p-ISSN: 1306-696x | e-ISSN: 1307-7945
Cilt : 18 Sayı : 5 Yıl : 2026

Hızlı Arama




Scopus CiteScore SCImago Journal & Country Rank

Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi - Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 18 (5)
Cilt: 18  Sayı: 5 - Eylül 2012
DENEYSEL ÇALIŞMA
1. 
Ven grefti ile periferik sinir defektlerinin onarımında kateter kullanımının sinir rejenerasyonuna etkisi: Deneysel çalışma
The effect of catheter use on vein grafting of a peripheral nerve defect: an experimental study
Alper Mehmet Bayraktar, Serhat Özbek, Mesut Özcan, Behzat Noyan, İlkin Çavuşoğlu
PMID: 23188596  doi: 10.5505/tjtes.2012.59932  Sayfalar 367 - 375
AMAÇ
Sinir defektlerinin rekonstrüksiyonunda ven greftlerinin kullanılması ile ilgili çalışmaların artması ve bu uygulamanın klinikte kullanıma girmesiyle birlikte, ven greftinin kollabe olma sorununun ortaya çıktığı görülmüştür.
GEREÇ VE YÖNTEM
Çalışmada 40 adet Spraque-Dawley sıçan kullanıldı. Beş gruptan, 1. gruba herhangi bir cerrahi girişim yapılmadı; 2. grubun siyatik sinirinde oluşturulan defekt onarılmadan bırakıldı, 3. grupta defekt sinir grefti ile onarıldı, 4. grupta defekt ven grefti ile 5. grupta ise ven grefti ve katater birlikte kullanılarak onarım yapıldı. Birinci ve ikinci grup kontrol grubu olarak kullanıldı. Fonksiyonel iyileşmeyi, sinir rejenerasyonunu değerlendirmek amacıyla, 12. haftanın sonunda, yürüme analizi, elektrofizyolojik ve histomorfometrik analizler yapıldı.
BULGULAR
Defektin ven grefti ve katater ile onarıldığı grup (grup 5) ile grup 3 ve 4 arasında fonksiyonel açıdan fark bulunmazken, sinir iletim hızı açısından bakıldığında, 5. gruptaki sonuçlar, ven grefti ile onarım yapılan gruptan (grup 4) daha iyi bulundu. Onarım distalinden ve onarım alanının ortasından alınan siyatik sinir kesitlerindeki akson sayısına bakıldığında 3. ve 5. grup arasında fark bulunamazken; 4. ve 5. grup arasındaki fark anlamlıydı.
SONUÇ
Bu çalışma sonucunda, ven grefti ile onarılan periferik sinir yaralanmalarında görülebilen ven grefti kollapsının ven grefti içine kateter yerleştirilmesi ile aşılabileceği ve bu sayede onarımda sinir grefti kullanma ihtiyacının ortadan kalkabileceği deneysel olarak gösterilmiştir.

2. 
Yanık yarası tedavisinde topikal çinko oksit ile gümüş sülfadiazinin karşılaştırılması: Deneysel çalışma
Comparison of topical zinc oxide and silver sulfadiazine in burn wounds: an experimental study
Kemal Arslan, Ömer Karahan, Ahmet Okuş, Yaşar Ünlü, Mehmet Ali Eryılmaz, Serden Ay, Barış Sevinç
PMID: 23188597  doi: 10.5505/tjtes.2012.45381  Sayfalar 376 - 383
AMAÇ
Bu çalışmada, yanık yaralarında yaygın olarak kullanılan çinko oksit ve gümüş sülfadiazinin tedavi etkileri karşılaştırıldı.
GEREÇ VE YÖNTEM
Yeni Zelanda cinsi 20 tavşanda pirinç propla yanık yarası oluşturuldu. Tavşanlar rastgele iki gruba ayrıldı. Yanıklar günlük uygulamayla birinci grupta çinko oksitle (Grup O), ikinci grupta (Grup S) gümüş sülfadiazinle tedavi edildi. Yara iyileşmesi klinik ve histopatolojik olarak takip edildi. Yara ölçümleri yapıldı ve %50 ve %80 reepitelizasyona ulaştığı günler belirlendi.
BULGULAR
Ortalama %50 ve %80 reepitelizasyona ulaşma süreleri Grup O’da sırasıyla 21,4 ve 25,4 gün, Grup S’de 25,8 ve 30,2 gündü (p<0,001). Yara kolonizasyonu ise 1, 2, 3, 4, 5 ve 6. haftalarda ortalama olarak Grup O’da daha düşüktü. Fark 2, 3, 4 ve 6. haftalarda anlamlı idi (p<0,001). Histopatolojik değerlendirme sonucunda Grup O’da epidermis, dermis ve skar dokusunun kalınlıkları sırasıyla 0,12, 3,80 ve 2,44 mm idi. Grup S’de ise 0,16, 4,76 ve 3,16 mm olarak bulundu (p<0,001).
SONUÇ
Bu deneysel çalışmada, çinko oksit yanık tedavisinde epitelizasyon, epidermis maturasyonu ve skar oluşumunda gümüş sülfadiazinden daha etkili bulunmuştur.

