| DENEYSEL ÇALIŞMA | |
| 1. | Hemorajik şok tanısında ve evrelemesinde iskemi modifiye albümin ve IMA/albümin oranı: Randomize kontrollü deneysel çalışma Ischemia-modified albumin and the IMA/albumin ratio in the diagnosis and staging of hemorrhagic shock: A randomized controlled experimental study Süleyman Türedi, Aynur Şahin, Metehan Akça, Selim Demir, Gökçen Derya Reis Köse, Arif Burak Çekiç, Mehmet Yıldırım, Ersin Yuluğ, Ahmet Menteşe, Süha Türkmen, Sami AcarPMID: 32185760 doi: 10.14744/tjtes.2019.32754 Sayfalar 153 - 162 AMAÇ: Hemorajik şokun (HS) tanı ve evrelemesinde iskemi modifiye albümin (IMA) ve IMA/albümin oranının (IMAR) değerini belirlemek. GEREÇ VE YÖNTEM: Basınç hedefli bir HS modeli oluşturuldu. Kontrol ve şok grupları, HS’ye çeşitli maruz kalma sürelerini simüle etmek için 30 dakika ve 60 dakika boyunca izlendi. Deneyler sırasında tüm deneklere invaziv arter muayenesi yapıldı ve ayrıca ortalama arter basıncı (MAP) azalışlarına dayanarak hafif ve şiddetli şok gruplarına ayrıldı. Gruplar arasında biyokimyasal ve histolojik karşılaştırmalar yapıldı. BULGULAR: Sonuçlarımız kontrol grubuna göre hem 30 hem de 60 dakikalık şok gruplarında IMA, IMAR, laktat, total oksidan durumu (TOS), total antioksidan durumu (TAS) ve oksidatif stres indeksi (OSI) düzeylerini ortaya koydu. MAP bazlı şok evrelemesi açısından, 30 dakikalık ve 60 dakikalık hafif ve şiddetli şok gruplarındaki IMA, IMAR, laktat, TOS ve OSI düzeyleri kontrol grubundan daha yüksekti. Ancak, hafif ve şiddetli şok grupları arasında anlamlı fark yoktu. Değerlendirilen tüm biyobelirteçler ile çeşitli organlarda HS kaynaklı hasar arasında anlamlı korelasyon tespit edildi. Bu korelasyon laktat ve IMAR düzeylerinde en yüksekti. TARTIŞMA: İskemi modifiye albumin ve IMAR düzeyleri HS’nin erken tanısında kullanılabilir ve ayrıca HS’nin şiddetini belirlemede kullanım potansiyeline sahiptir. IMA ve IMAR ölçümü alternatif olarak veya HS tanısında laktat ölçümüne ek olarak düşünülebilir |
| 2. | Yeni bir hemostatik scaffold materyali ve kanama durdurmada fibrin çatı oluşumunun önemi: Deneysel sıçan çalışması A novel hemostatic scaffold material and the importance of scaffold formation on ending hemorrhage: An experimental rat study Ismail Altıntop, Mehmet Tatlı, Zeynep Soyer, Arzu Hanım Yay, Ahmet Öztürk, Çiğdem KarakükçüPMID: 32185761 doi: 10.14744/tjtes.2019.34359 Sayfalar 163 - 170 AMAÇ: Kanamayı kontrol etmek için farklı farmakolojik ajanlar geliştirilmekle birlikte; geliştirilen ajanların yara yerinde pıhtı oluşumunu tetiklemesi ve devam ettirmesi için vasokonstrüksiyon, koagülasyon ve scaffold (çatı) etkisi oluşturması önemlidir. Amacımız, cilt yarıkları, vücut dışı yaralanmalar, travmatik kesikler, kendiliğinden ya da cerrahi girişimler sonrası oluşan minör ve majör açık kanamaların durdurulması için kullanılacak ajanların kanama durdurucu özelliği yanında scaffold özelliğinin gösterilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamız deneysel olarak sıçanlar üstünde yapıldı. Sıçanlarda oluşturulmuş femoral kanama modelimize kanama durdurucuların etkileri incelendi. Araştırmamızda kanama zamanı, scaffold oluşumu, histopatojik etki, SEM analizleri yapıldı. BULGULAR: Deney modelinde ağırlık kaybı kontrol grubunda ortalama 5.0±1.3 gr, kitosan grubunda ortalama 2.9±1.1 gr, PD grubunda ortalama 2.7±1.0 olarak tespit edildi. Deney öncesi ve sonrası ağırlık farkı için kontrol grubu ile kitosan ve PD grubu karşılaştırıldığında değişim istatistiksel anlamlı bulundu. Scaffold oluşumu incelenirken gruplar arası karşılaştırma yapıldı ve istatistiksel olarak anlamlı idi. Scaffold oluşumu kitosan grubunda 6 (%75) tam, 2 (%25) zayıf olarak tespit edildi. PD grubunda ise 7 (%87.5) tam scaffold oluşumu, 1 (%12.5) zayıf scaffold oluşumu tespit edildi. Scaffold oluşumu kontrol grubu ile kitosan ve PD grubu ile karşılaştırıldığında sonuç anlamlı idi (p=0.002). TARTIŞMA: Çalışmamızda PD ile oluşturulan scaffold; uygun bir gözeneklilik ve fibrin çatıya destek sağladığı ve kanamanın yeniden oluşmasını önlediğini ortaya koymuştur. PD’nin scaffold etkisi güçlüdür ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. PD bileşiği kitosan kadar kanama durdurmada etkili bulunmuştur. PD’nin hisopatolojik olarak femoral bölgede hücrelerin ve damarların doğal yapısına zarar vermediği gösterilmiştir. |
| 3. | Sıçanlarda deneysel yanık modelinde oluşan staz zonunda nitrogliserinin etkisi The effects of nitroglycerin in the zone of stasis in a rat burn model Metin Gündüz, Tamer Sekmenli, Ceyhan Uğurluoğlu, İlhan ÇiftçiPMID: 32185753 doi: 10.14744/tjtes.2019.00005 Sayfalar 171 - 177 AMAÇ: Yanıkta direkt termal etkiyle doku ölümü dışında dermal vasküler oklüzyon ve akut tromboz görülür. Jackson tarafından termal yanığın başlangıcında ortaya çıkan koagülasyon, staz ve hiperemi zonlarında oluşan yanık modeli tariflenmiştir. Bu çalışmada antiiskemik ve vazodilatör etkinliği olan %2 nitrogliserin staz bölgesine uygulanarak rutin tedavide kullanılan gümüş sulfadiyazin %1 krem ve basitrasin-neomisin pomad ile karşılaştırılarak yanık tedavisinde etkinliği ve kullanılabilirliğinin histomorfolojik ve immünhistokimyasal olarak değerlendirilmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamızda beş gruptan oluşan 30 adet sıçan kullanıldı. Grup 1; kontrol, 2; sham, 3; basitrasin-neomisin sülfat, 4; %2 nitrogliserin ve 5; gümüş sülfadiazin %1 olarak oluşturuldu. ‘Comb’ yöntemiyle yanık oluşturulup 0, 24 ve 48. saatlerde bu bölgelere lokal olarak vazelin-lanolin, basitrasin-neomisin sülfat, %2 nitrogliserin ve gümüş sülfadiazin %1 uygulanıp 72. saate patolojik değerlendirme için biyopsi alındı. Alınan materyaller uygun şekilde saklanıp histomorfolojik ve CD 34 ve D 2-40 immün boyaları ile boyanarak vasküler ve lenfatik yapılar immünohistokimyasal olarak değerlendirildi. BULGULAR: Histopatolojik incelemelerde %2 nitrogliserin uygulanan grupta diğer gruplarla karşılaştırıldığında ödem, enflamasyon ve vasküler proliferasyonda istatistiksel olarak anlamlı artış saptandı. TARTIŞMA: İskemik olan staz zonunda topikal %2 nitrogliserinin vasküler proliferasyonu artırdığı gözlenmiş olup yanık tedavisinde etkinliğinin olabileceği gösterilmiştir |
| KLINIK ÇALIŞMA | |
