p-ISSN: 1306-696x | e-ISSN: 1307-7945
Cilt : 12 Sayı : 3 Yıl : 2026

Hızlı Arama




Scopus CiteScore SCImago Journal & Country Rank

Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi - Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 12 (3)
Cilt: 12  Sayı: 3 - Temmuz 2006
TÜRKÇE
1. 
Travma ve yanık ağrısı
Pain in trauma and burns
Sacit Güleç, Ayten Bilir
PMID: 16850354  Sayfalar 175 - 183
Travma dışarıdan saldırıların neden olduğu doku hasarıdır. Nörohümoral ve fizyolojik işlevlerden oluşan stres cevap travmatik hasardan sonra tedavi edilmemiş organizmanın yaşama şansının artmasına neden olur. Hasardan sonra yetersiz ağrı kontrolunun sekeli fizyolojik olmaktan uzaktır. Kronik nöropatik ağrı travmanın sık rastlanan bir sekelidir. Travma ve yanık kurbanlarının ağrı tedavileri hemodinamik değişiklikler ve solunum depresyonu korkusu nedeni ile genellikle yetersizdir. Ağrının erken ve hatta preemptif tedavisinin sonraki analjezik ihtiyacını azalttığı gösterilmiştir. Ağrı tedavisinde her hastanın ihtiyaçları farklı olacağından analjezi indüksiyonu dikkatli olarak, ideali yakın monitorizasyon altında titre edilerek yapılmalıdır. Travma ve yanık ağrısının tedavisinde farmakoterapi ve girişimsel yöntemler geniş bir çeşitlilikte kullanılabilmektedir.

2. 
Nitrik ve hidroklorik asidin sistemik ve lokal etkileri: Sıçan modelinde deneysel çalışma
Comparison of systemic and local effects of nitric acid and hydrochloric acid: an experimental study in a rat model
Oktay Eray, Cenker Eken, Cem Oktay, Tekinalp Gelen, Ali Berkant Avcı
PMID: 16850355  Sayfalar 184 - 188
AMAÇ: Bu çalışmada temizlik amaçlı yaygın olarak kullanılan %45 nitrik asit (NHO3) ve %18’lik hidroklorik asidin (HCl) lokal ve sistemik etkileri belirlemeyi amaçladık.
GEREÇ-YÖNTEM: Bu ileriye dönük, deneysel ve plasebo kontrollü çalışma Akdeniz Üniversitesi hayvan laboratuvarında gerçekleştirildi. %45’lik NHO3 ile %18’lik HCl plasebo ile karşılaştırıldı. Solüsyonlar her biri 10 sıçandan oluşan 3 gruba ağızdan verildi. Solüsyonlar verilmeden önceki ve sonraki pH ve kalsiyum değerleri ölçülerek, meydana gelen metabolik değişiklikler izlendi. Ayrıca patolojik değişiklikler ile ölüm oranları da kaydedildi.
BULGULAR: Solüsyonların verilmesinden 30 dakika sonra yapılan ölçümlerde, HCl (Ca artışı için p=0.007, pH’deki azalma için p=0.023) ve NHO3 (Ca artışı için p=0.006, pH’deki azalma için p=0.001) grubunda kalsiyum seviyelerinde anlamlı olarak artış, pH seviyelerinde ise azalma saptandı. Ayrıca, Ca ve pH değerlerinde değişiklikler açısından üç grup ANOVA ile karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı fark bulundu. Yapılan çoklu karşılaştırmada farkın kontrol grubundan kaynaklandığı saptandı. Mide ve özofagusun patolojik incelemesinde gruplar arasında anlamlı fark bulunurken (p=0.009 (Ö) ve p=0.016 (M)), farkın yine kontrol grubundan kaynaklandığı saptandı (p=0.543 (Ö), p=0.244 (M) NHO3 vs HCL). Otuzuncu dakikadaki ölüm oranları NHO3 grubunda %20, HCl grubunda %60 ve kontrol grubunda ise %0 idi.
SONUÇ: NHO3 ve HCl alımları sonrası ciddi metabolik ve hafif lokal patolojik değişiklikler olabilir. Bu maddelerin alımları sonrası oluşan ölümleri engellemek için yeni çalışmalara ihtiyaç vardır; halk sağlığı önlemlerinin arttırılması gerekir.