3. 
Akut apandisit tanısında serum fibrinojen düzeyinin değeri
The value of serum fibrinogen level in the diagnosis of acute appendicitis
Öner Menteş, Mehmet Eryılmaz, Ali Harlak, Erkan Öztürk, Turgut Tufan
PMID: 23188598  doi: 10.5505/tjtes.2012.58855  Sayfalar 384 - 388
AMAÇ
Bu çalışmada akut apandisit tanısında serum fibrinojen düzeyinin önemi araştırıldı.
GEREÇ VE YÖNTEM
Kliniğimize başvuran 201 hasta çalışmaya alındı. Hastaların semptomları, semptom süreleri, muayene bulguları, laboratuvar bulguları ve akut apandisit için Alvarado skorları kaydedildi. Kesin tanı histopatolojik inceleme ile konuldu. Ameliyat öncesi kan fibrinojen değerine bakıldı. Tek bir testin ve test kombinasyonlarının duyarlılık, özgüllük ve öngörü değeri farklı seviyelerinde hesaplandı.
BULGULAR
Çalışma süresinde 201 hasta akut apandisit ön tanısı ile ameliyat edildi. Histopatolojik inceleme sonrası 179 (%89) hasta akut apandisit tanısı aldı. Hastaların yaş ortalaması 24,8±7,7 (dağılım 20-57) yıldı, 154 (%76.6) hasta erkek, 47 (23.4%) hasta kadındı. Akut apandisit tanısı için kesim değeri fibrinojen için 245,5 mg/dl, beyaz küre sayımı için 11.900x109/L ve Alvarado skoru için 7 olarak bulundu.
SONUÇ
Akut apandisit tanısında fibrinojenin serum değeri yeni bir akut faz reaktamı olarak kullanılabilir. Üçlü test formülünün kullanılması gözlem veya acil cerrahi kararını vermede yardımcı olabileceği düşünülmektedir.

4. 
Boğulmuş abdominal duvar herni cerrahisi: Morbidite ve mortalite insidansının risk faktörleriyle ilişkisinin analizi (Tek merkezli acil cerrahi deneyimi)
Incarcerated abdominal wall hernia surgery: relationship between risk factors and morbidity and mortality rates (a single center emergency surgery experience)
Erkan Özkan, Mehmet Kamil Yıldız, Tuğrul Çakır, Ender Dulundu, Cengiz Eriş, Mehmet Mahir Fersahoğlu, Ümit Topaloğlu
PMID: 23188599  doi: 10.5505/tjtes.2012.48827  Sayfalar 389 - 396
AMAÇ
Bu çalışmada, acil cerrahi kliniğimizde boğulmuş abdominal duvar hernisi nedeniyle ameliyat edilen hastalarda morbidite ve mortaliteyle ilişkili risk faktörlerinin insidansı araştırıldı.
GEREÇ VE YÖNTEM
Hastalar hem fıtık türüne göre (inguinal, umblikal, insizyonel, femoral) kendi aralarında hem de morbidite ve mortalite üzerine etkili faktörler bakımından; yaş, cinsiyet, Amerikan Anesteziyoloji Derneği (AAD) skoru, anestezi tipi, eşlik eden hastalıklar, intestinal boğulma ve nekroz varlığı gibi verilerle değerlendirildi.
BULGULAR
İnguinal herni erkeklerde, umblikal ve femoral herni kadınlarda sıktı (p<0,001). Femoral hernide boğulma ve nekrozdan dolayı intestinal rezeksiyon diğer fıtık türlerine göre anlamlı olarak yüksek saptandı (sırasıyla, p<0,005 ve p<0,001). Morbidite ve mortalite üzerine; ileri yaş (≥65 yaş), ek hastalık, strangülasyon, nekroz, yüksek AAD skoru (III, IV), semptomların başlama ve hastaneye başvuru süresinin anlamlı etkisi bulundu. Genel anestezinin de morbidite için risk oluşturduğu görüldü (p<0,05).
SONUÇ
Boğulmuş abdominal duvar hernileri yüksek morbidite ve mortalite oranına sahip bir cerrahi problemdir. Bu yüzden herni saptandığında elektif koşullarda ameliyat planlanmalıdır.