| 4. | Strangüle ve inkarsere hernilerin değerlendirilmesinde yeni bir teknik: Near infrared spectroscopy A new technique in the evaluation of strangulated and incarcerated hernias: Near-infrared spectroscopy Murat Ziyan, Asım Kalkan, Özlem Bilir, Gökhan Ersunan, Deniz Özel, Özlem Uzun, Semih KorkutPMID: 32185771 doi: 10.14744/tjtes.2019.72627 Sayfalar 178 - 185 AMAÇ: Bu çalışmamızın amacı, redükte edilemeyen inguinal hernilerde bağırsak oksijenizasyonunu değerlendirmek için yeni bir yöntem olan near infrared spektrofotometri (NIR) spektroskopi tekniğini kullanmaktır. Böylece erken dönemde bağırsak oksijenizasyonu hakkında bilgi edinmeyi ve NIRS’nin kullanılabilirliğini değerlendirmeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza inguinal hernileri olup elle redükte edilemeyen ve klinik bulgu ve görüntüleme yöntemleri ile ileus tespit edilen 40 hasta alındı. Hastaların inguninal herni olan bölgeleri ile tam lateralinde herni olmayan bölgelerine NIRS propları yapıştırılarak bağırsak oksijenizasyonları ölçüldü. Normal ve herni olan bölgeler arasındaki oksijenizasyon farkları değerlendirildi. BULGULAR: Yaş ortalaması 65±14 olan, 14’ü kadın (%35.0) ve 26’sı erkek (%65.0) toplam 40 hasta bu çalışmaya alındı. Hastaların redükte edilemeyen herni bölgesinde bağırsak oksijenizasyonları normal bölgelerine göre düşüktü (p<0.001). Bağırsak oksijenizasyonları düşük olan inguinal herni keseleri ameliyat edildiğinde inkarserasyon ve/veya strangülasyon tespit edildi. NIRS ölçümlerinin düşük ölçülmesi bağırsaktaki inkarserasyon ve/ veya strangülasyonu tespit edebiliyordu fakat ikisi birbirinden ayırt edilemiyordu. TARTIŞMA: Bu çalışmanın bulguları ışığında, strangülasyondan hapsedilmeyi ayırt edememesine rağmen, NIRS bozulmuş bağırsak oksijenasyonu için iyi bir yöntem olarak görünmektedir. NIRS, indirgenemez fıtıklarda ultrasonografi bulgularını desteklemek için kullanılabilir. Bu nedenle, gelecekte acil serviste bağırsak oksijenasyonunu değerlendirmek ve izlemek için bu teknik kullanılabilir. |
| 5. | Perkütan kolesistostomi yönetimi zor olan tüm olgularda yapılmalı mıdır? Should percutaneous cholecystostomy be used in all cases difficult to manage? Erdem Barış Cartı, Koray KutlutürkPMID: 32185772 doi: 10.14744/tjtes.2020.73557 Sayfalar 186 - 190 AMAÇ: Kolesistektomi, cerrahiye uygun olan kolesistit hastalarında kabul görmüş bir tedavi yöntemidir. Perkütan kolesistostomi ise cerrahi açıdan yüksek riskli akut semptomlu kolesistit hastalarında geçici bir tedavi yöntemi olmakla beraber elektif kolesistektomi için hastaya zaman kazandırabilir. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmada ultrason eşliğinde perkütan transhepatik kolesistostomi yapılmış ve dört–altı hafta sonra interval kolesistektomi uygulanmış olan 50 olgu sunuldu. Tüm hastalarda bilgisayarlı tomografide safra kesesi duvar bütünlüğünde bozulma veya Tokyo Guidelines 13 tanısal kriterlerine göre grade II akut kolesistit bulgusu saptanmış olup beş günlük tıbbi tedaviye yanıt alınamayan hastalara kolesistostomi işlemi yapılmasına karar verildi. BULGULAR: Kolesistostomi her ne kadar akut kolesistit tablosunun yatışmasında etkili bir yöntem olsa da kolesistostomili olgularda dens fibrozis gelişimi nedeni ile yapılacak olan interval kolesistektominin daha komplike bir hal aldığı ve olgunun laparoskopik bitirilmesini zorlaştırdığı görülmüştür. TARTIŞMA: Kolesistostomi iyileşme süreci içerisinde dens fibrozis gelişimine neden olarak laparoskopik kolesistektomiyi daha komplike hale getirmektedir. Dolayısıyla kolesistostomi yapılacak olgular bu bilgi de göz önünde bulundurularak daha dikkatle seçilmelidir. |
| 6. | Akut apandisit tanısında GCP-2/CXCL-6 ve hs-CRP’nin tanısal değeri Diagnostic value of GCP-2/CXCL-6 and hs-CRP in the diagnosis of acute appendicitis Çiğdem Yücel, Esra Fırat Oğuz, Sadettin Er, İlhan Balamir, Turan Turhan, Mesut TezPMID: 32185759 doi: 10.14744/tjtes.2019.26270 Sayfalar 191 - 196 AMAÇ: Akut apandisit (AA), akut karın ağrısının en önemli nedenlerinden biridir. AA tanısı için çeşitli laboratuvar belirteçleri çalışılmıştır, ancak hiçbiri fizik muayene veya görüntülemeye üstünlük göstermemiştir. GCP-2/CXCL6, enflamasyon sırasında makrofajlar ve epitelyal ve mezenkimal hücreler tarafından eksprese edilen bir kemokindir. Bu çalışmanın amacı AA hastalarında GCP-2/CXCL6’nın tanısal rolünü araştırmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu kesitsel çalışmada, serum GCP-2/CXCL6 düzeyi 56 AA hastası ve 32 sağlıklı kontrolde ölçülmüştür. Ayrıca, hasta ve kontrol gruplarının hs-CRP ve lökosit (WBC) düzeyleri değerlendirilmiştir. BULGULAR: Akut apandisit grubunun GCP-2/CXCL-6, hs-CRP ve WBC düzeyleri kontrol grubundan anlamlı derecede yüksekti (tüm karşılaştırmalar için p<0.05). AA grubu arasında ise, GCP-2/CXCL6 seviyeleri kompleks AA’da (gangrenöz, apse ve perforasyon), kompleks olmayan AA’lara göre daha yüksekti (p<0.05). GCP-2/CXCL6 seviyeleri ile hsCRP seviyeleri arasında güçlü bir pozitif korelasyon bulunmuştur (r=0.756, p=0.003) ve GCP-2/CXCL6 seviyeleri ile WBC sayısı arasında orta derecede pozitif korelasyon bulunmuştur (r=0.468, p=0.003). TARTIŞMA: GCP-2/CXCL6, AA teşhisinde ve karmaşık olguların ayırt edilmesinde, özellikle diğer laboratuvar belirteçleri ve görüntüleme teknikleriyle birleştirildiğinde yararlı bir belirteç olabilir. |
| 7. | Canlı donörden böbrek transplantasyonunda cerrahi ve ürolojik komplikasyonların 789 olguda güncellenmiş analizi: Tek bir merkez tecrübesi An updated analysis of the surgical and urological complications of 789 living-related donor kidney transplantations: Experience of a single center Tayfun Oktar, Taner Koçak, Tzevat Tefik, Selçuk Erdem, Öner Şanlı, H. Orhan Ziyla, İsmet NanePMID: 32185773 doi: 10.14744/tjtes.2019.78805 Sayfalar 197 - 202 AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, 789 canlı donörden böbrek transplantasyon (CDBT) olgusunda cerrahi ve ürolojik komplikasyonların geriye dönük olarak değerlendirilmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Anabilim dalımızda 1983 ve 2017 yılları arasında yapılan 789 CDBT olgusunun klinik bilgileri cerrahi ve ürolojik komplikasyonlar bakımından geriye dönük olarak değerlendirildi. BULGULAR: Ürolojik ve cerrahi komplikasyonlar 87 (%11.02) olguda tespit edildi. Olguların 44’ünde (%5.6) görülen ürolojik komplikasyonlar sekiz olguda üriner fistül (1’i distal üreter nekrozu ile birlikte), 10 olguda üreter stenozu, 1 olguda renal kalkül, 9 olguda semptomatik vezikoüreteral reflü ve 16 hastada girişim gerektiren lenfosel idi. Cerrahi komplikasyonlar ise (n=43), 5’i renal arter stenozu ve 3’ü renal ven trombozu olmak üzere toplam 8 olguda vasküler komplikasyon, 14 yara yeri enfeksiyonu, 18 erken ameliyat sonrası cerrahi eksplorasyon gerektiren perinefrik hematom, 2 akselere rejeksiyon nedeniyle renal allograft rüptürü ve bir ameliyat sırasında alt segmental arter hasarı idi. TARTIŞMA: Çalışmamızda ürolojik ve cerrahi komplikasyonlar alıcıların %11.2’sinde saptanmıştır. Bu komplikasyonların erken tanınması ve uygun stratejilerle yönetilmesi greft kaybı riskini anlamlı ölçüde azaltmaktadır. |