3. 
Hipotansif sıçan modelinde düşük doz dopamin infüzyonunun böbrek koruyucu etkisi: Deneysel çalışma
The protective effect of low-dose dopamine on renal functions in hypotensive rats: an experimental study
Hatice Kaya, Hale Tufan, Mehmet Özdoğan, Gülnaz Arslan
PMID: 16850356  Sayfalar 189 - 194
AMAÇ: Bu çalışmada hipotansif sıçan modelinde düşük doz dopamin infüzyonunun böbrek koruyucu etkisi araştırıldı.
GEREÇ-YÖNTEM: Çalışmada kontrol, hipotansiyon, dopamin ve dopamin+hipotansiyon gruplarına ayrılan Wistar cinsi 40 sıçan kullanıldı. Hipotansiyon yaratmak için sodium nitroprussid infüzyonu kullanıldı ve iki saatlik çalışma süresince kan ve idrar örnekleri toplandı.
BULGULAR: Hipotansiyon grubunda kan üre nitrojen düzeyinin çalışmanın birinci saatinde anlamlı derecede yükseldiği, fakat çalışma süresinin sonunda bu farkın kaybolduğu gözlendi. Dopamin infüzyonunun kreatinin ve potasyum klirensine etkisi gözlenmedi. Sadece dopamin verilen sıçanlarda natriürez gözlenmezken, dopamin verilen hipotansif sıçanlarda idrar sodyum atılımının anlamlı derecede arttığı saptandı.
SONUÇ: Düşük doz dopamin infüzyonunun farmakolojik olarak oluşturulan hipotansiyonun erken safhasındaki kan üre nitrojen yükselmesine karşı engelleyici etki gösterdiği saptandı.

4. 
Travma skorlamasına farklı yaklaşım
A different approach to trauma scoring
Haluk İnce, Nurhan İnce, Korhan Taviloğlu, Recep Güloğlu
PMID: 16850357  Sayfalar 195 - 200
AMAÇ: Travma nedeniyle hayatını kaybeden olguların Acil Cerrahi ve Travma Merkezine (ACTM) gelişteki Yaralanma Ağırlık Skoru (YAS) ile otopsi esnasındaki YAS karşılaştırıldı. Yaralanma Ağırlık Skoru 14 puanın altında (önlenebilir ölümler olarak tanımlanan) olgular araştırılarak sonuçların diğer ülkelerdeki verilerle karşılaştırılması amaçlandı.
GEREÇ-YÖNTEM: Çalışma 1 Ocak 2000 ile 31 Aralık 2002 tarihleri arasında İstanbul Tıp Fakültesi ACTM ile Adli Tıp Kurumu’nda gerçekleştirildi. Üç yıllık bir dönemde travma nedeniyle ölen ve otopsisi yapılabilen 160 olgu incelendi.
BULGULAR: Otopsi sırasında saptanan YAS değeri 14’ün altında olan (önlenebilir ölüm) olgularının oranı %3 (n=4), YAS değeri 16-66 olan (önlenmesi muhtemel ölüm) olguların oranı %96, YAS değeri 75 olan (ölümün önlenemez olduğu) olgu oranı %1 (n=1) olarak bulundu. Acil Cerrahi ve Travma Merkezine gelişlerde ise bu oranlar; YAS değeri 14’ün altında olan %12 (n=19), YAS değeri 16-66 olan %68 (n=109), YAS değeri 75 olan %20 (n=32) idi. Otopsi sırasında hesaplanan YAS değeri ile ACTM’ye gelişlerinde saptanan YAS değerleri arasında zayıf da olsa bir ilinti saptandı (r=0.16; p=0.04).
SONUÇ: Travmalı hastalarda YAS değerlendirmesinin kullanılmasında birtakım güçlükler vardır. Ölüme katkısı olan alkol, ilaç kullanımı gebelik gibi fizyolojik değişiklikler YAS’da gösterilmemektedir. YAS’ın güncellenerek geliştirilmesi gereklidir. Bu sayede kliniklerin bakım kalitesinin değerlendirilmesi ve travma merkezlerinin standardizasyonu daha doğru yapılabilir.

