p-ISSN: 1306-696x  |  e-ISSN: 1307-7945
Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi - Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 15 (4)
Cilt: 15  Sayı: 4 - Temmuz 2009
DERLEME
1. 
Travmada volüm replasmanı
Volume Replacement in Trauma
Marcelo Augusto Fontenelle Ribeiro Jr, Marina Gabrielle Epstein, Luciana Daniela Lossurdo De Araujo Alves
PMID: 19669957  Sayfalar 311 - 316
Çoklu travma hastalarındaki volüm replasmanında kullanılma endikasyonu bulunan değişik sıvıları, endikasyonlarını, etki mekanizmalarını ve yan etkilerini aydınlatmak suretiyle karşılaştırdık. 1997 ve 2008 yılları arasındaki yayınlar (dizin dergileri) kapsamlı olarak incelendi. Travma hastalarında hangi sıvıların kullanılması gerektiği konusunda halen bir fikir birliği bulunmamaktadır. Mevcut sistematik gözden geçirmeler, kolloid sıvıların kristaloid sıvılara karşı herhangi bir üstünlüğünü ortaya koymamıştır. Kristaloidler, hipovolemiye bağlı olarak interstisiyel ve intraselüler alanlardan intravasküler alana sıvı geçişi ile kolaylaşan fizyolojik internal dilüsyonu artırırlar. Resüsitasyonda kullanılan en yeni hipertonik solüsyonlar, kan hacmini genişletmekte ve kan basıncını yükseltmekte büyük bir kaliteye sahiptirler. Dekstran solüsyonunun hiperonkotik etkisi, intravasküler volümde, uygulanan hacimden daha fazla bir başlangıç genişlemesi oluşturur. Kristaloidlere kıyasla önemsiz volüm genişletme yetenekleri ve potansiyel anafilaktik reaksiyon riskleri nedeniyle, jelatinler, gelişmiş ülkelerde artık kullanılmamaktadırlar. Bazı uzmanlar daha hızlı intravasküler volüm restorasyonu oluşturabilen koloidleri kullanmayı tercih etse bile, travmada kristaloidler daha fazla kullanılmaktadır. Bu arada, volüm açığının restorasyonu ile ilgili olarak kristaloidlere göre açık bir koloid üstünlüğünü gösteren inandırıcı hiçbir kanıt bulunmamaktadır.

DENEYSEL ÇALIŞMA
2. 
Uzun Süreli ve Düşük Doz Siklosporin-A Tedavisinin Kas ve Tendonlar Üzerine Etkileri: Deneysel Çalışma
The Effects of Long Term-Low Dose Cyclosporin-A Treatment on Muscles and Tendons: An Experimental Study
Ranan Gulhan Aktas, Seref Aktas, Omer Yazgan, Semsi Altaner
PMID: 19669958  Sayfalar 317 - 323
AMAÇ
Az sayıdaki çalışmada, siklosporin-A (CsA) içeren immünsüpresif tedavi alan hastalarda kas ve/veya tendon patolojileri görüldüğü bildirilmiştir. Çalışmamızda, (i) CsA ile düşük doz ve uzun süreli tedavinin ardından mikroskobik düzeyde çizgili kas dokusu ve tendonlarda değişiklik olup olmadığı ve (ii) tedaviye CsA’nın çözücüsü Cremophor-EL ya da steroid eklenmesinin ek bir değişiklik oluşturup oluşturmadığı araştırıldı.
GEREÇ VE YÖNTEM
230-300 gr ağırlığında, dişi ve erişkin 24 adet Sprague-Dawley cinsi sıçan, rastgele dört gruba ayrıldı. Grup 1 kontrol olarak ayrılırken, diğer üç gruba 2,5 ay süre ile CsA (4 mg/kg/gün) periton içine verildi. Grup 2’ye CsA’nın oral formu, Grup 3’e CsA’nın Cremophor-EL içeren intravenöz (İV) formu verildi. Grup 4’e ise CsA’nın İV formu ile birlikte prednizolon (1 mg/kg/gün) uygulandı. Aşil tendonları ve triseps kaslarından hazırlanan doku örnekleri ışık mikroskobunda incelendi.
BULGULAR
Tüm deney gruplarında kaslarda lokal dejenerasyon, bağ dokusu artışı, mononükleer hücre sayısında artış gözlendi. Tendonlarda herhangi bir değişiklik yoktu.
SONUÇ
Çalışma, uzun süreli ve düşük dozda CsA kullanımı sonucu kas dokusunda morfolojik değişiklikler olmuştur. Tendonlarda herhangi bir değişiklik gözlenmemiştir. Cremophor-EL veya steroidlere bağlı olabilecek ek bir değişiklik belirlenememiştir. CsA nedeni ile oluşmuş bu değişikliklere, travma ya da cerrahi girişim sonrası kaslarda oluşabilecek hasarın eklenmesi ile çok daha dramatik bir tablo oluşabileceği göz ardı edilmemelidir. Bu sonucu destekleyen birkaç olgu sunumu vardır.

