p-ISSN: 1306-696x  |  e-ISSN: 1307-7945
Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi - Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 3 (3)
Cilt: 3  Sayı: 3 - Temmuz 1997
1. 
EL YIKAMA: NOZOKOMİYAL İNFEKSİYONLARIN ÖNLENMESİNDE ETKİN BİR YÖNTEM
Kaya Yorgancı, Metin Çakmakçı
Sayfalar 164 - 168
Makale Özeti |Tam Metin PDF

2. 
DENEYSEL KOLON YARALANMASINDA ANTİBİYOTİKLERİN ETKİNLİĞİ
THE EFFECT OF ANTIBIOTICS IN EXPERIMENTALLY INDUCED COLONIC INJURY
Abut Kebudi, Fahri Akyüz, Adnan İşgör, Nezahat Gürler, Gürkan Yetkin, Mehmet Mihmanlı
Sayfalar 169 - 174
Gelişen cerrahi teknikler ve destek tedavilerine rağmen, batın içi enfeksiyon veya peritonit önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olmaya devam etmektedir. Peritonit sebepleri arasında, fekal peritonit ayrı bir öneme sahiptir. Çünkü kolon florası aerob ve anaerobları kapsayan geniş bir spektrumu sahiptir. Sıçanlarda yaptığımız bu deneysel çalışmada, çekal perforasyon sonucu bir peritonit modeli oluşturulmuştur, Bu çalışmada, böyle bir patolojide yer alabilen ajan patojenler ve tedavide batının serum fizyolojik (SF) ile yıkanması ve güncel, geniş spektrumlu antibiyotiklerin etkinlikleri araştırılmıştır. Ajan patojen olarak, gram negatif (en sık E. Coli) ve anaerobların (en sık B. Fragilis) ön planda yer aldığı teyid edilmiş, SF ile yıkamanın bir faydası olmadığı ve uygulanan üç farklı antibiyotik grubunun (Sefriakson-Ornidazol, Seftazidim ve Meropenem) hem anaerob, hem de gram negatif bakterilere etkili olduğu saptanmıştır. Monoterapi olarak düşünüldüğünde, penetran batın yaralanmalarında olası kolon yaralanması da düşünülerek, seftazidim ve meropenemin uygun ampirik antibiyotik olarak kullanılabileceği gösterildi.

3. 
SAFRA VE PANKREATİK KANAL OBSTRÜKSİYONLARININ PANKREATİT OLUŞUMUNA ETKİSİ
ACUTE PANCREATITIS BY LIGATION OF COMMON BILE AND PANCREATIC DUCT
Orhan Demircan, Hüsnü Sönmez, Canan Ersöz, Asena Atay
Sayfalar 175 - 180
Bu çalışmada pankreas ve safra yolu obstrüksiyonunun pankreatit oluşumuna etkisi araştırıldı. Sıçanlar sham grubu (A), ana safra kanalı (AŞK) ligasyonu (B), ASK'nın pankreatik kısmın ortasından ligasyonu (C), ASK ve PK'ın duodenuma açıldığı noktadan ligasyonu (D) ve duodenumun proksimal ve distalinin ligasyonu (E) şeklinde 5 gruba ayrıldı. Sıçanlardan biliribin, alkalen fosfataz, kalsiyum, amilaz, laktik dehidrogenaz (LDH), C-reaktif protein (CRP) ölçümleri için 6. ve 36. saatlerde kan alındı. Sıçanlar 36. saatte sakrifiye edilerek pankreasları eksize edildi, yaş ağırlıkları tartıldı, histopatolojik olarak incelendi. Pankreatitin şiddeti D grubunda diğer gruplara göre anlamlı olarak yüksek bulundu. Sonuç olarak, pankreatit gelişen sıçanlarda amilazın yanında LDH ve CRP'nin erken dönemde yüksek bulunmasının spesifik olmamakla beraber akut pankreatit tanısı konulmasında yararlı olacağı düşünüldü. Pankreatik kanal içerisine safra reflüsünün ve kolesistokinin'in obstrüksiyonla meydana gelen akut pankreatitin patogenezinde önemli rol oynadığı kanısına varıldı.

