| 1. | PENETRAN KARIN TRAVMALARINA YAKLAŞIM APPROACH TO PENETRATING ABDOMINAL TRAUMA Erhan Aysan, Cemalettin Ertekin, Acar Aren, Recep GüloğluPMID: 11705041 Sayfalar 78 - 81 Makale Özeti | |
| 2. | SEPSİSTE HEMOPOETİK BÜYÜME FAKTÖRLERİNİN ETKİNLİĞİ THE EFFECTIVENESS OF HEAMOTOPOIETIC GROWTH FACTORS IN SEPSIS Gülşen Yılmaz, Mustafa Aldemir, Ruşen Yılmaz, Hüda Diken, Hüseyin Büyükbayram, Yılmaz AkgünPMID: 11705042 Sayfalar 82 - 86 Bu çalışmada, 54 adet Sprague-Dawley cinsi rat üzerinde intraabdominal sepsis oluşturularak, Granülosit Koloni Sümük Edici Faktör (G-CSF) ve Granülosit-Makrofaj Koloni Stimule Edici Faktör (GM-CSF)gibi hemapoietik büyüme faktörlerinin sağkalım, periferik kan tablosu ve makrofaj fagositik aktivitesi üzerine olan etkileri araştırıldı. Çalışmanın ilk aşamasında; her birinde 7'şer denek bulunan 3 grup ile başlandı. Her bir deneğe çekal ligasyon ve delme (ÇLD) uygulanarak sepsis oluşturuldu. Kontrol grubuna; 2x0.2 cc % 5 dextroze SC enjekte edildi. G-CSF grubuna; 2x 1 g G-CSF 0,2 cc %5 Dextroz içinde SC enjekte edildi. GM-CSF grubuna; 1x2 g GM-CSF 0,2 cc %5 Dextroz içinde SC enjekte edildi. Bu 3 grupta kriter olarak 7 günlük sağkalım dikkate alındı. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, her birinde 11 denek bulunan 3 grup kullanıldı. Aynı işlemler bu gruplara da uygulandı. Postoperatif 24 ve 72. saatlerde lökosit sayısı, periferik yayma ve 72. saatte peritoneal ve alveoler makrofajlara bakıldı. G-CSF verilen rotlarda, kontrol grubuna göre anlamlı derecede nötrojilik lökositoz gelişti (p < 0.001). Buna karşın, peritoneal ve alveoler makrofajların fagositik aktivitelerinde bir değişim olmadı. GM-CSF ise sepsiste lökosit sayısını değiştirmeksizin makrofajların fagositik aktivitesi üzerine pozitif etki gösterip, periferik kanda nötrofili, monositoz ve lenfositopeniye yol açtı. G-CSF, GM-CSF ve kontrol grubunda 7. günde sağ kalım oranı sırasıyla %71.4, %28.5 ve %42.8 bulundu. Sonuç olarak sepsis yerleştikten sonra G-CSF uygulanımı, periton makrofajlarının fagositik aktivitesini etkilememesine karşın, periferik kan nötrofillerinde ve ortalama sağkalımda artış meydana getirmiştir. GM-CSF ün sepsisli organizmaya uygulanması ile uyarılan makrofajların fagositik yeteneklerinin ve nötrofil fraksiyonunun arttığı, ancak sağ kalımın olumsuz yönde etkilendiği görüldü. |
| 3. | KOLOKOLİK ANASTOMOZ GÜVENLİĞİNDE FİBRİN DOKU YAPIŞTIRICININ ETKİNLİĞİ EFFECTIVENESS OF FIBRIN SEALAN IN COLOCOLIC ANASTOMOSIS H Gülşen Yılmaz, Mustafa Odabaşı, Hüseyin Büyükbayram, Bilsel BaçPMID: 11705043 Sayfalar 87 - 90 Anastomoz kaçakları, özellikle acil kolorektal cerrahide, hastanede kalış süresi ve mortaliteyi önemli oranda artıran bir komplikasyondur. Bu nedenle dokuların biyolojik yapışmasını kolaylaştıracak bir faktör kullanarak anastomoz ayrılmasını önlemeyi planladık. Bu amaçla 48 adet, Sprague-Dawley cinsi erkek sıçan ile her biri 12 