5. 
2005 yılı 8. Ankara Aciller Toplantısı’na katılan 52 hekimin resüsitatif torakotomi girişimi ile ilgili görüşleri
Remarks of 52 physicians participating into 8th Ankara Emergency Rooms (ERs) Meeting 2005 on resuscitative thoracotomy intervention
Mehmet ERYILMAZ, Mehmet ÖZDOĞAN, H. Fatih AĞALAR
PMID: 16850358  Sayfalar 201 - 208
AMAÇ: Bu çalışmada 2005 yılı 8. Ankara Aciller Toplantısı’na katılan ve Ankara’daki çeşitli acil servislerde çalışan toplam 52 hekimin resüsitatif torakotomi (RT) girişimi ile ilgili görüşleri belirlenmeye çalışıldı.
GEREÇ-YÖNTEM: Hekimlerin RT girişimine dair görüşlerine yönelik 14 soru içeren anket formu hazırlandı. Anketörler formları tek başlarına yanıtlama yöntemi ile doldurdular. Verilerin analizinde Student t-testi ve ANOVA yöntemleri kullanıldı.
BULGULAR: Ankete katılan hekimlerin RT’nin %65,4 acil serviste yapılması gerektiği, %69,23 uzman hekimler tarafından yapılması gerektiği; ancak endikasyon kesin olduğunda herkesin deneyimli olmak koşulu ile yapabileceği görüşünde oldukları ve katılımcıların %96,15’inin mezuniyet sonrası eğitim kursları kapsamında eğitim almak istedikleri saptandı.
SONUÇ: Tıp eğitimlerimizde resüsitatif torakotomiye ait teorik ve pratik eğitim politikası yeniden gözden geçirilmelidir. Acil servislerde bu konuda ciddi organizasyonlara gidilmesi, resüsitatif torakotomi işleminin deneyimli kişiler tarafından uygulanması, endikasyonlarının çok iyi belirlenmesi ve acil servis çalışanları hekimlere mezuniyet sonrası eğitim kursları düzenlenerek öğretilmesi gerekir.

6. 
Yetişkinlerde parçalı intraartiküler distal radius kırıklarının açık redüksiyon ve voler plaklamayla tedavisi
Treatment of comminuted intra-articular fractures of the distal radius by open reduction and volar plating in adults
Bülent Erol, Cihangir Tetik, Evrim Şirin, Barış Kocaoğlu
PMID: 16850359  Sayfalar 209 - 217
AMAÇ: Parçalı intraartiküler distal radius kırıklarında voler plaklama ile tedavi edilen yetişkin hastaların orta dönem takip sonuçları sunuldu.
GEREÇ-YÖNTEM: 1999-2003 yılları arasında parçalı intraartiküler distal radius kırığı nedeniyle ameliyat edilen erişkin hastalardan 23 tanesine açık redüksiyon ve voler plaklama uygulandı. Düzenli takipleri yapılan 19 hasta (11 kadın, 8 erkek; ort. yaş 34; dağılım 22-54) çalışmaya dahil edildi. Yaralanma çoğu hastada sadece tek el bileğiyle sınırlıydı (7 dominant - 12 nondominant). Hastaların ameliyat öncesi değerlendirmeleri hikaye, fizik muayene ve radyolojik incelemeleri (direkt grafiler, bilgisayarlı tomografi) içerdi. AO/ASIF kriterlerine göre hastaların 7’si tip B [B1 (1); B2(3); B3(3)], kalan 12’si ise tip C [C1(7); C2(5)] şeklinde sınıflandı. Cerrahi prosedür voler yaklaşımla, plak ve vidalar kullanılarak internal fiksasyon uygulamasını içerdi. Ameliyat sonrası erken dönemde hareket açıklığı egzersizlerine başlandı. Hastalar klinik ve radyolojik olarak ortalama 28 ay (13 - 47 ay) takip edildi. Komplikasyonlar kaydedildi.
BULGULAR: Tüm hastalarda kaynama sağlandı. Radyografik parametreler; radyal yükseklik, radyal inklinasyon, voler eğim, ve eklem yüzey uyumsuzlukları ameliyatla birlikte düzeltilerek son takiplere kadar korundu. Gartland ve Werley skorlamasına göre hastaların 9’unda (%47) mükemmel, 7’sinde (%37) iyi ve 3’ünde de (%16) orta sonuçlar alındı. Üç hastada yara sorunları ve bir hastada uzun süreli skar hassasiyeti gelişmesi dışında ameliyat sırasında ve ameliyat sonrası başka komplikasyonla karşılaşılmadı.
SONUÇ: Voler yaklaşımla plaklama, intraartiküler distal radius kırıklarının tedavisinde, distal fragmanın deplasman yönüne bakılmaksızın, güvenilir ve etkili bir yöntemdir.

