| DENEYSEL ÇALIŞMA | |
| 1. | Karın içi enfeksiyon varlığında sentetik yama kullanımı: Deneysel bir uygulanabilirlik çalışması Synthetic mesh placement in the presence of abdominal infection: An experimental study of feasibility Ahmet Burak Çiftçi, Rıza Haldun Gündoğdu, Bahadır Osman Bozkırlı, Mustafa Ömer Yazıcıoğlu, Berrak Gümüşkaya Öcal, Birsen ÖzdemPMID: 30516265 doi: 10.5505/tjtes.2018.59263 Sayfalar 501 - 506 Amaç: Sentetik malzemelerin kontamine alanlarda kullanımı ile ilgili farklı görüşler mevcuttur. Bu çalışma, ticari olarak erişilebilen kompozit yamalardan birinin karın içi enfeksiyon varlığında kullanılabilirliğini araştırmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Yirmi adet sıçanda deneysel peritonit oluşturulmasından yirmi dört saat sonra, denekler iki adet onarlı gruba randomize edildi. İkinci bir laparotomi ile karın içinin temizlenmesini takiben karın kontrol grubunda sürekli sütürlerle, deney grubundaysa kompozit yama kullanılarak kapatıldı. Bundan sonra sıçanlar sepsis bulguları, ölüm ve yara yeri enfeksiyonu açısından takip edildi. Yirmi sekizinci günde sıçanlar sakrifiye edilerek karın içi enfeksiyon, karın içi yapışıklıklar açısından ve alınan yama ve doku örnekleri de kültür üremeleri açısından değerlendirildi. Bulgular: Mortalite oranları kontrol ve yama gruplarında sırasıyla %0 ve %30 (p=0,21) ve yara yeri enfeksiyonu oranları ise sırasıyla %20 ve %57,1’di (p=0,162). Yama grubunda yapışıklıklar istatistiksel olarak önemli biçimde daha yoğundu(p=0,018) ve doku kültürlerinde önemli ölçüde daha fazla mikroorganizma üremişti (p=0,003). Sonuç: Yama grubunda karın içi yapışıklıkların yoğunluğunun ve bakteri üremesinin önemli ölçüde daha fazla olması ve aynı zamanda mortalite ve yara yeri enfeksiyonu oranlarındaki artış eğilimi, bu kompozit yamanın, karın içi enfeksiyon varlığında karın defektlerinin onarımı için güvenle kullanılamayacağını göstermektedir. |
| 2. | Akut mezenterik iskemi hasarının kritik zaman tahmini ve reversibilitesi Predicting critical duration and reversibility of damage in acute mesenteric ischemia: An experimental study Ayhan Aköz, Kenan Ahmet Türkdoğan, Nesibe Kahraman Çetin, Selen Kum, Ali Duman, Mevlüt Türe, Ahmet Ender DemirkıranPMID: 30516248 doi: 10.5505/tjtes.2018.69710 Sayfalar 507 - 513 AMAÇ: Bu çalışmada akut mezenterik iskemide yeni iskemik biyobelirteçler olan ENDOCAN ve SCUBE-1'in erken evre hasar, tanı ve irreversibıl hasar değerlerini araştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: 54 sıçan ile deneysel bir mezenterik iskemi reperfüzyon modeli tasarlandı. Dokuz grup oluşturuldu; Kan ve doku örneklerinin sadece örneklendiği üç sahte grup [Grup I (30.dakika), IV (2. saat) ve VII (6.saat)]; superior mezenterik arter (SMA) bağlandıktan sonra kan ve doku numuneleri örneklenen üç iskemi grubu [Grup II (30. dakika), V (2. saat) ve VIII (6.saat)]; ve SMA dekompresyonundan sonra kan ve doku numuneleri örneklendirilen ve reperfüzyon 1 saat süreyle indüklenen üç reperfüzyon grubu [Grup III (30. dakika), VI (2. saat) ve IX (6. saat)]. SCUBE-1 ve ENDOCAN için kan örnekleri alındı ve histopatolojik olarak doku örnekleri incelendi. BULGULAR: SCUBE-1 düzeyleri İskemi grubunda sahte gruba göre daha yüksek iken(p <0.05), geç iskemi (6. saat) grubunda ENDOCAN düzeyleri belirgin olarak farklıydı. Bu iki belirteç, histopatolojik incelemeye göre irreversıble mezenterik hasar için birlikte kullanıldığında, reversible-irrreversible hasar ayırımını % 94,1 sensitivite, % 73,7 spesifite ile belirledi. TARTIŞMA: SCUBE-1'in tek başına yükselmesi laboratuvar sıçanlarında erken mezenterik iskemiyi öngörmede önemli olarak gözükmektedir. Bununla birlikte, SCUBE-1 ve ENDOCAN eş zamanlı kullanımı irreversible bağırsak hasarının tespitinde daha kullanılışlı olabilir. |
| KLINIK ÇALIŞMA | |
| 3. | Üreter erişim kılıfı yerleştirme sırasında sarfedilen gücün üreter travmasına etkisi: Yedi hastayla in vivo ön çalışma Impact of ureteral access sheath force of insertion on ureteral trauma: In vivo preliminary study with 7 patients Tzevat Tefik, Salvatore Buttice, Bhaskar Somani, Selcuk Erdem, Tayfun Oktar, Faruk Özcan, Taner Kocak, Ismet Nane, Olivier TraxerPMID: 30516249 doi: 10.5505/tjtes.2018.15263 Sayfalar 514 - 520 AMAÇ: Erişim Kılıfları (EK) genellikle retrograt intrarenal cerrahide (RİRC) kullanılmaktadır. Avantajlarına rağmen yerleştirilmeleri sırasında üreter yaralanması ve cerrahi sonrasında darlık riski bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı sarf edilen