denekten oluşan 4 grup oluşturuldu. Tüm gruplara inen kolonda kolokolik anastomoz, ikinci ve dördüncü gruplara ek olarak anastomoz etrafına fibrin yapıştırıcı uygulandı. Üçüncü ve dördüncü gruplarda ise bu işlemlerden önce peritonit oluşturuldu. Anastomoz patlama basıncı ölçümleri ve histopatolojik değerlendirmede peritonitti deneklerde kolokolik anastomoz iyileşmesinin bozulduğu gözlenirken fibrin doku yapıştırıcı uygulanması ile hem normal karında hem de peritonit varlığında, anastomoz güvenliğinin ve iyileşmenin pozitif yönde etkilendiği saptandı. |
| 4. | DOKUZ YILLIK TRAVMA OLGULARIMIZ OUR TRAUMA CASES OF THE LAST NINE YEARS Ahmet R Hatipoğlu, Erdal Karagülle, Kemal Karakaya, S Feridun Gökçe, İlker AbcıPMID: 11705044 Sayfalar 91 - 95 Genç nüfus popülasyonunda önde gelen ölüm nedenlerinden olan travma, son dokuz yıllık travmalı olgu kayıtlarımız retrospektif incelenerek gözden geçirildi. 1.7.1990-11.4.1999 tarihleri arasında travma nedeniyle kliniğimize yatırılan 212 olgudan 190'ı (%89.6) ameliyat edilip 22' sine (%10.4) seçici gözlem uygulandı. Olgulardan 36' sı kadın (%17), 176'sı (%83) erkekti. Yaş ortalaması 32.4(16-81) olarak bulundu. Olgulardan 93' ü (%43.9) trafik kazasına (TK), 56' sı (%26.4) kesid-delici alet yaralanmasına (KDAY), 33' ü (%15.6) ateşli silah yaralanmasına (ASY), 30' u (% 14.1) künt travmaya maruz kalmıştı. Tanı, TK (%95.1) ve künt travmada (%76.9) çoğunlukla diagnostik peritoneal lavaj (DPI), ASY da fizik muayene (%59.4), KDAY da ise fizik muayene ve lokal yara eksplorasyonu (%77.5) ile konuldu. TK ve künt travma olgularında en fazla yaralanan organ dalak (%51.4), penetran travmalarda ise ince barsaklardı (%35.8). Negatif laparotomi oranımız literatürden fazla olup 47 olgu (%24.7) negatif eksplorasyon olarak değerlendirildi. Negatif laparotomi ile en fazla KDAY h olgularda (%49) karşılaşıldı. Ancak seçici gözlem uygulanan 22 olgunun 17' si (%77.3) son iki yıl içindeydi ve son iki yıl içinde 6 olgu negatif laparotomi olarak değerlendirildi. Son iki yılda ki olgularımız göz önüne alındığında negatif laparotomi oranımız % 14 bulundu ve önceki yıllara göre düşüş gösterdiği görüldü. Mortalite ve morbidite oranımız kabul edilebilir düzeydedir. |
| 5. | ERKEN POSTOPERATİF DÖNEMDE CERRAHİ KARIN KESİLERİNİN AÇILMASINDA ETKİLİ FAKTÖRLER FACTORS AFFECTING DISRUPTION OF SURGICAL ABDOMINAL INCISIONS IN EARLY POSTOPERATIVE PERIOD Günay GürleyikPMID: 11705045 Sayfalar 96 - 99 Karın ameliyat yaralarının postoperatif dönemde açılması erken relaparotomi nedenlerinin başında gelmektedir.Yüksek mortalite nedeniyle dikkatler medikal ve cerrahi profilaksi üzerine yoğunlaşmıştır. Profilaksinin yöneleceği risk faktörlerinin iyi bilinmesi gerektiğinden araştırmamızda keşi ayrılmasına katkıda bulunan faktörlerin aydınlatılması hedeflenmiştir. Bu amaçla son 25yıllık dönemde rastladığımız majör karın ameliyatlı 38 abdominal evisserasyon olgusunun