3. 
Otolog ve Homolog Kan Transfüzyonunun Karın İçi Enfeksiyon Modelinde TNF-Alfa Düzeyleri ve Sağkalıma Etkisi
Effects of Autologous and Homologous Blood Transfusion on TNF-alpha levels and Survival in an Intraabdominal Infection Model
Yusuf Alper Kılıç, Hande Canpınar, Dicle Güç, İskender Sayek
PMID: 19669959  Sayfalar 324 - 329
AMAÇ
Homolog kan transfüzyonunun immünmodülatuvar etkilerinin cerrahi hastalarda kanser nüksü ve enfeksiyon gelişimi üzerine olumsuz etkileri olabileceği yönünde bulgular vardır. Bu olumsuz etkileri ortadan kaldırmaya yönelik bir yaklaşım otolog kan transfüzyonudur. Bununla birlikte, otolog transfüzyonun bu açıdan yararı netlik kazanmamıştır. Bu çalışmada, sıçanda karın içi enfeksiyon modelinde otolog ve homolog kan transfüzyonunun TNF-alfa düzeyleri ve sağkalım üzerine etkileri araştırıldı.
GEREÇ VE YÖNTEM
Çalışmada toplam 92 adet Spreague-Dawley cinsi sıçan kullanıldı. 44 sıçanda kan transfüzyonunu takip eden 7. günde çekal ligasyon delme yöntemi ile karın içi enfeksiyon oluşturuldu, ardından 90. dakika ve 6. saatte kan örnekleri alınarak ELISA yöntemi ile TNF-alfa düzeylerine bakıldı. 48 sıçanda ise (Sağkalımın değerlendirilmesi için kullanılan sıçanlar homolog ve otolog gruplarda 12’şer sıçandan oluştu.) transfüzyon ve çekal ligasyon delme işlemini takiben bir hafta süreyle sağkalım gözlendi.
BULGULAR
Çalışma sonucunda otolog transfüzyon grubuna göre, homolog kan transfüzyonu grubunda TNF-alfa yanıtında belirgin bir baskılanma olduğu görüldü, fakat gruplar arasında sağkalım açısından bir fark bulunamadı.
SONUÇ
Bu bulgulara dayanarak, otolog kan transfüzyonunun transfüzyona bağlı immünmodülasyonu azaltacak bir seçenek olduğu, fakat karın içi enfeksiyonda mortaliteyi azaltmadığı sonucuna varılmıştır.

4. 
Akut Deneysel Staphylococcus Aureus Peritonitinde Enflamatuvar Mediyatörlere Yönelik Peritoneal Rezorpsiyon Kapasitesi
Peritoneal Resorption Capacity for the Inflammatory Mediators in Acute Experimental Staphylococcus aureus Peritonitis
Fawaz Chikh Torab, Fikri M. Abu-zidan, Suhail Al-salam, Dieter Berger, Frank James Branicki
PMID: 19669960  Sayfalar 330 - 336
AMAÇ
Gram-pozitif veya gram-negatif peritoniti bulunan hastaların peritoneal sıvılarında hem endotoksin hem de interlökin-6 (IL-6) konsantrasyonlarının yüksekliği, bu hastaların periferik kanlarındaki endotoksin ve IL-6 konsantrasyonlarının yüksekliğinin bin katıdır. Bir bakteriyel (gram-pozitif) peritonit modelinde, peritonun endotoksin ve IL-6’ya yönelik rezorpsiyon kapasitesi değerlendirildi.
GEREÇ VE YÖNTEM
Wistar cinsi 93 adet erkek sıçana, fosfat tamponlu serum fizyolojik (FTS) içinde önceden müsin ile işleme tabi tutulan stafilokoklar veya tek başına FTS intraperitoneal (İP) enjeksiyon şeklinde uygulandı. Rezorpsiyon çalışmaları, 4., 8., 12. ve 24. saatte gerçekleştirildi. Sıçanların 44’üne endotoksin, kalan 49’una da IL-6 İP yolla enjekte edildi. 0., 5., 10., 15., 30. ve 60. dk’dan sonra kan örnekleri alındı. Endotoksin ve IL-6, sırasıyla LAL testi ve ELISA tekniği kullanılarak ölçüldü.
BULGULAR
Kontrol grubunun kanlarında endotoksin veya IL-6 saptanmadı. Peritonit grubunda, plazma endotoksin ve IL-6 seviyeleri anlamlı şekilde yüksek bulundu. İP endotoksin enjeksiyonundan sonra plazma endotoksin seviyelerinde ilave bir artış gerçekleşmedi. İP IL-6 enjeksiyonunu takiben, peritonitin 4. saatinde periferik kandan gerçekleştirilen IL-6 örneklenmesi ile ilgili olarak zamanla bir artış oluştu.
SONUÇ
Bu akut gram-pozitif peritonit modelinde, endotoksin ve IL-6 ile ilgili peritoneal rezorpsiyonda belirgin bir azalma oluşmuştur.

