| EDITORIAL | |
| 1. | Editörden Editorial Mehmet Hamdi KurtoğluSayfalar IX - X |
| DENEYSEL ÇALIŞMA | |
| 2. | Deneysel beyin travması oluşturulan sıçanlarda erken tanı için sellüler prion protein(PrPC)’nin değerlendirilmesi Evaluation of rat major celluler prion protein for early diagnosis in experimental rat brain trauma model Alev Kural, Sebnem Tekin Neijmann, Aysun Toker, Halil Doğan, Nurten Sever, Sezgin SarıkayaPMID: 31942738 doi: 10.5505/tjtes.2018.46923 Sayfalar 1 - 8 AMAÇ: Travmatik beyin yaralanması önemli bir problem olmasına rağmen, tanıda yardımcı olan yaygın kullanımlı bir nöro-biyobelirteç yoktur. Bu çalışma, S100B ve prion protein (PrPC) düzeylerini travmatik beyin yaralanması oluşturulan sıçanlarda değerlendirmeyi amaçlamaktadır. GEREÇ VE YÖNTEM: On beş albino cinsi sıçan; sham (1), kontrol (6) ve travma (8) olarak üç gruba ayrıldı. Travmatik beyin yaralanması modifiye serbest düşme modeli ile oluşturuldu. S100B, PrPC düzeyleri ELISA yöntemi ile ölçüldü. Beyin örnekleri patolojik inceleme için çıkarıldı. BULGULAR: Serum S100B ve PrPc düzeyleri travma grubunda, travmadan sonraki 2. ve 24. saatlerde yüksek bulundu (sırasıyla, p<0.002, p<0.002). Ayrıca travma grubundan alınan beyin örneklerinde histopatolojik yaralanma skoru yüksek bulundu. Sadece serum PrPc düzeyleri ile çıkarılan beyin dokusundaki yaralanma skoru arasında pozitif korelasyon vardı (p=0.039, r= 0.731). ROC analizi ile iki parametre incelendiğinde travmatik beyin yaralanmasının tanısında sensitivite ve spesifitesi aynı bulundu. TARTIŞMA: S100B ve PrPc düzeyleri bizim deneysel modelimizde tanıda iyi sensitiviteye sahiplerdi. PrPc travmatik beyin yaralanması ile gelen hastalarda güvenilir bir belirteç olarak kullanılabilir. Bu biyo-belirteçin tanısal değerini gösterecek klinik çalışmalara ihtiyaç vardır. |
| KLINIK ÇALIŞMA | |
| 3. | Gelişmekte olan ülkeler için ambulans personeli eğitim ders programlarının geliştirilmesinde ön değerlendirmenin önemi: Özbekistan’da bir anket çalışması The importance of preliminary evaluation in developing ambulance staff training curriculum for developing countries: A survey in Uzbekistan Woo Chan Jeon, Hyun Jong Kim, Junseok Park, Kyung Hwan Kim, Dong Wun Shin, Joon Min Park, Jung Eon Kim, Ji Sook Lee, Hoon KimPMID: 31942745 doi: 10.14744/tjtes.2019.79595 Sayfalar 9 - 14 AMAÇ: Özbekistan Cumhuriyeti’nin başkenti olan Taşkent şehri, 2016 yılında ambulans hizmetlerinin kalitesini yükseltmek için Koreli acil servis doktorlarıyla ortak bir proje başlatmıştır. Taşkent’teki ambulans hizmeti, çok sayıda çağrıyı işleme koymakta zorluklarla yüz yüze gelmekte olup hastane öncesi ileri acil hasta bakımı sağlamada kadroları yeterince yetkin değildir. Ambulans personeli için uygun kapasite geliştirme eğitim programı tasarlamak için, Taşkent’teki mevcut ambulans hizmetini kaynaklar ve personel yeterliliği açısından incelendi. GEREÇ VE YÖNTEM: Ambulans personeli yapılandırılmış anket çalışmasına ve katılmış önceden geçerliliği onaylanmış yazılı teste katıldı. İstatistikler ve diğer bilgiler Özbekistan Sağlık Bakanlığı tarafından sağlandı. BULGULAR: Çalışmaya 98 ambulans personeli katıldı, yarıdan fazlası (%53.1) doktordu. Ambulansta ortalama hizmet süresi 8.71±6.9 yıldı. Ambulansta, resüsitasyon için büyük hacimli sıvılar haricinde kritik hasta tedavisi için enjektabl formları da içeren yeterli miktarda stoklanmış ilaç bulunmaktadır. Ambulansların sadece yüzde 19 ile 52’sinde gerekli monitörizasyon cihazları bulunuyordu. Temel prosedürlere ilişkin yeterlilik %60’tan daha yüksek düzeyde olmasına rağmen, ancak defibrilasyon gibi kritik hasta bakım becerileri %18 kadar düşük oranda bulundı. Yazılı teste yalnızca %41.1 oranında doğru yanıt verilmiş olmasına rağmen Kore ambulans personeli için validasyon testinde doğru yanıt oranı %60’dan yüksekti. Ambulans personeli için gerekli görülen geleneksel hastane öncesi bilgi ve beceri setinin testte marjinal düzeyde olduğu tespit edildi. TARTIŞMA: Özbekistan’ın Taşkent’teki ambulans personeli yetersiz tıbbi bilgi ve klinik karar verme yeteneklerine sahipti. Bu çalışmada elde edilen bulgular ışığında Taşkent’teki ambulans personeli için eğitim programı geliştirilmelidir. |
| DENEYSEL ÇALIŞMA | |
| 4. | Travmatik beyin hasarında artmış bağırsak geçirgenliğine deksmedetomidinin etkisi: Deneysel çalışma The effects of dexmedetomidine in increased intestinal permeability after traumatic brain injury: An experimental study Onur Karaca, Güvenç DoğanPMID: 31942739 doi: 10.14744/tjtes.2019.49768 Sayfalar 15 - 20 AMAÇ: Deksmedetomidin (DEX) uygulamasının travmatik beyin hasarında (TBH) enflamasyonu, artan bağırsak mukoza hasarını ve bağırsak geçirgenliğini etkileme durumu araştırıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamızda değerlendirdiğimiz hayvanlar kontrol grubu (Grup 1, n=10), travma grubu (Grup 2, n=10) ve travma + deksmetetomdin grubu (Grup 3, n=10) olmak üzere üç gruba randomize edildi. Kontrol grubuna travma uygulanmazken, Grup 2 ve 3’deki sıçanların hepsine aynı yöntemle kafa travması uygulandı. Grup 3’deki sıçanlara ek olarak intraperitoneal DEX uygulaması yapıldı. Sistemik ve lokal enflamasyonu değerlendirmek için travmadan 6 saat sonra bağırsak TNF-a, serum TNF-a, IL-6, IL-1b, D-laktat düzeyleri ölçüldü. Mukoza hasarını değerlendirmek için 6. saatte terminal ileumun histopatolojik incelemesi yapıldı. İntestinal geçirgenliği değerlendirmek için ise proksimal ve distal uçlarından bağlanan 5 cm’lik ileum segmentine enjekte edilen dekstranın 30. dakikada kardiyak ponksiyonla alınan kandaki düzeyi ölçüldü. BULGULAR: Grup 3’te ölçülen bağırsak TNF-a (p=0.003), serum TNF-a (p=0.009), IL-6 (p=0.002), IL-1b (p=0.001), D-laktat düzeyleri (p=0.046), Grup 2’ye göre anlamlı ölçüde düşük saptandı. Grup 3’te kanda ölçülen dekstran düzeyi Grup 2’ye göre anlamlı düzeyde düşük gözlendi (p<0.001). Bağırsakların histopatolojik incelemesinde ise; Grup 1’deki sıçanların ileumunda hasar yok, Grup 2’deki sıçanların ileumunda; villus atrofisi ve mukozal hasar, Grup 3’dekilerin ise Grup 2’ye göre anlamlı derecede iyileşme olduğu gözlendi. TARTIŞMA: Çalışmamızda DEX’in TBI kaynaklı artan enflamasyonu, bağırsak mukoza hasarını ve bağırsak geçirgenliğini azalttığı görüldü. Bu sonuçlar, DEX’in, TBH sonrası enflamatuvar yanıtları modüle ederek bağırsak dokusuna verilen hasarı iyileştirebileceğini göstermiştir. |
