p-ISSN: 1306-696x | e-ISSN: 1307-7945
Cilt : 18 Sayı : 2 Yıl : 2024

Hızlı Arama




SCImago Journal & Country Rank
Ulusal Travma ve Acil Cerrahi Dergisi - Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 18 (2)
Cilt: 18  Sayı: 2 - Mart 2012
DENEYSEL ÇALIŞMA
1.
Karbondioksit pnömoperitoneumun peritonitin şiddeti üzerine etkisi
The effect of carbondioxide pneumoperitoneum on the severity peritonitis
Ali Uzunköy, İlyas Özardalı, Hakim Çelik, Mehmet Demirci
PMID: 22792814  doi: 10.5505/tjtes.2012.53503  Sayfalar 99 - 104
Amaç: Generalize peritonit olgularında hala, laparoskopik girişimlerle ilgili kuşkular devam etmektedir. Bu çalışmamızda, deneysel peritonit oluşturulan ratlarda, karbondioksit pnömoperitoneumun inflematuar cevap ve peritonit şiddeti üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Çalışmada 21 Wistar-Albino rat kullanıldı. Ratlar, control (grup 1), bakteriyel peritonit oluşturulan grup (grup 2) ve peritonit + karbondioksit pnömoperituan oluşturulan grup (grup3) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. İkinci ve üçüncü gruptaki ratlara intraperitoneal Escherishia coli verilerek peritonit oluşturuldu. Üçüncü gruptaki ratlarda karbondioksit insuflasyonu ile pnömoperitoneum oluşturuldu. Ratlar 24 saat sonra sakrifiye edildi. Ratlardan kan ve karın duvarından periton örneği alındı. Tüm gruplarda peritonit şiddet skoru, C-reaktif protein düzeyi ve kanda beyaz küre sayısı değerlendirildi.
Bulgular: Peritonit şiddet skoru, C-reaktif protein düzeyi ve kan beyaz küre sayısı, ikinci ve üçüncü gruplarda, birinci gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu ( p<0.05). Üçüncü grupta değerler, ikinci gruptan anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0.05).
Sonuç: Çalışmamızın sonuçları, karbondioksit pnömoperitoneumun Escherishia coli ile peritonit ve sepsis oluşturulan ratlarda peritonit şiddetini ve sistemik enflematuar yanıtı azalttığını göstermiştir.
Background: There are still some suspects regarding the reliability of laparoscopic interventions in the presence of generalized peritonitis. The aim of the present experimental study was to investigate the effects of carbondioxyde pneumoperitoneum on inflammatory response and peritonitis severity score in experimental peritonitis.
Methods: Twenty-one Wistar Albino rats were taken under the study. The rats were distributed into tree group; the control group (group 1, n=7), the bacterial peritonitis-induced group (group 2, n=7) and peritonitis + carbondioxide pneumoperitoneum-induced group (group 3, n=7). In group two and three, peritonitis was induced by intraperitoneally injected Escherishia coli. In group three, pneumoperitoneum was induced by giving CO2 insufflations. The rats were sacrificed after 24 hours. Five cc of blood was sampled and peritoneum tissue excised from the abdominal region of the rats. Peritonitis severity score, C-reactive protein level and white blood cell count were assessed in all groups.
Results: Peritonitis severity score, C- reactive protein level and white blood cell count were significantly higher in group 2 and 3 than group 1 (both, p<0.05), while significantly lower in group 3 than group 2 (p<0.05).
Conclusion: The results of this study shown that carbondioxyde pneumoperitoneum decreases the peritonitis severity and systemic inflammatory response in experiments with Escherishia coli peritonitis and sepsis.

KLINIK ÇALIŞMA
2.
Epidemiologic Evaluation of Patients with Major Burns and Recommendations for Fighting with Burns
İlhan Çiftci, Kemal Arslan, Zeynep Altunbaş, Fatih Kara, Hüseyin Yılmaz
PMID: 22792815  doi: 10.5505/tjtes.2012.45538  Sayfalar 105 - 110
Objective: Burns are an important health problem in our country and in the world. In our study, we aimed to epidemiologically analyze the patients who were hospitalized in the burn unit serving 3 million individuals in Middle Anatolia.
Material and Method: Records of 457 patients who had been hospitalized in burn unit between 2008-2010 were retrospectively analyzed. Patients were asseseed in terms of gender, age, burn area, burn depth, admission time to the health center, burn region, factors causing burns.
Results: Majority (44.6%) of the patients was in 0-5 age group. Burn surface area was detected as 11.6±8.5%. Patients had reached health center in 252.8±892.5 minutes. While 82.7% of the patients had 2. degree of burns, 17.3% had 3. degree of burns. Most burns were on extremities (39.6%). The most common burn agent was scalds with hot liquids (54.1%).
Conclusion: In our study, children in 0-5 age group was found to be the most commonly affected group from indoor burns. Basic factor for this is children’s spending more time in the house and being more active. Scalding burns may be prevented by taking care when using hot liquids that may lead to indoor burns. Informing parents is of first priority for this issue.