itme gücünü ve üreter travmasına etkisini değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Böbrek taşları için RİRC uygulanmış yedi kadın hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Bir dijital güç ölçüm cihazı (Chatillon DFX II; Ametek Test and Calibration Instruments, Largo, Florida, ABD) EK’ların ucuna monte edilmiş ve EK ile sarf edilen itme gücü, kılıfın yerleştirilmesi sırasında sürekli ölçülmüştür. Değişik boyutlarda EK’lar kullanılmış ve Postüreteroskopik Lezyon Ölçeği (PULS) skoru ile doğrudan görüş altında üreter yaralanması değerlendirilmiştir. BULGULAR: Daha önce stent konmuş beş ve konmamış iki hasta çalışmaya dahil edilmiştir. EK’ların çapları daha önce stent konmamış hastalarda 9.5/11.5-F ve 10/12-F, daha önce stent konmuş hastaların birinde 11/13-F ve dördünde 12/14-F idi. Daha önce stent konulmuş hastada 12/14 F EK yerleştirmek için maksimal 9 Newton’luk (N) itme gücü sarf edildiği gözlenmiştir. Bu hastada ilk başarısız denemeden sonra ikinci kez deneme yapılmıştır. Bir stent konmamış hastada 9.5/11.5-F EK’ları yerleştirmek için en düşük maksimal EK itme gücü (0.91 N) sarf edilmiştir. EK’yı yerleştirmeden önce bu hastaya 7.8-F semirijit üreteroskopi uygulanmıştı. İki stent konmamış hastada da PULS skoru 1 ve önceden stent takılmış hastaların tümünde 0 idi. TARTIŞMA: Bu küçük çaplı kohort çalışmasında ameliyat öncesi JJ yerleştirilmesinin, üreteri 12/14F gibi geniş çaplı EK’ların travmasından koruduğu görülmüştür. Önceden stentsiz olan hastalarda RİRC uygulamasında EK yerleştirilmesi mümkün ise de bu durum düşük dereceli üreter travmasına neden olabilir. |
| 4. | Künt göğüs travmasında gözden kaçırılmaması gereken bir patoloji: Bilateral pnömotoraks saptanan 181 olgunun analizi A pathology not be overlooked in blunt chest trauma: Analysis of 181 patients with bilateral pneumothorax Ali Özdil, Önder Kavurmacı, Tevfik İlker Akçam, Ayşe Gül Ergönül, İlhan Uz, Cengiz Şahutoğlu, Sabahattin Yüzkan, Alpaslan Çakan, Ufuk ÇağırıcıPMID: 30516250 doi: 10.5505/tjtes.2018.76435 Sayfalar 521 - 527 AMAÇ: Bilateral pnömotoraks (BPTx), özellikle şiddetli multi-travma hastalarında tansiyon PTx gibi mortalitenin önemli bir nedeni olabilir. Bu çalışmada, BPTx tedavisi ve buna bağlı komplikasyon, morbidite ve mortalitenin önemini belirtmek amacıyla multi-travma sonrası BPTx insidansı, morbidite, mortalite oranları ve bunlarla ilişkili faktörlerin analiz edilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ ve YÖNTEM: Travma sonrası başvuran 3782 hastadan BPTx saptanan 181 hastanın verileri yaş, cinsiyet, travma çeşidi, radyolojik bulgular, eşlik eden torasik ve ekstra-torasik yaralanmalar, entübasyon insidansı, mortalite ve travma şiddet skoru (TŞS) açısından retrospektif olarak analiz edildi. Kot fraktürünün tarafı, hemotoraks, ciltaltı amfizemi ve BPTx arasındaki ilişki ile yaş ve cinsiyetin bu yaralanma, mortalite ve TŞS’ye etkisi araştırıldı. BULGULAR: Yüzkırkdördünü erkeklerin oluşturduğu hastaların yaş ortalaması 36.07 ± 15.77 idi. Travmanın başlıca nedeni 67 (%37.0) hastada bildirilen araç-içi trafik kazasıydı. Yetmişbeş (%41.4) hastada bilateral kot fraktürü izlendi. Hastaların 41’inde (%22.6) BPTx’a bilateral hemotoraks eşlik ettiği belirlendi. Özellikle 60 yaş üstü hasta grubunda kot fraktürü ve hemotoraksın tarafı açısından anlamlı fark saptandı (p=0.017, p=0.005). Bu hasta grubunda eşlik eden torasik yaralanmaların daha sık olarak bilateral olduğu belirlendi. İzole toraks travması olan 12 (%17.6) ve multi-travması olan 56 (%82.4) hasta entübe edildi. İki grup arasında entübasyon açısından anlamlı fark bulunmadı (p=0.532). Toplam mortalite oranı %18.2 idi. Travma şiddet skoru ile mortalite arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p=0.22). TARTIŞMA: Travma sonrasında BPTx insidansı yaklaşık olarak %5 oranındadır; bu nedenle özellikle şiddetli travma sonrasında mortalite oranını azaltmak amacıyla BPTx akılda bulundurulması gereken bir patolojidir. Yaş ve kot fraktürü sayısı BPTx saptanan multi-travma hastalarında morbidite ve mortalite için risk faktörleridir. |