hastane kayıtları retrospektif olarak incelendi. Evisserasyon oranı %0.92'dir. Olguların %76'sı erkek, %79'u 50 yaş üzerinde, ve ortalama yaş 58'dir. Primer ameliyatların %61'i acil endikasyonludur. Ameliyat gerektiren primer patolojiler incelendiğinde malign tümör (%21), infeksiyöz hastalıklar (%21) ve barsak tıkanmaları (%18), obstrüktif ikter (%16) ön plandadır. Postoperatif dönemde en sık karşılaşılan yandaş komplikasyon olarak yan enfeksiyonu ve entero-kutan veya biliyer fistül gelişimi saptanmıştır. Olguların %44'ünde belirgin bölgesel ve yerel infeksiyon vardır. Olguların %79'unda eviserasyona neden olan iki veya daha çok risk faktörü vardır. Evisserasyon olgularımızda mortalite %37'dir. Sonuçta ileri yaş ile birlikte, malignite, obstrüktifikter, septik patolojiler, karın içi basınç artışı yaratan patolojilerin mevcudiyeti; yara enfeksiyonu ve fistül gelişimi gibi komplikasyonlar; evisserasyon gelişmesinde etkili olumsuz faktörler olarak bulunmuştur. Yandaş sorunlar ve esas cerrahi patoloji nedeniyle yüksek riskli olgularda postoperatif eviserasyon gelişimi yüksek mortaliteye neden olmaktadır. |
| 6. | PERİTONİTLİ HASTALARDA MANNHEIM PERİTONİT İNDEKSİNİN ETKİNLİĞİ EFFECTIVENESS OF MANNHEIM PERITONITIS INDEX IN PATIENTS WITH PERITONITIS Selman Sökmen, Ahmet Çöker, Tarkan Ünek, Pars Tunçyürek, Seymen BoraPMID: 11705031 Sayfalar 100 - 103 Peritonit ve intra-abdominal sepsisli hastalara uygulanacak tedavi seçeneklerinin belirlenmesi ve tedaviye yanıtın tahmin edilmesi, her dönemde ilgili hekimlerin başlıca amaçlarından birisi olmuştur. Ancak bugüne kadar bu amaçlarla önerilen skorlanı sistemleri beklentilere tam anlamıyla yanıt verememiştir. Son 20 yılda önerilen skorlama sistemlerinden Mannheim Peritonit İndeksi(MPİ), uygulama kolaylığı ve etkinliği ile oldukça ön plana çıkmıştır. Bu skorlama sisteminin değerlendirilmesi amacıyla 1995-1999 yılları arasında Ege ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dallarında değişik etiyolojilere bağlı peritonit ve intra-abdominal sepsisli 325 olgu retrospektif olarak hastane kayıtlarından incelenmiştir. Hastaların 258'i(%79.4) şifa veya selah ile taburcu edilmişken, 67'si (%20.6) ise kaybedilmiştir. Ölen hastaların tümünde MPI skoru 26 ve üstündedir. Bu hastalarda ortalama değer 30.23 7.05 iken, şifa veya selah ile taburcu edilenlerde değer ortalaması 18.55 6.67 olmuştur. Tek tek ele alındığında, MPI'inde belirleyici olan risk faktörleri ile eksitus olanlar ve olmayanlar bakımından kestirimde bulunma oranlan arasında anlamlı farklılık saptanmıştır. Sonuç olarak MPI'nin, peritonit veya intra-abdominal sepsis durumlarında prognozu belirleyici etkin bir skorlama sistemi olduğu kanısına varıldı. |