3.
Yanık merkezimizde takip ettiğimiz inhalasyon yanığı olgularında, klinik, radyolojik ve bronkoskopik değerlendirme
Clinical, radiological and bronchoscopic evaluation of inhalation injury cases treated at the burn center
Sevda Şener Cömert, Hakan Acar, Coşkun Doğan, Benan Çağlayan, Ali Fidan
PMID: 22792816  doi: 10.5505/tjtes.2012.99233  Sayfalar 111 - 117
Amaç: İnhalasyon yanığı olgularında,klinik,radyolojik ve bronkoskopik bulgular temelinde inhalasyon hasarını,pulmoner komplikasyonları ve mortalite ile ilişkili faktörleri ortaya koymak.Gereç ve yöntem: 2009 Ocak-2010 Ocak tarihlerinde,hastanemiz yanık merkezi yoğun bakım ünitesinde yatan,bronkoskopi ile inhalasyon yanığı tanısı konulan olgular dahil edildi.Hastaların demografik bulguları,yanık şekli,yanık yüzdesi,klinik ve laboratuvar özellikleri,1.ve 5.yatış günündeki akciğer grafisi bulguları ve bronkoskopik lezyon türleri dosyalarından elde edildi.Bronkoskopik bulgular sınıflandırıldı,her hastadaki bronkoskopik skor hesaplandı.Kaybedilen hastalar ile iyileşerek taburcu olan hastalardaki klinik,laboratuar,radyolojik bulguların özellikleri ve sıklığı,yoğun bakımdaki yatış süresi,bronkoskopik skorlar birbirleriyle karşılaştırılarak mortalite ilişkili olabilecek faktörler araştırıldı.İstatistiksel değerlendirmeler için ki-kare, fisher exact test ve Mann Whitney-U testi kullanıldı.Bulgular: Yaş ortalamaları 40.1±3.4 olan,4’ü kadın toplam 29 hasta çalışmaya alındı.Hastaneye yatış gününde olgularımızın %41.3’ünde,yatışın 5.gününde ise %65.5’inde radyolojik anormallik saptanmıştır.Bronkoskopi,olguların %100’ünde tanı koydurucu olmuştur.Bronkoskopik bulgular değerlendirildiğinde 29 olgunun 25’inde hiperemi,ödem,erozyon,ülserasyon,nekroz gibi mukozal lezyonlar,7’sinde ise trakeobronşial ağaçta karbon partikülü(is) birikimi saptanmıştır.Çalışmamızda bronkoskopiye bağlı komplikasyon görülmedi.Kaybedilen 24 hasta ile iyileşen hastalar karşılaştırıldığında kaybedilen hastalarda yanık yüzdesinin daha yüksek(%20.4-%48.5,p=0.003),yoğun bakım yatış süresinin daha uzun(ort.7.0–13.7 gün,p= 0.037)olduğu saptanmıştır.Kaybedilen hastalarda 5.günde radyolojik anormallik ve ARDS %79.1 ve %50 oranında görülürken,iyileşen hastaların hiçbirinde ARDS ve 5.gün akciğer grafisinde patoloji olmadığı saptanmıştır(p<0.05).Sonuç: Kutanöz yanık olgularında birlikte var olan inhalasyon yanığı yüksek oranda pulmoner komplikasyonlara neden olmakta ve mortaliteyi arttırmaktadır.Tanı için erken dönemde bronkoskopi yapılması ve bu hastaların yakın takibi gereklidir.
Aim: To introduce inhalation injury,pulmonary complications and mortality related factors on the basis of clinical,radiological and bronchoscopic findings at patients with inhalation burns.Material-method: Between January2009-January2010,patients hospitalized at intensive care unit of burn center,who were diagnosed as inhalation burn and bronchoscopy was performed were included.Demographic findings,burn type,burn percentage,clinical-laboratory features,chest x-ray findings on the first and fifth day,bronchoscopic lesions were obtained from files.Bronchoscopic findings were classified,bronchoscopic score for each patient was calculated.Clinical,laboratory,radiological findings,length of stay at intensive care unit,bronchoscopic score of patients who were discharged and were exitus were compared with each other and mortality related factors were investigated.Results: 29patients with mean age of 40.1±3.4were included.Radiological abnormalities were found at 41.3% and 65.5% of patients at first day and fifth day of hospitalization,respectively.There were no complications related to bronchoscopy. Percentage of burn and duration of stay in intensive care were higher at patients who were died than discharged patients;(%20.4-%48.5,p=0.003)(mean: 7.0-13.7days,p=0.037),respectively.Patients who were died showed 79.1% radiological abnormality and 50% ARDS on fifth day of hospitalization.There were no pathologic findings on chest x-ray and ARDS wasn’t observed on fifth day at patients who were discharegd(p<0.05).Conclusion: Inhalation burns existing in patients with cutaneous burns, causes high percentage of pulmonary complications and increases mortality.Bronchoscopy has to be performed early for diagnosis and close follow-up of these patients is necessary.

4.
Batı Karadeniz bölgesinde üçüncü basamak bir sağlık merkezindeki göz yaralanmaları
Eye injuries at a tertiary health centre in West Black Sea region, Turkey
Atilla Alpay, Özlem Özcan, Sılay Cantürk Uğurbaş, Suat Hayri Uğurbaş
PMID: 22792817  doi: 10.5505/tjtes.2012.94803  Sayfalar 118 - 124
Amaç: Türkiye’nin Batı Karadeniz bölgesindeki göz yaralanmalarının klinik özelliklerini ve görsel prognozunu belirlemek; ulusal istatistiklere veri oluşturmak.
Gereç ve Yöntem: Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi’ne 2001-2010 yılları arasında başvuran 281 göz yaralanması olgusu geriye dönük olarak incelendi.
Bulgular: Göz yaralanmalarının büyük kısmı (%42.7) 30 – 50 yaşları arasında meydana gelmişti. Yaralanmaların en sık (%28.8) nedeni kırsal alanda ahşap kaynaklı maddelerle yaralanmalar iken, 30 – 50 yaş arası erkeklerde en sık neden işyeri yaralanmalarıydı. Kornea-skleral kesiler ilk ve son görme keskinliği açısından en ciddi yaralanma olarak belirlendi.
Sonuç: Göz yaralanmaları hala sık ve önlenebilir bir körlük sebebidir. Alınacak basit tedbirler ve halkın eğitimi sayesinde; iş gücü kaybı, ekonomik kayıp ve psikolojik sorunlara yol açan bu önemli problemin önüne geçilebilir. Trafikte emniyet kemeri takılması, iş yerlerinde ve kırsal alanda çalışırken koruyucu gözlük takılması konusunda halkın bilinçlendirilmesi alınacak tedbirlerin başında gelmektedir.
Background: To investigate clinical aspects, the visual prognosis in eye injury and to constitute datum to national statistics, in the West Black Sea Region, in Turkey
Methods: A retrospective analysis of 281 eye trauma cases admitted to the emergency department of Zonguldak Karaelmas University Hospital between 2001 and 2010 was performed.
Results: A majority of eye injuries (42.7%) affected individuals between the ages of 30 and 50 years. The most frequent cause of injury was wooden objects in rural areas. The most frequent cause of injury was work site injuries in males between the ages of 30 and 50 years. Corneal-scleral lacerations were found to be the most serious injuries with regard to initial and final visual acuities.
Conclusion: Eye injuries are still the most common and preventable cause of blindness. Simple precautions and public education might prevent this health problem which causes loss of labor force, economic loss and psychological problems. One of the basic precautions would be raising public awareness on wearing seat belt inside the car and protective eyeglasses at the work site and while working in rural areas.