| 5. | Akut Pankreatitin Prognozunu Ön Görmede Eritrosit Dağılım Hacmi ve CRP/Albumin Değerlerinin Önemi Significance of red blood cell distribution width and C-reactive protein/albumin levels in predicting prognosis of acute pancreatitis Eyüp Murat Yılmaz, Altay KandemirPMID: 30516251 doi: 10.5505/tjtes.2018.98583 Sayfalar 528 - 531 Amaç: Akut pankreatit gastrointestinal patolojiler arasında önemli patolojilerden birisi olup çalışmadaki amacımız eritrosit dağılım hacmi(RDW) ve CRP/albumin ile prognoz ilişkisini belirleyebilmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışma retrospektif olup akut pankreatit vakaları alınmış ve Ranson skoruna göre ılımlı ve şiddetli grup olarak iki gruba bölünmüştür. Bu iki grup arasında RDW, CRP/albumin ve hastanede yatış ile yoğun bakımda yatış süreleri, komplikasyonları karşılaştırılmıştır. Bulgular: Toplam 264 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. 204 hastada (%77,2)ılımlı pankreatit saptanırken, 60 hastada (%22,8) şiddetli pankreatit saptandı. (p=0,081) Bu iki grup arasındaki RDW değerlerine bakıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı gözlendi.(p=0,193) CRP/Albumin değerlerine bakıldığında şiddetli AP grubunda diğer gruba göre değerlerin oldukça yüksek olduğu saptandı.( p<0,001) Hastanede toplam yatış süreleri ve yoğun bakımda toplam yatış sürelerine bakıldığında ise şiddetli AP grubundaki hastaların diğer gruba göre daha fazla hastanede kaldıkları gözlenmiştir.(p=0,001,p=0,047) Tartışma: Akut pankreatit tablosunda RDW net olarak prognozu ön görmede spesifik bir markır değilken, CRP/albumin kolay uygulanabilen, ucuz ve güvenilir bir markırdır. |
| 6. | Factors predicting the early mortality of trauma patients Won Young Yong Jin, Jin Hee Jeong, Dong Hoon Kim, Tae Yun Kim, Changwoo Kang, Soo Hoon Lee, Sang Bong Lee, Seong Chun Kim, Yong Joo Park, Daesung LimPMID: 30516252 doi: 10.5505/tjtes.2018.29434 Sayfalar 532 - 538 |
| 7. | Akut Karın Ağrılı Hastalarda İrisin'in Tanısal Değeri: Bir Ön çalışma The diagnostic value of irisin in patients with acute abdominal pain: A preliminary study Selman Yeniocak, Özgür Karcıoğlu, Asım Kalkan, Fatma Saraç, Gökçe Akgül Karadana, Zehra Zeynep Keklikkıran, Alper Gümüş, Macit Koldaş, Semih KorkutPMID: 30516253 doi: 10.5505/tjtes.2018.29235 Sayfalar 539 - 544 AMAÇ: Akut karın ağrısı şikayeti ile acil servise müracaat eden hastalarda düz kas proteini Irisin’in serum düzeyini ölçerek tanısal değerini araştırmak amacıyla bu çalışma yapıldı. GEREÇ - YÖNTEM: Bu araştırma, tek merkezli, prospektif ve kesitsel bir çalışma olarak yapılmıştır. Akut karın ağrısı şikayeti ile acil servise başvuran 213 erişkin hasta ve 140 kişilik sağlıklı kontrol grubu dahil edildi. Serum irisin düzeyleri, lökosit, CRP, amilaz ve kreatin kinaz değerleri ile karşılaştırıldı. Serum İrisin düzeyleri, yatışı yapılan ile taburcu olan ve cerrahi ile tıbbi tedavi yapılan gruplar da karşılaştırıldı. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 213 hasta ve 140 kontrol grubu ortalama Irisin düzeyleri 6,81 ± 3,17 mcg / ml ve 5,69 ± 2,08 mcg/ml idi. Hastaneye yatırılan hastaların ortalama Irisin değerleri (7,98 ± 3,11 mcg/ml), taburcu edilen hastaların (6,38 ± 3,09 mcg/ml) ve kontrol grubu olguların Irisin değerlerinden (kontrol grubu – taburcu hasta grubu p = 0,202) anlamlı derecede yüksekti (kontrol grubu - hastaneye yatırılan grup p <0,001, taburcu edilen grup - hastaneye yatırılan grup p = 0,001). Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, safra kesesi hastalıkları, ürolitiyazis ve akut apandisitte irisin düzeyleri anlamlı olarak daha yüksekti (p = 0.001, p = 0.007, p = 0.007). SONUÇ: Serum İrisin seviyeleri, düz kas yapısı içeren intraabdominal tübüler organların luminal obstrüksiyonu gelişmiş akut karın ağrılı hastalarda tanı ve prognoz belirlemede bir belirteç olarak kullanılabilir. |
| 8. | Karaman skoru: Akut apandisit tanısında yeni bir skorlama sistemi The Karaman score: A new diagnostic score for acute appendicitis Kerem Karaman, Metin Ercan, Hakan Demir, Ömer Yalkın, Yener Uzunoğlu, Kemal Gündoğdu, İsmail Zengin, Yakup Ersel Aksoy, Erdal Birol BostancıPMID: 30516254 doi: 10.5505/tjtes.2018.62436 Sayfalar 545 - 551 Karaman skoru: Akut apandisit tanısında yeni bir skorlama sistemi Giriş: Karaman skorlama sistemi akut apandisit tanısında kullanılan ve 6 parametreden oluşan yeni bir tanısal skorlama sistemidir. Bu çalışmanın amacı Karaman skorunun akut apandisit tanı performansını Alvarado skoru ile karşılaştırmalı olarak ortaya koymaktır Materyal ve Metod: Akut apandisit tanısı ile apendektomi yapılan 200 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Bulgular: Karaman skorunun akut apandisiti negatif apandektomiden ayırmadaki cut off değeri ≥9 olup, sensitivitesi % 84.3, spesifitesi %64.7, pozitif prediktif değeri %92.1 ve negatif prediktif değeri %45.8 olarak saptanmıştır. Alvarado skorunun akut apandisiti negatif apandektomiden