5. 
Tavşan Modeli Üzerinde Deneysel Olarak Gerçekleştirilen Karaciğer Hasarındaki Travmatik Nekrozun Değerlendirilmesinde Metilen Mavisi Kullanımı
Methylen Blue Usage In Evaluation Of Traumatic Necrosis In Rabbit Liver Injury
Akbar Behdad, Mehrdad Hosseinpour
PMID: 19669961  Sayfalar 337 - 341
AMAÇ
Bu çalışmada, metilen mavisinin travmatik tavşan karaciğerinin vital ve devaskülarize alanlarının ayırımı konusundaki etkisi araştırıldı.
GEREÇ VE YÖNTEM
Yirmi adet sağlıklı tavşan rastgele iki eşit gruba ayrıldı. Cerrahi işlem, karın üst bölgede orta hattan gerçekleştirilen 5 cm uzunluğunda bir insizyonla uygulandı. Karaciğer hasarı oluşturulduktan sonra, portal ven yoluyla dilüe edilmiş metilen mavisi enjekte edildi ve boyanmaya başlanma zamanları ile boyanın kaybolduğu zamanlar kaydedildi.
BULGULAR
Yirmi tavşanın hepsi de deney bitimine kadar yaşadı. Deneklerde karaciğerin perfüze olmayan alanları boyanmadı. Kontrol tavşanlarında, karaciğer parankimi homojen olarak boyandı. Normal parankimdeki ortalama boyanmaya başlama zamanı, deneklerde 18,1±1,3 sn olurken kontrollerde de 17,7±1,4 sn oldu (p=AD). Ortalama diskolorasyon zamanı, deneklerde 53,1±3,7 sn ve kontrollerde de 53,1±3,2 sn oldu (p=AD).
SONUÇ
Cerrahi girişim gerektiren majör karaciğer yaralanmalarında, karaciğerin perfüze olmayan alanlarının saptanması için metilen mavisi enjeksiyonu kullanılabilir.

KLINIK ÇALIŞMA
6. 
Anorektal Bölgeyi İçine Alan Fournier Gangreninde Koruyucu Kolostomi Gereksinimi
Necessity Of Preventive Colostomy For Fournier’s Gangrene Of Anorectal Region
Alper Akcan, Erdogan Sozuer, Hizir Akyildiz, Namik Yilmaz, Can Kucuk, Engin Ok
PMID: 19669962  Sayfalar 342 - 346
AMAÇ
Bu çalışmanın amacı, anorektal bölgeyi içine alan Fournier gangreni olgularında koruyucu kolostominin gerekliliğini değerlendirmektir.
GEREÇ VE YÖNTEM
Perianal bölgeyi içine alan 37 Fournier gangreni olgusunun tıbbi kayıtları geriye dönük olarak değerlendirildi. On sekiz hastaya sadece debridman uygulanırken (Grup D), 19 hastaya debridmanın yanısıra Hartmann kolostomisi de uygulandı (Grup D ve HC).
BULGULAR
Gruplara arasında yaş (p=0,73), cinsiyet (p=1,00), diabetes mellitus varlığı (p=0,88), eşlik eden hastalıklar (p=0,57) ve uygulanan debridman sayısı (p=0,75) yönünden istatistik olarak anlamlı fark saptanmadı. Medikal ve cerrahi komplikasyonlar, mortalite oranları, hastanede ve yoğun bakım ünitesinde kalma süreleri arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Fekal diversiyon 11 hastada ilk operasyonda yapılırken, 6 hastada ikinci, 2 hastada ise üçüncü debridman sırasında uygulandı. Bu hastalarda morbidite aynı iken, mortalite arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0,031).
SONUÇ
Fournier gangreni, hala zor bir klinik problemdir. Etkin multidisipliner yaklaşımlara karşın mortalite oranı yüksektir. Fekal diversiyon Fournier gangreni tedavisinde hala tartışmalıdır. Eğer gerekli ise koruyucu kolostomi ilk debridman sırasında uygulanmalıdır.

