p-ISSN: 1306-696x  |  e-ISSN: 1307-7945
Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi - Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 28 (1)
Cilt: 28  Sayı: 1 - Ocak 2022
DIĞER
1. 
Ön sayfalar
Frontmatters

Sayfalar I - X

DENEYSEL ÇALIŞMA
2. 
Orta ve hafif beyin travmalı sıçanlarda böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesi
Evaluation of renal function in rats with moderate and mild brain trauma
Şebnem Tekin Neijmann, Alev Kural, Nurten Sever, Halil Dogan, Sezgin Sarıkaya
PMID: 34967428  PMCID: PMC10443170  doi: 10.14744/tjtes.2020.29015  Sayfalar 1 - 7
AMAÇ: Acil servislerde sık olarak karşılaşılan beyin travmalı hastalarda, olguların tanı ve tedavisi sırasında olası akut böbrek hasarının (ABH) yeni biyokimyasal belirteçler eşliğinde erken tanısını koyarak, komplikasyonların önüne geçmeyi, tedavi süresini ve hastanın hastanede yatış süresini kısaltmayı amaçladık. Deney hayvanı kullanarak materyal metod açısından bilimsel sonuçlara ulaşabileceğimize karar verdik.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza Wistard albino sıçanlar alındı. On beş sıçan rasgele üç gruba ayrıldı. Sham kontrol (n=1, sadece kraniyotomi), kontrol (n=7, sağlam), travma grup (n=7, kraniyotomiyi takiben beyin travması).
BULGULAR: Plazma kreatinin seviyelerinde 0. ve 24. saatlerde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (sırasıyla, 0.35±0.02, 0.33±0.03, p>0.05). Her iki grubun plazma NGAL ve KIM-1 konsantrasyonlarında belirgin istatistiksel anlamlılık vardı (Friedman p<0.05). NGAL ve KIM-1 konsantrasyonlarının zamana göre karşılaştırılmasında (0 saat [s]-2s, 0s-24s, 2s-24s) belirgin istatistiksel anlamlılık vardı (Wilcoxon p<0.001, Bonferroni düzeltmesinden sonra).
TARTIŞMA: Hafif ve orta beyin travması olan hastalarda ABH’nın varlığı mortaliteyi artırmaktadır. ABH’nın ilk 24 saat içerisinde tanısının erken biyobelirteçlerle konularak tedaviye başlanması hayati önem taşımaktadır.

3. 
Oktreotidin, sepsis modelinde sıçanların akciğerleri üzerindeki kısa dönem koruyucu etkisi
Short-term protective effect of octreotide on the lungs of rats with experimentally induced sepsis
Saylav Ejder Bora, Arife Erdoğan, Mumin Alper Erdoğan, Gürkan Yiğitturk, Adem Çakır, Oytun Erbaş
PMID: 34967421  PMCID: PMC10443160  doi: 10.14744/tjtes.2020.02589  Sayfalar 8 - 14
AMAÇ: Akut solunum sıkıntısı sendromu (ARDS), sepsisin yıkıcı bir komplikasyonudur. Preklinik modeller, doğrudan akciğer hasarının, akciğer epiteline saldırı ile başladığını, ancak dolaylı akciğer hasarının, enflamatuvar mediatörlere bağlı sistemik endotel hasarından kaynaklandığını göstermektedir. Bu çalışmanın amacı, farelerde cerrahi olarak indüklenen sepsis modelinde oktreotidin akciğerler üzerindeki etkisini araştırmaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmada 32 erkek Sprague Dawley sıçan kullanıldı ve 4 gruba ayrıldı. Grup 1: normal (opere olmayan ve oral yoldan kontrol, n=8); Grup 2: sham operasyonlu (n=8); Grup 3: CLP (tedavi edilmemiş grup, n=8); Grup 4: CLP ve 100 µg/kg oktreotid i.p. (n=8). Sepsis için, sepsis modelini indüklemek için 16 sıçanda çekal ligasyon ve ponksiyon (CLP) prosedürü uygulandı. Tüm gruplar analiz edildi, kanları arteriyel kan gazı analizi için alındı. Histolojik inceleme için akciğer dokuları çıkarıldı ve parçalar hazırlandı.
BULGULAR: Histololojik incelemede CLP+Octreotid’i sadece CLP grubu ile karşılaştırırsak, CLP+Octreotid grubunda alveoler ve interstisyel alanda enflamatuvar hücrelerin infiltrasyonu azaldı, CLP grubu oktreotid grubuyla karşılaştırıldığında, ödem, kanama azaldı ve tüm histopatolojik parametreler anlamlı olarak geriledi ve ciddiyet indeksi 3’ten 1’e düştü. Arteriyel kan gazı için, CLP ve oktreotide grubu CLP grubuyla karşılaştırıldığında, iyileşme lehine anlamlı bir değişiklik olduğu ve neredeyse kontrol grubu ve sham grubuna yaklaştığı görülmüştür.
TARTIŞMA: Sonuç olarak, sepsis hastalarında akut akciğer hasarı durumu için oktreotid uygulamasının yararlı olacağı düşünülülebilir.