7. 
Maksillofasiyal travmalı hastalarda tedavi seçenekleri ve karşılaşılan sorunlar
Treatment options and common problems in patients with maxillofacial trauma
Bahar Keleş, Kayhan Öztürk, Hamdi Arbağ, Çağatay Han Ülkü, Bahri Gezgin
PMID: 16850360  Sayfalar 218 - 222
AMAÇ: Bu çalışmada maksillofasiyal travmalı hastalara yaklaşım, uygulanan tedavi şekli ve karşılaşılan sorunlar ele alındı.
GEREÇ-YÖNTEM: 1992-2004 tarihleri arasında kliniğimize başvuran, klinik ve radyolojik olarak maksillofasiyal kemiklerden en az birinde kırık saptanan 602 hastanın (486 erkek; 116 kadın; ort. yaş 28,4±15,2; dağılım 1-80) dosyası incelendi. Hastaların travma etyolojileri, kırık lokalizasyonları, yaş ve cinsiyete göre dağılımları, tedavi öncesi geçen süre, uygulanan tedavi biçimi ve ameliyat sonrası komplikasyonlar değerlendirildi.
BULGULAR: Hastaların; %42,7’sinde mandibula kırığı, %25,9’unda nazal kırık, %11’inde maksilla kırığı, %5,6’sında zigoma kırığı, %5,3’ünde multipl yüz kırıkları, %4,8’inde ‘blow-out’ kırığı ve %4,7’sinde frontal sinüs kırığı saptandı. Üç yüz kırkaltı (%57) olguya açık redüksiyon ve mini plakla fiksasyon, 256 (%43) olguya ise kapalı redüksiyon uygulandı. Ameliyat sonrası dönemde 51 (%8,3) hastada komplikasyon meydana geldi.
SONUÇ: Bazı komplikasyonlara neden olmasına rağmen; güçlü bir fiksasyon sağlaması, kolay uygulanabilir olması, estetik ve kozmetik sonuçları iyi olması nedeniyle, maksillofasiyal travma tedavisinde açık redüksiyon ve mini plakla fiksasyon tercih edilebilir bir tedavi yöntemidir.