5.
Kafa Yaralanmalarında Sonucu Belirleyen Etkenler
Effecting Factors of Outcome in Head Injury
Serkan Akyel, Osman Şimşek, Necdet Süt
PMID: 22792818  doi: 10.5505/tjtes.2012.37928  Sayfalar 125 - 132
AMAÇ
Bu çalışmada, yetişkin kafa yaralanmalı olgularda hasta kayıt sistemimizden elde edilebilen verilerin sonuç üzerine etkisi araştırıldı.

GEREÇ VE YÖNTEM
Trakya Üniversitesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilm Dalı ve Yoğun Bakım Ünitelerine yatırılan 356 KY tanılı yetişkin olgunun kayıtları incelendi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak incelendi.

BULGULAR
Yaş (p=0,012), havayolu tüplenmesi (p<0,001), olay yeri ve Acil Birimde saptanan GKÖ değerleri (p<0,001), kümelen sistolik ve diastolik TA değerleri (p<0,001, eşlik eden göğüs (p=0,001) ve karın (p=0,041) yaralanması, anizokori (p=0,001), IR (p<0,001), kafatası içi radyolojik bulgulardan SDK (p<0,001), BE (p=0,006), ySAK (p<0,001), yBİK (p=0,005) ve BÖ (p<0,001), cerrahi girişim yapılması (p<0,001) ve hastane infeksiyonu varlığı (p<0,001) verilerinin sonuç üzerinde anlamlı farklılık oluşturduğu saptandı.

SONUÇ
Kafa yaralanmalarına bağlı ölümlerin azaltılmasında temel amaç kaza oluşumunun azaltılması olmalı, ayrıca ilk müdahale ve hastane bakım şartları yaralanmalı olgular için iyileştirilmelidir.
BACKGROUND
In this study, the data that can be obtained from our patient record system is investigated to effect on the outcome in the adult head injured patients.

METHODS
The records of 356 adult head injured patients hospitalized in Trakya University Hospital, Department of Neurosurgery and Intensive Care Unit have been examined. Result of the obtained data has been analyzed by statistically.

RESULTS
Age (p=0.012), using airway tube (p<0.001), values of GCS was detected on injury side and Emergency Unit (p<0.001), clustered systolic and diastolic TA values (p<0.001, accompanied by chest (p=0.001) and abdominal (p=0.041), injury, anisocoria (p=0.001), pupillary ligth responce (p<0.001), intracranial radiologic findings such as; SDH (p<0.001), brain contusion (p=0.006), traumatic SAH (p<0.001), traumatic ICH (p=0.005) and brain edema (p<0.001), doing surgical procedure (p<0.001) and presence of nosocomial infection (p<0.001) make significant differences on the outcome were found.

CONCLUSION
Main aim must be reducing the formation of an accident at reducing of death due to head injuries; additionally, emergency and hospital care facilities should be developed injury cases.

6.
Acil servise başvuran travmalarda ürogenital yaralanmaların değerlendirilmesi
Evaluation of urogenital injuries in patients with trauma at the emergency department
Fatih Büyükcam, Jale Şen, Şenay Akpınar, Yılmaz Zengin, Mustafa Çalık, Öner Odabaş
PMID: 22792819  doi: 10.5505/tjtes.2012.48403  Sayfalar 133 - 140
Amaç: Bu çalışmada, ürogenital bölgeyle ilişkili travma nedeniyle acil servise başvuran hastaların özellikleri, morbidite ve mortalite ile ilişkili durumların belirlenmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Bu prospektif, kesitsel tanımlayıcı çalışmada, ürogenital bölgeyle ilişkili travması olan hastaların demografik özellikleri, travma şekilleri, tetkik sonuçları, yatış işlemleri ve sonuçları değerlendirildi.
Bulgular: Çalışmaya toplamda 153 majör travması olan hasta alındı. Bunların 108 (%70.6)' i erkek, 45 (%29.4)' i bayandır. 23 (%15.03)' ü penetran, 130 (%84.96)' u künt travmadır. 79' u trafik kazası, 42' si yüksekten düşme, 12' si ateşli silah yaralanması, 10' u delici-kesici alet yaralanmasıdır. Hastaların 60' ında pelvis kırığı, 35' inde böbrek, 4' ünde mesane yaralanması saptanmıştır. Hastaların 21' i herhangi bir nedenle opere edilmiştir, toplamda 17 hastada ölüm gerçekleşmiştir. Ölüm gerçekleşen hastaların hiçbirinde ölüm nedeni ürogenital yaralanma değildir. İdrar tetkiki yapılabilen iki mesane yaralanmasında da gross hematüri görülmüştür, ayrıca hematüri varlığı ile böbrek yaralanması arasında anlamlı ilişki bulunmuştur.
Sonuç: Ürogenital yaralanmalar sıklıkla diğer organ yaralanmalarıyla birliktedir ve kaybedilen hastaların ölüm nedenleri genellikle diğer organ yaralanmalarına bağlıdır. Ayrıntılı klinik değerlendirme ile zamanında tanı konulup müdahale edilmesi ürogenital bölge yaralanmalarına bağlı ölüm olaylarını önlemede önemlidir. Yaralanma mekanizmasını düşünülerek fizik muayene yapılmalı ve tanısal görüntüleme ve laboratuar tetkikleri uygulanmalıdır.
Background: The aim of this study is to investigate the characteristics of the patients admitted to the emergency department with the urogenital system trauma and the factors effecting mortality and mortality.
Methods: In this prospective, cross-sectional descriptive study, the demographic characteristics, trauma types, laboratory and radiologic results, hospitalization states and the outcome of the patients with urogenital trauma were investigated.
Results: A total of 153 patients with major trauma were included in this study. 108 (%70.6) of them were male. 23 (%15.03) of them were penetrating trauma and 130 (%84.96) of them were blunt trauma. 79 of them were presented with motor vehicle accidents, 42 of them were falls, 10 of them were gunshot wounds, 10 of them were stab wounds. There were pelvic fractures at 60 patients, renal injuries at 35 patients, bladder injuries at 4 patients. 21 of the patients underwent surgery for any reason and 17 patients dead. There was a significant relationship between hematuria and renal injury.
Conclusion: The urogenital injuries are frequently seen with other system injuries and deaths generally occur due to other system injuries. The timely identification and management of genitourinary injuries with a deep clinical evaluation is important for preventing deaths due to urogenital region trauma.