| 8. | İyatrojenik safra yolu yaralanmalarının endoskopik ve cerrahi yönetimi Endoscopic and surgical management of iatrogenic biliary tract injuries Turan Acar, Nihan Acar, Feyyaz Güngör, Emrah Alper, Özlem Gür, Hakan Çamyar, Mehmet Hacıyanlı, Osman Nuri DilekPMID: 32185767 doi: 10.14744/tjtes.2019.62746 Sayfalar 203 - 211 AMAÇ: İyatrojenik safra yolu yaralanmalarını, nadir görülen bir komplikasyon olup erken tanınmadığında yüksek morbidite ve mortaliteye neden olur. Tedavisi, yaralanma boyutu ve yaralanmanın fark edilmesine dek geçen süreye göre değişmekle birlikte, çoğunlukla endoskopik ve perkütan girişimler yeterli olmaktadır. Fakat bu tedaviler sonrasında ilerleyen yıllarda biliyer striktür, tekrarlayan kolanjit atakları ve hatta siroz gibi majör komplikasyonlara neden olabileceği unutulmamalıdır. Bu yazımızda postkolesistektomi biliyer kaçaklara yaklaşımımızı ve literatür eşliğinde tedavi yönetimini sunmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2015–Temmuz 2019 tarihleri arasında biliyer kaçak nedeniyle tedavi ettiğimiz 105 hastanın dosyası geriye dönük olarak değerlendirildi. Hastaların çoğunluğunu, dış merkezde kolesistektomi geçirip, biliyer kaçak saptanması üzerine kliniğimize sevk edilenler oluşturmakta idi. Hastalar kaçak yeri ve miktarına göre belirlenen Strasberg sınıflandırmasına göre gruplandırıldı. BULGULAR: Çalışmaya alınan 105 hastanın 55’i erkek, 50’si kadın olup ortalama yaş 55.2±16.26 yıl (21–93 yıl) idi. Strasberg sınıflamasına göre; 57 hastada tip A, 1 hastada tip B, 3 hastada tip C, 29 hastada tip D ve 15 hastada tip E yaralanma mevcut idi. Seksen beş hasta endoskopik ve girişimsel radyolojik yöntemlerle başarı ile tedavi edilirken, 20 hastaya cerrahi girişim yapıldı. TARTIŞMA: Biliyer kaçaktan şüphelenilen her hastada, ayrıntılı tarama ve uygun tedavi morbidite ve mortalitede önemli bir düşüş sağlar. Bu sebeple, erken tanı hem erken hem de geç dönem sonuçlar açısından çok önemlidir. |
| 9. | Pediatrik beyin hasarında optik sinir kılıf çapı ile Rotterdam bilgisayarlı tomografi skorlama arasındaki korelasyon Correlation between optic nerve sheath diameter and Rotterdam computer tomography scoring in pediatric brain injury Yasemin Kayadibi, Nazan Ülgen Tekerek, Osman Yeşilbaş, Serhat Tekerek, Emel Üre, Turgut Kayadibi, Deniz Esin Tekcan ŞanlıPMID: 32185780 doi: 10.14744/tjtes.2019.94994 Sayfalar 212 - 221 AMAÇ: Kafa travması pediatrik hastalarda acil servise en sık başvuru sebebidir. Kafa travmasında kafa içi basıncın (KİB) artması ikincil beyin hasarına neden olmakla birlikte, hastanın tedavisinde önemlidir. Optik sinir kılıf çapının (OSKÇ) ölçümü artmış KİB’nin belirlenmesinde kullanılabilir bir yöntemdir. Biz bu çalışmada ciddi kafa travmalı pediatrik olgularda OSKÇ ile prognoz açısından önemli Rotterdam bilgisayarlı tomografi skorlama (RBTS) sistemi arasındaki ilişkiyi araştırmayı hedefledik. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2017–Nisan 2018 tarihleri arasında 0–18 yaş aralığında hastanemiz acil servisine kafa travması (n=401) ve kafa travması dışı (konvülziyon, solunum sıkıntısı, baş ağrısı) (n=255) şikayetlerle başvuran, bilgisayatlı tomografi (BT) çekilen toplam 656 hastaların görüntüleri ve tıbbi kayıtları geriye dönük olarak değerlendirildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, geliş şikayeti, travmanın şekli (yüksek enerjili-düşük enerjili) kaydedildi. Kafa travması ile başvuran hastalar, hasta grubu; travma dışı sebeplerle başvuran ve çekilen beyin BT’si normal olarak yorumlanan hastalar kontrol grubu olarak belirlendi. BT bulgularına göre travmatik beyin hasarları Rotterdam kriterlerince skorlandı. Hastalar 0–3 yaş, 3–6 yaş, 6–12 yaş ve 12–18 yaş olarak yaşlarına göre sınıflandırıldı. BULGULAR: Çalışmamızda pediatrik olgular için OSKÇ’nin yaş aralıklarına göre tomografik referans değerleri belirlendi. Ciddi kafa travmalı hastaların OSKÇ ile kontrol grubu arasında anlamlı farklılık mevcuttu (p<0.05). RBTS ve OSKÇ arasında korelasyon izlenmiş olup ciddi kafa travmasında (scor 4–5–6) kullanılabilecek, yaş aralıklarına göre kestirim değerleri belirlendi. TARTIŞMA: Çalışmamız pediatrik ciddi kafa travmasınında prognozu belirlemede RBTS sistemine ek olarak artmış KİB’nin gösterilmesinde OSKÇ değerlerinin de kullanılabileceğini göstermiştir. Ayrıca çalışmamızda pediatrik hastalar için OSKÇ’nin tomografik referans değerleri belirlenmiştir. |
| 10. | Elektrik yanıkları ve komplikasyonları: Üçüncü basamak yanık merkezi yoğun bakım ünitesi verileri Electrical burns and complications: Data of a tertiary burn center intensive care unit Abdulkadir Başaran, Kayhan Gürbüz, Özer Özlü, Mete Demir, Orhan Eroğlu, Koray DaşPMID: 32185768 doi: 10.14744/tjtes.2019.65780 Sayfalar 222 - 226 AMAÇ: Yanık merkezi yoğun bakım ünitemizde tedavi edilen elektrik yanıklı hastaların verilerini gözden geçirerek tedavi sonuçlarımız ile birlikte komplikasyonları tartışmak amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Eylül 2017–Ağustos 2018 tarihleri arasında yanık merkezi yoğun bakım ünitesinde yatan elektrik yanıklı hastaların demografik verileri, yanık mekanizması, prezentasyonu, ortalama yanık total vücut alanı yüzdesi (TBSA), kısaltılmış yanık şiddeti indeksi (ABSI) skorları, komplikasyonlar ve tedavi yaklaşımları geriye dönük olarak incelendi. BULGULAR: Yanık merkezi yoğun bakım ünitemize yatırılan hastaların (n=139) %17.9’u elektrik yanığı hastası idi. Hastaların tümü erkekti ve ortanca yaşları 27.0 yıl idi. Hastaların 23’ü yüksek voltaj (%92), ikisi düşük voltaj (%8) elektrik ile yanmıştı. Ortanca yanık TBSA skoru 20.0 idi. Sekiz hastada eşlik eden baş, vertebra veya ekstremite yaralanmaları mevcuttu. Hastaların 16’sı (%64) işte yaralanmıştı. On altı hasta (%64) komplikasyonla iyileşti. Komplikasyonla iyileşen grupta yoğun bakım ve toplam hastane kalış süreleri istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti (sırasıyla, p=0.005 ve p=0.001), ancak TBSA ve ABSI skorlarında anlamlı farklılık görülmedi. TBSA ve ABSI skorları yoğun bakım ve toplam hastane yatış süreleri ile korele bulundu. TARTIŞMA: Elektrik yanıklı hastalarımızın yüzdesi literatürde belirtilenden yüksektir. Yanık TBSA ve ABSI skorlarının prognozla ilişkili olmadığı görülmüştür. Elektrik yanıklı hastaların çoğunluğu iş kazasında yüksek voltajla yaralandığından, iş güvenliği ilkelerine uyulması bu yaralanmaları azaltabilir. Elektrik yanıklarında komplikasyon oranı yüksek olduğundan hastaların deneyimli sağlık ekibi eşliğinde, tam donanımlı merkezlerde, güncel rehberlere göre tedavisi yapılmalıdır. |