4. 
PENETRAN MİDE VE ÖZOFAGUS YARALANMALARI
PENETRATING INJURIES OF THE STOMACH AND ESOPHAGUS
Şükrü Boylu, İbrahim H Taçyıldız
Sayfalar 181 - 184
1990 ile 1995 tarihleri arasında penetran abdominal travma nedeni ile opere edilen 521 olgudan, mide ve özofagus yaralanması saptanan 94(%18) olgu travma etkeni, yandaş organ yaralanması, tedavi yöntemleri, Penetran Abdominal Travma İndeksi (PATİ), morbidite ve mortalite açısından değerlendirildi. Olgularımızın 74'ü erkek, 20'si kadın olup, yaş ortalaması 33.5 idi. Travma etkeni 26 (%27.7) olguda kesici-delici aletler (KDAY), 68 (%72.3) olguda ateşli silahlardı (ASY). 3 (%3.3) olguda özofagus, 2 (%2.1) olguda özofagus + mide ve 89(%94.7) olguda mide yaralanması saptandı. Olguların 9 (%9.6)'unda izole mide yaralanması görülürken, 85(%90.4) olguda yandaş intraabdominal organ yaralanması okluğu görüldü. Özofagus yaralanması olan 5 (%100) ve mide yaralanması olan 91 olgudan 88(%96.7)'ine primer sütürle onarım yapıldı. 3 (%3.3) olguda geniş doku kaybı nedeniyle distal mide rezeksiyonu + gastroenterostomi yapıldı. Olguların hiçbirinde özofagus ve mideye yapılan operasyon ile direkt ilişkili olarak komplikasyon gelişmezken, yandaş organ yaralanmaları ile ilişkili olarak 8 (%8.5) olguda majör komplikasyon geliştiği belirlendi. 8 (%8.5) olgu intraoperatif olmak üzere toplam 15 (%15.9) olgu kaybedildi. Kaybedilen olgularda PATİ'nin, 6 ile 97 arasında olduğu ve ortalama değerin 46.4 olduğu görüldü. Sonuçlarımız, geniş doku kaybına neden olmayan mide ve özofagus yaralanmalarının primer sütür yöntemiyle hızlı ve güvenle onarılabileceğini, morbidite-mortalitenin daha çok yandaş organ yaralanmalarına bağlı olduğunu göstermektedir.

5. 
TORAKOABDOMİNAL YARALANMALAR
THORACOABDOMINAL INJURIES
İbrahim H Taçyıldız, İlhan İnci, Şükrü Boylu, Yılmaz Akgün, Nedimaban, Şemsettin Koç
Sayfalar 185 - 190
Şubat-1988 ile Şubat-1996 tarihleri arasında torakoabdominal yaralanma nedeni ile laparotomi yapılan 722 olgu yaş, cins, travma etkenleri, başvuru anında ölçülen kan basınçları, transfüzyon sayısı, torakotomi gerekliliği, organ yaralanmaları ve yaralanma sıklıkları, morbidite ve mortalite bakımından incelendi. Travma şiddeti, injury severity score (ISS) ve abdominal trauma index (ATI) ile değerlendirildi. Travma etkeni 387 (%53.6) olguda ateşli silah yaralanması (ASY), 157(%21.7) olguda kesici-delici alet yaralanması (KDAY), 178(%24.7) olguda ise künt travmalar (KT) idi. Olguların 522(%72.3)'sine kapalı toraks drenajı, 96(%13.3)'sına acil torakotomi, 21 (%3)'ine ise geç torakotomi yapıldı. ISS ve ATI değerlerinin, travma etkenlerine göre değişiklik gösterdiği ve ASY'da sonuçların daha yüksek olduğu saptandı (p<0.001). En sık yaralanan abdominal organ karaciğer (%37.5) olup, bunu ince barsaklar (%33.1) ve diyafragma (%30) izlemekte idi. Postoperatif gelişen, komplikasyonlar içinde en sık ampiyem (%5.7) görülürken, bunu ARDS (%2.5) ve intraabdominal abse (%2.1) izliyordu. Çalışmamızdaki genel morbidite oranı %19.4'tür. Serimizde en yüksek mortalite %14.2 ile ASY grubunda saptanmış olup, bunu %13.5 oranı ile KT ve %4.5 oranı ile KDAY'ları izlemekteydi. Genel mortalite oranı ise %11.9'dur. Sonuç olarak; torakoabdominal yaralanmalarda hemodinamik dengenin ciddi olarak bozulduğunu, bununla ilişkili olarak hızlı gelişen hipovoleminin mortalite oranını arttırdığını saptadık. Ayrıca, yaralanan abdominal organ sayısı 3'ün ve ATI değeri 37'in üzerindeki olgularda mortalite oranı belirgin olarak yükselmektedir (p<0.001).

