEREÇ-YÖNTEM: Acil cerrahi onarım uygulanan 195 olgunun dosya kayıtları geriye dönük olarak değerlendirildi. Bunlar arasından, kayıtları eksiksiz tutulmuş ve en az 6 ay izlemi bulunan 119 olgunun 119 gözü çalışmaya alındı. Olgular yaş, cinsiyet, travmanın tipi, lokalizasyonu, ameliyat öncesi ve sonrası muayene bulguları ile başka cerrahi girişim yapılmış olması açısından değerlendirildi. İstatistiksel analizde ki-kare testi ve logistik regresyon analizi kullanıldı.
BULGULAR: İlk görme keskinliğinin evre 4 veya evre 5 düzeyinde olması (p=0,042), yara yerinin zon 1 dışındaki alanlara lokalize olması (p=0,001), travmanın penetran tipte olmaması (p=0,003), ameliyat öncesi total ön kamara kaybı (p=0,005), hifema varlığı (p=0,001), vitre prolapsusu varlığı (p=0,000) ve ameliyat sonrası arka segment patolojisi oluşumu (p=0,000) görsel prognozu kötü yönde etkilediği saptandı. Sonuçta görme keskinliğini etkileyebilecek tüm faktörler birlikte değerlendirildiğinde, görme keskinliği evre 4 veya evre 5 olan olgularda “arka segmentte patoloji varlığı” (p=0,000, Odds oranı=16,604) ve ameliyat öncesi “total ön kamara kaybının” (p=0,015, Odds oranı=4,661) istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. SONUÇ: Açık göz küresi yaralanması olan olgularda arka segmentte saptanan değişiklikler ve ameliyat öncesi muayenede ön kamaranın total kayıp olması sonuç görme keskinliğinde belirleyici faktörlerdir. Bu nedenle, ortamın şeffaf olduğu olgularda periferik retinayı da kapsayan oftalmoskopi, ortam opasitesi olan olgularda da ultrasonografi, izlem sürecinde ihmal edilmemesi gereken muayene yöntemleridir.

7. 
Pankreas yaralanmalarında sekiz yıllık deneyimimiz
Our eight years’ clinical experience in pancreatic injuries
Kasım Çağlayan, Neşet Köksal, Ender Onur, Ediz Altınlı, Atilla Çelik, Aziz Sümer, M. Ali Uzun, Yusuf Günerhan
PMID: 17978912  Sayfalar 300 - 306
AMAÇ: Travmatik pankreas yaralanması nedeniyle ameliyat edilen hastalardaki morbidite ve mortalite ve bunlara etkili faktörler incelendi. GEREÇ-YÖNTEM: 1996-2004 tarihleri arasında travmatik pankreas yaralanması nedeniyle kliniğimizde ameliyat edilen 13 hasta (13 erkek; ort. yaş 35,3; dağılım 20-60) geriye dönük olarak incelendi. BULGULAR: On olguda penetran, üç olguda künt yaralanma mevcuttu. Olgularda yaralanmadan ameliyata kadar geçen süre ortalama 5,8 (1-48) saat idi. Mortalite üç olguda (%23) görüldü. Hayatını kaybeden iki olguda büyük damar yaralanması mevcuttu. Ameliyat sonrası en sık görülen komplikasyon plevral efüzyon idi, iki hastada (%15) görüldü. SONUÇ: Morbidite ve mortalite büyük oranda yaralanmaya eşlik eden yandaş organ yaralanması varlığıyla ilişkili bulundu.

8. 
Yılan zehirlenmelerinin tedavisi: Yirmi bir olgunun incelenmesi
The management of snake envenomation: evaluation of twenty-one snake bite cases
Rüştü Köse
PMID: 17978913  Sayfalar 307 - 312
AMAÇ: Bu çalışmada, bölgemizde görülen yılan zehirlenmeleri, bunların tedavileri ve alınan sonuçlar değerlendirildi. GEREÇ-YÖNTEM: 2004 ile 2005 yaz aylarında servisimizde 21 yılan ısırması olgusu (10 erkek, 11 kadın; ortalama yaş 36,4; dağılım 10-70) takip edildi. Bunların dört tanesi kuru ısırık olgusuydu. Diğer 17 olguda zehirlenme meydana gelmişti. BULGULAR: Zehirlenme olgularında lokal ve hematolojik bozukluklar görüldü. Bir hastada lokal deri nekrozu meydana geldi. Hastaların beş tanesinde trombositopeni oluştu. Beş hastaya toplam 7 ünite kan transfüzyonu yapıldı. Yılan antiserumu olarak Avrupa yılanları için hazırlanmış olan Zagreb serumu kullanıldığında daha iyi sonuçlar alındı. Zagreb serumu bulunamayan durumlarda hastalara Mısır’dan ithal edilen serum kullanıldı. Daha yüksek dozda antiserum kullanılmasına rağmen klinik tablo daha geç düzeldi. SONUÇ: Bölgemizde görülen zehirli yılan ısırması olgularında hematolojik bozuklukların ve lokal sorunların ön planda olduğu gözlenmektedir. Olabildiğince erken sürede yapılacak antiserum tedavisi ile zehirlenme sonrası gelişebilecek sorunların engellenebileceği görüşündeyiz.