8. 
Penetran kolon yaralanmalı olgulardaki deneyimlerimiz
Our experience in the cases with penetrating colonic injuries
Mehmet Cemal Kahya, Hayrullah Derici, Necat Cin, Fatma Tatar, Yasin Peker, Hüdai Genç, Vedat Deniz, Enver Reyhan
PMID: 16850361  Sayfalar 223 - 229
AMAÇ: Penetran kolon yaralanmalı olgularda morbidite ve mortaliteye etkili faktörler araştırıldı.
GEREÇ-YÖNTEM: Kırk iki olgu (37 erkek, 5 kadın; ort. yaş 30,1; dağılım 14-63) yaş, cinsiyet, penetran travmanın türü, kolonda yaralanma yeri, kolon yaralanmasının şiddeti, ek organ yaralanması, yaralanmadan ameliyata kadar geçen süre, hemodinamik durum, kan transfüzyonu, fekal kontaminasyon, cerrahi işlem, ameliyat sonrası komplikasyon ve mortalite açısından incelendi.
BULGULAR: Olguların 28’inde (%67) kesici delici alet yaralanması, 14’ünde (%33) ateşli silah yaralanması vardı. Kolon yaralanma şiddeti skoru ortalaması 2,1 idi. Abdominal Travma İndeksi (ATİ) değeri ortalama 17,2 olup, sekiz olguda (%19) 25’in üzerindeydi. On bir olguda (%26) başvuru anında şok tablosu vardı; on altı olguya (%38) kan transfüzyonu yapıldı. Yirmi bir olguda karın içi hemoraji vardı ve bu durum on bir olguda (%26) 500 ml’nin üzerinde idi. Olguların 36’sına (%86) primer tamir, altısına (%14) stomalı ameliyatlar uygulandı. Morbidite ve mortalite oranları sırasıyla %41 ve %10 bulundu.
SONUÇ: Abdominal Travma İndeksi değerinin 25 ve üstünde olmasının morbiditeyi artırdığı; başvuru anında şok tablosu, ameliyatta karın içi serbest kan miktarının 500 ml’den fazla olması, üç ünite ve daha fazla kan transfüzyonu yapılmasının da mortaliteyi anlamlı olarak artırdığı bulundu. Hemodinamisi stabil ve ATİ skoru 25’in altında olan penetran kolon yaralanmalı hastalarda primer onarım güvenle uygulanabilir.

9. 
Bursa’daki travmalı yaşlı hastalar
Trauma in the elderly patients in Bursa
Şule Akköse Aydın, Mehtap Bulut, Recep Fedakar, Aylan Özgürer, Fatma Özdemir
PMID: 16850362  Sayfalar 230 - 234
AMAÇ: Bu çalışma yaşlı travma hastalarında demografik ve klinik özellikleri saptamak, mortalite ve morbiditeye etkili faktörleri incelemek ve ülkemizdeki travma verilerine katkıda bulunmak amacıyla yapılmıştır.
GEREÇ-YÖNTEM: Retrospektif olarak 65 yaş ve üstü 371 olgunun tıbbi kayıtları incelenmiştir. Olgular, yaş, cinsiyet, travma mekanizması, yaralanma bölgeleri, prognoz, travma skorları ( GKS (Glasgow koma skoru, RTS ( erişkin travma skoru), ISS (yaralanma şiddet skoru) açısından analiz edilmiştir.
BULGULAR: Çalışma süresi boyunca acil servisimize toplam 187.326 hasta başvurmuştur. Bu hastaların 9520 tanesi travma olgusudur. Tüm travma olgularının ise 371 tanesi 65 yaş ve üstü yaş grubuna dahildir. Olguların yaş ortalaması 71.9’dur. Olguların % 62.3’ü erkek, % 37.7’ si ise kadındır. Ortalama travma skorları ise sırasıyla GKS: 13.6, RTS: 11.3 ve ISS: 9.3’dür. Toplam 213 hasta yatırılarak tedavi görmüştür ve ortalama yatış süresi 7.9 gündür. 66 olgu ise acil servisten taburcu edilmiştir.Mortalite oranı % 10.2 (38/371). Yaralanma mekanizması, yaralanma şiddeti ve yaşın mortaliteyi etkileyen faktörler olduğu saptanmıştır (p< 0.001). Yaralanma bölgesi açısından kafa travması ve ekstremite travmasının aynı sıklıkta olduğu (% 36.4), toraks travmasının ise ikinci sırayı aldığı (% 18) görülmüştür. Kafa travması ve abdominal travmanın ölen olgularda anlamlı olarak sık görüldüğü tespit edilmiştir (p< 0.001, p= 0.02)
SONUÇ: Yaralanma şiddeti ve yaş mortaliteyi belirleyen önemli faktörlerdir. Ayrıca araç dışı motorlu taşıt kazaları diğer travma mekanizmalarına göre daha yüksek mortaliteye sahiptir. Son olarak yaşlı olgularda yaralanmaya en çok maruz kalan bölgeler kafa ve ekstremitelerdir.