6. 
DUODENUM YARALANMALARI
DUODENAL IN JURIES
Suavi Özkan, Alper Akınoğlu, Ömer Alabaz, Fulya Can Özkan
Sayfalar 191 - 194
Retroperitoneal lokalizasyonu nedeni ile duodenum yaralanmaları nadir görülür. Yüksek morbidite ve mortaliteye neden olur. Son 10 yıllık dönemde duodenum yaralanması nedeni ile kliniğimizde tedavi edilen 41 olgu, bu çalışmada retrospektif olarak incelenmiştir. Olgular Roman Sınıflamasına göre grublara ayrılmıştır: Pankreatik yaralanma bulunmayan, komplet veya parsiyel (intramural hematom veya ser-azal yaralanma) yaralanma saptanan 32 (%78) olgu tip I ve II, hafif pankreatik yaralanma bulunan 5 (%12) olgu tip III, ağır pankreas yaralanması, ağır duktal harabiyetin bulunduğu ve geniş devitalize duodenal dokunun bulunduğu 4 (%10) olgu ise tip IV olarak belirlendi. Otuz (%73) olguya duodenorafi, 4 (%10) olguya segmental rezeksiyon+anastomoz, 3 (%7.3) olguya divertikülizasyon, 2 (%5) olguya pilorik ekiklüzyon ve 2 (%5) olguya Whipple ameliyatları uygulandı. Duodenal fistül 4 (%10) olguda, sepsis 3 (%7.3) olguda gelişti. Peroperatif ve erken postoperatif dönemde 4 (%10) olguda hipovolemik şok; 3 (%7.5) olguda ise geç aperatif dönemde anastomoz kaçağı, sepsis ve multi-organ yetmezliği nedeni ile mortalite oluştu. Tip III ve Tip IV olguların tümünde mortalite gelişti.

7. 
TRAVMAYA BAĞLI NEGATİF LAPAROTOMİLER AZALTILABİLİR Mİ?
CAN THE NEGATIVE LAPAROTOMIES DUE TO TRAUMA BE REDUCED?
Semra Günay, Şefika Aksoy, Kazım Sarı, Bayram Kaya, Acar Aren
Sayfalar 195 - 199
Bu çalışmada 1996 yılı içinde acil cerrahi kliniğine başvurarak kesici delici alet veya ateşli silahlarla yaralanan yada kapalı karın travması nedeniyle kabul edilen olgular ile bunlardan laparotomi yapılanlar incelendi. Negatif laparotomi olguları üzerinde dikkatle durularak, sebepleri araştırıldı. Görüntüleme yöntemleri ile laboratuvar desteğinin daha çok alınması halinde bu oranın (%29) düşebileceği belirlendi; ancak gecikmiş laparotominin morbiditesi ile karşılaştırıldığında anılan ikinci yolun hasta lehine her zaman tercih edilmesi gerektiği sonucuna varıldı.