5. 
Akut karın ağrısı olan yaşlı hastalarda morfinin randomize kontrollü bir çalışması
Randomized controlled trial of morphine in elderly patients with acute abdominal pain
Faruk Güngör, Mutlu Kartal, Fırat Bektaş, Secgin Söyüncü, Özlem Yiğit, Ayhan Mesci
PMID: 23188600  doi: 10.5505/tjtes.2012.62534  Sayfalar 397 - 404
AMAÇ
Bu çalışmanın amacı, morfin ve plasebo gruplarındaki klinik olarak önemli tanısal doğruluk ve fizik muayenedeki değişiklikleri belirlemektir.
GEREÇ VE YÖNTEM
Hastalar 1: 1 oranında kör olarak morfin veya plasebo almak için randomize edildi. Çalışmanın birincil takip verisi, morfin ve plasebo gruplarındaki tanısal doğruluk ve fiziksel incelemede klinik olarak önemli değişiklikler olup olmadığını belirlemektir.
BULGULAR
Seksen hasta (39 morfin ve 41 plasebo) çalışmaya dahil edildi. Klinik olarak önemli tanısal doğruluk oranı morfin grubunda %80 (31/39), plasebo grubunda %78 (32/41) ve %2’lik bir fark oranı saptandı (güven aralığı [GA] %95, -7% ile 13%, p=0,9802). Morfin grubundaki hastaların tüm fiziksel inceleme bulguları içinde sadece abdominal rijidite bulgusunda (%15) istatistiksel olarak anlamlı değişiklik saptandı, ancak plasebo grubunda herhangi bir değişiklik (%0) yoktu. İki grup arasındaki fark anlamlı idi (GA %95, %2.3 ile %30.5, p=0.031).
SONUÇ
Bu çalışma ile acil serviste opioid analjezi uygulanmasının güvenli olduğu ve akut nonspesifik karın ağrısı olan yaşlı hastalarda klinik olarak önemli tanısal değişikliğe neden olmadığı, fakat hastalarda abdominal rijidite gibi önemli fiziksel inceleme bulgularını değiştirebileceği sonucuna varılmıştır.