7. 
Künt Kalın Bağırsak Yaralanması: 64 Olguluk Seri
Blunt Colonic Injury: a 64-Case Series
Gürkan Öztürk, Bülent Aydınlı, Sabri Selçuk Atamanalp, Fehmi Çelebi, Hamit Acemoğlu, Ramazan Dönmez
PMID: 19669963  Sayfalar 347 - 352
AMAÇ
Künt kalın bağırsak yaralanmaları nadirdir ancak, künt travma hastasının tedavisini zorlaştırıp sonucu kötüleştirebilirler. Bu çalışmada, künt karın travması sonucu oluşan kalın bağırsak yaralanmaları incelendi.
GEREÇ VE YÖNTEM
Altmış dört hastanın (60 erkek, 4 kadın; ort. yaş 39,3; dağılım 16-69) kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Kayıtlar, klinik prezentasyon, araştırmalar, tanısal yöntemler, eşlik eden yaralanmalar, yaralanma ile ameliyat arasında geçen zaman, kalın bağırsak yaralanmasının yeri, ameliyatta yapılan işlemler, morbidite ve mortalite açısından incelendi.
BULGULAR
Olguların 53’üne tek aşamalı ameliyat uygulanırken (%82,8), 11’inde (%17,2) iki aşamalı ameliyat tercih edildi. Seçilen cerrahi yöntem, fekal bulaşın ve kalın bağırsak yaralanmasının derecesi ile kuvvetli bir şekilde ilişkili bulundu (p<0,01). Kalın bağırsak yaralanmasına bağlı karın komplikasyonların genel oranı %26,5 (n=17) idi. Kalın bağırsak yaralanmasına bağlı olmayan 6, bağlı olan 1 ölüm oldu. Müracaatta şok olması, şiddetli fekal bulaş, kalın bağırsak yaralanması skalası (CIS) ve eşlik eden yaralanmalar, komplikasyon ve ölümlerle ilişkili bulundu.
SONUÇ
Başvuruda şokta olan, şiddetli fekal bulaş olan ve yüksek CIS derecesi olan hastalarda iki aşamalı ameliyatın uygun olduğu çıkarımına varıldı.

8. 
Ateşli Silahlarla Olan Kardiyak Yaralanmalar: 16 Yıllık Deneyimin Gözden Geçirilmesi
Missile Cardiac Injuries: Review of 16 years experience
Reyaz Ahmed Lone, Mehmood Ahmad Wani, Zahur Hussain, Abdul Majid Dar, Mukhand Lal Sharma, Mohd Akbar Bhat, Abdul Gani Ahangar
PMID: 19669964  Sayfalar 353 - 356
AMAÇ
Sivil toplumdaki şiddet olaylarında ateşli silahların ve bombaların sık kullanılması nedeniyle, penetran kardiyak travma, ciddi travma formunu oluşturmaktadır. Silahlarla oluşan kardiyak yaralanmalarla ilgili olarak 16 yıllık deneyimimizi bildiriyoruz.
GEREÇ VE YÖNTEM
Ateşli silahla, kardiyak yaralanmalı 40 olguyu (30 erkek, 10 kadın) gözden geçiren retrospektif bir çalışma gerçekleştirildi. Yaralanmaların şekli, tedavisi ve sonuçlar değerlendirildi.
BULGULAR
Olgular 14 ile 68 yaş arasında idi. Hastaların hastaneye ulaştırılması için geçen ortalama süre 4,1 saat idi. Hastaların %40’ı ateşli silah ile yaralanırken, %60’ı da kalbe gelen saçma veya şarapnel nedeniyle yaralanmıştı. Kurşun yaralanması bulunan grubun %37,5’i hayatta kalırken, şarapnel/saçma grubunun %66,6’sı hayatta kaldı. İzole kardiyak yaralanması bulunan hastalardaki sağkalım %60 iken, diğer yaralanmalar da eşlik edenlerde sağkalım yalnızca %40 oldu. Kalbin tek odacığına yönelik yaralanma hastaların %87,5’inde kaydedildi ve bu hastalarda sağkalım %62,8 oldu. Resüsite edilen hastalarda 14 komplikasyon kaydedildi. Bir hasta aşırı kanamaya yönelik olarak yeniden ameliyata alındı ve gözden kaçmış bir sağ ventrikül yaralanması onarıldı.
SONUÇ
Ateşli silahla kardiyak yaralanmalarda en iyi sonuçlar hastalar erken ameliyata alındığında elde edilir ve klinik sonuç, hastaneye başvuru sırasındaki klinik durum, tedaviye kadar geçen zaman, yaralanmanın şekli ve eşlik eden yaralanmaları da içeren çok sayıda faktöre bağlıdır.

9. 
Periferik Damar Yaralanmalarına Bağlı Ölümler
Periferal Vascular Injuries Related Deaths
Sadık Bilgen, Nursel Türkmen, Bülent Eren, Recep Fedakar
PMID: 19669965  Sayfalar 357 - 361
AMAÇ
Periferik damar yaralanmaları sıklıkla ölümcül ve ölümcül olmayan travmalarda saptanmaktadır. Tedavide önemli ilerlemeler kaydedilmesine karşın, bunlar hala önemli ölüm nedenleri olarak kalmaktadır.
GEREÇ VE YÖNTEM
Bu çalışmada, 1996 ile 2006 yılları arasında Adli Tıp Kurumu Bursa Grup Başkanlığı Morgu’nda yapılan 6796 otopsiye ait raporlar retrospektif olarak incelendi.
BULGULAR
Çalışmaya, damar yaralanmasına bağlı hayatını kaybettiği saptanan 63 (%0,9) olgu dahil edildi. Olguların 57’si (%90,5) erkek olup, yaş ortalaması 36 bulundu; yaralanmaların %58,7’si kesici delici alet yaralanmasına bağlı idi. Olguların %85,7’sinde orijinin cinayet olduğu belirlendi; %25’inde kan alkol seviyesi 44 ile 256 mg/dL arasında saptandı.
SONUÇ
Ekstremite damar yaralanmalarında, mortaliteyi azaltmak açısından tecrübeli cerrahi ekibin bulunması, bunun yanında efektif hastane öncesi acil girişim yapılması hayati önem taşımaktadır. Primer ekstremite damar yaralanmasına bağlı ölen kişilerin otopsilerinde; yaralanan damar, yaralanma sayısı ve ölümcül yaralanma sayısı, yaralanma yerleşimi ve tarafı özellikle üzerinde durulması gereken konulardır.