8. 
AKSESUAR PATELLA (PATELLA BİPARTİTA)
THE ACCESSORY PATELLA (BIPARTITE PATELLA)
Atıf Aydınlıoğlu, Nihat Tosun, Halil Arslan, Fuat Akpınar, Ali Doğan, Tansel Alış
Sayfalar 200 - 206
Patella bipartita radyografik incelemelerde rastlantı olarak görülür. Bu aksesuar kemik çoğunluklu asemptomatik görülmesine rağmen, nadiren ağrılı olmaktadır. Patella bipartita'nın karakteristik aksesuar ossifikasyon merkezi superolateral kadranda bulunur. Aksesuar patella'nın genellikle klinik öneme sahip olmadığı düşünülmüştür. Fakat son zamanlarda, bu kemikçiğin anterior diz ağrısına sebep olabileceğine dair artan bir ilgi bulunmaktadır. Bu çalışmada Ortopedi ve Travmatoloji polikliniğine müracaat eden hastalardan elde edilen 310 radyografi üzerinde aksesuar patellanın mevcut olup olmadığı araştırıldı. Olgulardan 3'ünde aksesuar patellaya rastlandı. Üçü de erkek olan olgulardan birisi semptomatik bulundu. Bu kemikçik genellikle anatomik ve radyolojik araştırmalarda rastlantı olarak karşılaşılan asemptomatik bir varyasyondur. Fakat patella travmatize olduğu zaman aksesuar patella semptomatik hale gelebilir. Aksesuar patella ile patella arasındaki kıkırdak dokuda meydana gelen bir fraktür ve kıkırdak dokunun yeterli iyileşme göstermemesi, semptomların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

9. 
KÜNT KARACİĞER YARALANMALARINDA CERRAHİ TEDAVİ YÖNTEMLERİ
SURGICAL TREATMENT METHODS IN BLUNT LIVER INJURIES
İbrahim H Taçyıldız, Bilsel Baç, Celalettin Keleş
Sayfalar 207 - 212
1986 ile 1996 yılları arasında künt abdominal travma sonucu karaciğer yaralanması gelişen 129 olguya cerrahi tedavi yapıldı. Olgular travma etkenleri, tanı yöntemleri, yandaş yaralanmalar, morbidite ve mortalite açısından incelendi ve majör yaralanmalarda uygulanan cerrahi tedavi yöntemlerinin etkinliği ve sonuçları karşılaştırıldı. Minör yaralanmalarda elektrokoter veya 'U' sütürler kullanıldı. Majör yaralanmalarda Debridman + selektif ligasyon + omental tamponad (DSO), Derin matress sütür (DMS), Rezeksiyonel Debridman (RD) veya Perihepatik Packing (PP) yöntemleri uygulandı. Travma etkeni olguların 79'unda trafik kazaları, 37'sinde yüksekten düşme ve 13 'ünde darp idi. 67 olguda majör, 62 olguda ise minör karaciğer yaralanması saptandı. 84 olguda yandaş abdominal organ yaralanmaları vardı. Karaciğer yaralanmasına bağlı komplikasyonlar dikkate alındığında; DMS uygulanan olgulardaki morbidite oranının, DSO ve RD uygulanan olgulara göre istatiksel olarak anlamlı oranda daha yüksek olduğu belirlendi (p<0.001). Genel mortalite oranı %20.2 olarak bulundu. Kaybedilen 26 olgudan 6 (%23.1)'sı minör yaralanma, 20 (%76.9)'si majör yaralanma grubunda idi. Sonuçlarımız, majör yaralanmalarda yaralanma derecesi ile birlikte mortalitenin de arttığını, portal triadın geçici oklüzyonu ile birlikte uygulanan DSO ve RD yöntemlerinin, operasyon süresini uzatmadan, transfüzyon sayısında artışa neden olmadan, DMS yöntemlerine göre daha az morbidite ve mortalite ile uygulanabileceğini göstermektedir.