6. 
Minimal invaziv tenokutanöz dikişle akut ve kapalı Aşil tendonu yırtığının tedavisi
Treatment of acute and closed Achilles tendon ruptures by minimally invasive tenocutaneous suturing
Wenge Ding, Weihong Yan, Yaping Zhu, Zhiwei Liu
PMID: 23188601  doi: 10.5505/tjtes.2012.59376  Sayfalar 405 - 410
AMAÇ
Aşil tendonu yırtığı sık rastlanan bir yaralanmadır, komplikasyonları işlevini bozabilir. Yırtılmış tendonun rekonstrüksiyonu için sayısız operasyon tanımlanmış olmasına rağmen bu yöntemler tendonda mikrosirkülasyonu riske atabildiği gibi tendonun iyileşmesini ciddi derecede bozabilir. Yırtıktan hemen sonra minimal invaziv tenokutanöz teknikle dikiş atma ve sistemik fonksiyonel egzersiz, komplikasyon riskini büyük ölçüde azaltabilir.
GEREÇ VE YÖNTEM
Haziran 1996 ile Şubat 2009 arasında bu yöntemle 21-66 yaş arası 88 (54 erkek) hasta tedavi edildi.
BULGULAR
Bir ile 7 yıl arası izlemden sonra ortalama (Amerikan Ortopedik Ayak ve Ayak Bileği Derneği (American Orthopedic Foot and Ankle Society) ayak bileği ayak arkası skoru 95 (90-98 arası) ve ameliyat sonrası skarın maksimal uzunluğu 3 cm idi. Bir hasta, cerrahiden 1 yıl sonra bir kazada Aşil tendonunu yeniden yırtmıştı. Ancak 10 ay sonra onarılmış tendon hâlâ sağlamdı. Başka bir hastada uca doğru atılan gerim dikişinin delip geçmesine bağlı olarak nervus suralis zedelendi, ameliyat sonrası his kaybı ve ödeme neden oldu. Bu dikiş hemen çıkartıldı ve hasta konservatif tedaviyle iyileşti. Aşil tendonu üzerinde uzun süre hareketsiz kalanlarda olduğu gibi düzensiz büyük skarlar yoktu.
SONUÇ
Minimal invaziv perkütanöz dikiş Aşil tendonunun orijinal uzunluk ve bütünlüğünü sağlayabildiği gibi diğer yöntemlere göre ameliyat sonrası komplikasyonları daha az olan minimal invaziv bir yöntemdir.

7. 
Çocuk ve erişkin minör kafa travmalarında kan S100B ile laktatın rolü ve bilgisayarlı beyin tomografisi ile korelasyonu
The role of blood S100B and lactate levels in minor head traumas in children and adults and correlation with brain computerized tomography
Ahmet Ali Sezer, Emine Akıncı, Miraç Öztürk, Figen Coşkun, Gülsen Yılmaz, Alpaslan Karakaş, Talip Toksöz
PMID: 23188602  doi: 10.5505/tjtes.2012.76736  Sayfalar 411 - 416
AMAÇ
Bu çalışmada, kan S100B ve laktat değerlerinin çocuk ve erişkin minör kafa travması sonrasında düzeylerinin belirlenmesi ve bilgisayarlı beyin tomografi (BBT) ile karşılaştırılması amaçlandı.
GEREÇ VE YÖNTEM
Bu çalışmada, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’ne başvuran, 100 kafa travması hastası geriye dönük olarak incelendi.
BULGULAR
S100B için kesim noktası 0-0,15 ve laktat için 0,9-1,5 alındığında; bireylerin %42’sinde S100B’nin yüksek ve %56’sında laktat’ın yüksek olduğu saptandı. Hastaların %12’si 18 yaş ve altı, %88’i 18 yaş üstündeydi. Yaş grupları arasında S100B ve laktat açısından anlamlı farklılık bulunamadı. BBT ile S100B ve laktat düzeyleri ilişkilendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı.
SONUÇ
Buna göre minör kafa travmalarında serum S100B ve laktat yüksekliği belirlenmesi klinik muayene veya BBT kullanımının yerini alamaz ve minör kafa travmalarında S100B ve laktatın prognoz tahminlerinde güvenilir işaretleyiciler olmadığı kanaatindeyiz.

8. 
Erken fasyotominin yılan ısırıkları tedavisindeki etkinliği
Effectiveness of early fasciotomy in the management of snakebites
Cemal Fırat, Serkan Erbatur, Ahmet Hamdi Aytekin, Hıdır Kılınç
PMID: 23188603  doi: 10.5505/tjtes.2012.28158  Sayfalar 417 - 423
AMAÇ
Bu çalışmamızda amacımız, yılan sokmalarına bağlı gelişen kompartman sendromlarının tedavisinde, klasik kompartman sendromu kriterlerinden uzaklaşarak yapılan erken fasyotominin hem klinik iyileşmeyi hızlandırdığı hem de ilerleyici doku hasarını azalttığını vurgulamaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM
Yılan ısırması nedeniyle başvuran 14 hasta geriye dönük olarak incelendi. Hastaların 5’i rutin tedavi ile takip edilerek iyileştirildi. Tedaviye yanıt vermeyen 6 hastaya ekstremitede artan ödem, ağrı, peteşi-ekimoz, bül formasyonu, ilerleyici deri nekrozu ve gerilemeyen klinik ve laboratuvar bozukluklar nedeniyle ilk 48 saat içerisinde erken fasyotomi yapıldı. Geç dönemde kompartman tanısı ile kliniğimize sevk edilen 3 hastaya ise başvurduklarında fasyotomi yapıldı. Fasyotomi insizyonları 4 ila 6 gün sonra kapatıldı.
BULGULAR
Erken fasyotomi uygulanan 6 hastada ödemin hızla azaldığı, ekstremite derisindeki lokal nekrozların ilerlemediği gözlendi. Ayrıca bu hastalarda lokal ısı artışı veya ateş gibi toksik belirtiler hızla geriledi. Geç fasyotomi yapılan 3 hastada ise iyileşme hızı erken cerrahi yapılanlarla kıyaslandığında oldukça yavaştı ve kas ve derideki nekrotik ilerleme kısmen geriledi.
SONUÇ
Fasyotomi yılan ısırıklarında özel bir yere sahip olup kompartman sendromu olgularında gerekli tüm tedaviler uygulanmalı kliniğin tam olarak oturmasını veya kompartman basıncının eşik değere ulaşmasını beklemeden erken fasyotomi yapılmalıdır.