4. 
Deneysel temas tipi yanıklarda topikal Alpinia officinarum (havlıcan) tedavisinin akut etkilerinin araştırılması ve topikal gümüş sülfadiazin tedavisi ile karşılaştırılması
Investigation of acute effects of topical Alpinia officinarum (galangal) treatment in experimental contact type burns and comparison with topical silver sulfadiazine treatment
Koray Kadam, Selahattin Kıyan, Yiğit Uyanıkgil, Fatih Karabey, Emel Öykü Çetin
PMID: 34967434  PMCID: PMC10443162  doi: 10.14744/tjtes.2020.69002  Sayfalar 15 - 26
AMAÇ: Yara iyileşmesi üzerine etkili olduğu düşünülen Alpinia officinarum’un (AO) (havlıcan) deneysel temas tipi yanıklarda iyileştirici olup olmadığının belirlenmesi ve etkilerinin gümüş sülfadiazin (GSD) ile karşılaştırılması amaçlandı.
GEREÇ VE YÖNTEM: Otuz beş sıçan her grupta yedi adet olacak şekilde beş gruba ayrıldı. Sırtlarındaki üç ayrı traşlı alana 100°C sabit sıcaklıkta tutulabilen, 1x1 cm’lik bakır uç, on saniye süreyle hiç basınç uygulanmadan temas ettirilerek yüzeyel ikinci derece yanık oluşturuldu. 100 cc serum fizyolojik ile tüm gruplar iki dakika boyunca yıkandı. Grup I’e (kontrol) bir işlem veya tedavi uygulanmadı. Grup II’ye (yanık kontrol) irrigasyon, Grup III’e (GSD) topikal GSD altı saatte bir dört kez (0, 6, 12 ve 18. saatlerde), Grup IV’e (havlıcan) topikal AO dört kez, Grup V’e (jel) topikal AO hazırlanmasında kullanılan plasebo topikal materyal dört kez uygulandı. Yara iyileşmesi bulguları histolojik olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Havlıcan grubunda; kolajen diskolorasyonunun diğer gruplara kıyasla derin dermise ilerlemediği, epidermis, kıl folikülleri ve sebase gland yapılarının yanık kontrol grubuna kıyasla korunduğu ve daha kalın bir epidermis tabakasının olduğu görüldü. Havlıcan grubunun yapısal olarak kontrol grubuna en yakın grup olduğu histopatolojik olarak saptandı. Havlıcan grubunda diğer üç gruba kıyasla; epidermis kalınlığının ve dejenere kıl kökü sayısının tüm saatlerde anlamlı oranda daha fazla olduğu saptanırken (p<0.05), damar sayısının dördüncü, toplam kıl kökü sayısının ise sekizinci saatte anlamlı oranda daha çok olduğu saptandı (p<0.05). Hem gruplar arası hem de grupların kendi süreçleri içindeki karşılaştırmalarda havlıcan grubunun; ödem, PMNL infiltrasyonu, kolajen diskolorasyonu, damar, kıl folikülleri ve glandula sebasea hasarı değerlendirilmesinde en düşük skorlara sahip olduğu saptandı.
TARTIŞMA: Alpinia officinarum içeren jeli ilk 24 saat içinde günde dört kez uygulamak deneysel temas tipi ikinci derece yanık modelinde etkilidir. GSD tedavisinden, özellikle uygulamanın ilk sekiz saatinde, önemli ölçüde üstündür.

KLINIK ÇALIŞMA
5. 
COVID-19 pandemisinin ilk 100 gününde ortopedik travma cerrahisi pratiğine etkisi: İstanbul’da bir üniversite hastanesinin deneyimi
The impact of COVID-19 pandemic in the first 100 days on orthopedic trauma surgery practice, the experience of a university hospital in Istanbul
Mahmut Kürşat Özşahin, Göker Utku Değer, Nuri Aydın
PMID: 34967425  PMCID: PMC10443172  doi: 10.14744/tjtes.2021.23796  Sayfalar 27 - 32
AMAÇ: Covid-19 pandemisinin tüm tıbbi uygulamalarda yarattığı hızlı ve etkili değişim ile travma cerrahisi pratiği de etkilendi. Pandeminin ilk 100 gününün ortopedi ve travmatoloji alanında referans üniversite hastanesinde yapılan operasyonlara olan etkisini bir önceki yılın aynı dönemiyle karşılaştırarak değerlendirmeyi ve uygulanan kısıtlamaların önemini göstermeyi amaçladık.
GEREÇ VE YÖNTEM: 18 Mart 2020 (elektif ameliyatları durdurduğumuz gün) ile 1 Temmuz 2020 (normalleşme sürecinin başladığı gün) arasında hastanemiz ortopedi ve travmatoloji kliniğinde gerçekleştirilen ameliyatlar, 2019 yılının aynı dönemiyle karşılaştırılmak üzere elektronik arşivden çıkarıldı.
BULGULAR: 2020 yılı Covid-19 kısıtlamalarının uygulandığı zaman aralığında yapılan 102 ameliyata karşı, 2019 yılının aynı döneminde 380 ameliyat yapıldığı görüldü. Covid-19 döneminde yapılan ameliyatların büyük bölümünü travma olguları oluşturmasına rağmen, bu olgu grubunda %25 oranında azalma ile 73’den 58’e düştüğü değerlendirildi (p<0.001). Kısıtlama döneminde ameliyat edilen travma hastaları arasında pediatrik gruptaki azalma (p<0.04) ve 65 yaş üstü hastalarda artış istatistiksel olarak anlamlı görülmüştür. Geçen yılın aynı dönemine göre diyabetik ayağa bağlı amputasyon olgularında %50 artış olduğu görüldü (p<0.001).
TARTIŞMA: Covid-19 salgını nedeniyle elektif olguların ertelenmesi, kapasite kullanımının azalmasına rağmen travma olgularının yeterli yönetimini sağladı. Ayrıca, okulların online eğitime geçmesi ve sokağa çıkma kısıtlamaları uygulanması pediatrik grubun travma sayılarında belirgin azalma sağladığı görüldü. Ameliyathane ve servislerin ayrılması, Covid-19 dışı hastaların korunmasında çok büyük bir etkiye sahip olduğu görüldü. Bu çalışmanın ışığında, sağlık politikalarına rehberlik edebileceğimizi ve diğer meslektaşlarımızın pandemi sürecinin olası yeni dalgalarını veya gelecekte meydana gelebilecek benzer süreçleri yönetmelerine yardımcı olabileceğimizi umuyoruz.