10. 
PENETRAN ABDOMİNAL TRAVMALARDA MORTALİTEYE ETKİLİ FAKTÖRLER
FACTORS EFFECTING MORTALITY IN PENETRATING ABDOMINAL TRAUMA
İbrahim H Taçyıldız, Nedim Aban, Atilla Öztürk, Yüksel Arslan, Yılmaz Akgün
Sayfalar 213 - 217
D.Ü. T. F Genel Cerrahi Anabilim Dalında Ocak-1990 ile Ocak-1995 tarihleri arasında penetran abdominal travma nedeni ile 521 olguya cerrahi tedavi yapıldı. Çalışma, kaybedilen 61 olguda mortalite nedenleri ve mortalite ile direkt ilişkili f aktörlerin belirlenmesi amacı ile planlandı. Olgular yaş, cins, travma etkeni, yaralanma-operasyon intervali, şok varlığı, yandaş organ ve damar yaralanmaları, Penetran Abdominal Travma İndeksi (PATI), kan transfüzyonu sayısı açısından değerlendirildi. Bu faktörler ile mortalite arasındaki ilişki araştırıldı. Olgularımızın 459 (%88.1)'u erkek, 62 (%11.9)'si kadındı. ASY'na maruz, kalan 352 (%67.6) olguda mortalite oranı %15.6 iken; KDY'na maruz, kalan 169 (%32.4) olguda bu oran %3.6 idi. Yaralanan abdominal organ sayısı 3'ün üzerinde olan olgularda mortalitenin arttığı, 5'in üzerinde ise mortalitenin %34.5'e kadar çıktığı görüldü. PATI ile mortalite arasındaki ilişki incelendiğinde, 36'nın üzerinde mortalite oranının arttığı, 55'in üzerinde ise bu oranın %35 olduğu belirlendi. Serimizde, penetran abdominal travmalarda ilk 48 saat içindeki ölümlerin temel sebebinin irreverzibl sok ve koagülopati olduğu; bunun yanında 4'ten fazla intraabdominal organ yaralanması, eşlik eden kranial ve damar yaralanmalarının mortaliteyi arttıran önemli faktörler olduğu saptandı. PATI'nin abdominal travma şiddeti ve morbiditenin belirlenmesinde kullanışlı bir skorlama sistemi olduğu, ayrıca mortalitenin belirlenmesinde de yardımcı olabileceği belirlendi.

11. 
KLİNİĞİMİZDE GÖRÜLEN ÜROGENİTAL TRAVMALARIN GENEL ÖZELLİKLERİ
THE GENERAL SPECIALTIES OF GENITOURINARY TRAUMA IN OUR CLINIC
Cüneyd Özkürkçügil, Semih Ayan, Cafer Uçar, Yener Gültekin
Sayfalar 218 - 221
1983-1996 yılları arasında genitoüriner travma nedeniyle kliniğimizde takip edilen 134 hastanın 102'sinde künt, 23 'ünde penetran travma saptandı. Travma sebebleri arasında trafik kazaları birinci sırada idi. Genito üriner travmalar içinde birinci sırayı %29.8 ile üretra rüptürü aldı. Bunu sırasıyla böbrek, mesane, penis, skrotal ve hem mesane hemde üretra travmaları takip etti. Üriner sistem travmalarına %30.5 ile pelvis kırıkları ve %9.7 ile gastrointestinal sistem yaralanmaları eşlik etti. En sık görülen komplikasyon üretra darlığı idi. Mortalite oranı %5.2 olarak tespit edildi. Kaybedilen hastaların %71 'i 60 yaşın üzerinde olup hepsinde multipl organ yaralanması vardı.