KLINIK ÇALIŞMA
9. 
Temporal kemik kırıkları: 77 hastanın değerlendirilmesi ve bir yaklaşım algoritması
Temporal bone fractures: evaluation of 77 patients and a management algorithm
Gökhan Yalçıner, Ahmet Kutluhan, Kazım Bozdemir, Hüseyin Çetin, Behçet Tarlak, Akif Sinan Bilgen
PMID: 23188604  doi: 10.5505/tjtes.2012.98957  Sayfalar 424 - 428
AMAÇ
Temporal kemik kırığı olan hastalarda etyoloji, otolaringolojik semptom ve bulguların radyolojik değerlendirmeleri, tedavi yaklaşımları ve sonuçlar değerlendirildi.
GEREÇ VE YÖNTEM
Yetmiş yedi temporal kemik kırığı olgusu, yaş, cinsiyet, kırığın yeri, kırığın etyolojisi ve kanlı otore, timpanik membran perforasyonu, serebrospinal otore, işitme kaybı, hemotimpanum, fasiyal ve diğer kraniyal sinir paralizilerinin varlığı ve bilgisayarlı tomografi sonuçları yönünden geriye dönük olarak değerlendirildi.
BULGULAR
Olgularda kırıkların %55’i trafik kazası sonucu meydana gelmişti ve çoğunluğu erkekti (%76,6). Otolaringolojik bulgular sıklık sırası ile erken dönem iletim tipi işitme kaybı (%65,8), kanlı otore (%61,2), hemotimpanum (%58,5), timpanik membran perforasyonu (%25,6), fasiyal sinir paralizisi (%12,3), serebrospinal otore (%8,5) ve sensörinöral işitme kaybı (%5,4) idi. Kırıkların çoğu petroz (%65,8) ve uzunlamasına tip (%51,2) idi.
SONUÇ
Bu araştırmada 77 temporal kemik kırığı hastasında sıklık sırası ile otolaringolojik bulguları ve tedavi yaklaşımımızı literatür bulguları ile karşılaştırıp tartıştık. Temporal kırıklarda sistematik bir değerlendirme ve tedavi için bir algoritma oluşturduk.