ayırmadaki cut off değeri ise ≥8 olup, sensitivitesi %72.9, spesifitesi %70.6, positif prediktif değeri %92.4 ve negatif prediktif değeri %34.8 olarak saptanmıştır. Multilojistik regreyon analizinde, yaş ve cinsiyete göre düzeltme yapıldığında; hem Alvarado ≥8 (OR=6.644, 95% CI: 2.854-15.466, P<0.001) hem de Karaman ≥9 skoru (OR=10.374, 95% CI: 4.383-24.558, P<0.001) akut apandisiti negatif apandektomiden ayırmada anlamlı olarak etkin saptanmıştır. Ancak her iki skor bir arada değerlendirildiğinde, Alvarado skoru ≥8 etkinliğini yitirirken (OR=1.838, 95% CI: 0.517-6.530 and P=0.347) Karaman skoru ≥9 prediktif etkinliğini göstermeye devam etmektedir (OR=6.586, 95% CI: 1.893-22.917, P=0.003). Tartışma: Karaman skoru akut apandisiti negatif apandektomiden ayırt etmede daha etkin saptanmıştır. |
| 9. | Gebelikte Laparoskopik ve Açık Apendektominin Karşılaştırılması: Tek Merkez Deneyimi Laparoscopic versus open appendectomy in pregnancy: A single center experience Ali Fuat Kaan Gök, Yiğit Soytaş, Adem Bayraktar, Selman Emirikçi, Mehmet İlhan, Ahmet Kemalettin Koltka, Mustafa Kayıhan GünayPMID: 30516255 doi: 10.5505/tjtes.2018.26357 Sayfalar 552 - 556 Amaç: Bu çalışmanın amacı tek bir merkezde apandisit nedeniyle ameliyat edilen gebe kadınlarda laparoskopik ve açık apendektominin obstetrik ve cerrahi sonuçlarını karşılaştırmaktır. Bu çalışmadaki ana hipotezimiz bahsedilen sonuçlar açısından açık ya da laparoskopik apendektomi arasında fark olmadığıdır. Yöntemler: Ocak 2009 ile Eylül 2018 arasında apendektomi yapılan 57 ardışık gebe kadının tıbbi kayıtları retrospektif olarak incelendi. Hastalar açık ve laparoskopik apendektomi olmak üzere iki gruba ayrıldı. Toplanan veriler yaş, gebelik yaşı, tanı yöntemleri, ameliyat süresi, kalış süresi, morbidite ve mortaliteyi içermektedir. Veri analizi, Windows için IBM SPSS v. 23 kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular: On sekiz (% 31) hastaya laparoskopik apendektomi (LA) ve 39 (% 69) hastaya açık apendektomi (OA) uygulandı. Demografik veriler arasında fark yoktu. Laparoskopik grupta cerrahinin süresi anlamlı olarak daha kısaydı (37 vs 57 dakika, p = 0.005). Derin ve yüzeyel cerrahi alan enfeksiyonları, yatış süresi, erken doğum ve fetal kayıp gibi sonuçlarda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Her iki grupta da mortalite yoktu. Sonuç: Genel olarak, bu çalışma LA'nın gebe hasta ve fetus için güvenli olduğunu düşündürmektedir. Apandisitli gebe hastalar üzerinde laparoskopinin etkilerini belirlemek için, daha geniş sayıda olguda prospektif randomize çalışmalara ihtiyaç vardır. |
| 10. | Alvarado ve Apandisit İnflamatuar Yanıt Skorlamaları Akut Apandisitin Şiddetini Değerlendirebilir mi? Can Alvarado and Appendicitis Inflammatory Response scores evaluate the severity of acute appendicitis? Metin Yeşiltaş, Dursun Özgür Karakaş, Berk Gökçek, Semih Hot, Seracettin EğinPMID: 30516256 doi: 10.5505/tjtes.2018.72318 Sayfalar 557 - 562 Giriş: Alvarado (AS) and Apandisit İnflamatuar Yanıt (AIYS) skorları akut apandisit (AA) tanısı için geliştirilmiş skorlardır. Bu çalışmanın amacı AA şiddetinin AS ve AIYS ile değerlendirmesidir. Materyal ve Metot: Ocak 2016-Aralık 2017 tarihleri arasında AA nedeni ile opere edilen ve preop AS ve AIYS yapılan hastalar geriye dönük değerlendirildi. Yaş, cinsiyet, patolojik şiddet, lokal peritonit, fekaloid, drenaj, apendix çapı ve operasyon şekli AS ve AIYS göre değerlendirildi. Bulgular: 578 hasta çalışmaya dâhil edildi. Apandisit %44,4 ile en sık görülen patolojiydi. En sık ölçülen apandiks çapı ise %59,2 ile 7-10 mm idi. Bütün patolojiler arasındaki AS ve AIYS istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Komplike ve komplike olmayan apandisitler arasındaki sadece AIYS istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Apandiks çapları arasındaki sadece AIYS istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Drenaj yapılan hastalarda AS ve AIYS istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0,05). AS ile patolojik şiddet, lokal peritonit ve drenajın korelasyonu, AIYS ile patolojik şiddet, komplike/ komplike olmayan, apandiks çapı ve drenajın korelasyonu istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Sonuç: AS ve AIYS her ikisi de patolojik şiddeti değerlendirebilmekte iken sadece AIYS komplike ve komplike olmayan apandisitleri, apandiks çapının daha anlamlı değerlendirebilmektedir. Bu skorları kullanarak gereksiz radyolojik ve cerrahi girişimlerini azaltabilecektir. |