| 7. | NEKROTİZAN PANKREATİT'İN CERRAHİ TEDAVİSİNDE MORBİDİTE VE MORTALİTEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER THE FACTORS EFFECTING MORBIDITY AND MORTALITY IN SURGICAL TREATMENT OF SEVERE NECROTIZING PANCREATITIS Cumhur Arıcı, Taner Çolak, Okan Erdoğan, Levent Döşemeci, Alihan Gürkan, Mehmet Öğüş, Güner ÖğünçPMID: 11705032 Sayfalar 104 - 109 Nekrotizan pankreatit (NP), akut pankreatitin en şiddetli formudur ve yüksek morbidite ve mortaliteye sahiptir. Bu retrospektif çalışmada, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Kliniğinde Şubat 1993-Temmuz 2000 tarihleri arasında ameliyat edilen 11 hastanın (17 erkek, 5 kadın, yaş ortalaması 52.714) verilerini değerlendirerek, kliniğimizin deneyimini aktarmak ve NP olgularındaki cerrahi tedavisinde morbidite ve mortaliteye etki eden faktörleri tanımlamayı amaçladık. Hastaların tamamında preoperatif tanı ve laparatomi endikasyonu klinik bulgulara (akut batın ve eşlik eden sepsis, septik şok veya organ yetmezliği varlığı) ek olarak abdominal Bilgisayarlı Tomografi ile konuldu ve çalışmaya laparotomide pankreatik ve peripankreatik nekroz varlığı ispatlanan olgular dahil edildi. Hastaların demografik verileri, klinik bulguları, başvuru anındaki APACHE-II skoru, çoklu organ yetmezliği (ÇOY) ve lokorejyonel komplikasyonların (IRK) morbidite ve mortalite ile olan ilişkisi araştırıldı. İstatistiksel yöntem olarak Fisher'in kesin Ki-kare testi kullanıldı ve p<0.05 değeri anlamlı olarak kabul edildi. Yirmi-iki hastaya toplam 97 (1-23, ortalama 4.44.9) cerrahi girişim uygulandı. Toplam 17 hastada (%77) LRK komplikasyon görüldü. En sık gelişen komplikasyon intra-abdominal abse idi (15 hasta). Lokorejyonel komplikasyon gelişimi ile uzamış hastanede yatış süresi ve artmış cerrahi girişim sayısı arasındaki ilişki anlamlı bulundu (p>0.05). Sekiz hasta (%36) eksitus oldu. Başvuru anındaki APACHE-II skoru 10 ve altında olan 7 hastada mortalite görülmedi. APACHE-II skorunun 10'nun üzerinde olduğu 15 hastadan 8'i öldü. Toplam 7 (%32) hastada çoklu organ yetmezliği gelişti ve bu hastaların 6'sı (%86) eksitus olurken, bu oran çoklu organ yetmezliği gelişmeyen hastalarda %13 olarak bulundu. Başvuru anındaki yüksek (> 10) APACHE-II skoru (p=0.02) ve tedavi sırasında gelişen ÇOY(p = 0.002) ile mortalite arasındaki anlamlı bulundu. Sonuç olarak NP'in cerrahi tedavisinde, başvuru anındaki APACHE-II skorunun > 10 olması ve hastanın takibi sırasında ÇOY gelişiminin mortaliteye etkili olabileceği, buna karşın LRK gelişiminin hastanede kalış süresi ve cerrahi girişim sayısını arttırdığı halde mortaliteyi etkilemediği sonucuna varıldı. |
| 8. | PEDİYATRİK HASTALARDAKİ GENİTOÜRİNER SİSTEM TRAVMALARININ RETROSPEKTİF DEĞERLENDİRİLMESİ A RETROSPECTIVE ANALYSIS OF GENITOURINARY TRAUMA IN PEDIATRIC PATIENTS Hakan Kılıçarslan, Semih Ayan, Gökhan Gökçe, Ertan Kayağan, E Yener GültekinPMID: 11705033 Sayfalar 110 - 112 Bu çalışmada, kliniğimizde, son on yılda ürogenital sistem travması nedeniyle hospitalize edilerek tedavisi ve takibi yapılan 34 pediyatrik hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların 6'sı (9617.6) kız, 28'i (9682.4) erkek olup, yaş ortalaması 10.1 yıl (2.5-17 yıl) idi. Hastalardaki yaralanma nedenleri 24 hastada (%70.6) trafik kazaları, 9'u nda (%26.4) yüksekten düşme, 1'inde (%3) ateşli silah yaralanması idi. Hastaların 13'ünde (%38.2) böbrek, 13'ünde (%38.2) üretra, 4'ünde (%11.7) mesane, 3'ünde (%8.8) testis, 1'inde(%2.9) penis yaralanması mevcuttu. Hastalar taburcu edildikten sonra takip süresi ortalama 11.2 ay (6-12 ay) idi. Komplikasyonlar, üretra yaralanması olan 2 hastada üretral darlık, mesane yaralanması olan l hastada mesane boynunda darlık idi. Sonuç olarak çalışmamızdaki çocuklarda genitoüriner sistem travmaları literatürle benzer olarak en sık künt travmalar şeklinde, trafik kazaları ve düşmeler sonucunda olup, erkeklerde kızlara oranla daha fazla idi. Çalışmamızdaki en sık yaralanan organlar böbrek ve daha sonra üretra ve mesane olup, yaralanma sonrası komplikasyonlar nadir idi. Bununla birlikte pediyatrik hastalarda takibin önemli olduğu akılda bulundurulmalıdır. |
| 9. | PERİFERİK DAMAR YARALANMALARI PERIPHERIC VASCULAR INJURIES Hasan Berat Cihan, Öner Gülcan, Abdussamet Hazar, Rıza TürközPMID: 11705034 Sayfalar 113 - 116 1994-2000 yılları arasında Turgut Özal Tıp Merkezi Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniğinde 60 damar yaralanması vakası görülmüştür. Olguların 48'i erkek (%80), 12'si kadın (%20) olup yaşları 5-70 (ortalama 28.9) arasındaydı. Olguların yaralanma nedenleri; 34'ü (56.6) kesici-delici alet, 14'ü (%23.3) ateşli silah, beşi (%8.3) iatrojenik ve yedisinin (%11.6) künt travma sonucu olduğu belirlenmiştir. Olguların 45'inde (%75) tam kesi, 14'ünde (%23.3) parsiyel kesi, birinde (%1.6) psödoanevrizma mevcuttu. Yaralanmalar 34 hastada (%56.6) üst ekstremitede, 26 hastada (%43.4) alt ekstremitede idi. Damar yaralanmalarının lokalizasyonu sıklık sırasına göre; femoral arter 12 olgu (%20), radial arter 10 olgu (%16.6), popliteal arter 10 olgu (%16.6), brakial arter dokuz olgu (%15), aksiller arter dokuz olgu (% 15), ulnar arter altı olgu (%10), tibialis posterior arter üç olgu (965) ve tibialis anterior arter bir olgu (%1.6) şeklinde idi. Olguların dokuzunda (%15) yandaş ven yaralanması, 10 olguda (9616.6) ise sinir yaralanması vardı. Hastaların hastaneye ortalama varış süreleri 3 saat 30 dakika idi. Ortalama 95 dakika sonra revaskülarizasyon için operasyona alındılar. Cerrahi metod olarak vakalarda; 27 (%45) otojen safen ven interpozisyonu, 19 (%31.6) rezeksiyon + uç uca anastomoz, 10 (%16.6) lateral tamir, üç (% 3.2) sentetik greft ve bir (%1.6) ligasyon uygulandı. Serimizde ekstremite kurtarılma oranımız % 98.2 dır. Hastaların hastanede ortalama kalış süreleri 14.4 gündü. Hastalarımızın hastanede kalış süresi içerisinde mortalite görülmedi. |