10. 
Tibia pilon kırıklarında orta dönem cerrahi sonuçlarımız
The mid-term results of treatment for tibial pilon fractures
Deniz Gulabi, Özgür Toprak, Cengiz Sen, Cem Coskun Avci, Erkal Bilen, Fevzi Saglam
PMID: 23188605  doi: 10.5505/tjtes.2012.86094  Sayfalar 429 - 435
AMAÇ
Bu yazıda, distal tibia (pilon) kırıklarının cerrahi tedavi sonuçları, radyolojik ve klinik olarak araştırıldı.
GEREÇ VE YÖNTEM
2002-2009 tarihleri arasında cerrahi olarak tedavi edilen 31 hastanın (25 erkek, 6 kadın; ortalama yaş 46; dağılım 17-72 yaş) 32 ayağı değerlendirildi. Bu kırıkların 24’üne açık redüksiyon ve internal fiksasyon, 8’ine eksternal fiksasyon yapıldı. Hastalar ortalama 46 ay takip edildi. Hastalar Teeny-Wiss fonksiyonel ayakbileği skorlamasına göre değerlendirildi. Radyolojik olarak kırık redüksiyon skorlaması Ovadia ve Beals kriterlerine göre yapıldı.
BULGULAR
Tip 2 kırıkların 9’unda (%47,4), tip 1 kırıkların 5’inde (%26,3) ve tip 3 kırıkların 5’inde (%26,3) mükemmel sonuç elde edildi. Tip 3 kırıkların 9’unda (%69,2) kötü sonuç elde edilmişken, tip 1 ve tip 2 kırıkların 2’sinde (%15,4) kötü sonuç elde edildi. Eksternal fiksatör uygulaması ile karşılaştırıldığında, çok iyi ve iyi sonuçlar anlamlı derecede yüksek sayıda açık redüksiyon internal fiksasyon uygulaması ile elde edildi (sırasıyla, n=3, %15,8 ve n=16, %84,2; p<0.05).
SONUÇ
Pilon kırıklarının cerrahi tedavisinde, atravmatik yumuşak doku diseksiyonu, eklem yüzünün anatomik redüksiyonu, stabil bir tespit, erken hareket ve hastanın mobilizasyonu ilkelerine uyulduğunda başarılı sonuçlar alınabilmektedir, ancak bu prensiplere uyulmasına rağmen tip 3 kırıklarda travma sonrası artrit kaçınılmazdır.

11. 
Yanık travması sonrası erken dönemde görülen psikolojik bozukluklar ve etyolojide cerrahi faktörlerin yeri
Early period psychiatric disorders following burn trauma and the importance of surgical factors in the etiology
Hakan Yabanoğlu, Mahmut Can Yağmurdur, Nilgün Taşkıntuna, Hamdi Karakayalı
PMID: 23188606  doi: 10.5505/tjtes.2012.98511  Sayfalar 436 - 440
AMAÇ
Yanık travması sonrasında erken dönemde ortaya çıkan psikiyatrik bozukluklar değerlendirildi.
GEREÇ VE YÖNTEM
Yanık travmasına maruz kalan 1369 hastanın dosyası geriye dönük olarak incelendi. Psikiyatrik bozukluk saptanan 45 hasta yaş, cinsiyet, kronik hastalık, yanık öncesindeki psikiyatrik bozukluk, yanık nedeni, yanık yüzdesi, yanık derecesi, ek travma, ameliyat sayısı, hastanede kalış süresi, ekstremite amputasyonu, entübasyon durumu, psikiyatrik semptomlar, travma sonrası psikiyatrik bozukluk ve mortalite açısından değerlendirildi.
BULGULAR
Yanık travması sonrası erken dönemde 45 hastada psikiyatrik bozukluk saptandı. Hastaların 7’si (%15,5) kadın, 38’i (%84,5) erkekti. Ortalama yaş 32±14,3 yıl, yanık yüzdesi %40,09±20,69, geçirilmiş ameliyat sayısı 2,95±1,75, hastanede kalış süresi 51.57±38.62 gün idi. Hastaların 12’sinde (%26,6) post travmatik stres bozukluğu (PTSD), 11’inde (%24,4) deliryum, 8’inde (%17,7) anksiyete bozukluğu, 7’sinde (%15,5) depresyon, 1’inde (%2,2) yoksunluk sendromu, 1’inde (%2.2) şizoaffektif bozukluk, 2’sinde (%4,4) PTSD ve depresyon, 2’sinde (%4,4) PTSD ve deliryum ve 1’inde (%2.2) PTSD ve anksiyete bozukluğu görüldü.
SONUÇ
Yanık multisipliner yaklaşımla tedavi edilebilen bir travmadır.