| 11. | Sivil nedenli abdominal ateşli silah yaralanmalarında non-operatif tedavi Non-operative management of civilian abdominal gunshot wounds Adnan Özpek, Tolga CanbakPMID: 32185776 doi: 10.14744/tjtes.2020.86132 Sayfalar 227 - 234 AMAÇ: Bu çalışmada sivil nedenli abdominal ateşli silah yaralanmalı (ASY) hastalarda selektif non-operatif tedavi (SNOT) sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Kliniğimizde Ocak 2009 ile Ocak 2018 tarihleri arasında sivil nedenli abdominal ASY nedeniyle yatırarak takip ve tedavi ettiğimiz hastalar ileriye yönelik veri tabanında geriye dönük olarak incelendi. Hastalar yaş, cinsiyet, yaralanma şekli, anatomik yaralanma bölgesi, Yaralanma Şiddet Skoru (ISS), Revize Edilmiş Travma Skoru (RTS), Penetran Abdominal Travma İndeksi (PATI), uygulanan tedavi yöntemi, ameliyata alınma süresi, hastanede yatış gün sayısı ve mortalite yönünden irdelendi. BULGULAR: Hastaların 84’ü (%89.4) erkek, 10’u (%10.6) kadın, ortalama yaş 32.7 (4–60 yaş) idi. Seksen iki hasta (%87.2) tabanca mermisi, 12 (%12.8) hasta tüfek saçması ile yaralanmıştı. Tüm hastaların ortalama ISS, RTS ve PATI değerleri sırasıyla 17.05, 7.27 ve 9.21 bulundu. Hastaların 21’ine (%22.3) hemodinamik instabilite, 27’sine (%28.7) ise peritonit bulguları nedeniyle hemen acil laparatomi ve/veya torakotomi uygulandı. Diğer 46 (%48.9) hasta kliniğe yatırılarak takip edildi. Bu hastalardan peritonit bulguları gelişen 5’ine (%5.3) erken laparatomi, 8’ine (%8.5) geç laparatomi uygulandı. Geriye kalan 33 (%35.1) hasta non-operatif olarak tedavi edildi. Flank yaralanmalarının %61.1’i, sağ torakoabdominal yaralanmaların %50’si, posteriyor abdominal yaralanmaların %44.4’ü, pelvik yaralanmaların %42.1’i ve sol torakoabdominal yaralanmaların %27.8’i başarılı şekilde SNOT uygulaması ile taburcu edildi. Sadece 6 (%6.4) hastaya gereksiz laparatomi uygulandı, toplam 10 (%10.6) hastada mortalite gelişti. TARTIŞMA: Hemodinamisi stabil olan ve peritonit bulgusu mevcut olmayan, belirli anatomik lokalizasyondaki sivil nedenli abdominal ASY’li hastaların bir kısmı, delici-kesici alet yaralanmalı hastalar gibi non-operatif tedavi edilebilir. Böylece gereksiz laparatomi ve buna bağlı komplikasyonlar azaltılabilir. Özellikle flank, posterior abdominal, torakoabdominal ve pelvik bölgenin ASY’de non-operatif takip ve tedavinin başarı oranlarının yüksek olduğu hatırda tutulmalıdır. |
| 12. | Fournier gangreni: Türkiye’deki tek bir merkezden beş yıllık deneyimlerimiz Fournier’s gangrene: Five years’ experience from a single center in Turkey Engin Hatipoglu, Süleyman Demiryas, Osman Şimşek, Kaya Sarıbeyoğlu, Salih PekmezciPMID: 32185769 doi: 10.14744/tjtes.2020.66805 Sayfalar 235 - 241 AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, İstanbul’daki üçüncü basamak bir hastaneye başvuran Fournier gangreni hastalarının demografik, klinik ve cerrahi verilerini analiz etmektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya Ocak 2010–Ocak 2015 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi, Plastik Cerrahi ve Üroloji Anabilim Dalları tarafından takip edilen Fournier gangrenli 35 hasta dahil edildi. Cinsiyet, yaş, yatış süresi, altta yatan neden(ler), debridman sayısı, predispozan faktörler ve 10 yıllık bir süre içinde cerrahi ile ilgili veriler geriye dönük olarak değerlendirildi ve analiz edildi. BULGULAR: Otuz beş hastanın yaş ortalaması 58.14±12.71 idi. Otuz beş hastanın 20’sinde (%57.1) diabetes mellitus (DM) mevcuttu. Hastaların 12’si (%34.2) yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) yatırıldı. YBÜ’de kalma süresinin yaş, hematokrit seviyesi, FGSI ve UFGSI’den anlamlı derecede etkilendiği bulundu (sırasıyla, p=0.013, p=0.030 p=0.025 ve p=0.002). TARTIŞMA: Fournier gangreni, mortalite oranı yüksek fulminan bir enfeksiyondur. FG tanısı için fizik muayene ve öykü oldukça önemlidir. En sık görülen komorbidite DM’dir. Yaş, hematokrit seviyesi, FGSI ve UFGSI skorları hastaların YBÜ’de kalış sürelerini etkilediği bulunmuştur. |
| 13. | Yaralanma ciddiyeti skorları ve revize edilmiş travma skorlarının orta dereceli travmalar için önemi: Bir devlet hastanesi tecrübesi The importance of the injury severity scores and revised trauma scores for moderate traumas: A state hospital experience Feray Yıldırım Aydın, Dilek DülgerPMID: 32185756 doi: 10.14744/tjtes.2020.06623 Sayfalar 242 - 246 AMAÇ: Hasarın derecesi, travmanın ciddiyetinin belirlenmesinde halen güncel ve önemli bir konudur. Bu amaçla dünyada çeşitli travma skorlama sistemleri kullanılmaktadır. Yaralanma şiddeti skoru ve revize travma skorları bunlardan biridir. Bu yazıda, şu anda sıklıkla kullanılan ve bilim tarafından büyük ölçüde olgunlaşan bu iki travma puanlama sisteminin işlevlerini devlet hastanesi düzeyinde değerlendirmeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Geriye dönük arşiv taraması ile klinik çalışmalar yürütmek üzere etik kurul onayını takiben; 1 Ocak 2012 ve 31 Aralık 2017 tarihleri arasındaki veriler, 29 Mayıs Devlet Hastanesi’nde travmatik yaralanma tanısı alan tüm hastalarda mortaliteyi etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla geriye dönük olarak incelendi. Eksik veya net olmayan veriler çalışmaya alınmadı. Sürekli değişkenler için basit ve standart sapma, ikili değişkenler için yüzde ve frekans değerleri kullanıldı. Sürekli değişkenlerin değerlendirilmesinde, bağımsız gruplarda dağılım durumuna göre Student t-testi veya Mann-Whitney U-testi kullanıldı. İkili değişkenler ki-kare testi ile değerlendirildi. Tek değişkenli analizlerde anlamlı olduğu tespit edilen değişkenler lineer ve ikili lojistik regresyon (LR) modeli ile tekrar değerlendirildi. BULGULAR: Tüm hastaların yaş ortalaması 37.53±14.47 yıldı [erkek (35.68±13.9) – kadın (40.61±15.1) – (p=0.116)]. Genel popülasyon için ortalama yaralanma travma skoru 3.18±8.46 idi. Yaralanma şiddeti skoru (ISS) cinsiyeti ile ilgili farklılık görülmemiştir [(3.93±10.49 ve 1.91±2.34) (p=0.727)]. Yaş ile ilgili olarak, gözden geçirilmiş travma skoru (RTS) için istatistiksel anlamlılık kaydedilmedi [(7.60±0.91’e karşılık 7.81±0.16) (p=0.207)]. Yaralanma mekanizması ile ilgili olarak, iki travma skoru arasında bir fark saptandı; hem ISS hem de RTS’nin istatistiksel önemi vardı. Sonuçlar ISS [penetrant (6.56±6.47) ile künt (2.45±8.68) (p=0.002)] ve RTS [penetrant (7.41±0.54) ile künt (7.74±0.79) (p=0.001)] için bulundu. Lojistik lineer regresyon ile son istatistiklerden sonra, penetran yaralanma için solunum hızı istatistiksel olarak anlamlı idi [AOR 0.22 (0.001, 0.47) (p<0.05)]. RTS skoru bileşenleri için ayrıntılı subanalizde orta dereceli travmalarda solunum hızı da anlamlıydı [AOR 0.22 (0.001, 0.47) (p=0.004)]. TARTIŞMA: Her iki ISS ve RTS de orta dereceli yaralanma tiplerinin hepsinde önemsizdir. Diğer yandan solunum hızı özellikle penetran ve orta dereceli yaralanmalarda önemli bir belirteçtir. |