7.
Skeletal injuries following unintentional fall from height
Divesh Gulati, Aditya Nath Aggarwal, Sudhir Kumar, Anil Agarwal
PMID: 22792820  doi: 10.5505/tjtes.2012.12058  Sayfalar 141 - 146
Background: Falls from height are one of the leading causes of death from unintentional injuries.
Materials and methods: We reviewed cases of musculoskeletal trauma due to fall from height, over one year, at a tertiary care hospital in Delhi for demographic data, site of accident, circumstances and location of fall, approximate height of fall, season, landing surface, details of skeletal and other injuries and duration of hospital stay.
Results: Of 1451 admissions during the period, 138 were injured due to fall from height. Thirty seven cases were excluded. Mean age of patients was 31.3 years. The mean height of fall was 4.54 meters (range 0.6-12 meters). A total of 126 fractures occurred in 101 patients, 55 in the upper limbs, 50 in lower limbs, 14 in spine and seven in pelvis. Associated injuries included head (n=17), chest (n=9) and abdominal injuries (n=6). Ninety patients (89%) needed surgical intervention for fracture management. Eleven of these 101 (10.8%) injuries were fatal.
Conclusion: Fall from height is a potentially preventable cause of skeletal injuries as most of the injuries sustained due to fall from height were domestic injuries and occurred due to poor dwelling units.

8.
Femur cisim kırıklarında oymasız intrameduller çivi uygulama sonuçlarımız
Long term outcome of unreamed intramedullary nails in femur diaphyseal fractures
Bülent Özdemir, Burak Akesen, Burak Demirağ, Muhammed Sadık Bilgen, Kemal Durak
PMID: 22792821  doi: 10.5505/tjtes.2012.19970  Sayfalar 147 - 152
Amaç: Travmatik femur cisim kırığı tanısı nedeniyle oymasız kilitli intramedüller çivi kullanılarak biyolojik tespit yapılan hastaların sonuçları değerlendirildi.
Çalışma planı: Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı’nda, Ocak 1997 – Aralık 2007 tarihleri arasında travmatik femur cisim kırığı tanısı ile oymasız kilitli İMÇ kullanılarak biyolojik tespit yapılan 25 (29 kırık) erişkin hasta çalışmaya dahil edildi. Olguların yaş ve cinsiyetleri, yaralanma nedenleri, kırık tipleri, ameliyata alınma zamanları ve ameliyat süreleri, kanama miktarları, skopi kullanım süreleri, erken ve geç dönem komplikasyonları, kaynama zamanı ve fonksiyonel sonuçları değerlendirildi. Fonksiyonel sonuçlar Klemm-Börner, Thoresen sistemi ile SF-36 genel sağlık ölçütü kriterlerine göre değerlendirildi.
Sonuçlar: Olguların ortalama takip süresi 65,1±31,6 (26-138) ay idi. Basit ve kompleks kırıklar arasında ameliyat süresi, kanama miktarı ve kaynama süresi açısından istatiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptandı (p>0,05). SF-36’ya göre ağrı skorları arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,05).
Çıkarımlar: Femur cisminin basit ve çok parçalı kırıklarının oymasız İMÇ ile tespiti; endosteal ve periosteal kan dolaşımını bozmaması, derin enfeksiyon riskinin az olması, yüksek kaynama oranı ve fonksiyonel sonuçlarının iyi olması nedeniyle özellikle çoklu yaralanmalı, pulmoner ve kardiyovasküler sistemi risk altında olan hastalarda tercih edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Anahtar sözcükler: Femur cisim kırığı, biyolojik tespit, oymasız kilitli intramedüller çivi.
Objectives: We evaluated the results of patients with traumatic femur diaphyseal fracture who had undergone biologic fixation with unreamed intramedullary nailing.
Methods: 25 adults with 29 traumatic femur diaphyseal fracture who had undergone unreamed intramedullary nailing at Uludag University School of Medicine Department of Orthopedics and Traumatology were included in the study. Gender, age, cause of injury, fracture type, operation length, time lapse till surgery, blood loss, fluoroscopy duration, early and late complications, time till union and functional results were noted. Founctional results are evaluated with Klemm-Börner, Thoresen and SF-36 health survey questions.
Results: mean follow-up of the patients was 65,1±31,6 months (26-138). There was no statistically significant difference between operation length, blood loss and time till union of simple and complex fractures (p>0,05). Also, SF-36 questionnaire revealed no statistically significant difference between pain scores (p>0,05).
Conclusion: We state that sparing of the endosteal and periosteal circulation, low infection and high union rates and good functional outcomes of unreamed intramedullary nailing fixation make it the treatment of choice for simple and comminuted fractures of the femur shaft, especially for multi-trauma patients and patients with cardiopulmonary co-morbidities.