12. 
İSTANBUL İLİNDE BULUNAN FARKLI STATÜDEKİ ÜÇ EĞİTİM HASTANESİNİN ACİL VE KAZA SERVİSLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
EVALUATION OF ACCIDENT AND EMERGENCY SERVICES OF THREE DIFFERENT TYPES OF TEACHING HOSPITALS IN ISTANBUL
Gökhan Adaş, Fulya Sarvan, Rıza Küpelioğlu, Korhan Taviloğlu
Sayfalar 222 - 227
Acil ve kaza servisleri acil sağlık zincirinin en önemli birimlerinden birini oluşturur. Bu zincir acil yardım ve kurtarma ile başlayıp; taşıma, acil ve kaza servisleri ve rehabilitasyon hizmetleri ile devam etmektedir. Bu zincirde yer alan acil ve kaza servislerinin temel ödevi zaman kaybetmeden yaralı hastaya bakım ve tedavi yapmaktır. Amacımız İstanbul İlinde faaliyet gösteren farklı statüdeki üç eğitim hastanesinin acil ve kaza servislerini genel plan ve fiziksel organizasyon açısından inceleyerek iyileştirme önerileri getirmektir. Bu amaçla Haseki Devlet Hastanesi, İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi ve SSK Okmeydanı Eğitim Hastanesi araştırılmıştır. Sonuçlar dünya standart ve normlarıyla karşılaştırılarak iyileştirme önerileri getirilmiştir.

13. 
KAFA TRAVMALARINDA TRAVMA ŞİDDET GRUPLARI VE İNTRAKRANİYAL LEZYON TİPLERİNE GÖRE SONUÇLARI TAHMİN ETMEDE FİBRİN YIKIM ÜRÜNLERİ VE D-DİMER'İN ROLÜ
THE ROLE OF FIBRIN DEGRADATION PRODUCT AND D-DIMER FOR ESTIMATING PROGNOSIS ACCORDING TO SEVERITY OF TRAUMA AND INTRACRANIAL LESION TYPES IN HEAD INJURY
Ali İhsan Ökten, Etem Beşkonaklı, İsmail Sertel, Şükrü Yenice, Önder Akay, Fikret Ergüngör, Yamaç Taşkın
Sayfalar 228 - 232
Bu prospektif çalışma kafa travmalarında çeşitli parametrelere göre sonuçları tahmin etmek için koagülasyon testlerinden fibrin yıkım ürünleri (FYÜ) ve D-Dimer kullanılarak yapılmıştır. Çalışmaya hafif travmalı 31, orta şiddette travmalı 24, şiddetli travmalı 23 hasta alınmıştır. Hafif travma grubunda; FYÜ %32.2, D-Dimer %61.3, orta şiddetli travma grubunda FYÜ %41.7, D-Dimer %75, şiddetli travmalarda FYÜ %86.2, D-Dimer %100 oranında yüksek olarak bulunmuştur. İntrakraniyal lezyon tiplerine göre; beyin parenkiminde hasar yapan lezyonlarda (çökme kırıkları, intraserebral hematom, ateşli silah yaralanmaları), FYÜ %75-100, D-Dimer %100, beyinde kompresyon etkisi oluşturan lezyonlarda (epidural hematom, akut subdural hematom, subaraknoid kanama) ise FYÜ %40-63.4, D-Dimer %66-100 arasında, bilgisayarlı tomografisi normal olan hastalarda FYÜ %25, D-Dimer %50 oranında yüksek olarak bulunmuştur. Yaşayan hastalarda FYÜ %40, D-Dimer %71.6, ölen hastalarda FYÜ %88.8, D-Dimer %96.4 oranında yüksek konsantrasyonda saptanmıştır. Bu çalışmada; FYÜ'leri ve D-Dimer konsantrasyon düzeyleri, travma şiddeti, intrakraniyal lezyon cinsi ve prognozu tahmin etme açısından ilişkili bulunmuştur.