| 14. | Çocuklarda yutulan yabancı cisimler: Gerçekten gastrointestinal sistemden kendiliğinden geçiyorlar mı? 1000 olgu ile tek merkezli deneyim Ingested foreign bodies in children: Do they really pass spontaneously from the gastrointestinal tract? A single-centre experience with 1000 cases Hasan Özkan Gezer, Semire Serin Ezer, Abdulkerim Temiz, Emine İnce, Akgün HiçsönmezPMID: 32185763 doi: 10.14744/tjtes.2019.40350 Sayfalar 247 - 254 AMAÇ: Yabancı cisim (YC) yutulması, çocukları tedavi eden tüm kliniklerde sıkça karşılaşılan bir durumdur. Ebeveynler ve doktorlar için önemli kaygılara neden olmaktadır. Amacımız YC yutan çocuklarda en uygun yaklaşımı belirlemekti. GEREÇ VE YÖNTEM: 2005–2017 yılları arasında YC yutulması ile başvuran 1000 çocuğun kayıtları geriye dönük olarak incelendi. BULGULAR: Bin çocuğun %53.8’i erkekti. En sık görülen YC tipi madeni paraydı (%35). Hastaların %49’unda direkt grafide YC görülmedi ve bu hastaların %86’sına herhangi bir müdahale yapılmadı. Beş yüz dört (%51) X-ray pozitif olan hastada, özofagus (%68) en yaygın yerleşim yeriydi. Hayatı tehdit eden komplikasyonlar trakeoözofageal fistül (1), Meckel divertikül perforasyonu (1) ve rijit endoskopiye bağlı perforasyon (1) idi. TARTIŞMA: En fazla yutulan YC’lerden olan madeni paranın şekil ve büyüklüklerinin ülkelere göre değiştiğini ortaya koyduk ve bunun da kendiliğinden geçiş sonuçlarımızı etkilediğini gördük. Madeni paranın kendiliğinden gastrointestinal sistemi terk etme oranını literatüre göre oldukça düşük, %48 olarak bulduk. Düğme (saat) pili yutup midesine geçmiş, semptomsuz hastalarda ise, “acil endoskopik çıkarım” değil, “dikkatli/yakın takip” yaklaşımı öneriyoruz. Hastalar evde izlenmeli ve yönetilmelidir. Çalışmamızda, pilin mideye ulaşması durumunda, %85’inin gastrointestinal sistemden kendiliğinden ve sorunsuzca geçtiğini belirledik. |
| 15. | Hartmann kapatılması prosedürü hâlâ yüksek morbiditeli bir cerrahi midir? Reversal of Hartmann’s procedure is still a high-morbid surgery? Ozan Akıncı, Müge Yurdacan, Başar Can Turgut, Server Sezgin Uludağ, Osman ŞimşekPMID: 32185770 doi: 10.14744/tjtes.2019.71725 Sayfalar 255 - 259 AMAÇ: Bu çalışma Hartmann prosedürü kapatılmasının ameliyat öncesi ve ameliyat sırasında risk faktörlerine dayanarak sonuçlarını değerlendirmektedir. GEREÇ VE YÖNTEM: Kliniğimizde Ocak 2010–Ocak 2016 yılları arasında Hartmann prosedürü uygulanan 78 olgu geriye dönük olarak incelendi. BULGULAR: Olguların 45’i erkek, 33’ü kadındı. Olguların 32’si malignite, 15’i divertikül perforasyonu, 11’i sigmoid volvulus nedeniyle ameliyat edilmiştir. Otuz iki olguda Hartmann kapatılması yapılabilmiştir. Hartmann kapatılması için morbidite ve mortalite oranları sırasıyla %37.5–%0.0 idi. TARTIŞMA: Hartmann prosedürü kapatılması kabul edilebilir morbidite oranları ile güvenilir bir cerrahi olarak görünmektedir. Doğru hasta seçimi, doğru operasyon zamanlaması ve titiz bir cerrahi hazırlık yapıldığı takdirde Hartmann prosedürü kapatılmasının morbidite ve mortalite riski minimalize edilebilir. |
| 16. | Minimal invaziv teknik ile akromioklaviküler eklem rekonstrüksiyonunun sonuçları Results of acromioclavicular joint reconstruction using a novel minimally invasive technique Gazi Huri, Erdi Özdemir, Nezih Ziroglu, John Costouros, Edward McFarlandPMID: 32185762 doi: 10.14744/tjtes.2019.36897 Sayfalar 260 - 264 AMAÇ: Akromiyoklaviküler (AC) eklem hasarı, 100.000’inde 3 ile 4 sıklığında görülen bir yaralanmadır. AC eklem yaralanmalarının tedavisi için optimal tedavi konusunda net bir fikir birliği olmadığından çok sayıda cerrahi teknik tanımlanmıştır. Çalışmamızda literatürde bildirilen diğer tekniklerle karşılaştırıldığında, minimal-invaziv polimer serklaj tel sistemi ile olumlu klinik sonuçlar elde edeceğimizi hipotez edilmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM: Bölümümüzde 2014–2017 tarihleri arasında subakut AC yaralanması olan tüm yetişkin hastalar geriye dönük olarak taranarak klinik ve radyografik olarak incelendi. Ameliyat öncesi ve sonrası klinik sonuçlar ASES skoru, Constant skoru ve UCLA omuz skoru ölçeği ile değerlendirildi. BULGULAR: Çalışmaya aynı minimal-invaziv tekniği kullanarak aynı cerrah tarafından cerrahi tedavi uygulanmış tip 5 AC yaralanması olan beş hasta dahil edildi. Ortalama takip süresi 22.4 aydı (18–29). Ameliyat öncesi ortalama korakoklavikular (CC) uzaklığı cerrahi tarafta 19.7 mm (16.4–24.5 mm), kontralateral tarafta 9.48 mm idi. Ameliyat sonrası erken dönemde ortalama CC mesafesi 7.1 mm (4.5–11.2 mm) idi. Son takipte, ortalama CC mesafesi 13.8 mm (7.3–21.2 mm) idi. Ameliyat öncesi ortalama Constant skoru 48, UCLA omuz skoru 14.8, ASES omuz skoru 49.26 idi. Hastaların son takiplerinde ortalama Constant skoru 91.6, UCLA omuz skoru 33.8, ASES omuz skoru 93.75 idi. Cerrahi sonrası nörovasküler komplikasyon görülmedi. Klinik veya radyografik implant yetersizliği veya fiksasyon kaybı görülmedi. Son takipte hiçbir hastada AC eklem artriti görülmedi. TARTIŞMA: Tip 5 AC eklem yaralanmaları için bildirilen diğer artroskopik ve açık teknikler ile karşılaştırılabilir sonuçlar sağlayan yeni bir minimal-invaziv polimer serklaj tel tekniği tanımlanmıştır. |
| 17. | Cerrahi olarak tedavi edilen asetabulum kırıkları: Prognozu hangi parametreler etkiler? Acetabular fractures treated surgically: Which of the parameters affect prognosis Utku Bilekdemir, Osman Civan, Ali Cavit, Hakan ÖzdemirPMID: 32185778 doi: 10.14744/tjtes.2019.88472 Sayfalar 265 - 273 AMAÇ: Çalışmada, cerrahi yöntemlerle tedavi edilen asetabulum kırıklarında uyguladığımız cerrahi yaklaşımları, oluşan komplikasyonları ve elde edilen klinik ve radyolojik sonuçları değerlendirerek prognoz üstünde etkin olan parametreleri saptamak amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 1994–Ocak 2014 tarihleri arasında deplase asetabulum kırığı tanısıyla cerrahi tedavi uygulanan 144 olgudan, en az iki yıl süreyle klinik ve radyolojik takipleri yapılan (ortalama takip süresi 34 ay, dağılımı 2–8 yıl) ve yaş ortalaması 36.3 yıl (19–67 yıl) olan 75’i erkek, 28’i kadın toplam 103 hasta çalışmaya alındı. BULGULAR: Hastaların klinik olarak %64’ünde mükemmel ve iyi, %36’sında orta ve kötü sonuç, radyolojik olarak ise %57.3’ünde mükemmel ve iyi, %42.7’sinde orta ve kötü sonuç elde edildi. Kırığın kompleks olması (ki-kare p=0.023), travma ile operasyon arası sürenin artması (p=0.039), cerrahi sürenin altı saatten uzun sürmesi (ki-kare p<0.001), eklem içi basamaklaşmanın 3 mm’den fazla olması (Fisher’s p=0.033), mekanik blok oluşturan komplikasyonların gelişmesi (ki-kare p<0.001) klinik sonuçları kötüleştirmekteydi. Hastaların yaşının klinik sonuç üzerine anlamlı etkisi yoktu (p=0.461). TARTIŞMA: Cerrahi olarak tedavi edilen asetabulum kırıklarının prognozuna etki eden üç temel parametrenin; kırık tipi, cerrahi girişim süresi ve redüksiyon kalitesi olduğu, travma ile operasyon arasında geçen sürenin sonuçları dolaylı olarak etkilediği, avasküler nekroz, heterotropik ossifikasyon ve artirtin ise sadece uzun dönem sonuçları üzerinde olumsuz etkiler yarattığı tespit edildi. |