6. 
Geriatrik akut apandisitli hastalarda perforasyonla ilişkili faktörlerin belirlenmesi
Determination of factors associated with perforation in patients with geriatric acute appendicitis
Emine Emektar, Seda Dağar, Rabia Handan Karaatlı, Hüseyin Uzunosmanoğlu, Hakan Buluş
PMID: 34967426  PMCID: PMC10443166  doi: 10.14744/tjtes.2020.25741  Sayfalar 33 - 38
AMAÇ: Geriatrik hastalarda abdominal acillerinin tanınması ve tedavisi, genç popülasyona göre daha karmaşıktır. Biz bu çalışmada, akut apandisit tanısı alan geriatrik hastaların demografik özellikleri ve erken dönemde perforasyonla ilişkili faktörleri araştırmayı amaçladık.
GEREÇ VE YÖNTEM: Lokal etik kurul onayı alındıktan sonra, Ocak 2015–Aralık 2019 tarihleri arasında apendektomi yapılan 65 yaş ve üzeri hastalar çalışmaya alındı. Hastaların demografik verileri, fizik muayene bulguları, laboratuvar sonuçları incelendi. Hastalar, cerrahi raporlarına göre perfore ve basit apandisit olarak iki gruba ayrıldı.
BULGULAR: Çalışma süresince 72 hasta değerlendirildi. Çalışmamızda hastaların %48.6’sı erkek, ortanca yaş 71.5 idi (IQR 25–75, 68–80). Hastaların %28’inde perfore apandisit saptandı. Perfore apandisitli hastaların büyük çoğunluğunun erkek olduğu; kronik böbrek hastalığı ve ameliyat sonrası lokal komplikasyonların daha sık olduğu; lökosit, nötrofil, kan üre azotu, kreatinin ve toplam bilirubin değerlerinin yüksek; albümin değerlerinin daha düşük olduğunu tespit ettik ve bu farklılıklar istatistiksel olarak anlamlıydı (tüm değerler, p<0.05). Çok değişkenli analiz ise artmış nötrofil sayısının ve erkek cinsiyetin perfore apandisit ile anlamlı olarak ilişkili olduğunu gösterdi (sırasıyla, p=0.035, p=0.01).
TARTIŞMA: Kronik böbrek hastalığı olan geriatrik hastalarda yetersiz karın fizik muayene sonuçları nedeniyle perforasyon apandisit riski daha fazladır. Ek olarak, erkek cinsiyet ve artmış nötrofil sayısı perforasyonun bağımsız belirleyicileridir.

7. 
Acil serviste üst gastrointestinal kanama ile başvuran 80 yaş üstü hastalarda invaziv olmayan skorlama sistemleri kullanılarak olumsuz sonuçların tahmini
Prediction of adverse outcomes using non-endoscopic scoring systems in patients over 80 years of age who present with the upper gastrointestinal bleeding in the emergency department
Okan Bardakçı, Duygu Sıddıkoğlu, Gökhan Akdur, Güven Şimşek, Ünzile Atalay, Murat Das, Okhan Akdur, Yavuz Beyazit
PMID: 34967427  PMCID: PMC10443161  doi: 10.14744/tjtes.2020.27810  Sayfalar 39 - 47
AMAÇ: Varis dışı üst gastrointestinal (GİS) kanaması olan yaşlı hastalar için acil servis başvuruları artmaktadır. AIMS65 ve Glasgow-Blatchford skoru (GBS), bu hastalarda hastane içi ve taburculuk sonrası mortaliteyi, kalış süresini ve sağlıkla ilgili maliyetleri tahmin etmek için önerilen iki ayrı skorlama sistemidir. Bu çalışmanın amacı, 80 yaşında veya daha büyük olan UGIB hastalarında 30 günlük mortalite ve kalış süresini tahmin etmek için, Charlson komorbidite indeksi (CCI) ile birlikte bu skorlama sistemlerinin etkinliğini değerlendirmektir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi’ne başvuran varis dışı üst GİS kanamalı 182 hasta geriye dönük olarak incelendi. AIMS65, GBS ve CCI skorları hesaplandı ve olumsuz hasta sonuçları değerlendirildi.
BULGULAR: Hastaların ortalama yaşı 85.59±4.33 yıl idi ve hastaların 90’ı (%49.5) erkekti. AIMS65, 30 günlük mortaliteyi tahmin etmede GBS’den (sırasıyla, AUROC 0.695 vs 0.877) ve CCI’dan (sırasıyla, AUROC 0.526 vs 0.877) üstündür. Her üç skor da hastanede kalış süresini tahmin etmede yetersiz performans gösterdi. AIMS65 skoru için mortalite tahmininde, duyarlılık ve özgüllük en üst düzeye çıkaran kesme değeri 3 (duyarlılık, 0.87; özgüllük, 0.80; NPD, 0.977; PPD, 0.392), GBS için 14 (duyarlılık, 0.83; özgüllük, 0.51; NPD, CC23 için 0.923; PPD, 0.367) ve CCI için 5 (duyarlılık, 0.91; özgüllük, 0.22; NPD, 0.946; PPD, 0.145) olarak tespit edilmiştir.
TARTIŞMA: AIMS65, acil servis ayarlarında kolayca yapılabilen basit, doğru ve endoskopik olmayan bir skorlama sistemidir. UGIB’li yaşlı hastalarda 30 günlük mortaliteyi tahmin etmede GBS ve CCI’den daha üstündür.