OLGU SUNUMU
9. 
Primer dalak anjiyosarkomuna bağlı spontan dalak rüptürü: Olgu sunumu
Spontaneous spleen rupture due to primary splenic angiosarcoma: a case report
Burhan Mayir, Taner Çolak, Ayhan Dinçkan
PMID: 17978914  Sayfalar 313 - 315
Primer dalak anjiyosarkomu nadir görülen ve tanısı zorlukla konabilen bir hastalıktır. Bu yazıda karın ağrısı ile başvuran, takiplerinde şok bulguları meydana geldiğinden laparotomi ile tanı konulan bir olgu tartışıldı. Dalak anjiyosarkomu özellikle açıklanamayan anemi, dalakta kitle ve splenomegalisi olguların ayırıcı tanısında düşünülmelidir. Hızlı seyirli kötü prognozlu bir hastalıktır. Rüptür gelişebileceğinden erken dönemde splenektomi uygulanmalıdır.

10. 
Nonspesifik bulgularla geç dönemde ortaya çıkan lateral karın duvarı hematomu: Olgu sunumu
Late diagnosis of a lateral abdominal wall hematoma presenting with nonspecific findings: report of a case
Özer İlkgül, Sema Özden, Yücel Özsoy, Levent Yoleri, Yamaç Erhan, Hasan Aydede
PMID: 17978915  Sayfalar 316 - 318
Bu yazıda travma sonrası geç dönemde ortaya çıkan lateral abdominal duvar hematomu olgusu sunuldu. Hasta, künt vücut travması sonrası 30. günde dev hematom, plevral efüzyon ve kilo kaybı bulguları ile hastaneye yatırıldı. Bilgisayarlı tomografi incelemesinde hematomun aksilladan gluteus düzeyine kadar ulaştığı görüldü. İnce iğne aspirasyon biyopsisinde eksüda niteliğinde sıvı kolleksiyonu saptandı ve yaklaşık olarak beş litre sıvı drene edildi. Bu olguda gösterildiği gibi lateral abdominal duvar hematomları nonspesifik bulgularla karşımıza çıkmakta ve bu nedenle geç tanı almaktadırlar.

11. 
Kardiyopulmoner resüsitasyon sonrası BT’de saptanan difüz serebrovasküler hava embolizmi
Diffuse cerebrovascular air embolism on CT secondary to cardiopulmonary resuscitation
Mehmet H. Atalar, Bilge Öztoprak, Pınar Erdinç, Ünal Özüm
PMID: 17978916  Sayfalar 319 - 321
Hava embolizminin torasik, kardiyovasküler ve nöroşirürjik ameliyatlar, hemodiyaliz ve santral kateter yerleştirilmesi, delici toraks ve kraniyal travma gibi birçok klinik durum sonrasında ortaya çıktığı bilinmektedir. Bilgisayarlı tomografi (BT), hava embolizminin gösterilmesinde faydalıdır. Bununla birlikte majör serebral arterlerin tümünde masif havanın BT ile gösterilmesi oldukça nadirdir. Bu yazıda, başarısız posttavmatik kardiyopulmoner resüsitasyonu takiben yapılan postmortem BT incelemede saptanan serebrovasküler pnömoanjiyogramlı 45 yaşındaki kadın olguda olası mekanizmalar değerlendirildi.

12. 
Spinal iliyak anterior inferior avulsiyon kırığı
Avulsion fracture of the anterior inferior iliac spine
Hakan Atalar, Esin Kayaoğlu, Osman Y. Yavuz, Hakan Selek, İsmail Uraş
PMID: 17978917  Sayfalar 322 - 325
On dört yaşında erkek hasta sağ kasığında ağrı yakınması ile hastanemize başvurdu. Ağrısının, bir hafta önce futbol oynarken, şut attıktan sonra aniden başladığını belirtti. Aktif ve pasif kalça hareketlerinde kısıtlılık vardı. Ön arka pelvis grafisinde, sağ spinal iliyak anterior inferiordan 1 cm distale doğru deplase kemik fragmanı görüldü. Hasta analjezik ilaçlar ve alt ekstremitesine yük vermesi önerileri ile taburcu edildi. Dört hafta sonra eklem hareket açıklığı normal sınırlarda ve ağrısız iken, 8 hafta sonra kalça fleksiyonu tam olarak elde edildi.