| 18. | Ortopedik travma hastalarında kaspas-8, granzim B ve sitokrom C apoptoz biyobelirteçlerin düzeylerinin karşılaştırılması Comparison of caspase-8, granzyme B and cytochrome C apoptosis biomarker levels in orthopedic trauma patients Özhan Pazarcı, Huseyin Aydin, Seyran KılınçPMID: 32185754 doi: 10.14744/tjtes.2019.02680 Sayfalar 274 - 279 AMAÇ: Bu çalışmanın amacı kırık sonrası apoptozisin indüklenip indüklenmediğinin belirlenmesi ve eğer öyleyse ekstrensek ya da intrensek hangi apoptotik yolağın aktif olduğunun gösterilmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Kliniğimize başvuran ve travma nedeniyle kırık tanısı konulmuş olan 30 kişi, hasta grubu ve hasta grubu ile benzerlik gösteren gönüllülerden oluşan sağlıklı 37 bireyden kontrol grubu oluşturuldu. Kırık sonrası birinci gün hastalardan alınan kanlardan ELISA yöntemi ile sitokrom C, granzim B ve kaspas-8 testleri çalışıldı. BULGULAR: Çalışmaya toplam 67 kişi dahil edildi (kırık grubunda 30, kontrol grubunda 37 kişi). Hasta grubunda ortalalama yaş 62.03 (min: 18, maks: 91), kontrol grubu ortalama yaşı 61.62 (min 25, maks: 90). Kaspas-8 hasta grubunda anlamlı yüksek bulundu 0.37 ng/mL (Std: 0.06), (p=0.002); gruplar arasına sitokrom C ölçüm değerleri arasında fark izlenmedi (p=0.173). Granzim B hasta grubunda anlamlı olarak daha yüksek ölçüldü 52.56 pg/mL (Std: 8.51), (p=0.007). TARTIŞMA: Uzun kemik kırıkları olan hastalarda ekstrensek apoptotik yolak aktivasyonunu gösteren serum kaspas-8 ve granzim B düzeyleri yüksektir. Ancak, serum sitokrom C düzeyleri açısından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunamadı. Bu çalışma, kırık sonrası olayları yöneten moleküler yolakların daha iyi anlaşılması için tasarlanacak gelecek çalışmalara rehber olabilir ve kırık tedavisinin gelecekteki ilerlemesi için önemlidir. |
| 19. | Tibia kırıklarının intramedüller çivilemesinde, distal kilitleme için elektromanyetik yönlendirme sistemi, serbest el tekniğinden üstün müdür? İleriye yönelik karşılaştırmalı bir çalışma Is electromagnetic guidance system superior to a free-hand technique for distal locking in intramedullary nailing of tibial fractures? A prospective comparative study Ahmet Aslan, Mehmet Nuri Konya, Anıl Gülcü, Serdar SargınPMID: 32185779 doi: 10.14744/tjtes.2020.94490 Sayfalar 280 - 286 AMAÇ: İntramedüller çivileme (İMÇ) tekniği, alt ekstremite uzun kemiklerinin kapalı kırıklarının tedavisinde altın standarttır. Ortopedik cerrahlar için İMÇ prosedürlerindeki en önemli sorunlardan biri distal kilitleme vidalarının (DKV) yerleştirilmesidir. DKV’ların en az radyasyona maruz kalma ile doğru ve hızlı bir şekilde yerleştirilmesi çok önemlidir. Bu çalışmada, tibia kırıklarında İMÇ ile osteosentez uygulanan hastalarda ameliyat süresi ve radyasyon maruziyeti açısından iki farklı distal kilitleme yönteminin sonuçlarını karşılaştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: İleriye yönelik yapılan bu çalışmada toplamda 72 hastadan dahil etme ve dışlama kriterlerini karşılayan 56 olgunun sonuçları değerlendirildi. Hastalar distal vidalama yöntemine göre iki gruba ayrıldı. Grup-1 (n=29) distal kilitleme için serbest el tekniği (SET) kullanılan hastaları, Grup-2 (n=27) distal kilitleme için elektromanyetik yönlendirme sistemi (EMYS) kullanılan hastaları içeriyordu. Hastaların demografik ve tıbbi bilgileri, ameliyat süreleri, kanama miktarları, toplam floroskopi süreleri, distal kilitleme için geçen süreler, maruz kalınan radyasyon dozu ölçümleri, distal vida kilitleme için teşebbüs sayıları, hatalı vida yerleşimleri, komplikasyonlar ve takip süreleri kaydedildi. Gruplar demografik veriler ve klinik sonuçlar açısından karşılaştırıldı. BULGULAR: Gruplar arasında cinsiyet ve taraf açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (sırasıyla, p=0.928 ve p=0.432). Grup 1’deki yaş ortalaması Grup-2’den daha yüksekti ve fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p=0.012). Ancak, Grup-1’de hastanede kalış süresi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p=0.140). Diğer taraftan Grup-2’de distal atım sayısı, floroskopi süresi, etkili radyasyon dozu ve operasyon süresi Grup-1’e göre daha düşüktü, ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (sırasıyla, p=0.057, 0.073, 0.058 ve 0.056). Grup-1’deki üç olguda ve Grup-2’deki iki olguda ilk denemede distal kilitlemede başarısızlıkla karşılaşıldı. Her iki grupta bir hastada aseptik kaynamama gözlendi. TARTIŞMA: Hem SET hem de EMYS distal vidalama tekniği, distal kilitleme için oldukça etkili yöntemlerdir. Ameliyat süresi, floroskopi süresi ve radyasyona maruz kalma benzerdir. Geleneksel İMÇ uygulamalarındaki distal kilitlemelerde, etkili, kolay ve ucuz olduğu için SET tercih edilebilir. |
| 20. | Yoğun bakım alanında travma konusunda 1980–2018 yılları arasında yapılan yayınların bibliyometrik analizi: Bütünsel yaklaşım A bibliometric analysis of publications on trauma in critical care medicine during 1980–2018: A holistic view Onur Karaca, Cem Emir GuldoganPMID: 32185766 doi: 10.14744/tjtes.2020.61595 Sayfalar 287 - 295 AMAÇ: Yoğun bakım alanında travma konusunun önemli bir yeri olmasına rağmen halen bu konuda literatürdeki yayınların bütünsel olarak değerlendirildiği bir bibliyometrik araştırma bulunmamaktadır. Bu çalışmada 1980 ve 2018 yılları arasında yoğun bakım araştırma alanında yayınlanmış travma konusundaki makalelerin bibliyometrik analiz yöntemleri kullanılarak analiz edilmesi sonucunda; en fazla alıntı yapılan önemli makalelerin ve bu konudaki en fazla atıf alan ve yayın üreten dergilerin belirlenmesi, ülkelerarası işbirliklerinin ortaya konulması ve bu konudaki trend konuların ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırmamızda yayın taraması Web of Science (WoS) veri tabanı kullanılarak gerçekleştirildi. Literatür taraması sadece Yoğun Bakım araştırma alanında indekslenen yayınlarda yapıldı. İlgili yayınlara ulaşmak için arama anahtar kelimesi olarak “trauma” kullanıldı. Travma konusunda gelecek yıllarda yayınlanması öngörülen makale sayısını tahmin etmek amacıyla doğrusal regresyon analizi gerçekleştirildi. BULGULAR: Literatür taraması sonucunda toplam 10.851 yayın bulundu. Bu yayınların 6.489’u (59.8%) makale kategorisinde idi. En fazla yayın yapan ilk üç ülke Amerika Birleşik Devletleri 4.096 (%63.1) Kanada (401) ve Almanya (380) idi. Türkiye 41 yayınla 21. sırada idi. En fazla atıfı 1987 yılında yayınlanan “Evaluating trauma care - the triss method” başlıklı makale almıştı. En fazla yayın üreten ve en çok atıf alan dergi “Journal of Trauma Injury Infection and Critical Care” idi. TARTIŞMA: Bu çalışma yoğun bakımda travma konusunda araştırma yapan klinisyenler ve bilim adamları için faydalı bir rehber olacaktır. |