Key words: Femur shaft fractures, biologic fixation, unreamed intramedullary nail.

9.
Ön çapraz bağ yaralanmalari: otogreft ve allogreft seçenekleriyle cerrahi tedavi klinik sonuçlari etkiler mi?
Anterior cruciate ligament injuries: do affect surgical treatment with otograft and allograft options, clinical results ?
Ahmet Aslan, Özgür Özer, Metin Lütfi Baydar, Hüseyin Yorgancıgil, Remzi Arif Özerdemoğlu, Nevres Hürriyet Aydoğan
PMID: 22792822  doi: 10.5505/tjtes.2012.90767  Sayfalar 153 - 161
Amaç: Bu çalışmada, allogreft ya da otogreft ile ön çapraz bağ (ÖÇB) rekonstrüksiyonun klinik sonuçları araştırıldı.
Yöntem: Anterior tibial tendon (ATT) allogreft (n=52) ya da dörtlü hamstring (DHT) otogreft (n=30) ile ön çapraz bağ (ÖÇB) rekonstrüksiyonun uygulanan 82 hastanın sonuçları geriye dönük olarak değerlendirildi. Hastalar son kontrolde; IKDC (International
Knee Documentation Committee) diz skoru ve Lysholm skoru, fonksiyonelite (tek bacak zıplama) ve laksite (öne çekmece,pivot shift,lahman) testleri ile değerlendirildi.
Bulgular: İki grup arasında yaş ve cinsiyet dağılımı, ameliyat edilen taraf, ameliyat öncesdi süre ve eşilik eden yaralanmalar açısından farklılık yoktu (p>0.05). IKDC,lysholm,fonksiyonellik, laksite bakımndan her iki grupta da sonuçlar tatmin ediciydi ancak gruplar arasında anlamlı istatistiksel fark yoktu (p>0.05). Fakat ATT alogreft grubunda DHT otogreft grubuna göre daha fazla effüzyona rastlandı.
Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları ATT allogreft ya da DHT otogreft ile ÖÇB rekonstrüksiyonunun klinik sonuçlarının bezer olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte allogreftlerde görülen immun yanıta çözümler geliştirilmesiyle ÖÇB rekonstrüksiyonunda iyi bir greft alternatifi olabiliceğini düşünüyoruz.
Objectives: We investigated clinical outcome that allograft or autograft with anterior cruciate ligament (ACL) reconstructions.
Methods: We retrospectively evaluated 82 patients who underwent arthroscopic ACL reconstruction with anterior tibial tendon (ATT) allograft (n=52) or quadrupled hamstring tendon (DHT) otograft (n=30). The patients were assessed using the IKDC (International Knee Documentation Committee) and Lysholm knee scores,functional(one leg hop) and laxity (pivt-shift,lahman,anterior drawer) tests.
Results: The two groups were similar with respect to age and sex distribution, operated side, preop preiod and associated injuries (p>0.05). Results were satisfactory in both groups, but there is no statistically significant difference between groups that respect to IKDC, lysholm score,functıonality and ligament laxity. However, were found in effusions DHT group than in the ATT group.
Conclusion: Our results suggest that differences graft options of the ACL reconstructions tunnel fixation have no effect clinical outcome. Allografts with to be developed solutions to immune response may be a good alternative in ACL reconstruction.

10.
Radius alt uç kırıklarında volar plak ile tedavi uygulamaları
Volar plate fixation of distal radius fractures
Emrah Rıza Demirbaş, Ali Akın Uğraş, İbrahim Kaya, İbrahim Sungur, Cemal Kural, Ercan Çetinus
PMID: 22792823  doi: 10.5505/tjtes.2012.64022  Sayfalar 162 - 166
Amaç: Erişkin radius alt uç kırıklarında volar yaklaşımla kilitli ve kilitsiz plak uygulamalarının sonuçları değerlendirildi.
Çalışma planı: Distal radius kırığı nedeni ile cerrahi tedavi uygulanan 14'ü kadın, 20'si erkek, yaş ortalaması 48.5±17.9 olan toplam 34 hasta retrospektif olarak incelemeye alındı. Kırıkların tipi AO sınıflamasına göre %17.6 B3, %11.8 C2 ve %70.6 C3 olarak dağılım göstermekteydi. Klinik sonuçlar Gartland ve Werley değerlendirme skalası, Görsel analog ölçüt (VAS), Kol omuz el sorunları anketi (DASH) ile, radyolojik değerlendirme ise Stewart değerlendirme ölçütleri ile yapıldı.
Sonuçlar: Hastaların ortalama takip süresi 24±16.3 aydı. Gartland-Werley değerlendirme skalasına göre %29.4 hastada mükemmel, %55.9 hastada iyi, %11.8 hastada orta ve %2.9 hastada kötü sonuç alındı. Ortalama VAS skoru 0.5±1.1, ortalama DASH subjektif sorgulama puanı 26.1 olarak bulundu. Stewart skoruna göre %44.1 mükemmel, %52.9 iyi, %2.9 orta sonuç elde edildi. Olguların kavrama gücü geri kazanımları sağlam tarafa göre %43.1 olarak bulundu. İki hastada kompleks rejyonel ağrı sendromu, bir karpal tünel sendromu ve bir tenosinovit görüldü.
Çıkarımlar: Radius distal uç kırıklarının tedavisinde volar plak ile tespit etkin ve iyi bir yöntemdir. Plak özenli yerleştirilmeli ve ameliyat sonrası rehabilitasyon ihmal edilmemelidir.
Objective: To evaluate results of volar locking and unlocking plate fixation of adult distal radius fractures.
Methods: 34 patients (14 female and 20 male, the mean age was 48.5±17.9) who were treated for distal radius fractures,retrospectively investigated. The fractures were distirubuted as follows; 17.6% AO type B3, 11.8% AO type C2 and 70.6% AO type C3. The patients were evaluated clinically (Gartland and Werley scale, Visual analog score (VAS), Disabilites of the arm shoulder and hand score (DASH)) and radiographically (Stewart score).
Results: The mean follow-up of patients were 24±16.3 months. According to Gartland-Werley scale, the results were excellent in 24.9% of patients, good in 55.9% of patients, moderate in 11.8% of patients and poor in 2.9% of patients. The mean VAS score was 0.5±1.1, and the mean DASH score was 26.1. According to Stewart criteria, 44.1% of patients rated as excellent, 52.9% of patients rated as good and 2.9% of patients rated as moderate. 2 patients had complex regional pain syndrome, one patient had carpal tunnel syndrome and one patient had tenosynovitis.
Conclusions: Volar plate fixation is a good and an effective treatment for distal radius fractures. Plate should be inserted properly and physiotherapy should not be ignored.