10. 
Penetran Kalp Yaralanmaları; Mortalite Belirleyicilerinin Analizi
Penetrating Cardiac Injuries; Analysis of The Mortality Predictors.
Mustafa GÖZ, Ömer Çakır, Mehmet Nesimi Eren
PMID: 19669966  Sayfalar 362 - 366
AMAÇ
Penetran kalp yaralanmaları, dramatik ve ölümcül travmalardır. Bu hastaların birçoğu, hastaneye ciddi şok veya ölü olarak ulaşırlar. Erken tanı ve ameliyat prognozu belirler. Bu çalışmada, kliniğimizde tedavi edilen penetran kalp yaralanmalı olgulardaki yaralanma biçimi, acil servise geliş tablosu, geliş süresi ile tedavi yaklaşımlarının morbidite ve mortalite üzerine olan etkileri değerlendirildi.
GEREÇ VE YÖNTEM
Penetran kalp yaralanmalı 52 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastaların demografik karekterleri, yaralanmanın sebepleri, hastaneye geliş zamanı, acil servis inceleme bulguları, kullanılan tanı yöntemleri ve uygulanan cerrahi yöntemlerin sonuçlar üzerine etkisi incelendi.
BULGULAR
Erkek-kadın oranı 48: 4 olup yaş ortalaması 27,86±13,73 idi. Kırk altı hastada (%88,5) delici alet, dört hastada ateşli silah ve iki hastada iyatrojenik yaralanma etyolojide rol oynamaktaydı. Tüm hastalara acil cerrahi girişim uygulandı. Kardiyak yaralanmalar primer dikişle tamir edildi. Sekiz olgu ile hastane mortalitesi %15,4 olarak saptandı.
SONUÇ
Penetran kardiyak yaralanmalarda kanama ve/veya tamponad nedeniyle çok kısa sürede şok gelişebilir. Erken tanı ve acil torakotomi penetran kardiyak yaralanma sonrası hastaların yaşamasında temel faktörlerdir.

11. 
Spontan pnömotoraks: 348 olgunun geriye dönük olarak değerlendirilmesi
Spontaneous pneumothorax: retrospective analysis of 348 cases
Recep Demirhan, Altuğ Koşar, Hatice Eryiğit, Hakan Kıral, Mehmet Yıldırım, Bülent Arman
PMID: 19669967  Sayfalar 367 - 370
AMAÇ
Spontan pnömotoraks’lı (SP) hastalar iki gruba ayrılarak yaş, cinsiyet, tanı yöntemleri, uygulanan tedavi şekli ve sonuçları açısından geriye dönük olarak değerlendirildi.
GEREÇ VE YÖNTEM
Haziran 1997 ile Mayıs 2005 tarihleri arasında SP nedeniyle tedavi edilen 348 hasta (320 erkek, 28 kadın; ort. yaş 34,5; dağılım 14-80) çalışmaya alındı. Hastaların 274’ü (%78,7) primer SP’li, 74’ü (%21,3) sekonder SP’li idi. Sekonder SP’li hastalarda tüberküloz en sık sebepti. Hastaların %10’una ilk tedavi olarak nazal oksijen ve aspirasyon, %90’ına tüp torakostomi uygulandı.
BULGULAR
Nazal oksijen ve aspirasyon ile başarı oranı primer SP’li hastalarda %85,7, sekonder SP’li hastalarda %66,7 olarak bulundu. Tüp torakostomi ile başarı oranı primer SP ve sekonder SP’li hastalarında benzerdi (%88,4 ve %85,7). Tüp torakostominin başarısız olduğu primer SP’li 29 (%11,6) hastanın 15’ine aksiller torakotomi, 14’üne video yardımlı torakoskopik cerrahi (VATS) yapıldı. VATS ile cerrahi uygulanan bir (%7,1) hastada nüks meydana geldi.
SONUÇ
Tüp torakostominin başarı oranı hem primer SP’li, hem de sekonder SP’li hastalarda yüksektir. Bununla beraber tüp torakostominin başarısız olduğu hastalarda cerrahi yöntemler güvenle ve düşük nüks oranları ile uygulanabilir.