10. 
Demiryolu taşımacılığı ile ilişkili ölüm ve yaralanmaların epidemiyolojisi
The epidemiology of the railway related casualties
Mehmet Özdoğan, Sami Çakar, Fatih Ağalar, Mehmet Eryılmaz, Bülent Aytaç, Kuzey Aydınuraz
PMID: 16850363  Sayfalar 235 - 241
AMAÇ: Türkiye’de demiryolu taşımacılığı ile ilişkili kazalar sonucunda, yılda taşınan 100 milyon yolcu başına 150-200 ölüm gerçekleşmektedir. Bu çalışmada amacı demiryolu taşımacılığı sırasında gerçekleşen ölüm ve yaralanmaların epidemiyolojik analizi yapıldı.
GEREÇ-YÖNTEM: Türkiye’de Ocak 1997-Aralık 2003 tarihleri arasında gerçekleşen yaralanma ve ölümlü demiryolu kazalarına ait bilgiler geriye dönük olarak incelendi.
BULGULAR: Demiryolu ile ilişkili kaza ve olaylar yıllık 100 milyon yolcu başına 213,3 ölüme neden olmaktadır. Tren-yaya çarpışmaları en fazla sayıda mortaliteye, hemzemin geçit kazaları en fazla sayıda yaralanmaya neden olmuştur. İntihar amacı ile tren yollarının kullanılması demiryollarında en yüksek mortalite oranına sahip olaylardır. Ölüm ve yaralanmaların büyük çoğunluğu erkek cinsiyette ve 25-60 yaş grubunda görülmüştür. En fazla ölüm ve yaralanma yaz döneminde meydana gelmiştir.
SONUÇ: Demiryolu taşımacılığında güvenliği arttırıcı önlemlerin alınması gerekmektedir. Bu önlemlerin başında yayaların demiryoluna girmemesini sağlayacak önlemler ve hemzemin geçitlerin durumunun iyileştirilmesi gelmektedir.

11. 
Ateşli silah yaralanmasına bağlı greft enfeksiyonlarında alternatif yöntem “retro-sartorius baypas”: Olgu sunumu
“Retro-sartorius bypass” an alternative method during graft infection due to gunshot wound: a case report
Cengiz Bolcal, Hakan Bingöl, Ahmet Turan Yılmaz, Harun Tatar
PMID: 16850364  Sayfalar 242 - 244
Sentetik greft kullanılan periferik damar ameliyatlarından sonra greft enfeksiyonları görülebilir. Ateşli silahlı yaralanmasından sonra sentetik greftle femoro-femoral baypas yapılan ve geniş doku defekti bulunan bir hasta kliniğimize kabul edildi. Distal pedal nabızlar palpe edilebiliyordu. Beşinci günde hastada greft bölgesinde kanama oldu ve hasta acil olarak ameliyata alındı. İlk olarak enfekte greft materyeli çıkarıldı. Daha sonra lomber insizyonla eksternal iliyak artere PTFE greftin proksimal anastomozu yapıldı. Krista iliyaka süperiyorun mediyalinden ve inguinal ligamentin altından bir tünel oluşturuldu. Enfekte alanı dışarıda bırakacak şekilde sartorius kasının arkasından, PTFE greft bu tünelden geçirildi ve süperfisiyal femoral artere anastomoz edildi. Kontrol anjiyografisinde anostomozların açık olduğu gözlendi. Geniş doku kayıplarının bulunduğu greft enfeksiyonlarında alternatif bir girişim olarak retro-sartorius baypas başarıyla uygulanabilir bir seçenektir.