11.
Dört farklı tespit yöntemi ile konservatif olarak tedavi edilen beşinci metakarp boyun kırıklarının sonuçları
Outcomes of four distinctive fixation methods in the conservative treatment of fifth metacarpal neck fractures
Ayhan Kılıç, Sami Sökücü, Seçkin Basılgan, Sedat Yeniocak, Engin Çetinkaya, Atilla Sancar Parmaksızoğlu, Yavuz Selim Kabukcuoğlu
PMID: 22792824  doi: 10.5505/tjtes.2012.23090  Sayfalar 167 - 170
Amaç: Bu çalışmada beşinci metakarp boyun kırıklarının konservatif tedavisinde sıklıkla uygulanan tespit yöntemlerinden dördü değerlendirildi.
Hastalar ve Yöntem: 2008-2009 yılları arasında kliniğimize başvuran ve konservatif yöntemlerle tedavi edilen hastalar ileriye dönük olarak değerlendirildi.Altmış erkek hastayı kapsayan bu çalışmada uygulanan tespit yöntemleri; Metakarpofalangeal eklemler ekstansiyonda iken distal interfalangeal ekleme kadar uzanan sirküler alçı, MF eklemler semifleksiyonda iken DIF ekleme kadar uzanan sirküler alçı, el bileğinden DIF eklemin distaline kadar uzanan adeziv bandaj ve 4- 5. MF, proksimal ve DIF eklemleri semifleksiyonda içine alan “U”alçı ateli idi. Yerleştirme öncesi ve sonrası dönemde radyografilerle takip edilen hastaların açılanmaları ile metakarp uzunlukları ölçüldü. Hastaların eklem hareketleri ve kavrama güçleri mukayeseli olarak ölçüldü ve istatistiksel değerlendirmede yapıldı.
Sonuçlar: 52 hasta çalışmayı tamamladı. Tedavi öncesi arka-ön ve oblik radyografilerde sırasıyla; 17̊ (SD: 11), 46̊ (SD: 11. 7) olan açılanması olan kırıklar, 4 hafta sonunda 5̊̊ (SD: 5.9), 27̊ (SD: 10.5) açılanmalı olarak kaynadı(p<0.0001). Kontrol grafilerinde beşinci metakarp boyunda 1.6(SD: 1.4) mm kısalma bulundu. Sağlam tarafa göre kavrama güçlerinde %16, MP eklem hareketlerinde %5 azalma bulundu. DASH ve PEM anketlerinin sonuçları sırasıyla 3(SD: 1.4), 24(SD: 3) puan oldu. İstatistiksel olarak tedavi grupları arasında anlamlı bir fark gözlenmedi(p>0.05).
Tartışma: Beşinci metakarp kırıklarının konservatif yöntemlerle tedavisinde uyguladığımız tespit yöntemleri arasında sonuç bakımından istatistiksel anlamlılıkta fark bulunamadı.
Aim: We evaluated four distinctive fixation methods for conservative treatment of neck fractures of fifth metacarp.
Patients and Methods: Patients who have been treated with non-surgical methods following closed reduction in our clinics between 2008 and 2009 were evaluated prospectively.In study that consists of 60 male patients, the following were the fixation methods applied for 4 weeks; circular cast extending from the wrist to the distal interphalangeal joint (Group A), circular cast covering semiflexed metacarpophalangeal and DIP from the wrist to the distal interphalangeal joint (Group B), circular self-adherent wrap (Coban™) covering metacarpal bones II–V, from wrist to DIP joint (Group C) and ulnar gutter splint covering semiflexed 4-5.MP, proximal and distal IP joints (Group D). In patients who were followed up with AP and oblique radiography, angulations and metacarpal lengths of patients were measured before and after reduction
Results: 52 patients with an average age of 30(SD: 9) completed the studyFractures with radiographical angulation of 17˚ (SD: 11) and 46˚(SD: 11.7) before treatment, union achieved with an angulation of 5˚(SD: 5.9) and 27̊ (SD: 10. 5) after 4 weeks (p0.05).
Conclusion: No statistically significant difference was found between the applied non-surgical treatment methods of fifth metacarpal fracture.

OLGU SUNUMU
12.
Adrenal injuries following blunt abdominal trauma in children: Report of two cases
Stylianos Roupakias, Marinos Papoutsakis, George Tsikopoulos
PMID: 22792825  doi: 10.5505/tjtes.2012.65390  Sayfalar 171 - 174
Adrenal injuries following blunt abdominal trauma are uncommon. Adrenal hemorrhage in children associated with multiple organ injury, has received little attention in the past, and is an increasingly recognized phenomenon in modern trauma centers with the wide-spread use of abdominal computed tomography (CT). Adrenal trauma occurs in the setting of multisystem organ injury. Isolated adrenal injury is exceedingly rare. We report two children with blunt adrenal trauma (one with isolated and one with associated injuries), who were admitted to our pediatric surgery department after abdominal trauma during the last two years. We determined the prevalence, management and general prognosis of blunt adrenal injury in pediatric population. Traumatic adrenal hemorrhage appears to be an incidental and unsuspected finding that resolves on follow up imaging.