12. 
Büyük Çocuklarda Önkol Çift Kırıklarının Konservatif Ve Cerrahi Tedavi Sonuçlarının Değerlendirilmesi
Assesment of Surgical And Conservative Treatment Of Forearm Fractures Results In Juvenil's
Firat Seyfettinoglu, Fatih Duygun, Emrah Kovalak, Önder Ersan, Bülent Ateş, Yalım Ateş
PMID: 19669968  Sayfalar 371 - 376
AMAÇ
Cerrahi ve konservatif tedavi kriterleri henüz kesinleşmemiş önkol çift kırığı olan büyük çocuk ve genç erişkinlerde tedavi sonrası ortalama iki yıllık izlem sonuçları değerlendirildi.
GEREÇ VE YÖNTEM
Mart 2001 ile Aralık 2003 tarihleri arasında, önkol çift kırığı tanısıyla kliniğimize başvuran ve yaşları 10-18 arasında değişen cerrahi veya konservatif olarak tedavi edilmiş, epifizleri kapanmamış 41 hastadan en az bir yıl takibi olup düzenli kontrole gelen 34 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların 23’üne konservatif, 11’ine cerrahi tedavi uygulandı. Hastalar kaynama süresi, fonksiyonel ve kozmetik açıdan değerlendirildi. Ortalama izlem süresi iki yıldı (dağılım 12-36 ay).
BULGULAR
Konservatif tedavi edilen 23 hastanın 21’inde (%91) Anderson kriterlerine göre mükemmel ve iyi sonuç, cerrahi tedavi edilen 11 hastanın 9’unda (%82) Anderson’a göre mükemmel ve iyi sonuç görüldü. Kötü sonuçlar konservatif grupta kabul edilen 15° üzeri açılanması olduğu halde ameliyatı kabul etmeyen hastalarda görüldü. Cerrahi grupta ise 1 hastada implant yetersizliği sonucunda ikinci ameliyat gerekmesi nedeniyle kötü sonuç alındı.
SONUÇ
Önkol çift kırıklı büyük çocuklarda öncelikle konservatif tedavi denenmeli, takiplerinde redüksiyonda kayma ve 15 derecenin üzerinde açılanma olan hastalara cerrahi tedavi planlanmalıdır.

13. 
Post-Travmatik Spinal Kord Lezyonlu Hastalarda Travma Seviyesi ile Mesane Davranışı Arasındaki İlişki
The Relationship Between Level of Injury and Bladder Behaviour in Patients with Post-Traumatic Spinal Cord Injury
Bülent Erol, Taner Koçak, Ateş Kadıoğlu, Lütfiye Müslümanoğlu, Şafak Karamehmetoğlu, Mustafa Akıncı, Firdevs Arıkan
PMID: 19669969  Sayfalar 377 - 382
AMAÇ
Spinal şok dönemi sonrası, suprasakral lezyonlar klasik olarak detrusor hiperrefleksisi (veya aşırı detrusor aktivitesi) ve detrusor sfinkter dissinerjisi ile sonuçlanır. Sakral lezyonlar ise alt motor nöron hasarı ile arefleksif mesane ve yüksek mesane kompliyansı ile kendini gösterir. Buna rağmen bazı yazarlar spinal kord travması ile ürodinamik bulguların her zaman korele olmadığını göstermiştir. Bu çalışmada, travma seviyesi ile ürodinamik bulguların ilişkisi değerlendirildi.
GEREÇ VE YÖNTEM
Posttravmatik spinal kord lezyonlu 51 hasta radyolojik olarak belirlenen travma seviyesi, travmanın nörolojik seviyesi ve spinal hasarın şiddetine göre sınıflandırıldı. Daha sonra tüm hastalara ürodinami işlemi uygulandı.
BULGULAR
Suprasakral lezyonlu 36 hastanın 26’sında (%72,2) hiperrefleksi ya da aşırı detrusor aktivitesi (p<0,05), 29’unda (%80,5) detrusor sfinkter dissinerjisi (p<0,05), 9’unda (%25) normal kompliyans ve 1’inde (%2,8) arefleksi saptandı. Sakral lezyonlu 14 hastadan 6’sında (%42,8) arefleksi, 2’sinde (%14,3) hiperrefleksi ya da aşırı detrusor aktivitesi, 2’sinde detrusor sfinkter dissinerjisi ve 6’sında (%42,8) normal kompliyans saptandı.
SONUÇ
Spinal kord travmalı hastaların somatik nörolojik bulgular veya görüntüleme yöntemlerinde saptanan seviye ile ürodinamik bulgular arasında her zaman korelasyon olmayabilir. Bu çalışma tek başına klinik nörolojik muayenenin ürolojik disfonksiyonu tahmin etmede uygun bir parametre olmadığını, ürodinamik değerlendirmenin her hasta için kesin tanı koyabilen yöntem olduğunu göstermiştir.