| KLINIK ÇALIŞMA | |
| 5. | Akut apandisit tanısını koymak ve perforasyonu öngörmek için pentraxin-3 kullanımı: İleriye yönelik karşılaştırmalı metodolojik çalışma Using pentraxin-3 for diagnosing acute appendicitis and predicting perforation: A prospective comparative methodological study Vahit Onur Gul, Sabahattin DestekPMID: 31942733 doi: 10.14744/tjtes.2019.27916 Sayfalar 21 - 29 AMAÇ: Biz bu çalışmada, pentraxin-3’ün akut apandisit için tanısal performansını ve perforasyon için prediktif performansını, beyaz küre sayısı, yüksek duyarlıklı C-reaktif protein ve interlökin-6 ile karşılaştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: İleriye yönelik metodolojik türde olan bu çalışmada, pentraxin-3, beyaz küre sayısı, yüksek duyarlıklı C-reaktif protein ve interlökin-6’nın akut apandisit için tanısal performansı ve akut apandisitli hastalarda perforasyon için prediktif performansı karşılaştırıldı. Kontrol grubunu, inguinal herni tanısı alan ve kliniğimize elektif cerrahi için başvuran hastalardan oluşturuldu. Tanısal doğruluk ve prediktif gücünün karşılaştırmasında “receiver operating characteristics’ analizi kullanıldı. BULGULAR: Serum pentraxin-3 düzeyi >3.67 ng/mL olması, akut apandisit tanısı için %95.5 sensitivite ve %100.0 spesifisiteye sahipken eğri altındaki alan %0.993 (%95 CI 0.967–1.000) olarak bulundu. Ayrıca pentraxin-3 düzeyi >9.56 ng/mL olması, perfore akut apandisit prediksiyonu için %92.9 sensitivite ve %87.1 spesifisiteye sahipken, eğri altındaki alan 0.820 (%95 CI 0.736–0.886) olarak bulundu. TARTIŞMA: Pentraxin-3’ün akut apandisit için tanısal performansı ve perforasyon için prediktif gücü beyaz küre sayısı, yüksek duyarlıklı C-reaktif protein ve interlökin-6’ya göre yüksek bulunmuştur. |
| 6. | İleri yaş grubu hastalarda genel ve epidural anestezi ile yalnızca genel anestezi uygulamalarının nörokognitif fonksiyonlara etkilerinin karşılaştırılması Comparison of epidural analgesia combined with general anesthesia and general anesthesia for postoperative cognitive dysfunction in elderly patients Günseli Orhun, Zerrin Sungur, Kemalettin Koltka, Meltem Savran Karadeniz, Hacer Ayşe Yavru, Hakan Gürvit, Mert ŞentürkPMID: 31942729 doi: 10.14744/tjtes.2019.04135 Sayfalar 30 - 36 AMAÇ: Ameliyat sonrası erken dönemde kognitif bozukluk yaşlı popülâsyonda sık görülür. Anestezi yönetimi ameliyat sonrası kognitif düşüşü etkileyebilir. Etkin analjezi, erken derlenme ve stres yanıtın modülasyonu nöroaksiyel blokların avantajlarıdır. Bu çalışmanın amacı, genel anestezi ve epidural analjezi ile kombine edilen genel anestezinin postoperatif kognitif bozukluk (PKB) için etkisini karşılaştırmaktır. Hipotezimiz genel anestezi (GA) ile birlikte nöroaksiyel bloğun, PKB önlenmesinde olumlu bir etkisi olacağıydı. GEREÇ VE YÖNTEM: Kalp cerrahisi dışında operasyona gelen 60 yaşın üstündeki hastalar bu ileriye yönelik randomize çalışmaya dâhil edildi ve hastalar iki gruba ayrıldı. Birinci gruptaki hastalara (GI) GA uygulandı; ikinci grupta (GII) ise epidural analjezi ile GA kombine edildi. Hastaların kognitif fonksiyonları, nöropsikolojik test bataryası kullanılarak ameliyattan bir hafta önce ve bir hafta sonra değerlendirildi. PKD, iki veya daha fazla testte bazal değerden bir standart sapma düşüş olarak tanımlandı. BULGULAR: Çalışmayı toplam 116 hasta tamamladı. GI’de GII’den anlamlı olarak yüksek olan maksimum ağrı skorları hariç (sırasıyla, 4.9±2.8’e karşılık 1.7±1.7; p<0.001) demografik ve operatif veriler gruplar arasında benzerdi. PKD insidansında gruplar arasında fark saptanmadı (GI’de %26 ve GII’de %24). Bellek performansı, görsel mekânsal fonksiyonlar ve dil beceri testleri GII’de GI’e göre anlamlı olarak yüksek bulundu. TARTIŞMA: Genel anestezi ve genel anestezi ile kombine epidural analjezi, abdominal cerrahi geçiren yaşlı hastalarda benzer PKD insidansı ile sonuçlandı. Bununla birlikte, kombine anestezi grubunda hafıza, dil becerileri ve görsel mekânsal fonksiyonların daha iyi korunduğu görüldü. Etkin ağrı kontrolü bazı alanlarda kognitif işlevlerin korunmasında katkı sağlayabilir durmaktadır. |
| 7. | Akut pankreatitli hastalarda tiyol-disülfit dengesi ve diğer kan parametreleri ile ilişkisi The thiol-disulphide homeostasis in patients with acute pancreatitis and its relation with other blood parameters Fadime Güllü Ercan Haydar, Yavuz Otal, Alp Şener, Gül Pamukçu Günaydın, Ferhat Içme, Tuğba Atmaca Temrel, Pervin Baran, Ozcan ErelPMID: 31942734 doi: 10.14744/tjtes.2019.38969 Sayfalar 37 - 42 AMAÇ: Akut pankreatit (AP) karın ağrısı nedeniyle acil serviste sıklıkla görülen bir hastalıktır. Bu çalışma AP tanısı konulan hastalarda, kanda tiyol-disülfit parametrelerinin ölçümü ve diğer kan parametreleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya acil servise başvuran 56 (%56) hasta ve 44 (%44) sağlıklı gönüllü olmak üzere toplam 100 örnek alındı. Hastalardan geliş anında detaylı kan örnekleri alındı. Akut pankreatit tanısı konan hastaların başvurusu sırasında ki venöz kan örneklerinden Erel ve Neşelioğlu tarafından geliştirilen yepyeni bir yöntemle serumda tiyol-disülfide düzeyi çalışıldı. Veriler bilgisayar ortamında değerlendirildi. BULGULAR: Akut pankreatitin etiyolojisi 41 hastada (%73.2) safra taşı, bir hastada (%1.7) hipertrigliseridemi, dört hastada (% 7.1) alkol kullanımı ve 10 hastada (%17.8) idiyopatik idi. Kan tiyol düzeyleri düşük iken, disülfide düzeyleri anlamlı derecede yüksekti. Diğer kan parametreleri olan amilaz, lipaz, NLR (nötrofil lenfosit oranı) ile tiyol-disülfide dengesi parametreleri arasında istatistiki açıdan anlamlı fark bulunamadı. TARTIŞMA: Akut pankreatit de patogenezde tiyol-disülfit dengesinin bozulması rol oynayabilir. AP’de kanda tiyol düzeyi azaldığından bu tiyol eksikliğini tamamlayıcı tedavilerin verilmesi hastalığın iyileşmesine katkıda bulunabilir. |