8. 
Peroneal nekrotizan fasiit hastalığında anestezi tekniğini seçerken kullanılması gereken faktörler var mı?: İki merkezden bir kohortun tanımlayıcı analizi
Are there factors in the disease of peroneal necrotizing fasciitis which should be used when choosing the anesthetic technique?: Descriptive analysis of a cohort from two centers
Ömer Faruk Boran, Bülent Katı, Veli Fahri Pehlivan, Maruf Boran, Evren Büyükfırat, Mehmet Buğra Bozan, Osman Barut, Mehmet Kutlu Demirkol, Halil Çiftçi
PMID: 34967423  PMCID: PMC10443158  doi: 10.14744/tjtes.2020.15088  Sayfalar 48 - 56
AMAÇ: Mevcut çalışmada özellikli bir hastalık grubu olan Fournier’s gangrenli hastalarda kullanılacak anestezik yöntem seçiminde etki eden faktörlerin incelenmesi ve literatür eşliğinde tartışılması amaçlanmıştır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2014–Mayıs 2019 yılları arasında Fournier’s gangreni nedeniyle ameliyat edilen 113 hasta geriye dönük olarak değerlendirildi. Yetmiş sekiz hastanın spinal anestezi (Grup S), 35 hastanın ise genel anestezi (Grup G) ile ameliyat edildiği görüldü. Hastalar yaş, cinsiyet, kullanılan anestezi yöntemi (spinal, genel), uygulanan anestezik ajan sepsis varlığı, biyokimyasal, hematolojik ve enflamatuvar parametreler gibi bilgiler açısından değerlendirildi.
BULGULAR: Çalışmaya alınan hastaların FGSI skorları açısından değerlendirildiğinde de grup 1’deki hastaların daha düşük değerlere sahip oldukları görüldü (p=0.001). Ameliyat öncesi dönemde hastaların 87’sine (%77) tomografik inceleme yapıldığı görüldü. Hastaların tomografik görüntüleri incelendiğinde genel anestezi uygulanan hastalardan 13’ünde (%37.1) sağ/sol gluteal alandan birisi ya da her ikisinde de bulunan ve cilt altı dokuya dek uzanan içerisinde hava değerleri izlendiği görüldü. Genel anestezi seçimine etki eden faktörler incelendiğinde FGSI değerindeki artışın (r=0.482, p=0.001), sepsis varlığı ile (r=0.485, p=0.001) ve gluteal bölge tutulumu ile (r=0.628, p<0.001) pozitif yönde korelasyon izlenirken platelet değerlerindeki düşüşle de spinal anestezi uygulaması arasında ilişki olduğu görüldü (r=0.238, p=0.011).
TARTIŞMA: Fournier’s gangrenli hastalarda anestezi yöntem seçimi hastanın genel durumu, sepsis varlığı, kanama dizatezi bulunup bulunmaması, gibi faktörlerin yanı sıra FGSI indeksi ve tomografik olarak gluteal bölge tutulumu gibi pek çok faktörün etkilediği kompleks bir durum olup anestezi yöntem tercihinde hastaların risk-fayda dengesinin bireysel olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

9. 
1442 pediatrik yanık hastasının epidemiyolojisi ve sonuçları: Tek merkez deneyimi
Epidemiology and outcome of 1442 pediatric burn patients: A single-center experience
Özer Özlü, Abdulkadir Başaran
PMID: 34967435  PMCID: PMC10443157  doi: 10.14744/tjtes.2020.69447  Sayfalar 57 - 61
AMAÇ: Yanıklar özellikle gelişmekte olan ülkelerde çocuklarda sık görülen önemli bir mortalite ve morbidite sebebidir. Epidemiyolojik veriler, önleyici tedbirler için yol gösterebilir ve çocuklarda yanık olgularının azaltılmasına katkıda bulunabilir. Bu çalışmanın amacı yanık merkezinde yatarak tedavi edilen çocuk hastalarda yanıkların epidemiyolojik özelliklerini incelemek ve önleyici tedbirler önermektir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamızda 1 Ocak 2015–30 Haziran 2019 tarihleri arasında 3. basamak yanık merkezine yatırılarak tedavi edilen 1442 çocuk hastanın demografik ve epidemiyolojik verileri, yanık mekanizması, yanık etiyolojisi, yanık total vücut alanı yüzdesi (TBSA), tedavi sonuçları geriye dönük olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Yanık total vücut alanı (TBSA) yüzdesi 1442 hasta için 11.23±10.70 olurken hastanede yatış süresi 14.38±18.1 gün olarak bulundu. Hastaların %89.18’inde (n=1286) yanma olayı ev içerisinde gerçekleşmişti. Yanık etiyolojisinde tüm yaş gruplarında sıcak su ve çay ile yanma en sık görülürken, süt çocuğu döneminden sonra alev yanıkları artmakta, okul çağında elektrik yanıkları daha fazla görülmektedir. Toplam 10 hasta (%0.69) hayatını kaybetti. Bunlardan yedisi başka hastanelerden gelen gecikmiş hastalardı.
TARTIŞMA: Yanık merkezimizdeki çocuk hastaların çoğunluğu süt çocuğu ve erkek hastalar idi. Yaş arttıkça TBSA oranları ve hastanede yatış süresi de artmakta idi. Çocuk yanıkları genellikle okul öncesi çocuklarda ev içerisinde ve yanlarında bir ebeveyn varken olmaktadır. Bu nedenle bu çocukların gözetimini yapan aile bireylerine yönelik eğitim programı ve farkındalık yaratacak çalışmalara ihtiyaç vardır.

10. 
Mülteci ve yerel hastalar arasında komplike apandisit oranlarının karşılaştırılması
Comparison of complicated appendicitis rates between refugees and local patients
Saliha Karagöz Eren, Yunus Dönder
PMID: 34967436  PMCID: PMC10443165  doi: 10.14744/tjtes.2020.70025  Sayfalar 62 - 68
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, mülteci hastaların komplike apandisit ile başvurma olasılığının daha yüksek olup olmadığını belirlemeyi amaçlamaktadır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma kapsamında 2018–2020 yılları arasında akut apandisit tanısı ile yatırılarak, tedavi edilen hastalar değerlendirilmeye alındı, çalışma popülasyonu mülteci hastalar (n=140) ve yerel hastalar (n=386) olarak iki gruba ayrıldı. Çalışmanın birincil sonucu komplike apandisit oranlarıydı, semptomların süresi, apendektomiye kadar geçen süre, tanısal yöntemler ve hastanede kalış süresi ayrıca değerlendirildi. Ameliyat sırasındaki bulgular ve patoloji raporlarına göre olgular komplike ve non-komplike apandisit olarak sınıflandırıldı.
BULGULAR: Komplike apandisit oranları ve semptom süresi 72 saatten daha uzun olan hasta sayısı mülteci hasta grubunda istatistiksel olarak daha anlamlı idi (sırasıyla, p=0.009 ve n=186, p=0.000). Mülteci hastaların yaş ortalaması daha gençti ve erkek hasta oranı istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksekti (her ikisi için p=0.000). Gruplar arasında apendektomi zamanı, ameliyat süresi, cerrahi yöntem, hastanede yatış süresi ve tanısal yöntemler açısından anlamlı fark yoktu (p>0.05).
TARTIŞMA: Ülkemizde mülteci hastalar sağlık hizmetlerine eşit erişim imkanına sahip olmalarına rağmen, bu çalışmanın sonuçları mülteci hastaların daha yüksek komplike apandisit ve geç başvuru oranlarına sahip olduklarını göstermiştir. Mülteci hastaların sonuçlarını etkileyen faktörleri belirlemek için gelecekte yapılacak araştırmalara ihtiyaç vardır.