14. 
Şişirilebilir intramedüller çivi ile femur şaft kırıklarının tedavisi
Treatment of femoral shaft fractures with expandable intramedullary nail
Feridun Çilli, Mahir Mahiroğulları, Özcan Pehlivan, Kenan Keklikçi, Mesih Kuşkucu, Ahmet Kıral, Serdar Avşar
PMID: 19669970  Sayfalar 383 - 389
AMAÇ
Femur şaft kırıkları, genç yetişkin nüfusta, yüksek enerjili travmalarla oluşan, beraberinde diğer organ yaralanmalarının olabildiği kırıklardır. Bu çalışmada, femur şaft kırığı olan 20 hastanın şişirilebilir intramedüller çivi ile tedavi sonuçları değerlendirildi.
GEREÇ VE YÖNTEM
Yaş ortalaması 34,7 olan hastalardan birinin kırığı ateşli silah yaralanmasına bağlı tip 3A açık, kalan 19 hastanınki kapalı kırıktı. Kırıkların 2’si (%10) femurun proksimal üçte bir, 15’i (%75) orta üçte bir, 3’ü (%15) alt üçte birlik bölümündeydi. Hastalara elektif şartlarda, skopi altında kapalı redüksiyon, intramedüller oyma ve şişirilebilen intramedüller çivilerle (Fixion, Disc-O-Tech, İsrail) iç fiksasyon uygulandı. Kapalı olarak redükte edilemeyen kırıklarda ikinci bir insizyonla açık redüksiyon sağlandı. Ortalama ameliyat süresi 26,3 dakikaydı.
BULGULAR
Tüm hastalarda kaynama sağlandı. En kısa kaynama süresi 12, en uzun kaynama süresi 24 hafta ve ortalama kaynama süresi 15,2 haftadaydı. Thorensen ölçütlerine göre hastaların 15’inde (%75) mükemmel, 4’ünde (%20) iyi, 1’inde (%5) orta derecede sonuç alındı.
SONUÇ
Majör komplikasyon olmaksızın kaynama sağlayan şişirilebilir intramedüller çiviler klasik çivilerdeki distal kilitleme ve fazla radyasyona maruz kalma gibi sorunlara alternatif çözümler sunmaktadır. Sonuçlarımız, şişirilebilir intramedüller çivilerin femur kırıklarının tedavisinde hızlı, basit ve etkili bir çözüm sağlayan, klasik çivilere alternatif bir yöntem olduğunu göstermektedir.

15. 
Acil servise başvuran motosiklet kazası olgularının özellikleri
Analysis of motorcycle accident victims presented to the emergency department
Faruk Güngör, Cem Oktay, Zafer Topaktaş, Mehmet Akçimen
PMID: 19669971  Sayfalar 390 - 395
AMAÇ
Motosiklet kazaları travmalara bağlı mortalite ve morbiditenin önemli bir nedenidir. Bu çalışmanın amacı, motosiklet ile ilişkili herhangi bir kaza nedeni ile acil servise başvuran hastaların özelliklerinin değerlendirilmesidir.
GEREÇ VE YÖNTEM
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi’nde 01 Temmuz 2005 ile 30 Eylül 2005 tarihleri arasında hastaların verileri ileriye dönük olarak kaydedildi.
BULGULAR
Acil servise motosiklet kazası nedeni ile 142 hastanın başvurduğu saptandı. Hastaların 16’sının dosyasına ulaşılamadığı ve 4’ü halen hastanede yattığı için değerlendirmeye alınmadı. Kalan 122 yaralanma olgusunun 72’si (%59) taburcu olurken 40’ı (%32,8) hastaneye yatırıldı, 7’si (%5,7) yatış amacı ile sevk edilirken, 3’ünün (%2,5) tedaviyi kabul etmediği saptandı. Sadece 11 yaralının kaza sırasında kask taktığı öğrenildi. Ortanca yatış süresi 5 gün (en az 1, en çok 43 gün) olarak bulundu.
SONUÇ
Motosiklet kazaları güvenlik önlemlerinin kısıtlılığı ve travma mekanizmasının farklılığı nedeni ile araç içi kazalara göre daha ciddi yaralanmalara neden olmaktadır. Kazaların sıklığı, yüksek yatış oranları, hastanede kalış süresinin uzunluğu ve yüksek tıbbi harcamalar motosiklet kazalarının halk sağlığı ve ekonomik açıdan önemli bir sorun olduğunu göstermektedir. Kazaların önlenmesi amacı ile motosiklet sürücülerinin mevcut yasal düzenlemelere uyumunun denetlenmesi yanında, güvenlik önlemlerinin artırılması ve sürücülerin bilinçlendirilmesi için çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışmaların kaza ve yaralanmaları önleme üzerindeki etkileri yeniden değerlendirilmelidir.