| 8. | Abdominal travmada mortaliteyi etkileyen risk faktörlerinin analizi Analysis of risk factors of mortality in abdominal trauma Fatih Gönültaş, Koray Kutlutürk, Ali Fuat Kaan Gok, Bora Barut, Tevfik Tolga Sahin, Sezai YilmazPMID: 31942731 doi: 10.14744/tjtes.2019.12147 Sayfalar 43 - 49 AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, acil servisimizde değerlendirilen künt ve penetran karın travmaları ve bunlara yönelik gerçekleştirilen tedavi yaklaşımları ile mortalite için risk faktörlerini incelemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2009–Nisan 2019 tarihleri arasında acil servisimize başvuran ve travma nedeniyle cerrahi konsültasyonu yapılan 664 hasta çalışma için değerlendirildi. Başvuru anında gerçekleşen ölümler, verileri eksik olan hastalar ve karın travması saptanmayan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Çalışmaya abdominal travmalı 113 hasta alındı. Demografik, klinik, prognostik ve mortalite ile ilişkili faktörler geriye dönük olarak incelendi. BULGULAR: Hastalardaki yaş ortalaması 36.08±16.1 yıldı. Bunlardan 90’ı erkekti. Seksen hastada (%70.8) künt karın travmasının (KKT) mevcut olduğu gözlendi. Yimi sekiz hastada (%24.7) izole karaciğer ve iki hastada (%1.7) dalak yaralanması vardı. Kombine karaciğer ve dalak yaralanmasının iki hastada (%1.7) görüldü. Yirmi iki (%19.4) hastada mortalite gelişti. Mortalite nedenlerini geri dönüşümsüz hemorajik şok (%40.9) ve merkezi sinir sistemi (%13.6) yaralanmaları oluşturmaktaydı. KKT mortal seyreden grupta ana yaralanma mekanizmasını oluşturmaktaydı (%86.4 ve %67, p<0.001). Retroperitoneal yaralanma sıklığı mortal seyreden hastalarda anlamlı olarak daha yüksekti (%50 ve %50, %16, p<0.001). Mortal seyreden hastalarda ekstra abdominal yaralanma sıklığı daha yüksekti (%49 ve %68.1; p=0.047). Yatış sırasındaki ortalama arter basıncı mortal seyreden hastalarında anlamlı olarak düşük bulundu (67±26.8 mmHg ve 84.3±17 mmHg; p=0.02). Mortal seyreden hastalarda transfüze edilen eritrosit miktarı daha fazlaydı (8.8±8.6 ve 3.3±5.9 ünite; p=0.047). Ortalama uluslararası normalleştirilmiş oranı (INR) mortal seyreden hastalarda anlamlı derecede yüksekti (4.3±7.1 ve 2.7±4; p=0.016). Mortal seyreden hastalarda ortalama laktat dehidrogenaz daha yüksekti (1685.7±333.82 ve 675.8±565.3 IU/mL; p<0.001). Ortalama alanin amino transferaz (ALT) düzeyi mortal seyreden hastalarda anlamlı olarak daha yüksekti (430±619 ve 244±448 IU/mL; p<0.001). Mortal seyreden hastalarda ortalama alkalen fosfataz (ALP) düzeyi daha yüksekti (76.9±72.8 ve 67.3±27.8 IU/mL; p=0.003). Retroperitoneal yaralanma ve ALT >519 IU/mL varlığının mortalite açısından bağımsız risk faktörleri oldukları bulundu. TARTIŞMA: Mortal seyreden hasta grubunda bazı laboratuvar değişkenlerinin arttığını ve bunların travmanın ciddiyeti ile ilgili olduğu görüldü. Retroperitoneal yaralanma ve artmış ALT düzeyleri mortalite açısından bağımsız risk faktörü olup, bu bulgu çalışmanın en önemli bulgusu olarak karşımıza çıkmaktadır. Mevcut çalışma bulgularımız travma hastalarının değerlendirilmesinde diğer merkezlere rehberlik edebileceği ve yüksek riskli grupları tanımlamada da kullanılabilir. |
| 9. | Antikoagülan/antiplatelet kullanımına bağlı spontan abdomen ve abdominal duvar hematomları: Tek merkez, cerrah perspektifi Spontaneous abdomen and abdominal wall hematomas due to anticoagulant/antiplatelet use: Surgeons’ perspective in a single center Muhammet Kadri Çolakoğlu, Ali Özdemir, Süleyman Kalcan, Ali Demir, Gökhan Demiral, Ahmet PergelPMID: 31942735 doi: 10.14744/tjtes.2019.32485 Sayfalar 50 - 54 AMAÇ: Abdominal duvar hematomlarının insidansı, klinik uygulamada antikoagülan ve antiplatelet ilaçların kullanılmasından sonra artmıştır. Bu hastalar genellikle yaşlıdır ve birden fazla komorbiditeye sahiptirler. Çoğu spontan hematom kendini kısıtlama eğilimindedir ve yakın takip ile konservatif tedavi genellikle yeterlidir ancak cerrahi, kritik olarak karar verilmesi gereken bir seçenektir. Gereksiz cerrahi müdahaleler durumu daha da kötüleştirebilir. Bu çalışmanın amacı, antikoagülan/antiplatelet tedavi altındaki ve spontan abdominal duvar hematomları olan hastaların sonuçlarını cerrahi perspektiften incelemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma, Ocak 2016 ve Eylül 2018 yılları arasında antikoagülan/antiplatelet tedavi gören ve spontan abdomen ve abdominal duvar hematomu nedeniyle genel cerrahi kliniğimize başvuran 43 hastanın tıbbi kayıtlarının gözden geçirildiği geriye dönük bir çalışmadır. BULGULAR: Olguların birçoğu karın ağrısı ile başvurdu. Bu hastaların 30’u kadındı (%69.7). Yaş ortalaması 69.32 idi. Hastaların yarısından fazlası (%58.1) acil servisten refere edildi. Olguların tamamı çeşitli nedenlerle antikoagülan ve antiplatelet tedavi altındaydı. Belirti ve semptomların izlenmesi ve laboratuvar testlerinin değerlendirilmesinden sonra 30 hastaya (%69.7) başlangıç testi olarak bilgisayarlı tomografik görüntüleme uygulandı. USG ve MRI kullanılan diğer yöntemlerdi. En sık rastlanan tanı rektus kılıf hematomuydu (n=16; %37.2) ve bunu sırasıyla bağırsak ve kolon duvarı, lombar, psoas, pelvik ve retroperitoneal hematom izledi. Kırk üç hastadan 39’una (%90.6) konservatif tedavi uygulandı ve iki hastaya transkateter arteriyel embolizasyon uygulandı. Tanıdan sonraki birinci ve 11. günde iki hasta (%4.6) hayatını kaybetti. Tedavi için cerrahi uygulama gerekmedi. TARTIŞMA: Erken tanı, riskli hastaların hastaneye yatırılması, hemodinamik parametrelerin yakın takibi, konservatif tedaviye yanıt verme ve minimal invaziv yöntemler tedavide önemli noktalardır. Konservatif bakım ilk tedavi seçeneğidir ancak hemodinamik stabil olmayan hastalarda her zaman cerrahi akılda tutulmalıdır. |