12. 
Penetran kardiyak yaralanmalar: 21 olgunun değerlendirilmesi
Penetrating cardiac injuries: assessment of 21 patients
Yüksel Dereli, Ramis Özdemir, Musa Ağrış, Murat Öncel, Kemalettin Hoşgör, Ali Suat Özdiş
PMID: 23188607  doi: 10.5505/tjtes.2012.93467  Sayfalar 441 - 445
AMAÇ
Penetran kardiyak yaralanmalar, ciddi klinik sonuçları sebebiyle yüksek mortalite oranına sahiptir. Bu çalışmanın amacı, hastanemizde penetran kardiyak yaralanma nedeniyle cerrahi tedavi uygulanan hastaların araştırılmasıdır.
GEREÇ VE YÖNTEM
Bu yazıda, Şubat 2006 ve Ocak 2011 tarihleri arasında hastanemize penetran kalp yaralanması şikayeti ile başvuran 21 hasta (18 erkek, 3 kadın) geriye dönük olarak incelendi. Hastalar klinik bulgular, tedavi yöntemleri ve sonuçları açısından değerlendirildi.
BULGULAR
Olguların 19’u delici kesici alet, 2’si ateşli silah yaralanması şeklindeydi. Tüm olgulara acil cerrahi girişim uygulandı. Kardiyak yaralanma 13 olguda sağ ventrikül, 5 olguda sol ventrikül ve 3 olguda sağ atriyum yaralanmasını içeriyordu. Sol atriyum yaralanması gözlenmedi. Kardiyak yaralanmalar primer dikiş yöntemi ile onarıldı. Mortalite 6 olgu ile %28,6 olarak saptandı.
SONUÇ
Penetran kardiyak yaralanmalar genellikle genç yaş grubunda görülmektedir. Erken transport, uygun resüsitasyon ve acil cerrahi tedavi penetran kalp yaralanması olan hastaların hayatta kalma oranını artıracaktır.

13. 
Erişkinlerde ince bağırsak tıkanıklığının nadir bir nedeni: Persistan omfalomezenterik kanal
A rare cause of small bowel obstruction in adults: persistent omphalomesenteric duct
Ali Güner, Can Keçe, Aydın Boz, İzzettin Kahraman, Erhan Reis
PMID: 23188608  doi: 10.5505/tjtes.2012.77609  Sayfalar 446 - 448
Mekanik ince bağırsak tıkanıklığının en sık nedeni önceden yapılmış karın ameliyatlarıdır. Buna karşın, karın ameliyatı hikayesi olmayan hastalarda tanı koyulması ve tedavi zordur. Omfalomezenterik kanal fetal gelişim sırasında midgut ile yolk kesesi arasında yer alan embriyonik bir yapıdır. Bazı kişilerde, varlığı sebat eder ve özellikle çocukluk yaşlarında bazı komplikasyonlara neden olur. Erişkinlerde ise omfalomesenterik kanalın sebat etmesine bağlı gelişen bağırsak tıkanıklığı oldukça nadir rastlanılan bir durumdur. Bu yazıda, omfalomezenterik kanal açıklığının devam etmesine bağlı bağırsak tıkanıklığı gelişmiş 42 yaşındaki erkek hasta sunuldu.

14. 
Beyin içinde kalan kurşunun kendiliğinden yer değiştirmesi: Olgu sunumu
Spontaneous migration of a retained bullet within the brain: a case report
Mehmet Arslan, Metehan Eseoğlu, Burhan Oral Güdü, Ismail Demir, Abdul Baki Kozan
PMID: 23188609  doi: 10.5505/tjtes.2012.88965  Sayfalar 449 - 452
Başın kurşun yaralanmaları genellikle ölümcüldür ve beyin içinde kalan kurşunun kendiliğinden hareketi nadir bir durumdur. Bu olgu sunumunda, 23 yaşındaki erkek hastanın beyninde kendiliğinden hareket eden kurşun sunuldu. Beyin bilgisayarlı tomogafisi (BT) kurşunun sol parietal bölgede derin yerleşimli olduğunu gösterdi. Hastanın bilinci açıktı ve sağ homonium hemianopsi vardı. Kurşun, hayati yapılara yakın ve derin yerleşimliydi. Bu yüzden, cerrahi girişim düşünülmedi. İki ay sonra çekilen kontrol BT’sinde kurşunun yerçekimi etkisi ile kaudale ve posteriyora doğru yer değiştirdiği görüldü. Beyin içinde kalan kurşunun tedavisi tartışmalıdır. Derinde yerleşen kurşunu çıkarmak ek nörolojik hasara neden olabileceği gibi kalan kurşunun hareketi de hayati yapıların zarar görmesine neden olabilir.Sonuç olarak, ek nörolojik defisite neden olmayacak kolay ulaşılabilir kurşunların çıkarılmasını öneriyoruz.