OLGU SUNUMU
16. 
Karın ultrasonografisiyle gösterilen pankreatik yaralanma: Olgu sunumu
Pancreatic injury revealed in abdominal ultrasound. A case report
Ioannis Papadoliopoulos, Panagiotis Bourikos, Christos Chloptsios, Georgios Ilias, Elias Moustakis, Vasilissa Karanasiou, Kostantinos Stamatiou
PMID: 19669972  Sayfalar 396 - 398
Künt travmaya bağlı pankreatik laserasyon nadirdir ve retroperitoneal organ yaralanmasıyla birlikteliği enderdir. Renal yaralanmalar klinik ve radyografik görüntüleme incelemesinde kolaylıkla saptanabilirken, pankreatik yaralanmalara klinik olarak tanı koymak zordur ve bazı durumlarda da pankreatik yaralanmalar tanı konulmadan kalmaktadır. Her ne kadar ultrasonografi travma hastalarının ilk değerlendirilmesinde önerilmese ve intra veya perihepatik biliomaların takibinde yeri sınırlı da olsa, pankreas yaralanmalarının araştırılmasında yetkin bir tetkik olduğu gösterilmiştir. Bu yazıda, ultrasonografiyle saptanan pankreatik yaralanması olan 23 yaşındaki bir erkek olgu sunuldu.

17. 
İlginç bir intestinal lipom olgusu
A remarkable intestinal lipoma case
Şafak Kızıltaş, Elif Yorulmaz, Bülent Bilir, Feruze Enç, İlyas Tuncer
PMID: 19669973  Sayfalar 399 - 402
Üç yıldır, demir eksikliği ve anemi şikayetleri olan otuz yedi yaşındaki kadın hasta, subileus nedeniyle hastaneye yatırılarak takibe alındı. Enteroklizis yöntemiyle jejunumun proksimal kısmında bir tıkanıklık ve polipoid kitleye ait dolma defekti gözlendi. Hastaya, ince bağırsak rezeksiyonu yapıldı. Histopatolojik değerlendirme sonucu submukozal lipomdu. Sonuç olarak, klinik ileus ve aneminin tanısal sürecinde lipomu da içeren ince bağırsak selim tümörleri göz önünde tutulmalıdır.

18. 
Rektal yabancı bir cismin çıkartılması - alternatif bir yöntem
Extraction of a rectal foreign body - an alternative method
Syed Imran Hussain Andrabi, Nick A Johnson, Arshad Hussain Malik, Muhammad Ahmed
PMID: 19669974  Sayfalar 403 - 405
Bu yazıda, rutinde kullanılmayan bir alet yardımıyla, yabancı cismin rektumdan transanal yolla çıkarıldığı bir olgu sunuldu. Rektumda kalan yabancı cisim şikayetiyle başvuran hastanın psikoz yakınması vardı ve stoma yoluyla uygulanacak laparotomi uygulaması çok zor olacaktı. Bu nedenle, yabancı cismi transanal yoldan geri çıkarmak üzere girişimin gerçekleştirilmesine karar verildi. Retraktörler ve endoskopi ile gerçekleştirilen girişimlerin başarısız olmasından sonra, yabancı cismi transanal yoldan geri çıkarmak için Kielland obstetrik forsepsi başarılı bir şekilde kullanıldı. Bu çalışmanın yazarları, yabancı cisimleri rektumdan geri çıkarmak üzere Kielland obstetrik forsepsinin kullanıldığı başka herhangi bir makale bulamamışlardır.

19. 
Sebebi bilinmeyen ateşte nadir bir neden: İdrar sondası
An unusual etiology of fever of unknown origin: Foley catheter
Şahin Aslan, Yavuz Katırcı, Turgut Yapanoğlu, Hayati Kandiş, Mustafa Uzkeser
PMID: 19669975  Sayfalar 406 - 407
Fever may appear due to known causes such as infections, but may sometimes occur as a result of unknown pathologies. These pathologies can be included in a miscellaneous group of fever of unknown origin. We report one case of bladder stone including a foreign body in a 40-year-old man with a stroke admitted for high fever, blocked miction and bladder symptoms.

20. 
Saçlıderi ve kalvaryumun yüksek voltajlı elektrik yaralanmasında çift flep kullanımı: Olgu sunumu
Use of double flaps in high-voltage electrical injury of scalp and calvarium: Case report
Cengiz Açıkel, Hüseyin Karagöz, Yavuz Narin, Ersin Öztürk, Erdem Toğrol, Bahattin Çeliköz
PMID: 19669976  Sayfalar 408 - 412
Yüksek voltajlı elekrik yaralanmasına bağlı paryeto-oksipital bölgede tam kalınlıkta saçlı deri ve kalvaryal kemik nekrozu gelişen 15 yaşındaki erkek hastada yaralanma sonrası 5. günde nekrotik yumuşak dokular debride edildi, cansız kalvaryal kemik yerinde bırakıldı ve üzeri bipediküllü perikraniyal flep ve bipediküllü skalp flebi ile iki tabakalı olarak kapatıldı. Ameliyat sonrasında herhangi bir komplikasyon izlenmez iken geç takiplerinde cansız kemik bölgesinde orijinal boyuttan daha küçük bir rezorpsiyon alanı gözlendi.

LookUs & Online Makale