| 10. | Acil onkolojik kolorektal cerrahinin başarısından hala şüphe etmeli miyiz?: Geriye dönük çalışma Should we still doubt the success of emergency oncologic colorectal surgery?: A retrospective study Nihan Acar, Turan Acar, Erdinc Kamer, Fevzi Cengiz, Kemal Atahan, Haldun Kar, Mehmet HacıyanlıPMID: 31942728 doi: 10.14744/tjtes.2019.04043 Sayfalar 55 - 62 AMAÇ: Son yıllarda birçok yayında, kolorektal kanser (KRK) cerrahisinde onkolojik prensiplerin önemi vurgulanmaktadır. Acil ameliyalatların yüksek morbidite ve mortalite oranlarına sahip olduğu bilinmekle birlikte, onkolojik prensipleri sağlamadaki yeterliliği ve prognozu hala tartışmalıdır. Bu çalışmanın amacı, acil ve elektif cerrahi rezeksiyon yapılan KRK hastalarının klinikopatolojik özelliklerini karşılaştırmak, onkolojik ilkelere uygunluğunu ve kısa/uzun dönem sonuçlarını değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Kolorektal kanser tanısıyla ameliyat edilen 564 hasta çalışmaya alındı. Hastalar ameliyat koşuluna göre acil (Grup 1) ve elektif (Grup 2) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastaların demografik, klinikopatolojik özellikleri, prognostik faktörleri ve sağkalımları geriye dönük olarak değerlendirildi. BULGULAR: Grup 1’de 104 (%18.4), grup 2’de 460 (%81.6) hasta vardı. Hastaların %61.2’si erkek ve yaş ortalaması 64.27 idi. Gruplar arası yaş dağılımı, tümör lokalizasyonu, uygulanan cerrahi prosedür, T- N sınıflaması, AJCC evresi, müsin alt tipi, lenfovasküler ve perinöral invazyonu mevcudiyeti açısından istatistiksel önemli farklılıklar mevcut idi. Ortalama tümör çapı 5.23±3.48 cm idi. Gruplar arası, low anterior rezeksiyon yapılan hastalar haricinde, disseke edilen lenf nodu yeterliliği açısından farklılık yok idi. Ortalama sağkalım süresi 475.212 gün ve ortanca sağkalım süresi 376 gündü. Hastalıksız ve genel sağkalım oranları grup 2’de daha yüksek idi. TARTIŞMA: Acil şartlarda ameliyat edilen KRK hastaları, uygun onkolojik rezeksiyon uygulanmasına rağmen, elektif şartlara göre daha kötü kısa ve uzun dönem sonuçlara sahipti. Bu nedenle, acil cerrahi oranlarını azaltmak için kolorektal kanser tarama programlarının yaygınlığının artırılması gerektiğini düşünüyoruz. |
| 11. | Yüksek C-reaktif protein seviyesi apendiks perforasyonu için belirteç olabilir High C-reactive protein level as a predictor for appendiceal perforation Ömer Vefik Özozan, Veli VuralPMID: 31942732 doi: 10.14744/tjtes.2019.14799 Sayfalar 63 - 66 AMAÇ: Akut apandisit (AA) hastalarının %18 ile %34’ü komplike apandisit tanısı almıştır. AA’nın en önemli komplikasyonu perforasyondur. Perforasyon morbidite ve mortaliteyi arttırır. Bu çalışmada temel enflamatuvar belirteçlerin perfore AA tanısındaki rolünü araştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde; Ocak 2014–Ekim 2019 ve Aralık 2017–Ekim 2019 tarihleri arasında İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde AA tanısı ile apendektomi yapılan hastaların retrospektif dosya incelemesi yapıldı. Kaydedilen belirteçler aşağıdaki gibiydi: lökosit sayısı, nötrofil, lenfosit, trombosit sayımı, C-reaktif protein, ortalama trombosit hacmi, kırmızı hücre dağılım genişliği ve eozinofiller. Aşağıdaki üç oranın üretilmesi için hematolojik endeksler çalıştırıldı; beyaz küre nötrofil oranı, trombosit lenfosit oranı ve nötrofil lenfosit oranı. BULGULAR: Akut apandisit tanısı olan toplam 536 hasta ameliyat edildi. Bu hastaların 344’ü (%64.1) erkek ve 192’si (%35.9) kadın idi. Hastaların yaş ortalaması 36.7±16.2 (15–88) idi. Perfore AA olan 94 (%17.5) ve perfore olmayan AA olan 442 (%82.5) hasta vardı. C-reaktif protein (AUC: 0.81, p<0.001), perfore ve perfore olmayan grubun ayırt edilmesinde en doğru belirteç olarak tespit edildi. TARTIŞMA: Yüksek CRP seviyesi, enflamatuvar hastalıkların çoğunda spesifik olmayan bir enflamatuvar belirteçtir, bu nedenle yüksek CRP seviyesi, perfore AA’nın tanısında bir tamamlayıcı olarak kullanılabilir. |
| 12. | Türkiye’de darbe girişimi esnasında kitlesel silah yaralanmasına maruz kalan hastaların özellikleri: Tek merkezli hastane deneyimi The characteristics of the patients in mass public shootings among coup attempt in Turkey: A single-center hospital response Kurtuluş Açıksarı, Mehmet Koçak, Görkem Alper Solakoğlu, Ömer Turan, Samet Erinç, Özgür Ekinci, Ebuzer AydınPMID: 31942749 doi: 10.14744/tjtes.2019.96821 Sayfalar 67 - 73 AMAÇ: Türkiye, bombalama ve ateşli silah eylemleri gibi terörist saldırılarından kaynaklanan askeri ve sivil kitlesel yaralanmalar konusunda deneyimli bir ülkedir. Bu çalışmada, 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe girişiminde, ön planda ateşli silah yaralanmaları nedeniyle hastanemize başvuran hastaların ve hasta akışının özelliklerini araştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu tanımlayıcı, geriye dönük çalışmamıza 15 Temmuz 2016 tarihinde darbe girişimi sırasında yaralanan ve acil servisimize başvuran toplam 50 hasta alındı. Hastaların demografik özellikleri, anatomik yaralanma bölgeleri, ameliyat sonrası klinik sonuçları ve hastanede yatış özellikleri araştırıldı. Yaralanma şiddetini ölçmek için Glasgow Koma Skoru (GCS), Travma ve Yaralanma Şiddet Skoru (TRISS), Kısaltılmış Yaralanma Skoru (AIS), Düzeltilmiş Travma Skoru (RTS) ve Yaralanma Şiddet Skoru (ISS) kullanıldı. BULGULAR: Hastaların tamamına yakını erkekti (49: 1). En sık yaralanma, ekstremite yaralanmasıydı (%53). Acil servisten taburcu edilen hastalar ile hastaneye yatırılan hastaların RTS, GCS ve TRISS skorları ortalamaları arasında istatistiksel anlamlı bir fark saptanmazken (p>0.05), ISS skoru hastanede yatanlarda daha yüksek saptandı (p<0.001). Takip ve/veya cerrahi girişim nedeniyle hastaneye yatırılan toplam 33 (%66) hastanın beşi (%10) 14 günden uzun süre hastanede takip edildi. Acil serviste 12 personelin çalıştığı ilk dönemde ISS skor ortalaması 5.75±8.26 olan sekiz hasta başvurdu. Bu hastaların üçü (%37.5) hastaneye yatırıldı. İki saat içinde acil servise gönüllü olarak 63 sağlık çalışanı ulaştı. Acilde 75 personelin çalıştığı dönemde ISS skor ortalaması 7.76±8.29 olan 42 hasta başvurdu. Otuz hastanın yatışı yapıldı (%71.4). İlk ve ikinci grubun hastanede yatış süreleri (HYS), sırasıyla 11.19±12.32 gün ve 9.16±9.21gün olarak saptandı. Personel sayısının artmasıyla HYS’de azalma görüldü ancak bu azalma istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0.725). TARTIŞMA: Her afetin yönetimi kendine özgüdür. Ateşli silah yaralanması hazırlıklarında hastanenin yüklenme kapasitesine ve hastaların hastanede uzamış yatış süresine odaklanılmalıdır. Çalışmamızda, gönüllü personellerin acil servise ulaşması ile birlikte ISS skorları yüksek olan yaralıların hastanede kalış sürelerinin kısaldığı tespit edilmiştir. Kitlesel olaylarda, acil sağlık hizmetlerinin standart operasyonel prosedür eğitimi almış gönüllülerle artacağına inanıyoruz. Hastane afet planları, sadece acil servisler için değil tüm hastane için yeniden düzenlenmelidir. |