11. 
Evli kadınların eş şiddetine maruz kalma durumları: Türkiye’nin Doğusunda toplum tabanlı bir çalışma
Exposure of married women to spousal violence: A community-based study in Eastern Turkey
Evrim Çelebi, Edibe Pirincci, Ayşe Birsen Durmuş
PMID: 34967431  PMCID: PMC10443171  doi: 10.14744/tjtes.2020.47012  Sayfalar 69 - 77
AMAÇ: Kadına yönelik şiddet, kadınları eşitlik, güvenlik, haysiyet, öz değer ve temel özgürlüklerden yararlanma haklarından yoksun bırakan, kadınları değersizleştiren; kadınları erkeklere göre daha aşağı toplumsal bir durumda var olmaya zorlayan en önemli sosyal oluşlardandır ve sağlıklı toplumların oluşmasında önemli bir engel oluşturmaktadır. Bu araştırma, Türkiye’nin Doğusunda yer alan Elazığ il merkezinde yaşayan 15 yaş ve üzeri evli kadınların eş şiddetine maruz kalma durumlarını belirlemek amacıyla yapıldı.
GEREÇ VE YÖNTEM: Elazığ il merkezinde bulunan tüm aile sağlık merkezlerine gidilerek ilgili kayıtlardan sistematik örnekleme yapılarak 792 evli kadın seçildi. Veri toplama aracı olarak anket formu kullanıldı. Anket formu iki bölümden oluşmaktaydı. İlk bölümde katılımcıların yaşı, cinsiyeti, eğitim düzeyi, mesleği gibi demografik özelliklere ilişkin sorulara yer verilirken, ikinci bölümde şiddete maruz kalma durumlarını belirlemeye yönelik sorular soruldu. Anketler ev ziyaretleri yapılarak yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak dolduruldu.
BULGULAR: Araştırmaya katılan kadınların %51.5’i fiziksel şiddete, %82.9’u sözel/duygusal şiddete, %39.7’si cinsel şiddete, %47.6’sı ekonomik şiddete maruz kalmıştı. Kadının ve eşinin eğitim düzeyinin düşüklüğü, ailenin ekonomik durumunun kötü olarak algılanması, kadının gelir getiren bir işte çalışmıyor olması eşi tarafından hem fiziksel şiddet hem de ekonomik şiddet görmesinin önemli bir faktör olabileceği bulundu.
TARTIŞMA: Elazığ il merkezinde yaşayan evli kadınlarda eş şiddeti maruziyeti yüksektir. Sorunun bireysel, ailesel toplumsal düzeylerde çözümüne yönelik eğitim ve hizmet sunulmalıdır.

12. 
Karadeniz Bölgesi’nde “patpat” kazalarına bağlı ölümler
Deaths due to “patpat” accidents in the Black Sea Region, Turkey
Hüseyin Çetin Ketenci, Mehmet Altınok, Sait Özsoy, Halil Ilhan Aydoğdu, Muhammet Çelik, Nazım Ercüment Beyhun
PMID: 34967430  PMCID: PMC10443155  doi: 10.14744/tjtes.2020.46705  Sayfalar 78 - 83
AMAÇ: Günümüzde tarımsal üretim yapan birçok yerde traktör tarla sürme yük taşıma gibi birçok amaçla kullanılmaktadır. Yaygın kullanım alanına sahip olan traktörlerin yerine zamanla daha basit ihtiyaçlara uygun tarım araçları imal edilmiştir. Çalışması esnasında çıkardığı yüksek motor sesinden ötürü “patpat” olarak adlandırılan ve asıl amacı tarla sürmek olan araç bunlara örnektir. Patpatlar römork eklenmiş iki tekerlekli tek akslı traktörlerdir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Bu tanımlayıcı çalışmada; Adli Tıp Kurumu Trabzon Grup Başkanlığı’nda 2006–2017 tarihleri arasında otopsileri yapılan “patpat” kazası ile ilişkili ölümlerde olay yeri inceleme belgelerindeki bilgiler, otopsi ve laboratuvar bulguları ışığında, olgulara ait tanımlayıcı bilgiler ve olguların ölüm nedenleri analiz edildi.
BULGULAR: Olgular ortalama 47.6±20.3 yıl (medyan: 57, dağılım: 10–75 yıl) olan 17 (%81) erkek ve dört (%19) kadından oluşmuştur. Kazaların %85.7’si (n=18) tek taraflı patpat kazası idi. Kaza sonrasında patpatların %52.4’ü (n=11) karayolununu kenarında, %33.3’ü (n=7) bir derenin kenarında veya dik bir vadinin altında bulundu. Kaza sebeplerinin %33.3 (n=7) olguda patpatın virajda devrilmesi ve %85.7’sinde (n=18) patpatın devrilmesi veya yan dönmesi olduğu tespit edildi. En sık yaralanma şekli kaza esnasında araçtan (%38.1, n=8) fırlamaydı. Olguların %66.7’sinde (n=14) ölen kişi patpat sürücüsü idi.
TARTIŞMA: Patpat kazaları; kullanım sıkılığı, denetime elverişli olmaması ve özellikle kullanıldığı coğrafyanın zorlu şartları nedeniyle ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