| 11. | Penetran Keratoplasti Sonrası Travmatik Yara Yeri Ayrılması Wound dehiscence after penetrating keratoplasty Evin Singar-ozdemir, Ayse Burcu, Zuleyha Yalnız Akkaya, Baris Oral, Firdevs OrnekPMID: 30516257 doi: 10.5505/tjtes.2018.44450 Sayfalar 563 - 568 Amaç: Çalışmamızda, penetran keratoplasti (PK) sonrası künt travmaya bağlı yara açılmasını etkileyen faktörleri ve klinik sonuçları araştırmak amaçlanmıştır. Yöntem: 1995-2015 arasında PK sonrası künt travmaya bağlı yara açması gelişen olgular retrospektif olarak tarandı. Travma insidansı ve etiyolojisi, keratoplasti ve glob rüptürü arasındaki zaman, greft durumu, en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EDGK), komplikasyonlar, ikincil ameliyatlar ve yaralanma boyutunu etkileyebilecek faktörler kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 42.66 ± 16.66 yıl olan, 23'ü erkek, 16'sı kadın, toplam 39 hasta dahil edildi. Yara yeri açılma insidansı % 2.3 idi. Penetran keratoplasti ve travmatik yara yeri açılması arasındaki ortalama süre 25.91 ± 47.24 ay, ortalama takip süresi 34.43 ± 51.02 ay idi. En yaygın travma mekanizmasının künt bir nesnenin çarpması (% 53.8), en sık yara yeri ayrılmasının görüldüğü kadranın temporal (% 30.8) idi ve yara yeri ayrılma büyüklüğünün 45° ile 270° arasında olduğu saptandı. Hastalar yara yeri ayrılma büyüklüğüne göre dört gruba ayrıldı; yara yeri ayrılma büyüklüğü arttıkça, erkek cinsiyete daha sık rastlandığı, nazal ve üst kadranlarda yara yeri ayrılmasının daha sık görüldüğü, lens hasarının, arka segment komplikasyonlarının daha sık ve greft şeffaflığının daha düşük oranda sağlandığı izlendi. Sonuç: Penetran keratoplasti sonrası ortaya çıkan travmatik yara yeri ayrılması nadir görülen ancak ömür boyu karşılaşılabilecek bir komplikasyondur. Göz kaybı gibi ciddi sonuçlar doğurduğundan, hastalar yara yeri ayrılma riskleri ve sekelleri açısından bilgilendirilmelidir. |
| 12. | Yüksek dereceli karaciğer ve dalak hasarında nonoperatif tedavinin etkinliği The effectiveness of non-operative treatment in high-grade liver and spleen injury in children Kıvılcım Karadeniz Cerit, Rabia Ergelen, Tural Abdullayev, Halil Tuğtepe, Tolga Emrullah Dağlı, Gürsu KıyanPMID: 30516258 doi: 10.5505/tjtes.2018.83573 Sayfalar 569 - 574 Amaç: Her ne kadar çocukluk çağında künt karaciğer ve dalak travmasında nonoperatif tedavi yaklaşımı tercih edilir olsa da, klinikler arasında kullanılan algoritmalarda ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Amerikan Pediatrik Cerrahi Birliği (APSA) rehberinin grade V karaciğer ve dalak hasarını içermemesi ile birlikte, yüksek dereceli karaciğer ve dalak hasarına yaklaşım halen tartışmalıdır. Bu çalışmanın amacı; yüksek dereceli karaciğer ve dalak hasarı olan hastalara nonoperatif tedavi yaklaşımıyla ilgili tecrübelerimizi sunmaktır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2012-Ocak 2017 tarihleri arasında Marmara Üniversitesi hastanesi acil servisine başvuran hastalardan künt batın travmasına bağlı karaciğer ve dalak hasarı nedeniyle kliniğimizde takip edilen hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların yaş, cinsiyet, travma şekli, organ hasarının derecesi, eşlik eden organ hasarı, yoğun bakımda ve hastanede kalış süresi, transfüzyon ihtiyacı olması, tedavi yöntemi (operatif-nonoperatif) şeklinde olan verileri geriye dönük olarak analiz edilmiştir. Grade I, II, III derece olan organ hasarları düşük dereceli olarak; grade IV, V olan organ hasarları ise yüksek dereceli olarak sınıflandırımıştır. Bulgular: Acil servisimize başvuran 2800 çocuk travma olgusundan künt batın travmasına bağlı radyolojik görüntülemelerinde karaciğer ve dalak hasarı tesbit edilip kliniğimizde yatırılan 88 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. 41 hastada izole karaciğer hasarı, 39 hastada izole dalak hasarı, 8 hastada ise her iki organda hasar izlenmiştir. Her iki organda hasar izlenen hastalarda yüksek dereceli hasarı olan organ hangisiyse o gruba dahil edilmiştir. Yüksek dereceli (29), düşük dereceli (17) karaciğer hasarı izlenmiştir. Yüksek dereceli (21), düşük dereceli (21) dalak hasarı izlenmiştir. Hastaların 34%’ünde (30 hastada) eşlik eden organ hasarı izlenmiştir. Nonoperatif tedavi 83 hastaya (94%) uygulanabilmiştir, 5 hastaya (6%) ise cerrahi uygulanması gerekmiştir. Yüksek dereceli karaciğer hasarı olan hastalarda düşük dereceli karaciğer hasarı olanlara göre, hastanede yatış süresi, YBÜ’de yatış süresi ve transfüzyon ihtiyacı anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur (p değerleri sırasıyla; 0.001, 0.001, ˂0.001’dir). Yüksek dereceli karaciğer hasarı olan hastalarda düşük dereceli karaciğer hasarı olanlara göre daha fazla cerrahi yaklaşım uygulanmıştır (p=0.045). Yüksek ve düşük dereceli dalak yaralanmalarında her iki grup arasında yaş, cinsiyet, hastanede yatış süresi, YBÜ’de yatış süresi, transfüzyon ihtiyacı, eşlik eden organ hasarı açısından fark bulunmamıştır (p değerleri sırasıyla; 0.254, 0.739, 0.114, 0.135, 0.057, 0.721’dir). Benzer şeklilde yüksek dereceli dalak hasarı olanlarla düşük dereceli dalak hasarı olanlar arasında nonoperatif veya operatif tedavi yaklaşımı açısından da fark izlenmemiştir (p=0.488). Sonuç: Yüksek dereceli künt karaciğer ve dalak hasarı olan hastalarda nonoperatif tedavi uygulanabilir bir yöntemdir. Ancak yüksek dereceli karaciğer hasarı olanlarda düşük dereceli karaciğer hasarı olanlara göre cerrahi tedaviye daha fazla başvurulabileceği dikkate alınmalıdır. |
| 13. | Tibia kırıklarının intramedüller çivileme ile tedavisinde traneksamik asit kullanımı güvenli ve güvenilir mi? Is tranexamic acid safe and reliable during tibial intramedullary nailing? Sefa Giray Batıbay, İsmail Türkmen, Sedat Duman, Savaş Çamur, Necdet Sağlam, Sevilay BatıbayPMID: 30516259 doi: 10.5505/tjtes.2018.42147 Sayfalar 575 - 580 Amaç: Tibia diafiz kırıklarnda intramedüller çivileme yapılırken traneksamik asit kullanımının güvenli olup olmadığını, kan kaybını azaltacağını ve maliyet etkinliğini etkilemeyeceğini belirlemek. Hasta ve Yöntem: tibia diafiz kırığı olan 70 hasta randomize olarak iki gruba ayrıldı ve prospektif olarak kan kaybı, tromboz ve kırık iyileşmesi açısından izlendi. Birinci gruba preoperatif traneksamik asit intravenöz olarak uygulandı. İkinci grup kontrol grubu olarak belirlendi. Sonuç: İki grup arasında preoperastif ve postoperatif 1. saat Hb ve Hct değerleri arasında farklılık saptanmadı. İki grup arasında postoperatif 24-48. saat Hb ve Hct değerleri arasında anlamlı farklılık saptandı. Traneksamik asit uygulanan grupta (Grup A) postoperatif allojenik kan transfüzyonu gereksinimi olmadı. traneksamik asit kullanılmayan grupta (Grup B) 2 hastaya Hb ve Hct değerleri düşük saptanması üzerine (Hct<27) 1 ünite eritrosit süspansiyonu uygulandı. Hiçbir hastada DVT ve emboli gözlenmedi. Sonuç: İntramedüller çivileme ile tibia kırıkların tedavisinde preoperatif dönemde intravenöz Traneksamik asit uygulanması postoperatif dönemde kanama miktarını azalttığı gözlendi. Postoperatif dönemde hastalarda intravasküler tromboza yol açmadığı gibi kemik iyileşmesini de olumsuz etkilemediği gözlenmiştir. |
| 14. | İntertrokanterik femur kırıklarında oblik pozisyonda uygulanan femur intramedüller çivilemesi sırasında çift skopi kullanımı cerrahi süre ve skopi süresini azaltabilir mi? Can double fluoroscopy in the oblique position reduce surgical time and radiation exposure during intertrochanteric femur fracture nailing? Haluk Çelik, Adnan Kara, Yavuz Sağlam, İsmail Türkmen, Serkan Aykut, Mehmet ErdilPMID: 30516260 doi: 10.5505/tjtes.2018.04048 Sayfalar 581 - 586 Amaç: Bu çalışmada intertrokanterik femur kırıklarında, oblik pozisyonda uygulanan intramedüller çivileme esnasında çift skopi kullanımının tek skopi kullanımına üstün olup olmadığı araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: İntertrokanterik femur kırığı sonrası oblik pozisyon kullanılarak intramedüller çivileme yapılan 52 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların 20’si erkek, 32’si kadın ve ortalama yaş: 78,2 (dağılım: 69-88) idi. Kırıklar AO/OTA sınıflamasına göre tip A1 ve tip A2 kırıklardan oluşmakta idi. Yirmi beş hastada çift skopi kullanılırken, 27 hastada tek skopi kullanıldı. Anestezi ile cerrahi arasındaki hazırlık süresi, cerrahi süresi, skopi kullanım süresi, kanama miktarı, cerrahi sonrası kollodiafiziyal açı ve tip-apeks mesafesi iki grup arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Cerrahi süresi çift ve tek skopili gruplarda sırası ile 34.48±8.92 dakika ve 50.37±16.63 dakika idi (p<0.01). Skopi kullanım süresi çift skopili grupta 42.72±16.00 iken, tek skopili grupta 68.22±21.53 idi (p<0.01). Cerrahi hazırlık süreleri, kanama miktarı, kollodiafiziyel açı ve tip-apeks mesafeleri karşılaştırmalarında iki grup arasında istatistiksel fark saptanmadı (p>0.05). Sonuç: İntertrokanterik femur kırıkları cerrahi tedavisinde oblik pozisyonda çift skopi kullanılarak yapılan intramedüller çivilemede tek skopi kullanımına göre daha az radyasyon maruziyeti ile daha kısa sürelerde cerrahiyi tamamlamak mümkündür. |