| 13. | Bir eğitim ve araştırma hastanesi acil servisine başvuran ateşli silah yaralanması olgularının incelenmesi Investigation of firearm injury cases presented to training and research hospital’s emergency service Orhan Meral, Caner Sağlam, Birdal Güllüpınar, Özlem Ezgi Aktürk, Serdar Beden, İsmet ParlakPMID: 31942730 doi: 10.14744/tjtes.2019.08949 Sayfalar 74 - 79 AMAÇ: Ateşli silah yaralanmaları, ciddi morbidite ve mortaliteye neden olan ve acil tıp ve adli tıp ile ilgili kriminal olaylardır. Çalışmamızın amacı, ateşli silah yaralanmaları nedeniyle acil servislere başvuran olguların yara özelliklerini değerlendirmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’ne ateşli silah yaralanması nedeniyle başvuran 18 yaş ve üzeri 213 olgu çalışmaya alındı. BULGULAR: İncelenen 213 olgunun 182’si (%85.4) erkekti. Olguların yaşları 18–78 yaş arası değişmekte olup yaş ortalaması 33.2±12.6 olarak bulundu. Yaralanmaların en sık Nisan (n=28, %13.2) ve Mayıs (n=25, %11.6) aylarında meydana geldiği tespit edildi. İki yüz on üç olgunun 194’ünün (%91.1) hastanedeki tedavileri tamamlandıktan sonra taburcu edildiği, 19 olgunun (%8.9) ise tüm girişimlere rağmen öldüğü belirlendi. TARTIŞMA: Çalışmamız Türkiye’deki ateşli silah yaralanma patern ve sonuçları hakkında önemli bir kesit sunmakta, ancak bölgesel veriler içermektedir. Bu konuda ülke genelini kapsayan çok merkezli ve multidisipliner çalışmaların literatüre ciddi katkıda bulunacağı düşünülmektedir. |
| 14. | Travmatik diyafragma yaralanması olan hastalarda mortalite ile ilişkili faktörler: Doksan iki olgunun analizi Factors affecting mortality in patients with traumatic diaphragmatic injury: An analysis of 92 cases Selçuk Kaya, Önder Altın, Yunus Emre Altuntaş, Attila Özdemir, Ekin Ezgi Cesur, Nejdet Bildik, Hasan Fehmi KüçükPMID: 31942746 doi: 10.14744/tjtes.2019.82930 Sayfalar 80 - 85 AMAÇ: Travmatik diyafragma rüptürü (TDR) olan hastalarda mortalite ile ilişkili faktörleri irdelemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2010 ile Haziran 2018 tarihleri arasında künt ve penetran torakoabdominal yaralanma nedeniyle ameliyata alınıp peroperatif diyafragma yaralanması tespit edilen hastalar geriye dönük olarak değerlendirildi. Hastaların demografik özellikleri, travmanın tipi, lokalizasyonu, ilişkili organ yaralanması varlığı, ek organ yaralanması sayısı, hastanın geliş anındaki tansiyon durumu, ameliyata alınma zamanı, operasyon şekli, diyafragma onarım şekli, terapötik yaklaşım türü, komlikasyonlar ve Yaralanma Şiddet Skorları (ISS) değerlendirildi. BULGULAR: Çalışmaya 92 hasta alındı. Mortalite oranı %15.2 idi. Yaralanmanın şekli %77.2 penetran travma ile idi. İlişkili organ yaralanması en fazla karaciğer olup mortaliteyi arttırıcı faktör olarak anlamlıydı (p=0.020). Diyafragma tamiri yapılan hastalarda mortalite yapılmayanlara göre anlamlıydı (p=0.003). En sık komplikasyon atelektazi idi. TDR olan hastaların ISS’nin 24 ve üzerinde olması mortalite ile ilşkili bağımsız bir risk faktörü olarak tespit edildi (p=0.003). TARTIŞMA: Travmatik diyafragma rüptürü sıklıkla diğer organlar ile birliktelik gösterip özellikle karaciğer yaralanmasının eşlik ettiği durumlarda mortalite anlamlı derecede artmaktadır. Ayrıca ISS’nin 24 ve üzerinde olması mortalite ile ilşkili bağımsız bir risk faktörü olarak tespit edilmiştir. Mortaliteyi belirleyen asıl sebep ek organ yaralanmaları olduğu için diyafragma yaralanması olan hastalarda bu durum göz ardı edilmemesi kanısındayız. |
| 15. | Akut mezenterik iskemi hastalarında L-laktat, D-dimer, lökosit, CRP ve nötrofil/lenfosit oranının prediktif ve prognostik değeri Predictive and prognostic value of L-lactate, D-dimer, leukocyte, C-reactive protein and neutrophil/lymphocyte ratio in patients with acute mesenteric ischemia Sabahattin Destek, Ayşegül Yabacı, Yağmur Nur Abik, Vahit Onur Gül, Kamuran Cumhur DeğerPMID: 31942740 doi: 10.14744/tjtes.2019.61580 Sayfalar 86 - 94 AMAÇ: Akut mezenterik iskemi (AMİ) bağırsakları besleyen mezenterik damarların obstrüksiyonuyla bağırsaklarda iskemiye neden olan, mortalite oranı %80’i bulan hastalık grubudur. İnsidansı 100.000’de kişi başına 0.63’tür. Sağkalım için erken tanı ve tedavi çok önemlidir. AMİ’nin farklı tip ve aşamalarını yansıtabilen ideal bir biobelirteç yoktur. Çalışmamızda AMİ tanısıyla ameliyat edilen hastalarda ameliyat öncesi aşamada L-laktat, D-dimer, lökosit, C-reaktif protein (CRP) ve nötrofil/lenfosit oranının (NLO) prediktif ve prognostik önemi araştırıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmada 2015–2019 tarihleri arasında AMİ tanısı ile ameliyat edilen 44 hasta incelendi. Çalışmaya alınan hastaların demografik, klinik, radyolojik, laboratuvar, cerrahi bulguları dahil edildi. Hastalar etiyolojik olarak AMİ grubuna göre gruplandırıldı. Bu hastaların L-laktat, D-dimer, CRP, lökosit, NLO seviyeleri belirlendi. AMİ gruplarına göre istatiksel analiz yapıldı. BULGULAR: Çalışmaya alınan 44 hastanın yaş ortalaması 67.7 yıl, kadın erkek oranı 0.76 idi. Tomografi bulgularına göre hastaların %31.8’inde (n=14) mezenter arter embolisi, %29.5’inde (n=13) mezenter arter trombüsü, %25 (n=11) hastada mezenter ven trombüsü, %13.6’sında (n=6) non-oklüsiv mezenter iskemi saptandı. AMİ tipleriyle karşılaştırıldığında D-dimer ve CRP testleri diğer markırlara göre anlamlı şekilde farklı bulundu. Toplam yatış süresi ile L-laktat (p=0.047) ve CRP (p=0.045) ile anlamlı bir korelasyon saptandı. Yapılan analizlerde tüm AMİ tiplerinde mezenter iskemi tanısında kullanılabilecek ortak biyobelirteç CRP olmuştur. TARTIŞMA: Ameliyat öncesi özellikle CRP düzeyinin AMİ tanısında, alt tipini belirlemede ve klinik seyrini belirlemede etkin şekilde kullanılabilir. Ancak L-laktat, D-dimer, lökosit ve nötrofil/lenfosit oranlarının tüm AMİ alt tiplerinin tanısını koymada etkinliği yoktur. |