| 21. | Çocuk acil servise başvuran hastaların gözden geçirilmesi: Türkiye’deki bir üçüncü basamak hastane çocuk acil eğitim kliniğinin kesitsel analizi Evaluation of the patients admitted to the pediatric emergency service: Cross-sectional analysis of the pediatric emergency and trauma clinic of a tertiary training hospital in Turkey Ahu Pakdemirli, Dilek Orbatu, Emel BerksoyPMID: 32185774 doi: 10.14744/tjtes.2020.80079 Sayfalar 296 - 300 AMAÇ: Bu çalışmada, S.B. İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Servisi’ne son üç ayda başvuran hastaların kesitsel analiz çalışması ile travma olgularının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: İzmir S.B.Ü. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Eğitim Kliniği’ne başvuran 0–18 yaş arası 46038 hastanın dosya kayıtları geriye dönük olarak incelendi. BULGULAR: Toplam 46,038 hasta (%53.6 erkek) acil servise başvurmuştur. Ortalama yaş her iki cinsiyet içinde 7.07 olarak saptandı. Başvurusunda travma öyküsü olguların yaş ortalaması 9.3 iken travma öyküsü olmayanlar olguların yaş ortalaması 6.7 olduğu görüldü. Hastaların %82.7’sini travma öyküsü olmayan erkek olgu oluştururken %86.9’unu travma öyküsü olmayan kız olgular oluşturmaktadır. Başvuru tanıları incelendiği zaman en sık görülen tanı üst solunum yolu enfeksiyonudur (%58.5). Başvuruların yarısından fazlası acil gözlem ünitesinde izlenmiştir (%62.5). Hastalar yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde, %49.2’sini 1–6 yaş grubu çocukların oluşturduğu saptandı. Başvuran olguların %10.5’i infant ve %38.7’si oyun çocuğu iken, 1–6 yaş grubunda %54.7 ile erkek hasta başvuru sayısı fazla olduğu dikkat çekmektedir. Bu olguların %49.5’inde travma yoktu. Olguların %78.3’ünün direkt çocuk acile, ikinci sıklıkla %16.6 ile yeşil alan 1 ve yeşil alan 2’ye başvurduğu görülmektedir. Olguların %98.2’si ayaktan acil servise başvurmaktadır. Başvuruların %48.8’inin mesai saati dışında olduğu görülmektedir. Başvuran olguların %97.6’sının tedavisinin devamı amacıyla yatışı düşünülmemiş eve gönderilmiştir. Yatışı planlanan olguların ise ortalama serviste kalış zamanı 4.53 gündür. Başvuran yedi olgu hayatını kaybetmiştir. TARTIŞMA: Hastaların çoğunluğu birinci basamak sağlık hizmetlerinde yönetilebilen acil olmayan nedenlerle çocuk acil servise başvurmuştur. |
| 22. | İleri hava yolu yönetimi uygulanan ateşli silah yaralanmalarının değerlendirilmesi: Role II hastane deneyimi Assessment of firearm injuries undergoing advanced airway management: Role II hospital experience Sami Eksert, Mehmet Burak Asik, Murtaza KayaPMID: 32185765 doi: 10.14744/tjtes.2020.59956 Sayfalar 301 - 305 AMAÇ: Havayolu sorunları, ateşli silah yaralanmalarında mortaliteyi etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Bu çalışmanın amacı, bir Rol II hastanesinde patlama ve mermi yaralanmaları nedeniyle ileri hava yolu desteği uygulanan hastaların verilerini incelemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya, Ocak 2015 ile Eylül 2016 tarihleri arasında bir Role II hastanesinde ileri hava yolu desteği uygulanan 93 hasta dahil edildi. Hastalar patlayıcı (Grup A) (el yapımı patlayıcılar, roket ve mayın) ve mermi (Grup B) yaralanmaları olarak iki gruba ayrıldı (tüfek ve tabanca mermi) travma yaralanmaları. Gruplar hastane öncesi entübasyon, NISS (Yeni Yaralanma Şiddeti Skoru), kardiyopulmoner resüsitasyon (CPR), acil cerrahi müdahale ve mortalite oranları açısından karşılaştırıldı. BULGULAR: Hasta grupları arasında demografik ve klinik özellikler açısından fark yoktu. Otuz altı hasta A grubuna, 57 hasta B grubuna alındı. Acil cerrahi müdahale oranları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0.42). Ancak gruplar arasında hastane öncesi entübasyon (p=0.001), CPR uygulaması (p=0.001), mortalite (p=0.001) oranları ve NISS (p=0.002) skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlendi. TARTIŞMA: İleri hava yolu gerektiren mermi yaralanmaları, patlama yaralanmalarından daha yıkıcı ve daha ölümcüldür. Bunun nedeni, mermi ile ateşli silah yaralarında doğrudan hava yolu veya organ hasarı oluşması olabilir. |
| 23. | Skorlama sistemleri ve ultrasonografinin tanısal doğruluğunun negatif apandektomi oranı ve cinsiyet üzerine etkisi Diagnostic accuracy of ultrasonography and scoring systems: The effects on the negative appendectomy rate and gender Rahman Şenocak, Şahin KaymakPMID: 32185777 doi: 10.14744/tjtes.2019.86717 Sayfalar 306 - 313 AMAÇ: Klinik, laboratuvar ve görüntüleme yöntemlerinin gelişmesine rağmen akut apandisit tanısı her zaman kolay olmamakta ve negatif apendektomi oranları hala yüksek seyretmektedir. Bu çalışmada amaç skorlama sistemlerinin kendi başına ve ultrasonografi (USG) ile beraber değerlendiğinde, doğru tanı oranlarına (DOR: Diagnostic Odds Ratio) ve negatif apendektomi oranlarına etkilerinin ortaya konulması amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza akut apandisit tanısıyla ameliyat edilen ardışık 202 hasta ileriye yönelik olarak dahil edildi. Tüm hastaların Ohmann, Raja Isteri Pengiran Anak Saleha appendicitis (RIPASA), Lintula, Eskelinen ve Alvarado skorlama sistemleri kullanılarak ameliyat öncesi skorları hesaplandı. Olguların tümüne abdominal ultrasonografi randomize olarak uygulandı. Skorlama sistemlerinin sensitivitesi ve spesifitesi eşik değerlerine göre hesaplanmıştır. Eğri altındaki alan (AUC), ROC analizi ile hesaplanmıştır. Regresyon modelinde bağımlı değişken olarak apandisit histolojik tanısı kullanılırken, bağımsız değişkenler olarak skorlama sistemleri ve USG tercih edildi. BULGULAR: Negatif apendektomi oranı %15.8’di. Akut apandisit tanısında her iki cinsiyet için de en belirleyici yöntemin Ohmann olduğu görüldü (Diagnostic Odds Ratio (DOR)=24.2, %95 GA 6.98–84.44). Benzer şekilde en düşük negatif apandektomi oranları kadınlarda %6.9, erkeklerde %3.4 ile Ohmann ölçeğiyle elde edildi. Ölçekler, USG ile kombine edildiğinde, akut apandisit belirleyiciliğinde artış olmadığı görüldü. Bununla birlikte kadınlarda Ohmann ile USG kombine edildiğinde negatif apandektomi oranlarının daha da düştüğü görüldü (%6.9 ve %4). TARTIŞMA: Ohmann skorlaması kadın ve erkek hastalarda akut apandisit için iyi bir belirleyici olmasının yanı sıra, en iyi negatif apendektomi oranlarını sağlamaktadır. USG ile skorlama sistemlerinin kombinasyonu akut apandisit tanı değerini arttırmamaktadır, ancak kadınlarda USG ile Ohmann ölçeği birlikte kullanıldığında negatif apandektomi oranları oldukça düşmekteyken, erkeklerde bu fayda minimumdur. |