| 15. | Çatışmaya Bağlı Şarapnellerin Dağılım Karakteristikleri İle Bu Dağılımın Silah Tipi ve Çatışma Bölgesi İle İlişkisi: Operasyon Bölgesi Hastanesindeki Deneyimler Distribution characteristics of combat-related shrapnel and relationship to weapon type and conflict location: Experience of an operational field hospital Sinan Akay, Mehmet Burak Aşık, Sami EksertPMID: 30516261 doi: 10.5505/tjtes.2018.13402 Sayfalar 587 - 593 AMAÇ: Şarapnele bağlı blastik yaralanmalar çatışmalar sırasında en sık görülen yaralanma şeklidir. Bu çalışmada, şarapnellerin vücuttaki dağılım karakteristiklerini, bu dağılımın silah tipleri ve çatışma bölgeleri ile olası ilişkisini araştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Operasyon bölgesinde bulunan hastanemize ateşli silah yaralanması nedeniyle getirilen 246 ardışık hastanın medikal kayıtları retrospektif olarak değerlendirildi. Vücuduna radyolojik olarak kanıtlanmış en az bir şarapnel isabet etmiş olan 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Tüm vücut 5 bölgeye (baş-boyun, göğüs-sırt, batın-bel, üst ve alt ekstremite) ayrılarak şarapnellerin vücuttaki dağılımı not edildi. Silah tipi (uzun namlulu silah, roket veya el yapımı patlayıcı-mayın), çatışma bölgesi (şehir içi ve kırsal alan) ve hastalara ait tüm radyolojik tetkikler (radyografi ve/veya bilgisayarlı tomografi) değerlendirildi. Şarapnel dağılımı ile bu değişkenler arasındaki olası ilişki araştırıldı. BULGULAR: Roket ve el yapımı patlayıcı-mayın yaralanmaları ile baş-boyun bölgesi yaralanmaları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkinin dışında (p= 0.002) silah tipleri ve şarapnel dağılımı arasında anlamlı fark bulamadık (p> 0.05). Şarapnel dağılımı ile çatışma bölgesi arasında ise anlamlı farklılık saptamadık (p> 0.05). SONUÇ: Penetran şarapnellere bağlı sekonder blastik yaralanmalar patlayıcı ve çatışma ile ilişkili yaralanmaların en sık görülen şeklidir. Bu çalışmada, roket ve el yapımı patlayıcı-mayın ile oluşan yaralanmalarda uzun namlulu silah yaralanmalarına göre baş-boyun bölgesi şarapnel yaralanmalarının belirgin olarak daha yüksek oranda olduğunu bulduk. Bu tip yaralanmaların beklenmedik zamanlarda oluşması ve rutin olarak kullanılmakta olan koruyucu celik yeleğin torakoabdominal şarapnel yaralanmalarına karşı koruyucu etkisinin bu sonucun ana nedenleri olduğuna inanıyoruz. |
| OLGU SUNUMU | |
| 16. | Böbrek Nakli Sonrası Erken Dönemde Antikoagulan Kullanımına Bağlı Gelişen Duodenum İntramural Hamatomu: Olgu Sunumu Duodenal intramural hematoma due to early postoperative anticoagulant treatment after a renal transplant: A case report Adem Bayraktar, Leman Damla Ercan, Hüseyin Bakkaloğlu, Ali Fuat Kaan Gök, Mehmet İlhan, Ali Emin AydınPMID: 30516262 doi: 10.5505/tjtes.2018.43637 Sayfalar 594 - 596 AMAÇ: Kadavradan böbrek nakli yapıldıktan 45 gün sonra acil cerrahi birimine akut mekanik intestinal obstrüksiyon semptomları ile başvuran 48 yaşında kadın hastayı sunmayı amaçladık. OLGU SUNUMU: Olgumuz 48 yaşında kadın hasta. Hipertansiyon ve vezikoüretral reflüye bağlı son dönem böbrek yetmezliği nedeni kadavra vericiden böbrek nakli yapıldı. Böbrek nakli sonrası erken dönemde taşikardi nedeni ile yapılan tetkiklerinde paroksismal atrial fibrilasyon saptandı ve warfarin tedavisi düzenlendi. INR seviyesi 2,1 olan hasta fonksiyone böbrek ile taburcu edildi. Nakilden yaklaşık 45 gün sonra bulantı, kusma ve karın ağrısı şikayetleri ile acil cerrahi polikliniğine başvurdu.Batın muayesinde hafif epigastrik hassasiyet haricinde patoloji saptanmadı. Laboratuar testlerindekaraciğer ve böbrek testleri normal olan hastanın lökosit (14000 hücre/mm3) değerleri yüksek saptandı.INR: 6,2 olarak saptanan hastaya eş zamanlı taze donmuş plazma ve K vitamini verilerek INR değeri normal sınırlara düşürüldü. Ayakta direk karın grafisinde intestinal obstrüksiyon bulguları saptanan hastaya nazogastrik sonda takıldı ve yaklaşık 1500cc safralı drenajı oldu. Hastaya yapılan özofgogastroduodenoskopide duodenum 3. kıtada genişleme ve endoskopun distale geçişine izin vermeyen tam obstrüksiyon saptandı. Hastaya oral kontrastlı batın tomografisi çekildi ve duodenum 3. kıtada genişleme ve duvar kalınlık artışı saptandı. Çekilen baryumlu duodenum pasaj grafisinde verilen kontrast maddenin duodenum 3. kıtada göllendiği görüldü. Mevcut klinik tabloya INR yüksekliğine bağlı gelişmiş duodenum 4. kıtada intramural hematomun neden olduğu kabul edildi ve nazogastrik dekompresyon ile hasta takibe alındı. Takiplerinde nazogastrik sonda debisi azalan hastanın nazogastrik sondası alındı. Kademeli olarak oral gıda başlandı ve hasta tolere etti. Takiplerinde sorun olmayan hasta taburcu edildi. Nakil sonrası birinci yılında olan hastanın takiplerinde bir sorun bulunmamaktadır. SONUÇ: Warfarin kullanımı anamnezi olan olgularda akut mekanik intestinal obstrüksiyon ve INR yüksekliği saptanması durumunda intramural hematom tanısının akla gelmesi gereksiz cerrahi girişimlerin önüne geçebilmektedir. |