| 16. | Travmatik üst ekstremite yaralanmaları: Ekstremite hasarlanması şiddet skoru ve kol, omuz ve el sakatlıkları arasında korelasyon analizi Traumatic upper extremity injuries: Analysis of correlation of mangled extremity severity score and disabilities of the arm, shoulder and hand score Gloria Maria Hohenberger, Janos Cambiaso-daniel, Angelika Maria Schwarz, Stafanos Boukovalas, Franz Josef Seibert, Peter Konstantiniuk, Tina CohnertPMID: 31942737 doi: 10.14744/tjtes.2019.44939 Sayfalar 95 - 102 AMAÇ: Ekstremite Hasarlanması Şiddet Skoru, travma sonrası ekstremite ampütasyonu için bir karar verme aracıdır. Üst ekstremitenin travma sonrası fonksiyonel eksikliklerini ölçmek için Kol, Omuz ve El Yetersizlikleri Anketi geliştirilmiştir. Bu çalışma bu iki değerlendirme arasındaki korelasyonu belirlemeyi amaçlamaktadır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmada, 2005–2014 yılları arasında iki merkezde vasküler rekonstrüksiyon ile tedavi edilen üst ekstremite yaralanması olan tüm hastalar geriye dönük olarak gözden geçirildi. Her katılımcı için ilgili Ekstremite Hasarlanması Şiddet Skoru hesaplandı. Hastalar takip muayenesi ve Kol, Omuz ve El Skoru Yetersizliklerinin değerlendirilmesi için geri çağrıldı. BULGULAR: Bu çalışmada 14 hasta dahil edilme kriterlerini karşılamıştır. Ortalama toplam Ekstremite Hasarlanması Şiddet Skoru 5.9 ve Kol, Omuz ve El Yetersizlik Skoru 30 puan idi. Bu değerlendirmeler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktu (Spearman sıralaması korelasyon katsayısı: 0.49, p=0.075). TARTIŞMA: Kol, Omuz ve El Yetersizlikleri Skoru Ekstremite Harabiyeti Şiddet Skoruyla korelasyon göstermemiştir. |
| 17. | Ameliyat sonrası safra fistüllerinin endoskopik tedavisi Endoscopic treatment of postoperative biliary fistulas Şükrü Çolak, Bünyamin Gürbulak, Ali Fuat Kaan Gök, Ekrem Çakar, Hasan BektaşPMID: 31942742 doi: 10.14744/tjtes.2019.63667 Sayfalar 103 - 108 AMAÇ: Safra fistülü, karaciğer ve safra yolu ameliyatlarında en sık görülen komplikasyonlardan biridir. Endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografi (ERCP) biliyer fistüllerde tanı ve tedavi amaçlı kullanılır. ERCP’nin biliyer fistüllerin tanı ve tedavisinde katkısını analiz etmeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmaya Ocak 2012–Aralık 2017 tarihleri arasında karaciğer ve safra yolu ameliyatlarını takiben gelişen safra fistüllerinde ERCP uygulanan hastalar dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, cerrahi prosedür, safra fistül lokalizasyonu, safra yolu yaralanmasının sınıflandırılması ve ERCP başarısı geriye dönük olarak değerlendirildi. BULGULAR: Toplam 90 hastaya (37 erkek ve 53 kadın) biliyer fistül tanısı ile ERCP uygulandı. ERCP ile 87 hastada ortak safra kanalı (CBD) kanülasyonu sağlandı. Beş hastada, safra yollarının proksimal kısmı görüntülenemedi ve ortak safra kanalının tam kat yaralanması düşünüldü. ERCP’de, 44 hastada sistik kanal, sekiz hastada ortak safra kanalı, dört hastada karaciğer yatağı, iki hastada hepatik kanal bifürkasyon, yedi hastada sağ hepatik kanal ve iki hastada sol hepatik kanal düzeyinde kontrast ekstravazasyonu tespit edildi. TARTIŞMA: Endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografi biliyer hastalıkların tanı ve tedavisinde etkili bir yöntemdir. ERCP ile tanı konabilen ve tedavi edilebilen ameliyat sonrası biliyer fistüllerin tedavisi hastaları morbidite, mortalite ve cerrahi maliyetlerinden kurtarır. |
| 18. | Trokanterik femur kırığı operasyonu geçirecek yaşlı hastada erken dönemde yapılan femoral sinir blokajının ağrı yönetimi ve deliryum insidansına etkisi: Randomize kontrollü çalışma The effects of early femoral nerve block intervention on preoperative pain management and incidence of postoperative delirium geriatric patients undergoing trochanteric femur fracture surgery: A randomized controlled trial Ali İhsan Uysal, Başak Altıparmak, Eylem Yaşar, Mustafa Turan, Umut Canbek, Nigar Yılmaz, Semra Gümüş DemirbilekPMID: 31942744 doi: 10.14744/tjtes.2019.78002 Sayfalar 109 - 114 AMAÇ: Kalça kırığı yaşlı hastalarda şiddetli ağrıya neden olan yaygın bir klinik problemdir. Bununla birlikte kırık oluşumunu takip eden şiddetli ağrı mental rahatsızlıklar ve deliryum gelişimine neden olabilir. IL-6 ve IL-8 ile birlikte olan nöroinflamatuvar yanıtın deliryum patofizyolojisi ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmadaki primer hipotezimiz ameliyat öncesi femoral sinir bloğunun trokanterik femur kırıklarında parasetamole göre daha etkin ağrı tedavisi sağlayacağıdır. Sekonder hipotezimiz IL-6 ve IL-8 düzeylerinin femoral sinir bloğu yapılanlarda daha düşük olacağıdır. Üçüncü hipotezimiz ise ameliyat sonrası deliryum insidansının femoral sinir bloğu uygulananlarda düşük olma durumudur. GEREÇ VE YÖNTEM: Hastane acil servisine femur kırığı nedeniyle başvuran 65 yaş üzeri ASA II-IV hastalar çalışmaya dahil edildi. “Deliryum önleme tablosu”ndaki öneriler tüm hastalara başvuru anından itibaren uygulandı. İlk gruba sekiz saatte bir 15 mg/kg parasetamol intravenöz olarak verildi. İkinci gruba femoral sinir blokajı uygulandı ve kateter yerleştirildi. Ardından 0.5 mL/kg bupivakain %0.25 her sekiz saatte bir kateter yoluyla verildi. Her iki grupta ağrı skorları ilk analjezik uygulandıktan dört saat sonra kaydedildi. Bütün hastlar 48 saat içerisinde spinal anestezi altında ameliyat edildi. Spinal anestezi sırasında verilen pozisyona bağlı ağrı skorları kaydedildi ve 2 mL beyin omurilik sıvısı (BOS) örneği tüm hastalardan IL-6 ve IL-8 sitokinleri analizi için alındı. BULGULAR: Ameliyat öncesi ilk ağrı tedavisi sonrası dördüncü saatteki ve rejyonal anestezi için verilen pozisyon ağrısı belirgin olarak femoral sinir blok grubunda düşüktü. IL-8 düzeyleri femoral sinir blok grubunda belirgin olarak düşük iken IL-6 düzeyleri benzerdi. Deliryum insidansı femoral sinir blok grubunda daha azken istatistiksel farklılık yoktu. TARTIŞMA: Femoral sinir bloğu ameliyat öncesi ağrı tedavisinde ve rejyonal anestezi sırasındaki pozisyon ağrısını önlemede üstündür. Ortalama IL-8 düzeyi femoral sinir blokajı uygulanan hastalarda daha düşüktür. Deliryum insidansı her iki grupta benzerdir. |