13. 
Pediatrik el yanıklarının klinik sonuçları ve başlıca neden olarak çocuk ihmalinin değerlendirilmesi: Geriye dönük bir çalışma
Clinical outcome of pediatric hand burns and evaluation of neglect as a leading cause: A retrospective study
Abdulkadir Başaran, Mehmet Ali Narsat
PMID: 34967422  PMCID: PMC10443163  doi: 10.14744/tjtes.2020.13922  Sayfalar 84 - 89
AMAÇ: Çocuk yanıklarının çoğu yakınında bir yetişkin varken meydana gelmektedir. Bu durum yanık nedeni olarak yetişkin dikkatsizliği veya ihmalinin rolünü düşündürmektedir. Bu çalışmanın amacı pediatrik el yanıkları hakkında klinik veriler sağlamak ve çocuklarda yanık yaralanmalarında ihmalin rolüne dikkat çekmektir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya Eylül 2017–Ekim 2018 tarihleri arasında üçüncü basamak yanık merkezinde yatarak tedavi edilen çocuklar dahil edildi. Yaş, cinsiyet, yanık etiyolojisi, olay yeri, yakınlardaki erişkin varlığı, fiziksel istismar veya ihmal varlığı, yanık toplam vücut yüzey alanı, yatış süresi ve komplikasyonlar kaydedildi.
BULGULAR: Yanık merkezinde yatarak tedavi edilen 335 pediatrik yanık hastası arasından el yanığı olan 89 hasta çalışmaya alındı. Hastaların %79.8’i 6 yaş altındaydı. Yanık kazalarının %88.8’i iç mekanlarda meydana gelmişti. El yanıklarının çoğu haşlanma yanığı idi. Hastaların %71.9’unda yanık yaralanması esnasında yakınlarda bir yetişkin vardı. El yanığı olan hastaların 19’u (%21.35) ihmal olarak değerlendirildi. Tüm ihmal olguları altı yaşın altındaydı.
TARTIŞMA: Pediatrik yanıklar çoğunlukla ev içerisinde ve yakınlarda bir yetişkin varken meydana gelmiştir. Sıcak içecek tüketme alışkanlıkları, mutfakta tehlikeli pişirme uygulamaları ve farkındalık eksikliği yanık kazasına yol açan bazı önemli konulardır. Etiyolojik bir neden olarak ihmal el yanıklarının %21.35’inde tespit edilmiştir. Tekrarlanan yanık yaralanmalarının önlenmesi için genel önlemlerin yanı sıra hastaların değerlendirilmesinde ihmal bulgularına özellikle dikkat edilmesi gerekmektedir. Ebeveynin yetersiz denetim veya ihmali düşünüldüğünde resmi makamlara bildirimde bulunulmalıdır.

14. 
Libya sivil savaşında gerçekleşen ürolojik yaralanmalar
Urological injuries in the civil war of Libya
Özkan Onuk, Nusret Can Çilesiz, Arif Özkan, Elbrus Zarbaliyev, Nurten Dayıoğlu, Barış Nuhoğlu
PMID: 34967432  PMCID: PMC10443168  doi: 10.14744/tjtes.2020.57291  Sayfalar 90 - 93
AMAÇ: Bu makalede Libya sivil savaşında genitoüriner yaralanma sonrası ileri inceleme ve tedavi amacıyla tarafımıza transfer edilen hastaların tedavi sonuçlarını değerlendirmeyi ve sunmayı amaçladık.
GEREÇ VE YÖNTEM: Bir ya da daha fazla kombine 21 (%17.3) ürogenital yaralanması olan hasta olmak üzere toplam 121 yaralı hasta, Ekim 2014–Eylül 2016 arasında Yeni Yüzyıl Üniversitesi Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi’nde tedavi edildi.
BULGULAR: Yirmi bir hastanın 13’ünde (%61.9) patlayıcı silahlar, %8’inde (%38.1) mermi yaraları vardı. Yirmi bir hastanın yedisinde böbrek yaralanması (%33.4), beşinde (%23.8) üreteral yaralanma, beşinde (%23.8) mesane yaralanması, ikisinde (%9.5) skrotum, ikisinde (%9.5) penis yaralanması saptandı. Ürogenital sistem dışındaki organ yaralanmaları 21 hastanın tamamında eşlik etmekteydi. Böbrek yaralanması olan iki hastada nefrektomi yapıldı. Geri kalan hastalarda ürogenital organ rezeksiyonu yapılmadı. Ürogenital travma oranının karaciğer hasarı, genel enfeksiyon, kan transfüzyonu ve uzamış hastane yatışından daha fazla olduğu saptandı.
TARTIŞMA: Savaşla ilişkili cerrahi hastalarının ayrı ve standart olmayan bir kategori olarak ele alınması gerektiğini bilerek, her olgu ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hastalar multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilmeli ve doktorlar morbidite ve mortaliteyi etkileyen enfeksiyonların farkında olmalıdır.

15. 
COVID-19 pandemisi karantina döneminde pediatrik kırıkların özelliklerinin değerlendirilmesi
An evaluation of the characteristics of orthopedic pediatric traumas during the COVID-19 pandemic lockdown period
Alper Köksal, Yalkin Çamurcu, Ferdi Dırvar, Furkan Yapıcı, Hakan Akgün, Ozan Kaya
PMID: 34967433  PMCID: PMC10443156  doi: 10.14744/tjtes.2020.67681  Sayfalar 94 - 98
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, uygulanan sosyal izolasyon önlemlerinin COVID-19 pandemisine bağlı karantina döneminde pediatrik kırıkların özellikleri üzerindeki etkilerini araştırmaktır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Merkezimize 3 Nisan 2019–31 Mayıs 2019 (karantina olmayan dönem) ve 3 Nisan 2020–31 Mayıs 2020 (karantina dönemi) olmak üzere iki dönem arasında başvuran hastalar çalışmaya dahil edildi. Grup 1, karantina olmayan dönemde tedavi edilen 743 hastadan oluşurken, Grup 2, karantina döneminde tedavi edilen 615 hastadan oluşuyordu. Hastaların tıbbi kayıtları ve radyografileri hastanemizin bilgisayar veri tabanı üzerinden gözden geçirildi. Ek olarak, hastaların yaşı, cinsiyeti, kesin tanı, travmanın anatomik yeri, travma tipi (kırık, çıkık, tendon yaralanması, bağ yaralanması, kırıklı çıkık, açık kırık vb.), pediatrik kırık tipi (deplase kırık, torus kırığı, epifiz kırığı, patolojik kırık, vb.) ve tedavi yöntemi (konservatif/cerrahi) kaydedildi.
BULGULAR: Hastaların ortalama yaşı Grup 2’de anlamlı olarak daha düşüktü (p<0.001). Gruplar arasında travmaların anatomik lokalizasyonu açısından anlamlı farklılıklar vardı (p<0.001). Travma tipleri, pediatrik travma ve tedavi gruplar arasında anlamlı olarak farklıydı (sırasıyla, p<0.001, p<0.001 ve p<0.001). Cerrahi tedavi sıklığı Grup 2’de anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.001).
TARTIŞMA: Sonuçlarımız, COVID-19 pandemisi sırasında hasta demografisinde ve kırık özelliklerinde önemli farklılıklar göstermiştir.