| 24. | Tandır yanıkları ve diğer alev yanıklarının karşılaştırılması Comparison of tandir burns and other flame burns Hakan Cinal, Ensar Zafer BarınPMID: 32185758 doi: 10.14744/tjtes.2020.25160 Sayfalar 314 - 319 AMAÇ: Bir tür alev yanığı olan tandır yanığı, tandırın çok yüksek sıcaklığa çıkabilmesi nedeniyle daha fazla mortalite ve morbiditeye neden olmaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada tandır yanıkları ve diğer alev yanıklarını karşılaştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmada tandır yanıkları ile diğer alev yanıklarını yaş, cinsiyet, toplam yanık yüzey alanı, yanık derinliği, yatış zamanları, yatış süreleri, yapılan cerrahi işlemler, yara kültür sonuçları, yanık lokalizasyonu ve mortalite açısından karşılaştırdık. BULGULAR: Tandır yanıklı hastaların ortalama hastanede kalma süresi 27.6±9.5 gün idi. Buna karşın tandır dışı yanıklı hastaların ortalama hastanede kalma süresi ise 16.5±12.5 gün idi. Bu iki grup arasında hastanede kalma süreleri arasında anlamlı derecede farklılık saptandı (p<0.001). Bir alev yanığı türü olan tandır yanıkları, diğer alev yanıklarına göre kadın ve çocukları çok daha sık etkilemekte (p=0.0001), daha derin yanıklara sebep olmakta (p=0.0001), daha fazla cerrahi müdahale gerektirmekte (p=0.0001) ve daha sık yara yeri enfeksiyonuna neden olmaktadır. TARTIŞMA: Tandır gibi yüksek dereceli yanıkların, diğer alev yanıklarından ayrı bir grup olarak ele alınmasının faydalı olacağını düşünüyoruz. Bu konuda yapılacak başka çalışmaların tandır yanıklarının tedavisi konusunda yeni yaklaşımlar getireceğine inanıyoruz. |
| OLGU SERISI | |
| 25. | Nadir bir akut karın nedeni olan spontan rektus hematomunda endovasküler embolizasyon tedavisi Endovascular embolisation treatment in a rare acute abdomen spontaneous rectus sheath haematoma Çağlayan ÇakırPMID: 32185764 doi: 10.14744/tjtes.2019.44015 Sayfalar 320 - 324 AMAÇ: Bu çalışmada, nadir bir akut karın nedeni olan spontan rektus hematomu (SRH) ile gelen hastalarda endovasküler tedavinin sonuçlarını incelemeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Aralık 2016–Aralık 2018 tarihleri arasında, hastanemiz acil servisine akut karın nedeni olan SRH nedeniyle başvurup endovasküler embolizasyon tedavi işlemi uygulanan hastaları geriye dönük olarak inceledik. BULGULAR: Çalışmamızda, uzun süreli antikoagülan kullanımı olan SRH tanısı ile hastanemiz acil servisine başvuran 53–95 yaş arası (ort. 75.5) beş kadın, bir erkek olmak üzere toplam altı hastaya endovasküler embolizasyon tedavi işlemi yapıldı. Çalışmamızda, hastaların fizik muayene bulguları, laboratuvar değerleri, bilgisayarlı tomografi (BT), BT anjiyografi ve dijital subtraksiyon anjiyografi (DSA) bulguları sunulmuştur. Üç hastada inferiyor epigastrik arterden iki hastada superfisiyal sirkumfleks iliak arterden aktif ekstravazasyon izlenmiş sadece bir hastada kanama odağı saptanmamıştır. İşlem tekniğinde hematomun olduğu taraftan ultrason eşliğinde 5 Fr arteryel kılıf yerleştirildi. Daha sonra vertebral diagnostik kateteri (5 Fr veya 4 Fr) kullanılarak inferiyor epigastrik arter ve derin sirkumfleks arterler selektif olarak kataterize edildi. Mevcut diagnostik kataterin içerisinden mikrokateter yardımıyla süperselektif kataterizasyon ile aktif ekstravazyonun olduğu arter ve dalları ayrılabilir koil kullanılarak embolize edildi. Embolizasyon sonrası yapılan kontrol anjiyografilerde patolojik boyanmalar ortadan kalktı ve tam embolizsayon sağlandı. Hastalarda endovasküler işlemle ilişkili herhengi bir komplikasyon gelişmedi. Sadece bir hastada anjiyografi incelemesinde aktif ekstravazasyon saptanmamış olup yatarak takip, kan transfüzyonu, antibiyotik, analjezik desteği uygulandı. Ancak ileri kalp yetersizliğine bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybetti. TARTIŞMA: Spontan rektus hematomu akut karın ağrısına neden olabilen hayatı tehdit edici bir durum olup endovasküler embolizasyon bu hasta grubunda hızlı uygulanabilen, güvenli ve etkili bir tedavi seçeneğidir. |
| OLGU SUNUMU | |
| 26. | Yoğun bakım ünitesinde sepsisli bir hastada ensefalopatinin altında yatan bir neden olarak posteriyor reversible ensefalopati sendromu: Olgu sunumu Posterior reversible encephalopathy syndrome as an underlying cause for encephalopathy in a sepsis patient in the intensive care unit: A case report Günseli OrhunPMID: 32185775 doi: 10.14744/tjtes.2019.82668 Sayfalar 325 - 327 Posteriyor reversible ensefalopati sendromu (PRES), nörolojik bulgular ve serebral hemisferlerin posteriyor bölgelerinde vazojenik ödem ile karakterize klinik ve radyolojik bir sendromdur. Sepsis ve septik şok yakın zamanda PRES’te etiyolojik bir faktör olarak kabul edilmiştir. Yoğun bakım ünitesinde intraabdominal sepsis ve PRES’i takiben olumsuz nörolojik sonlanımı olan bir hastayı sunuyoruz. Sepsis hastalarında ensefalopatinin bir nedeni olarak PRES’in daha geniş tanınması gerekmektedir. |
| 27. | Nadir bir olgu sunumu: Mastoid kırığı nedeniyle oluşan servikal subkutan ve mediastinal amfizem A rare case report: Cervical subcutaneous and mediastinal emphysema due to mastoid fracture Haydar Gök, Selim Şeker, Halil Olgun Peker, Mehmet Alpay Çal, Tamer Altay, Suat ÇelikPMID: 32185755 doi: 10.14744/tjtes.2019.02828 Sayfalar 328 - 330 Subkutan amfizem, cilt altı yumuşak dokuya hava girmesiyle oluşur. Genellikle göğüs duvarı veya boyun yumuşak dokularında ortaya çıkar. Travma sonrası pnömotoraks veya cilt laserasyonlarına bağlı gelişebildiği gibi başka nedenlerle de oluşabilmektedir. Mediastinal amfizem tek başına veya subkutan amfizemle birlikte görülebilir. Çok nadir sebeplerinden bir tanesi de mastoid kemik kırığıdır. Mastoid hücrelerinde bulunan hava retrofaringeal bölgeden veya çeşitli boyun kompartmanları arasından mediastene doğru yayılabilir. Genellikle bu hastalarda palpasyonla krepitasyon alınması dışında ciddi nörolojik veya klinik bulgu izlenmemektedir. Bu yazıda servikal subkutan ve mediastinal amfizemin nadir nedenlerinden biri olan mastoid kırığı sunulmaktadır. |
| 28. | Bronş ve aortun müşterek yaralanmasının başarılı tedavisi Successful treatment of a combined bronchial and aortic trauma Murat Sarıçam, Berker Özkan, Alper TokerPMID: 32185757 doi: 10.5505/tjtes.2018.23429 Sayfalar 331 - 333 rakeobronşiyal yaralanmalar künt göğüs travmalarının nadir ancak ciddi komplikasyonudur. Yazımızda kamyonet tarafından ezilme sonucu karinaya doğru vertikal rüptürle beraber sol ana bronşu tamamen kopan ve inen aortasında kendini sınırlamış rüptür gelişen hastayı sunmaktayız. Hastaya sol üst lobektomi ve alt lobun sol ana bronşa tekrar takılması ameliyatını uyguladık. Bunu takiben aortadaki psödoanevrizmayı kapsayacak şekilde damar içi stent yerleştirildi. Hasta ameliyat sonrası sorun yaşanmadan dokuzuncu günde taburcu edildi. Yandaş büyük yaralanmalarla komplike olmuş trakeobronşiyal travmaların başarılı tedavisi gelişmiş ve tecrübeli travma merkezlerinde hızlı ve mücadeleci multidisipliner yaklaşım gerektirmektedir. |