13.
Delayed diagnosis of traumatic diaphragmatic rupture with herniation of liver- A case report.
Anand Kuppusamy, Gayathri Ramanathan, Jayakar Gurusamy, Balaji Ramamoorthy, Karunanithi Parasakthi
PMID: 22792826  doi: 10.5505/tjtes.2012.79477  Sayfalar 175 - 177
Diaphragmatic rupture is a potential life threatening clinical situation. It occurs as a result of high velocity blunt or penetrating injury to abdomen and thorax. Acute traumatic rupture of diaphragm may go undetected and there is often delay between the injury and diagnosis. Right sided rupture is less common due to hepatic protection and increased strength of right hemidiaphragm. A systematic review of literature by Rashid F et al has revealed 13 cases of right sided diaphragmatic rupture, while herniation of liver occurred only in six cases. We report a case of 28 year old man who was admitted with breathlessness to our hospital 72 hours after trauma. Since clinical signs and symptoms were non-specific, helical computed tomography was done which revealed diaphragmatic rupture with hepatothorax. Emergency thoracotomy was done to repair diaphragmatic rent. Postoperative period was uneventful and patient was discharged from hospital after three weeks.

14.
Akut travmatik aort transeksiyonunda endovasküler tamir: olgu sunumu
Endovascular repair in acute traumatic aortic transection: a case report
Soner Sanioğlu, Sinan Şahin, Hakkı Aydoğan, Hakan Barutça, Ergin Eren
PMID: 22792827  doi: 10.5505/tjtes.2012.45389  Sayfalar 178 - 180
Yüksekten düşme sonucu 10 ve 11. torakal vertebralarda burst fraktürü, parapleji ve akut aort transeksiyonu saptanan otuzsekiz yaşındaki erkek hasta, transeksiyon tedavisi amacıyla merkezimize sevk edildi. Eşlik eden ciddi yaralanmalar nedeniyle cerrahi tamir yüksek riskli bulundu. Transeksiyon endovasküler yöntemle, 30X100 mm Vailant torasik endogreft, sol karotis arter ostiyumunun hemen distaline yerleştirilerek tamir edildi. Hasta olağan seyreden servis takibinin ardından nöroşirurji servisine, parapleji tedavisinin devamı amacıyla geri gönderildi. Akut transeksiyon tedavisinde endovasküler yöntemler cerrahi tamire oranla morbidite ve mortalitede önemli avantajlar sağlamaktadır. Ancak torasik endogreftlerin uzun dönem sonuçları halen bilinmemektedir. Orta dönemde elde edilen umut verici neticeler uzun dönemde de sağlanabilirse, endovasküler tamir altın standart haline gelebilir.
A thirty-eight year old, male patient who suffered from 10th and 11th thoracal vertebrae fractures, paraplegia and acute traumatic aortic transection because of accidental fall was referred to our hospital. Open surgical repair had a very high risk due to severe coexisting injuries. Transection was treated with 30x100 mm Vailant thoracic endograft which was deployed just distal to the ostium of the left carotid artery. Patient was transfered to neurosurgery clinic for treatment of paraplegia after uneventful recovery. Endovascular repair of acute transection confers substantial advantages in mortality and morbidity according to surgical repair. But the long-term durability of thoracic endografts is still unknown. If the long-term results are satisfactory just like promising mid-term results, this technique may become a gold standart approach for treatment of acute transection.

15.
An Unusual Penetrating Craniocerebral Injury Due To Landmine Explosion: A Case Report
Cem Atabey, Turgay Ersoy
PMID: 22792828  doi: 10.5505/tjtes.2012.76753  Sayfalar 181 - 184
Penetrating landmine injuries are the unavoidable consequences of military conflicts. They are potentially life-threatening conditions. The mortality rates in the literature range from 23% to 92% and are considerably higher in patients that admitted with poor neurologic state. Penetrating craniocerebral injuries require early surgical management designated to prevent infection and remove foreign objects, necrotic tissue, and complicating blood clots, as well as to minimalize post-traumatic sequelae. We reported an interesting case of penetrating intracerebral injury with shrapnel due to landmine in a 20-year-old young man.

16.
Çocukluk Döneminde Künt Göğüs Travması Sonrası Koroner Arter Zedelenmesine Bağlı Gelişen Ventriküler Septal Defekt
Ventricular septal defect, developed due to the coronary artery injury after blunt chest trauma in childhood
Zehra Karataş, Fatih Şap, Hakan Altın, Hayrullah Alp, Tamer Baysal, Sevim Karaaslan
PMID: 22792829  doi: 10.5505/tjtes.2012.15045  Sayfalar 185 - 188
Künt göğüs travması ile ilişkili kardiyak etkilenme, literatürde çocuklarda genellikle vaka sunumları şeklinde bildirilmiştir ve travmaya bağlı interventriküler septum rüptürü gelişmesi oldukça nadirdir. Çocuklarda göğüs kafesi yapılarının esnek olması nedeniyle görünür bir travma belirtisi olmadan da interventriküler septum rüptürü gelişebilmektedir. Makalemizde trafik kazası sonrası sol ön inen koroner arter zedelenmesine bağlı mid-müsküler bölgede interventriküler septum rüptürü ve sol ventrikülde psödoanevrizma gelişen 7 yaşında bir erkek vaka sunulmuştur. Künt göğüs travması sonrasında fizik muayenede üfürüm tespit edilen hastalarda kardiyak zedelenme olabileceği düşünülmeli ve elektrokardiyografide iskemi bulguları saptananlarda koroner arterlerin de etkilenmiş olabileceği unutulmamalıdır.
Cardiac response associated with blunt chest trauma in children was generally reported as case reports in the literature and interventricular septum rupture due to trauma is quite rare. Interventricular septum rupture can be developed even in the absence of visible signs of a trauma because of the flexibility of the chest structure in children. In the present report; a 7 year-old boy with interventricular septum rupture at mid-muscular region and left ventricle pseudo aneurysm developed due to the injury of the left anterior descending coronary artery after a traffic accident was reported. The patients with cardiac murmur detected on physical examination after a blunt chest trauma must be considered as cardiac injury and in those detected the signs of ischemia on electrocardiography, it should not be forgotten that coronary artery may be affected.