16. 
Mandibula kondil kırıklarında farklı tedavi tekniklerin karşılaştırılması
Comparison of different treatment techniques in the mandibular condyle fracture
Nihal Durmuş Kocaaslan, Beyza Karadede Ünal, Melekber Çavuş Özkan, Berşan Karadede, Özhan Çelebiler
PMID: 34967439  PMCID: PMC10443169  doi: 10.14744/tjtes.2020.94992  Sayfalar 99 - 106
AMAÇ: Mandibula kondil kırıkları, intermaksiller fiksasyon (IMF) ile konservatif olarak veya açık redüksiyon ile tedavi edilmektedir. Birçok çalışmada bu tip kırıklar için optimal tedavi yöntemi tartışılmıştır. Bu çalışmada, mandibuladaki kondil kırıklarında uygulanabilecek konservatif teknikler ile cerrahi tekniğin karşılaştırılması amaçlanmıştır.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamızda 18–24 yaş arası kondil boynu kırığı tanısı konualarak üç farklı tedavi yöntemi ile tedavi edilmiş toplam 24 hastanın ameliyat öncesi ve sonrası arşiv bilgisayarlı tomografi kayıtları kullanılmıştır. Cerrahi müdahale uygulanmayan hastaların yaşına ve dişsel durumuna bağlı olarak intermaksiller fiksasyon (IMF) yapılabilmesi için toplamda 19 hastaya braketleme, ark bar ya da mini vida uygulanmış; sekiz adet hastaya sadece ortodontik IMF, 11 hastaya ise tek veya çift taraflı yükselticili okluzal splint IMF ile birlikte uygulanmıştır. Ayrıca beş hastaya da mini plak ile açık redüksiyon uygulanmıştır. Ortodontistler ve cerrahlar tarafından, klinik ve radyolojik olarak hastaların ameliyat öncesi ve altı aylık ameliyat sonrası değerlendirmeleri yapılmıştır.
BULGULAR: Tek taraflı kondil boynu kırığı olan hastalarda, iyileşme sonrasında, kondil ve mandibula’nın en çıkıntılı noktaları arasındaki uzaklık, etkilenmeyen taraf ile karşılaştırılarak IMF ile tedavi edilen hastalarda uzunluk farkı sadece 5.94 mm; braket ve splint uygulanan hastalardaki uzunluk farkı 3.36 mm (p<0.05); vidalı plaklar ile tedavi edilen hastalardaki uzunluk farkı 1.80 mm (p>0.05) olarak tespit edilmiştir. Lakin IMF, Oclusal Splint & IMF ve Mini Plak gruplarının, travma tarafı ve karşı taraf arasındaki karşılaştırmalarda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark (p>0.05) bulunmamıştır. Travma öncesi oklüzyonları bilinmeyen hastaların oklüzyonlar ortodontist tarafından yeniden konumlandırıldı ve hiçbir hastada ankiloz, açık kapanış, ağız açmada kısıtlılık, fasiyal asimetri, laterognati veya retrognati görülmemiştir.
TARTIŞMA: Uygun olgularda IMF’nin oklüzal splint ile uygulanması, açık redüksiyondan daha konservatif ve kabul edilebilir bir tedavi yöntemidir.

17. 
Delbet tip 2 femur boyun kırıklarında avasküler nekroz oluşması gerçekten engellenebilir mi?
Can formation of avascular necrosis really be prevented in Delbet type 2 femoral neck fractures?
Mehmet Sait Akar, Şeyhmus Yiğit
PMID: 34967429  PMCID: PMC10443173  doi: 10.14744/tjtes.2020.33568  Sayfalar 107 - 112
AMAÇ: Çocuklarda proksimal femur kırıkları oldukça nadir görülmektedir. Bu kırıklar avasküler nekroz, koksa vara, femurbaşı epifizinin erken kapanması gibi ciddi komplikasyonlarla sonuçlanabilmektedir. Bu çalışmanın amacı en çok görülen ve avasküler nekrozun yoğun olarak saptandığı delbet tip 2 kırıkların geriye dönük incelenmesini içermektedir.
GEREÇ VE YÖNTEM: Hastanemizde Ocak 2009 - Haziran 2018 yılları arasında tedavi edilen Delbet tip 2 kırıkları olan 42 hasta tarandı. Hastaların, kırıkların oluşum mekanizması, kırığın deplase olup olmaması, eşlik eden yaralanmaların varlığı, cerrahi zamanlaması, açık ya da kapalı redüksiyon yapılması ve vidaların epifiz hattını geçip geçmemesi, AVN verileri geriye dönük olarak incelendi.
BULGULAR: Taranan 42 hastadan takip grafileri ve dosyaları tam olan 34 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 11.02 yıl (1–17 yaş arası), ortalama takip süresi 40.82 ay (24–98 ay) idi. Hastaların takip grafileri incelendiğinde dokuz hastada (%26.5) avasküler nekroz, iki hastada (%5.9) koksa vara, bir hastada (%2.9) kaynamama geliştiği saptandı. Yüksek enerjili yaralanması olan ve başlangıçta kırık deplasmanı fazla olan hastalarda AVN oranı anlamlı olarak daha yüksek saptandı (sırasıyla, p=0.034, p=0.047).
TARTIŞMA: Delbet tip 2 kırıklarda bulgularımıza göre, travmanın şiddeti ve kırığın ilk yer değiştirmesi dışında tedavi süreciyle ilgili faktörlerin avasküler nekroz (AVN) gelişimi üzerinde önemli bir etkisi yoktur. Bu hastalarda yaş AVN gelişimi için risk faktörü olarak belirlenmemiştir.