14. 
ŞOK PARAMETRELERİNİN ŞOK VE MORTALİTEYİ BELİRLEMEDEKİ ETKİNLİKLERİ
THE EFFECTIVENESS OF SHOCK PARAMETERS FOR SHOCK AND MORTALITY DETERMINATION
Ali Şahin, Cemalettin Ertekin, Recep Güloğlu, Sümer Yamaner, Yılmaz Bilsel
Sayfalar 233 - 242
Travma sonrası şoka eğilimli hastaların erken belirlenmesi ve etkili resussitasyon hayat kurtarıcı olmaktadır. İstanbul Tıp Fakültesi Travma ve Acil Cerrahi Ünitesine başvuran ve Travma Şiddet Skoru (ISS) 25'den yüksek olan 25 hastada, spesifik sok parametrelerinin (Laktat Seviyesi, Baz Açığı, Gastrik İntramukozal pH) şok tayini ve mortalite yönünden etkinlikleri araştırıldı. Başvuru anında yapılan ölçümlerde Laktat Düzeyinin şok tayinindeki hassasiyeti %96, Baz Açığının %64 olarak bulundu. Mortalite yönünden ise son ölçümlere göre Gastrik İntramukozal pH'nın, Baz Açığının ve Laktat Düzeyinin hassasiyet oranları sırasıyla %100, %66 ve %11 olarak saptandı. Sonuçta şok tayininde Laktat ölçümlerinin, mortalite yönünden de Gastrik İntramukozal pH ölçümlerinin daha güvenilir olduğu kanısına varıldı.

15. 
KÜNT VE PENETRAN KARIN TRAVMALARINDA KAPALI VE AÇIK LAVAJ TEKNİKLERİNİN KIYASLANMASI
COMPARISON OF OPEN AND CLOSED LAVAGE TECHNIQUES IN BLUNT AND PENETRATING ABDOMINAL TRAUMA
İhsan Diler Özaçmak, Mustafa Baloğlu, Atalay Işık, Hasan Lice
Sayfalar 243 - 246
3 yıllık sürede, künt veya penetran batın travması nedeniyle, acil başvuran hastalara, prospektif ve randomize olarak açık ve kapalı tekniklerle lavaj uyguladık. 134'ü künt, 55'i penetran travmaya karşı kalan 189 hastadan 102'sine açık, 87'sine kapalı (perkütan) teknikle lavaj yapıldı. Her hastada, uygulanan teknik, lavaj için gereken zaman aktif operasyon süresi, geriye alınabilen sıvı miktarı, mikroskopik sonuçlar, aperatif bulgular ve komplikasyonlar kaydedildi. Sonuçlar Fisher'in exact t testi ile değerlendirildi. Açık DPL grubunda belirgin pozitif lavaj süresi ortalama 11±8 dk. (3-24), kapalı grupta ise 3±2 dk.(1-10) oldu (p<0.05). Mikroskopik pozitif lavaj ise açık grupta 22±16 dk. (8-55), kapalı grupta 24±9 dk. (11-47) bulundu. Bu işlem esnasında harcanan aktif operasyon süresi açık grupta 12±7 dk. (4-37), kapalı grupta ise 4±2 dk. (1-21) oldu (p<0.05). Geri alınan sıvı miktarı açısından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunamadı. Çalışma sonuçları göz önüne alınınca, kapalı metodun ilk uygulama kolaylığı ve hastaların daha rahat talere etmeleri, gerekse kazandırdığı zaman faktörü çerçevesinde ilk tercih edilmesi gereken teknik olduğuna inanıyoruz.

16. 
HEMOBİLİA VE GASTROİNTESTİNAL KANAMA İLE SEYREDEN BİR POLİARTERİTİS NODOSA (PAN) OLGUSU
A CASE OF POLYARTHRITIS NODOSA (PAN) PRESENTING WITH HEMOBILIA AND GASTROINTESTINAL BLEEDING
Ekrem Kaya, Ruhi Sayar, Halil Özgüç, Sema Özuysal
Sayfalar 247 - 250

LookUs & Online Makale