15. 
Gizli şeytan: göğüs duvarı içinde beklenmedik biçimde kalmış bıçak
Chi-chen CHANG,1 Hung-jung LIN,1 Ning-ping FOO,2 Kuo-tai CHEN1
Chi-chen Chang, Hung-jung Lin, Ning-ping Foo, Kuo-tai Chen
PMID: 23188610  doi: 10.5505/tjtes.2012.08931  Sayfalar 453 - 454
Bu yazıda, sırtında ve üst ekstremitelerinde bıçak yaralarıyla gelen 52 yaşında bir kadın olgu sunuldu. Göğüs duvarında kalmış bıçak acil servis bölümünde fark edilmemişti. Olgu bize, ayrıntılı hasta öyküsü, tam bir fiziksel inceleme ve düz film çekilmesine rağmen belirgin bir yabancı cismin gözden kaçabildiğini hatırlatmaktadır. Çıkartılmamış bir yabancı cisim enfeksiyon riskini arttırabileceği gibi ilerde iç organ hasarına neden olabilir. Penetran yara yeterince incelenemediğinde veya travma cerrahı yaralı hastalarda ayrıntılı inceleme yapamıyorsa hastaların bilgisayarlı tomografi taramasından geçmesini öneririz. Bilgisayarlı tomografi görüntüleri penetran yaralanmayı, şiddetini ve yabancı bir cisim riskini aydınlatabilir.

OLGU SUNUMU
16. 
Olağandışı bir mekanizmayla çift taraflı, eşzamanlı anterior obturator kalça çıkığı: Olgu sunumu
Bilateral simultaneous anterior obturator dislocation of the hip by an unusual mechanism - a case report
Asif Sultan, Tahir Ahmad Dar, Mohd Iqbal Wani, Mubashir Maqbool Wani, Samina Shafi
PMID: 23188611  doi: 10.5505/tjtes.2012.77012  Sayfalar 455 - 457
Otuz yaşında bir kadın hasta çift taraflı ve eşzamanlı olarak her iki kalça ekleminde anterior dislokasyonla başvurdu. Hasta konservatif yolla tedavi edildi. İki yıllık takip avasküler nekroz belirtileri olmaksızın mükemmel sonuçlar alındığını gösterdi. Yaralanmanın önceden bildirilen olgulardan farklı olan nedeni ve mekanizması tartışıldı.

17. 
Go-kart yaralanmalarına bağlı acil cerrahi: Ardışık iki olgunun sunumu
Emergency surgery due to go-kart injuries: report of two consecutive cases
Kerim Bora Yılmaz, Melih Akıncı, Oskay Kaya, Hakan Kulaçoğlu
PMID: 23188612  doi: 10.5505/tjtes.2012.80000  Sayfalar 458 - 460
Go-kart kazasına bağlı yaralanma Türkiye’de yeni bir acil cerrahi türüdür. Hastalara göre çok değişik şekillerde izlenebilirler. Araçların tasarımı ve hasta karakteristikleri arasında ince ayrıntılarlar vardır. Bu yazıda, iki farklı go-kart kazasında iki ciddi yaralanma olgusu sunuldu. Bu hastalarda karaciğer laserasyonu ve mezenterik intestinal avulsiyona bağlı şiddetli karın içi kanama izlendi. Hastalar cerrahi yöntemlerle tedavi edildi, problemsiz olarak taburcu edildiler.

18. 
Blastik yaralanmaya bağlı izole bilateral bazal ganglion kanaması
Isolated basal ganglia hemorrhage due to blast injury
Fuldem Mutlu Aygün, Murat Serhat Aygün, Mehmet Bülent Önal, Osman Lütfi Demirci
PMID: 23188613  doi: 10.5505/tjtes.2012.35033  Sayfalar 461 - 462
Bilateral travmatik bazal ganglion kanaması son derece nadir bir nöropatolojik antitedir. Blastik yaralanmaya bağlı bilateral bazal ganglion kanaması daha öncesinde hiç tanımlanmamıştı. Patlamaya bağlı gelişmiş bilateral bazal ganglion kanaması olan bir olgu sunuldu.