| 10. | PARÇALI PATELLA KIRIKLARININ TEDAVİSİNDE PARSİYEL PATELLEKTOMİ'NİN ORTA DÖNEM SONUÇLARI THE MODERATE PERIOD OUTCOME THE PARTIAL PATELLECTOMY IN THE TREATMENT OF COMMINUTED PATELLA FRACTURES Cumhur C Kesemenli, Mehmet Subaşı, Turgut Kırkgöz, Hüseyin Arslan, N Serdar NecmioğluPMID: 11705035 Sayfalar 117 - 121 Vücudun en büyük sesamoid kemiği olan patellanın kırıkları tüm iskelet yaralanmalarının % 1 'ini oluşturmaktadır. Parçalı patella kırıklarının tedavisinde parsiyel patellektomi önerilmektedir. Kliniğimizde 1986-1997 yılları arasında parçalı patella kırığı nedeniyle parsiyel patellektomi yapılan 25 olgudan takibi yapılabilen 18 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Olguların 5'i (%27.8) bayan, 13'ü (%72.2) erkekti. Oluş mekanizmasına göre; hastaların 11'i (%61) trafik kazası, 4'ü (%22) yüksekten düşme, 2'si (%11) ateşli silah aralanması, 1'i (%6) ise göçük altında kalma idi. Ortalama yaş 34.3'tü (13-65). Olgulardan 10'unda (%55) sol, 8'inde (%45) sağ dize parsiyel patellektomi uygulandı. Ek patoloji 10 (%56) olguda saptandı. Ortalama 5,2 (3-11) yıl takip edilebilen olguların tümünde iyileşme tam olarak görüldü. Sonuçlar Noyes tarafından geliştirilen Cincinnatti diz skoruna göre 5 (%30) hasta mükemmel, 8 (%42) hasta iyi, 3 (%17) hasta orta, 2 (%11) hastada kötü olarak değerlendirildi. Parsiyel patellektomi, parçalı patella kırıklarında tedavi seçeneğidir. İleriki yıllarda görülen pateller eklem yüzeyinde genişleme ve ekstansör mekanizma içinde kompansatuar olarak gelişen ossifikasyon, osteoartroz gibi değerlendirilebilir, ancak bunun olgularımızın diz eklemi fonksiyonlarında önemli bir kayıp meydana getirmediği görüldü. |
| 11. | ÇOCUK FEMUR CİSİM KIRIKLARININ KONSERVATİF TEDAVİSİNİN BİR KOMPLİKASYONU OLARAK GÖRÜLEN ROTASYONAL DEFORMİTELER (GÖRÜLME SIKLIĞI VE KLİNİK SONUÇLAR) ROTATIONAL DEFORMITIES AS THE COMPLICATION OF THE CONSERVATIVE TREATMENT IN CHILDREN'S FEMORAL SHAFT FRACTURES (FREQUENCY AND CLINICAL RESULTS) Davut Keskin, Naci Ezirmik, Lütfü TatlıPMID: 11705036 Sayfalar 122 - 125 Bu çalışmada konservatif olarak tedavi edilen çocuk femur cisim kırıklarında rotasyonal deformitelerin hangi sıklıkta ve büyüklükte görüldüğü fizik muayene bulguları ve ayak gelişme açısının ölçülmesiyle tesbit edilmeye çalışılmış ve bunların klinik sonuçları değerlendirilmiştir. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda 1992-1999yılları arasında traksiyon ve pelvipedal alçı ile tedavi edilen 82 femur cisim kırıktı çocuktan kontrolleri yapılabilen ve tek taraflı kırık olan 50'si çalışmaya dahil edilmiştir. Yaşları 4 gün -13yıl (ortalama 4.2 yıl) olan olguların 11'i (%22) kız, 39'u (%78) erkektir. Traksiyonda kalma süresi 10-25 (ortalama 18.1)gün, alçıda kalma süresi ise 20 gün 12 hafta arasında ortalama 8.4 haftadır. Olgular 5 ay ile 6yıl arasında, ortalama 3.5yıl takip edilmişlerdir. Ayak gelişme açısı; 21 olguda (%42) ortalama 2.1° artmış, 26 olguda (%52) ortalama 4.9° azalmıştır. Ayak gelişme açısındaki değişiklik takip süresi 1 yılın altında olanlarda, büyük çocuklarda ve kırık yeri proksimalde olanlarda daha fazladır (p< 0.01). Ancak son kontrollerinde hiçbir hastanın ve ebeveyninin şikayeti yoktur, fizik muayene bulguları ve yürüyüş muayeneleri normaldir. Bu çalışmanın sonucunda çocuk femur cisim kırıklarının konservatif tedavisinden sonra sorun yaratan ve tedavi gerektiren rotasyonal deformitelerin alışılmış bir komplikasyon olmadığı kanaatine varılmıştır. |