17.
Kimyasal Yanığın Bilinmeyen Bir Nedeni: Islak Çimentoyla Temas
Contact With Wet Cement: An Unrecognised Cause For Chemical Burn
Nevra Seyhan, Mustafa Keskin, Nedim Savacı
PMID: 22792830  doi: 10.5505/tjtes.2012.56254  Sayfalar 189 - 191
Kimyasal yanıklar, yanık ünitelerine başvuruların çok az bir yüzdesini oluşturmaktadır. Islak çimentoyla temasın kimyasal yanık oluşturabileceği bilinmemektedir. İnşaat sektörünün giderek büyümesiyle birlikte, bu maddeyle temas etme ve zararlı etkilerine maruz kalma ihtimalide artmaktadır. Uzun süren temas sonucu ıslak çimento ciddi yanıklara neden olabilmekte ancak maalesef bu özelliği profesyonel kullanıcılar arasında bile yeterince bilinmemektedir.
Bu maddenin yol açabileceği potansiyel tehlikeler hakkında yeterince bilgi sahibi olunmaması, kimyasal yanık için ciddi bir risk faktörü olarak düşünülmesini dahada önemli hale getirmektedir. Bu maddeyle çalışanların gerekli koruyucu önlemleri alması konusunda bilinçlendirilmeleri, bu tip kimyasal yanıkların önlenmesinde son derece etkili olacaktır.
Chemical burns account for a small percentage of admissions to burn units. Wet cement is a poorly recognized cause for a chemical burn. As the construction industry is growing, it becomes more likely to get in contact with this material and be more prone to its harmful effects. Wet cement can cause severe full-thickness burns with prolonged contact but this property is not well-known among professional users.
Lack of information about its potential hazards makes it an important problem which must be taken into consideration more seriously as a risk factor for a chemical burn. Increasing public knowledge about taking necessary preventive measures is crucial for avoiding this type of chemical burn injuries.

18.
Çoklu Mıknatıs Yutumuna Bağlı İntestinal Perforasyon: Olgu Sunumu
Intestinal Perforation Due To Multiple Magnet Ingestion: A Case Report
Mehmet Nuri Cevizci, Çetin Ali Karadağ, Mesut Demir, Ali İhsan Dokucu
PMID: 22792831  doi: 10.5505/tjtes.2012.22457  Sayfalar 192 - 194
Çocukluk çağında birden fazla mıknatıs yutulması durumunda acil tedavi gerektiren klinik tablolar gözlenebilir. Bir mıknatısın yutulması durumunda çoğunlukla barsak pasajı ile atılırken, birden fazla mıknatıs veya mıknatıslanabilen metal cisimler yutulduğunda, yabancı cisimlerin bir araya gelmesine bağlı olarak önemli intestinal komplikasyon oluşturabilmektedir. Burada çoklu mıknatıs ve metal maddeler yutulması sonrasında gelişen multiple intestinal perforasyon olgusu sunulmaktadır.
Olgu Sunumu:
Sekiz yaşında kız hasta karın ağrısı ve kusma şikayeti ile başvurdu. Başvuru sırasında batın hassasiyeti ve defansı mevcuttu. Düz grafide hava-sıvı seviyeleri ve metalik cisimler gözlendi. Grafide görülen metalik cisimler tanısal yönden dikkate alınmadı. Batın USG’de akut apandisit lehine rapor edildi. Eksplorasyonda appendiks normal olarak görüldü fakat çekum ve ileum sıkı bir şekilde yapışık bulundu. Diseksiyon sonrasında çekumda, çekumun 15 ve 45 cm proksimalinde internal fistüller yapan intestinal perforasyonlar gözlendi. Belirgin intestinal kaçak ve buna bağlı peritonit bulgusu yoktu. Bu alandaki yapışıklıklar ayrıldığında mıknatıs parçaları ve metal cisimler görüldü. İntestinal yaralanmaların birinde wedge rezeksiyon, diğerlerinde primer tamir uygulandı. Postoperatif sorun yaşanmadı, hasta 5. gün şifa ile taburcu edildi.
Sonuç:
Çocuk cerrahları olarak çoklu mıknatıs yutulması ve buna bağlı gelişebilecek komplikasyonlardan haberdar olunmalıdır. Yabancı cisim yutulması hikayesi mevcut olgularda abdominal düz grafilerle hasta takibi yapılmalı, beraberinde mıknatıslanabilen metal cisim veya çoklu mıknatıs yutulması durumunda muhtemel komplikasyonları önlemek için cismin lokalizasyonuna bakılmadan çıkarılmalıdır.
Multiple magnet ingestion during childhood may result in emergency situations. A single magnet may be discharged with intestinal peristalsis, but multiple magnets might stick together and cause significant intestinal complications. Here we present a case with intestinal perforation due to ingestion of multiple magnets and metal pieces.
Case report:
An eight years old girl was presented with abdominal pain and vomiting. She had abdominal tenderness and defense at examination. Abdominal x-ray showed air and fluid levels. Metallic images were not considered firstly as important in diagnosis. Abdominal ultrasonography was reported as acute appendicitis. At abdominal exploration, appendix was normal, but there were dense adherences around ileum and cecum. After adhesiolysis, intestinal perforations were seen in cecum and 15 and 45 cm proximal to cecum. Magnet and metal pieces were present in perforated segments. Wedge resection and primary repair was performed. There were no postoperative complications and she was discharged on postoperative 5th day.
Conclusion:
Pediatric surgeons should be aware of the complications of multiple magnet ingestions. If the patient has the complaint of multiple magnet ingestions, follow-up with daily abdominal x-rays should be done and in cases where magnets seem to cluster together or if acute abdominal signs develop, surgical exploration should be considered.