| 17. | Nitelikli Cinsel İstismarda Klinik Yaklaşımın Önemi: Olgu Sunumu The importance of clinical approach in aggravated sexual abuse: Case report Gökmen Karabağ, Halil İbrahim Tanrıverdi, Mehmet Sunay Yavuz, Abdülkadir Genç, Ufuk Akın, Selma SaraçPMID: 30516263 doi: 10.5505/tjtes.2018.60063 Sayfalar 597 - 600 Bireye karşı işlenen en ağır eylemlerden olan cinsel suçlar, cinsiyet ve yaş farkı gözetmeksizin giderek tüm toplumlarda artış göstermektedir. Çocukların cinsel istismarı; gelişimsel olarak olgunlaşmamış çocukların, bilinçli bir şekilde onay vermeye muktedir olmadıkları ve bütünüyle algılayamadıkları cinsel aktivitelerde taraf olmalarıdır. Cinsel istismarda anorektal bölgenin kullanılması sıklıkla erkek çocukların kurban olduğu olaylarda karşımıza çıkmaktadır. Anal yoldan nitelikli cinsel istismara uğrayan çocukların yapılan muayenesinde; akut bulgu olarak anüs etrafında hassasiyet, ekimoz, anal sfinkterde ve rektum mukozasında yırtılmalar görülebilmekle birlikte; kaza sonucu da anüs veya rektumu ilgilendiren yaralanmalar oluşabilir. Olgu: Bıçağın üzerine oturma sonucu yaralandığı ve hayati tehlikesi olduğu için dış merkezden hastanemize yönlendirilen 11 yaşında erkek olgunun litotomi pozisyonunda yapılan muayenesinde; perianal ekimoz, saat 1 ve 6 hizasında yüzeyel, saat 7 hizasında derin laserasyon hattı görülmüş, cinsel istismardan şüphelenilmesi üzerine anüs ve rektumdan sürüntü örnekleri alınmış, daha sonra Çocuk Cerrahisi tarafından operasyona alınarak laserasyonlar primer olarak onarılmıştır. Alınan sürüntülerden hazırlanan preparatın mikroskopik incelemesinde sperm morfolojisine sahip hücreler izlenmiş ve adli bildirim yapılarak alınan örnekler genetik çalışmalar için ilgili yargı makamına gönderilmiştir. Sonuç: Çalışmamızda; kaza öyküsü ile başvuran fakat yapılan muayenelerinde nitelikli cinsel istismardan şüphelenilenmesi üzerine operasyon öncesi örnekleri alınan bir olgu sunularak, klinikte cinsel istismardan şüphelenen hekimlerin olguya bakış açısı, delil niteliğinde sayılabilecek biyolojik materyallerin bozulmadan ve kaybolmadan elde etmenin ve ilgili adli makamlara ulaştırmanın önemi vurgulanmıştır. |
| 18. | Vakum yardımlı kapama sistemi ile tedavi: Üst gastrointestinal cerrahiden sonra anastomoz kaçağı olan bir olgu. Treatment with vacuum-assisted closure system: A case of anastomotic leak after upper gastrointestinal surgery Seracettin Eğin, Ali Alemdar, Fazıl Sağlam, Burak Güney, Hakan GüvenPMID: 30516264 doi: 10.5505/tjtes.2018.23238 Sayfalar 601 - 603 Radikal total gastrektomi sonrası postoperatif dokuzuncu günde ozofagojejunostomiden kaçak nedeniyle stent ve vakum yardımlı kapatma uyguladığımız olguyu sunmayı amaçladık. Mide corpus küçük kurvatüründe adenokarsinom olan 55 yaşındaki erkek hastaya radikal total gastrektomi yapıldı. Postoperatif dokuzuncu günde anastomoz kaçağı saptanması nedeniyle, kapsız stent yerleştirilmesini de içeren relaparatomi yapıldı. Daha sonra karın 4 defa yıkandı. Kaçak azalmadığından 22 ve 18 mm çapında 80 mm uzunluğundaki 2 kaplı stent içiçe endoskopik olarak yerleştirildi. Kaçak batını kirletmeye devam etti. Beşinci defa batın yıkama esnasında vakum yardımlı kapama (VAC) sistemi ile tedavi yönetimine karar verildi. VAC süngerinin bir ucu anastomozun yanına yerleştirildi ve diğer ucu sol üst kadrandan çıkarıldı. Batın içine başka bir VAC kapama seti yerleştirildi. Her iki VAC, 75 mmHg basınç ile iki ayrı vakum cihazına bağlandı. VAC değişiklikleri her üç günde bir düzenli aralıklarla 21 gün içinde yedi defa tekrarlandı. Kaplı stentler son operasyonda endoskopik olarak çıkarıldı. Postoperatif 36.gündeki fistülografide kaçağın tamamen kapandığını görüldü ve VAC sistemi çıkarıldı. Cilt, fascia üzerindeki subkütan yağ tabakasını ayırarak kapatıldı. VAC sistemlerinin uygulanması, ciddi batın içi sepsis tedavisi ve birincil kaynak kontrolü sağlamakla kalmaz aynı zamanda granülasyon gelişimini hızlandırır ve anastomoz kaçağını daha kısa zaman içinde kapatır. |