12. 
Penetran transorbital uzanımlı intrakraniyal yabancı cisim
Penetrating transorbital intracranial foreign body
Erdinç Civelek, Salih Bilgiç, Serdar Kabataş, Kemal Tanju Hepgül
PMID: 16850365  Sayfalar 245 - 248
Yedi yaşında erkek çocuk, sol gözüne sanayi tipi dikiş makinesi iğnesinin batması şikayeti ile acil servise getirildi. Dikiş iğnesi sol orbitadan girerek sfenoid kemiği delmiş ve sol temporal lobun dura yaprakları içine uzanmaktaydı. Cerrahi tedavi uygulanan olguda ameliyat sonrası dönemde komplikasyon oluşmadı. Orbitadan girerek beyine kadar uzanan penetran yabancı cisimler intraserebral hematom, beyin apsesi, menenjit, beyin omurilik sıvısı (BOS) fistülü, proptosis, diplopi, orbital sellülit ve periorbital apse gibi komplikasyonlara neden olabilirler. Bu komplikasyonları önlemek için penetran transorbital uzanımlı yabancı cisimler cerrahi yaklaşımla çıkartılmalıdır.

13. 
Donma (Olgu sunumu)
Accidental hypothermia (A case report)
Kerem Erkalp, Zehra Yangın, Gökçen Başaranoğlu, Veysel Erden
PMID: 16850366  Sayfalar 249 - 253
Kaza ile oluşan ciddi hipotermi (merkezi vücut ısısının 28 °C’nin altında olması) yüksek mortalite ile ilişkili medikal, acil ve hayatı tehdit eden bir durumdur. Prognoz, altta yatan hastalığa, ileri veya çok genç yaşa, tedaviye dek geçen süreye, hemodinamik bozukluğun derecesine ve özellikle aktif içten ve dıştan yeniden ısıtmayı içeren tedavi yöntemlerine bağlıdır. Bu yazıda; sokakta bulunan, donma nedeni ile hastanemize getirilen ciddi hipotermisi olan 70 yaşında bir erkek hasta sunuldu. Tüm resüsitasyon çabalarına ve ısıtma yöntemlerine rağmen kaybedilen bu olgu, hipotermi tedavisi üzerine yapılan son tartışmalara, resüsitasyon çabalarına ve olası komplikasyonlara değinmek amacı ile sunuldu.

14. 
Travmatik yağ embolisi sendromu: Olgu sunumu
Traumatic fat embolism syndrome: a case report
Yaman Özyurt, Hakan Erkal, Kemal Özay, Zuhal Arıkan
PMID: 16850367  Sayfalar 254 - 257
Yağ embolizmi sendromu (YES) özellikle uzun kemik kırıklarında gelişen bir travmatoloji komplikasyonudur. Yağ embolisine bağlı klinik tablo sıklıkla belirgin olmayabilir ve belirtiler değişiklik gösterdiği için, rutin laboratuvar ve radyografik tanı yöntemi olmadığından tanı zor koyulmaktadır. Klasik olarak, YES uzun kemik kırığından 24 ile 48 saat sonra oluşan solunum sıkıntısı, şuur değişiklikleri ve peteşiyal döküntüler triadı ile ortaya çıkar.
Bu çalışmada, travmatik YES gelişen 16 yaşındaki kız çocuğu sunuldu. Olguda travmatik yağ embolisi tanısı, temel olarak mevcut klinik değişiklikler, radyolojik ve laboratuvar bulgularının yanı sıra gelişen arteriyel hipoksemiye neden olabilecek bozuklukların yokluğunun gösterilmesi ile konuldu. Yoğun bakım servisine alınan hasta pozitif end-ekspiratuvar basınç ile uygulanan ventilatör ve destek tedavisi sonucu durumundaki düzelme ile açık redüksiyon ve internal fiksasyon yapılmak üzere taburcu edildi.