OLGU SUNUMU
18. 
Teknesyum-99m işaretli RBC gastrointestinal kanama SPECT/CT ile rastlantısal yumuşak doku hematomu tespit edilen olgu
A case of soft tissue hematoma detected incidentally on 99m TC-labelled RBC gastrointestinal bleeding SPECT/CT
Rüya Erinç, Özge Vural Topuz, Müge Öner Tamam
PMID: 34967438  PMCID: PMC10443159  doi: 10.14744/tjtes.2020.90376  Sayfalar 113 - 115
Bu çalışmada, kliniğimize başvuran 49 yaşında bir kadın hastanın kanama yerinin lokalize edilmesi amacıyla 99mTc işaretli RBC gastrointestinal kanama sintigrafisindeki rastlantısal bir bulgu sunuldu. Hastanın ayrıca kronik böbrek yetersizliği olup ve femoral kateterizasyon için çeşitli müdahaleler yapılmıştı. Takip sırasında sağ inguinofemoral bölgede büyük bir yumuşak doku hematomu olarak değerlendirilen ve daha sonra SPECT/CT ile doğrulanan artmış aktivite tutulumu gözlendi. Yirmi dördüncü saatte alınan geç görüntüde, karın sağ tarafındaki bağırsak hattı boyunca bir aktivite birikimi, alt gastrointestinal kanamanın kanıtı olarak görüldü.

19. 
Künt multi-travma olgusunda teşhisi gecikmiş tam kat ana hepatik kanal yaralanmasının başarılı yönetimi
Delayed diagnosis and successful management of completely transected common hepatic duct in a blunt multitrauma patient
Mehmet Köstek, Özgür Bostancı, Tayfun Bilgiç, Muharrem Battal
PMID: 34967424  PMCID: PMC10443164  doi: 10.14744/tjtes.2020.22903  Sayfalar 116 - 119
Ekstrahepatik safra yolu yaralanmaları nadirdir ve çoklu travma hastalarında kolayca gözden kaçabilmektedir. Safra yolu yaralanması olan hastalar bu konuda özel bir yaklaşım ile tedavi edilmelidirler. Bu yazıda, ana hepatik kanalın tamamen ayrıştığı bir olgu ve tedavi yaklaşımı tartışıldı. Stabil olmayan hastalarda hasar kontrol cerrahisi de kullanılabilmektedir. Otuz iki yaşında erkek hasta, acil servise darp nedeniyle oluşan çoklu travma sonucu getirildi. Radyolojik görüntülemede kranyal, nazal, lumbar vertebral ve kostal kırıklar, sağ böbreğe azalmış kan akımı ve perihepatik, perisplenik sıvı mevcuttu. Bu safhada acil cerrahi düşünülmeyen hasta nöroşirürji doktorları tarafından ameliyat edildi. Takiplerinde, ameliyat sonrası ikinci günde hasta genel cerrahi kliniğine devredildi ve tanısal laparotomi uygulandı. Ana hepatik kanal tamamen ayrışmıştı ve hastanın hemodinamik olarak stabil olmaması nedeniyle hastanın safra yolunun eksternal fistül şeklinde bırakılmasına karar verildi. Hasta ameliyat sonrası 10. gününde taburcu edildi. Hastanın klinik takiplerine devam edildi ve elektif şekilde roux-n-y hepatikojejunostomi uygulandı. Ekstrahepatik safra yolları klinik olarak nadir görülmekle birlikte kompleks multitravma hastalarında bu konuda şüphelenmek gereklidir. Hasarın boyutu her hasta için özeldir ve tamir için kullanılan cerrahi teknik zorlayıcı olabilmektedir

20. 
Majör künt trakeal ve özofagus hasarında havayolu yönetimi: Olgu sunumu
Airway management of major blunt tracheal and esophageal injury: A case report
Kemalettin Koltka, Zerrin Sungur, Mehmet İlhan, Ali Fuat Kaan Gök, Emre Sertaç Bingül
PMID: 34967437  PMCID: PMC10443167  doi: 10.14744/tjtes.2020.81613  Sayfalar 120 - 123
Trakeanın transeksiyonel yaralanmaları oldukça nadirdir ve bu durumla anestezistlerin başa çıkması zor olabilir. Künt travmaların içinde oldukça küçük bir yer kaplayan toraks yaralanmaları, travma sonrası ölümlerin %25’ini oluşturmaktadır. Bunun sonucunda ortaya çıkan solunum yolu hasarı %0.5–2 oranında görülür. Tek bir travma merkezinden yakın zamanda yapılan bir çalışmada, künt toraks yaralanmaları nedeniyle trakeobronşiyal hasar insidansı %0.4 olarak saptanmış. Trakeal transeksiyonu olan hastaların çoğu, hava yolu kaybı nedeniyle olay yerinde hayatını kaybeder. Hastalar çoğunlukla, ses kısıklığından solunum kollapsına kadar değişen klinik özellik yelpazesine sahiptir. Derialtı amfizem olası trakeobronşiyal hasarı (TBH) düşündürmesi gereken en yaygın bulgudur. Konservatif yaklaşımın olumlu sonucları nedeniyle acil cerrahi girişim nadiren tercih edilir. Künt toraks travmasına bağlı trakeobronşiyal yaralanma sonrası trakeal entübasyona rağmen zor ventilasyon kliniğine sahip bir vakanın yönetimini sunuyoruz. Bu hastalarda fiberoptik bronkoskop (FOB), bölgeyi ve yaralanmanın ciddiyetini göstermek ve boyun eksplorasyonu, trakeanın primer end-to-end anastomozu, trakeostomi, faringostomi ve beslenme jejunostomisini sırasında güvenli hava yolunu sağlamak için zorunlu görünmektedir.

LookUs & Online Makale