| 12. | OBSTRUKTİF SARILIĞA NEDEN OLAN PANKREAS BAŞINDA KİST HİDATİK VAKASI HYDATID CYST IN THE PACREATIC HEAD CAUSING OBSTRUCTIVE JAUNDICE Adil Koyuncu, Deniz Çulcu, Muzaffer Akıncı, Haldun Sunar, Soykan Arıkan, Onat ArınçPMID: 11705037 Sayfalar 126 - 128 61 yaşında 69 kg. ağırlığında erkek hasta obstrüktif sarılık düşünülerek 1.Cerrahi Kliniği'ne sevk edilmiş. Sırt ağrısı, iştahsızlık ve sarılık şikayeti nedeniyle bir hafta dahiliye kliniğinde tetkik edilen hastada alkol kullanma öyküsü bulunmuyor. Fizik muayenede batın sağ üst kadran palpasyonla ağrılı, safra kesesi hidropik olarak palpe ediliyor. Üst batın tomografide pankreas başında 22 mm. çapında düzgün kontürlü kist mevcut. Hastaya exploratris laparotomi planlandı. Peroperatif yapılan kist aspirasyonunda kist hidatiğin laminar membranı ile karşılaşılınca pankreas başındaki lezyonun kist hidatik olduğuna karar verildi. Kolesistektomi, koledokoduodenostomi, parsiyel kistektomi ve kapitonaj uygulandı. Hasta postoperatif dönem sonrası 800 mg/gün Albendazol başlanılarak taburcu edildi. |
| 13. | BÖBREK KİST HİDATİĞİ VE SİTUS İNVERTUS TOTALİS (OLGU SUNUMU) RENAL HYDATID CYST AND SITUS INVERSUS TOTALIS (A CASE REPORT) Necmi Kurt, Gürhan Çelik, H Fehmi Küçük, Özden Gül, Erol Kuroğlu, Gülüm Altaca, Mustafa GülmenPMID: 11705038 Sayfalar 129 - 130 |
| 14. | KALP NAFİZ KURŞUNLANMA SONRASINDA EKSTERNAL İLYAK ARTERDE HAVA EMBOLİSİ (OLGU SUNUMU) Bullet embolism of the right external iliac artery following cardiac gunshot wound (a case report) Necmi Kurt, Hasan Fehmi Küçük, Gürhan Çelik, Recep Demirhan, Gürhan Çelik, Özden Gül, Serhat Ektirici, Mustafa GülmenPMID: 11705039 Sayfalar 131 - 133 |
| 15. | KÜNT TRAVMATİK AORT YARALANMASI: ACİL SERVİSTE DOĞRU VE ERKEN TANI PROBLEMİ (OLGU SUNUMU) OUR TRAUMA CASES OF LAST NINE YEARS Hakan Güven, Ekrem Kaya, Havva ŞahinPMID: 11705040 Sayfalar 134 - 137 Acil servise ulaşabilen Künt travmatik aort yaralanması olguları oldukça enderdir. Bu hastaların genellikle multipl travmaya maruz kalmış olması tanı ve tedavilerini daha komplike hale getirir. Bu tanının akla getirilmesi, teşhis için ilk basamaklardan biridir. Bu nedenle, multitravmalı tüm hastalarda künt aort yaralanması olasılığı daima düşünülmelidir. Bu olgu sunumu, künt kafa travması, intraabdominal kanama nedeniyle öncellikle laparotomi yapılan ve daha sonra peroperatuvar künt aort yaralanması da tanısı konan bir travma hastasında geç tanının nedenlerini tartışmak üzere yapılmıştır. |