| 19. | El fleksör tendon onarımı sonrası reoperasyonu öngören faktörler Factors predicting reoperation after hand flexor tendon repair Aslı Çalışkan Uçkun, Fatma Gül Yurdakul, Hasan Murat Ergani, Tuba Güler, Burak Yaşar, Bedriye Başkan, Hatice Bodur, Ramazan Erkin ÜnlüPMID: 31942748 doi: 10.14744/tjtes.2019.92590 Sayfalar 115 - 122 AMAÇ: Bu tek merkezli, geriye dönük çalışma, el fleksör tendon onarımı geçiren hastaların sosyodemografik, yaralanma özelliklerini ve toplam kayıp iş günlerini analiz etmeyi ve reoperasyonu öngören faktörleri tanımlamayı amaçlamaktadır. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2013–Aralık 2016 tarihleri arasında erken rehabilitasyona tabi, dört geçişli modifiye Kessler kor dikiş kullanılarak yapılan el fleksör tendon onarımları dahil edildi. Bu çalışmada değerlendirilen değişkenler; hasta sosyodemografik ve yaralanma özellikleri, kayıp iş günü sayısı ve rüptür ve/veya adezyon oluşumu nedeniyle yapılan reoperasyonlardı. Yaralanma ciddiyeti, Modifiye El Yaralanması Ciddiyet Skorlaması (MEYCS) kullanılarak belirlendi. Reoperasyonun öngörücülerini belirlemek için ikili lojistik regresyon analizi yapıldı.k için ikili lojistik regresyon analizi BULGULAR: Toplam 329 tendon yaralanması geçirmiş 194 hasta çalışmaya dahil edildi. Katılımcılar genç (ortalama yaş, 31.8), çoğunlukla erkek (%79.4) ve mavi yakalı çalışanlardı (%50.0). Hastaların çoğu dominant elin tek parmağını etkileyen zon 2 yaralanmasına sahipti. Ortalama MEYCS değeri 46.6 ve işe geri dönüş süresi 114.0 gündü. Toplam 37 (%19.1) hastaya rüptür ve/veya adezyon oluşumu nedeniyle reoperasyon gerekti. Sigara içimi, zon 2 yaralanması ve yüksek MEYCS değeri, reoperasyonun negatif belirleyicileriydi. TARTIŞMA: Reoperasyon ihtiyacını en aza indirmek için, cerrahlar ve rehabilitasyon ekibi, bölge 2 yaralanması, yüksek MEYCS değerleri ve sigara içme öyküsü olan hastalara özel dikkat göstermelidir. |
| 20. | Üst ekstremite majör replantayon sonuçlarımız ve endikasyonların tekrar gözden geçirilmesi Upper extremity replantation results in our series and review of replantation indications Ayhan Okumuş, Aret Cerci OzkanPMID: 31942747 doi: 10.14744/tjtes.2019.85787 Sayfalar 123 - 129 AMAÇ: İş ile ilgili el amputasyonları tek başlarına hayatı tehdit edici değildir. Ancak fonksiyonel sekellerine ek olarak oluşturduğu sosyal ve pikolojik sorunlar kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiler. GEREÇ VE YÖNTEM: 2007–2015 yılları arasında, 14 kişi üst ekstremite majör ampütasyonu ile acile başvurdu. Tüm olgular erkekti (ortalama 29.6 [22–45] yaş). Çok seviyeli ezilme yaralanması olan üç olgu hariç 11 olguya replantasyon uygulandı. BULGULAR: Tüm replantasyonlarda başarı sağlandı. Önkol seviyesinden replantasyon yapılan iki ve distal kol seviyesinden replantasyon yapılan bir olguya ameliyat sonrası ek girişimler uygulandı. Ameliyat sonrası fonksiyonel sonuçlar değerlendirildi. Hastanın genel memnuniyeti, fleksör ve ekstansör hareket seviyeleri, her parmağın aktif hareket derecesi, başparmak opozisyon derecesi, el bileği ve dirsek eklemlerinin aktif hareketleri, medyan ve ulnar sinir traselerinde duyusal iyileşmesinın sonuçları, replante edilen elin ve/veya önkolun tüm günlük görevleri yerine getirebilirliği incelendi. Sonuçlar, el replantasyonlarında tatminkardı, ancak, proksimal önkol ve distal kol seviyesinde replantasyon yapılan dört olguda özellikle unlar sinir fonksiyonlarında distal motor minör fonksiyon sekelleri ile karşılaşıldı. Diğer hastalarda mükemmele yakın sonuçlar alındı. TARTIŞMA: Gelişmiş protez seçenekleri, kadavralardan replantasyon olanaklarına rağmen, doğal ekstremitenin replantasyonu, ampute hastalar için hala en uygun tedavi yöntemidir. Bununla birlikte cerrahlar, nihai amacın sadece canlı dokuyu replante etmek değil, fonksiyon ve görünümü iyileştirerek yaşam kalitesini korumak olduğunu kabul etmelidir. |
| OLGU SERISI | |
| 21. | Anteriyor intra-pelvik yaklaşımla (modifiye Stoppa) tedavi edilen deplase asetabulum kırıklarının orta dönem sonuçları Mid-term results of displaced acetabulum fractures surgically treated using anterior intra-pelvic approach (modified Stoppa) Ömur Çağlar, Saygın Kamacı, Şenol Bekmez, Ahmet Mazhar Tokgözoğlu, Bülent Atilla, Emre AcaroğluPMID: 31942727 doi: 10.14744/tjtes.2019.03835 Sayfalar 130 - 136 AMAÇ: Bu çalışmanın amacı deplase asetubulum kırıklarının cerrahi tedavisinde anteriyor-intra pelvik (AİP) yaklaşımla açık redüksiyon ve içten tespitin etkinliğini, orta dönem klinik ve radyolojik sonuçlarını ortaya koymaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Deplase asetabulum kırığı tanısıyla başvuran hastalardan AİP yaklaşım ile açık yerleştirme ve içten tespit uygulanan 12 hasta geriye dönük olarak incelendi. Hastalar, kırık tipi, ek yaralanma varlığı, ameliyata kadar geçen süre, ek cerrahi girişim ihtiyacı, perioperatif komplikasyonlar, radyografik ve fonksiyonel sonuçlar açısından değerlendirildi. BULGULAR: Erkek/kadın oranı 1/2 idi. Ortalama yaş 40.5±16.2 (16-64) yıldı. Ortalama takip süresi 59.8±32.2 (12–124) aydı. Yedi hastada çift kolon, üç hastada anteriyor kolon+posteriyor hemitransvers, bir hastada transvers+posterior duvar ve bir hastada anteriyor kolon kırık paterni mevcuttu. Hastalar, ortalama 6.6±4.4’üncü (2–16) günde ameliyat edildi. Amaliyat sırasında kan transfüzyonu ortalama 830 (300–2000) mL idi. Sekiz hastada ameliyatta ve ameliyat sonrası komplikasyonlar gözlemlendi. Ortalama Merle d’Aubigné and Postel skoru 14.5±2.7 (10–18) idi. Anatomik redüksiyon elde edilen altı olguda mükemmel/iyi fonksiyonel ve radyolojik sonuç gözlemlendi. Anatomik olmayan redüksiyon elde edilen üç hastada orta dönemde post-travmatik kalça artrozu gelişti ve total kalça replasmanı ile tedavi edildi. TARTIŞMA: AİP yaklaşım, asetabulumun deplase anteriyor duvar/kolon ve özellikle çift kolon kırıklarının cerrahi tedavisinde yeterli açılımı sağlar. Klinik sonuçlar, redüksiyon kalitesiyle doğrudan ilişkilidir. Anatomik olmayan redüksiyon elde edilen hastalarda orta-dönemde kalça eklem artrozu açısından dikkatli olunmalıdır. |
| 22. | Pediatrik deplase mediyal epikondil kırıklarının cerrahi tedavisinde Kirschner teli veya kanüllü vida ile internal tespitin uzun dönem sonuçlarının karşılaştırmalı çalışması: 42 olgunun 10 yıllık takip sonuçları Long-term comparative study of internal fixation with Kirschner wires or cannulated screws for displaced medial epicondyle fractures of the humerus in children: A 10-year follow-up of 42 cases Ömer Naci Ergin, Mehmet Demirel, Fatih Şentürk, Serkan Bayram, Fuat BilgiliPMID: 31942743 doi: 10.14744/tjtes.2019.77348 Sayfalar 137 - 143 AMAÇ: Literatürde, deplase mediyal epikondil kırıklarının cerrahi tedavisinde hangi tip tespit materyalinin kullanılacağına karar vermenin ardında yatan gerekçe yeterince araştırılmamıştır. Çalışmamızda, deplase mediyal epikondil kırığı olan çocuklarda Kirschner teli (K-teli) veya kanüllü vida ile internal tespitin uzun dönem klinik ve radyografik sonuçlarını karşılaştırıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: 5 mm’den daha fazla yer değiştirmiş mediyal epikondil kırıkları için cerrahi tedavi uygulanmış toplam 42 çocuk iki gruba ayrıldı. Grup A, K-telleri ile internal tespit uygulanmış 22 çocuk içerirken, grup B kanüllü vida ile tespit uygulanmış 20 çocuktan oluşuyordu. Ortalama yaş grup A’da 9 yıl (ortanca, 10.5; aralık, 6–14) iken, grup B’de 15 yıldı (16, 10–17). Toplam takip süresi 10 (ortanca, 10; aralık, 5–15) yıl olarak hesaplandı. Hastaların klinik sonuçlarını değerlendirmek için, son takipteki dirsek hareket açıklığına (ROM) ek olarak Mayo Dirsek Performans Skorları (MEPS) kullanıldı. Radyografik değerlendirme sırasında, son takip radyografileri üzerinde epikondil kırığına ikincil olası deformiteler incelendi. BULGULAR: Ortalama MEPS, A ve B gruplarında sırasıyla 95 (ortanca, 95; aralık, 85–100) ve 93 (94, 85–100) olarak tespit edildi (p=0.18). ROM’da anlamlı bir fark gözlenmedi (p=0.43). Radyografik incelemede her gruptan birer hasta fibröz kaynama saptanırken, her gruptan birer hastada hipoplazi mevcuttu. Deformite ve tespit tipi arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p=0.34, χ2 testi). TARTIŞMA: Deplase mediyal epikondil kırıklarının cerrahi tedavisinde, iskelet olgunluğuna yakın çocuklar için vida ile tespit, daha küçük çocuklar için iki adet K-teli ile internal tespit düşük morbidite ve radyografik deformite oranları ile uzun süreli takiplerde olumlu klinik ve radyolojik sonuçlar sağlayabilir. |
| OLGU SUNUMU | |
| 23. | Mekanik bağırsak tıkanmasıyla başvuran Castleman hastalığı: Nadir bir olgu Castleman's disease presenting with mechanical intestinal obstruction: A rare case Abdulcabbar Kartal, Eray Atlı, Gürcan Vural, Murat Ferhat Ferhatoğlu, Ali İlker FilizPMID: 31942736 doi: 10.5505/tjtes.2018.42273 Sayfalar 144 - 147 Castleman hastalığı, lenfoproliferatif bir hastalıktır ve ince bağırsakta görülmesi nadirdir. Bu çalışmada, terminal ileum tutulumuna bağlı mekanik bağırsak tıkanıklığına neden olan bir Castleman hastalığı olgusu sunuldu. Daha önce geçirilmiş karın cerrahisi öyküsü olmayan 50 yaşında erkek hasta, mekanik bağırsak tıkanıklığı bulguları ve semptomları ile hastaneye başvurdu. Muayene ve abdominal bilgisayarlı tomografi ile mekanik intestinal obstrüksiyon tanısı konuldu ve median insizyon ile acil cerrahi girişim yapıldı. Abdominal eksplorasyonda, distal ince bağırsak mezenterini ve ileoçekal valvi tutan tümör benzeri kitlesel lezyonun intestinal obstrüksiyona neden olduğu görüldü. İleoçekal rezeksiyon ve ileokolik anastomoz yapıldı. Castleman hastalığı nadir görülen bir durumdur. Görüntülemede ya da ameliyat sırasında büyümüş lenf bezlerine eşlik eden distal ileumda kitle benzeri görünüm tespit edilmesi durumunda mekanik bağırsak tıkanıklığının ayırıcı tanısında akılda bulundurulmalıdır. |
| 24. | Nadir görülen bir akut mekanik intestinal obstrüksiyon olgusu: Kolonik endometriozis A rare case of acute mechanical intestinal obstruction: Colonic endometriosis Mehmet Zeki Buldanlı, İbrahim Ali Özemir, Oktay Yener, Yasemin DölekPMID: 31942741 doi: 10.5505/tjtes.2018.62705 Sayfalar 148 - 151 Endometriozis, üreme çağı kadınlarda görülen, endometrium dokusunun uterus dışında yer alması ile kendini gösteren bir hastalıktır. Kolonik endometriozis menstrüal siklusla ilişkili pelvik ağrı, disparoni, tenesmus ve ağrılı dışkılama şikayetleri ile ortaya çıkabildiği gibi, nadiren akut mekanik intestinal obstrüksiyona (AMİO) da yol açabilmektedir. Literatürde %3–37 oranında gastrointestinal yerleşim bildirilmiş olup bu olguların da %7–23’ünde AMIO kliniği bildirilmiştir. Literatürde kolon malignitesini taklit eden sigmoid endometriozise bağlı az sayıda mekanik obstrüksiyon olgusu bulunmaktadır. Biz de kolonik endometriozise ikincil olarak gelişen AMİO saptanan 40 yaşındaki kadın hastayı literatür eşliğinde sunmayı amaçladık. Hartmann prosedürü uygulanan ve cerrahi tam iyileşme ile taburcu edilen hastada patolojik incelemede endometriozis tespit edildi. Ameliyat sonrası 6. ayda kolostomi kapatılması ve kendi isteğiyle bilateral ooferektomi operasyonu uygulanan hastanın takipleri devam etmektedir. Endometriozis tüm organları tutabilen jinekolojik bir hastalık olup gastrointestinal yerleşimi AMİO etiyolojisinde özellikle reprodüktif dönemdeki kadın hastalarda akılda tutulmalı ve ilişkili semptomlar sorgulanmalıdır. |
| DIĞER | |
| 25. | Hakem Listesi Reviewer List Sayfa 152 Makale Özeti | |