p-ISSN: 1306-696x | e-ISSN: 1307-7945
Volume : 17 Supp : 1 Year : 2021

Quick Search




SCImago Journal & Country Rank
Turkish Journal of Trauma and Emergency Surgery - Ulus Travma Acil Cerrahi Derg: 17 (1)
Volume: 17  Issue: 1 - January 2011
1.Cover - Contents

Page 0
Abstract | Full Text PDF

RESEARCH ARTICLE
2.The effect of glutamine on oxidative damage in an experimental abdominal compartment syndrome model in rats
Deniz Necdet Tihan, Yeşim Erbil, Rıdvan Seven, Selda Arkaya, Ümit Türkoğlu, Gülçin Hepgül, Ismail Borucu
PMID: 21341126  doi: 10.5505/tjtes.2011.73555  Pages 1 - 8
AMAÇ
Bu çalışmada, antioksidan özelliği bilinen glutaminin kullanımının iskemi-reperfüzyon sonrası oluşabilecek oksidasyon hasarı üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçladık.
GEREÇ VE YÖNTEM
Çalışma grubu Wistar Albino sıçanlarla oluşturuldu. Grup 1, abdominal kompartman grubuydu. Anestezi altındaki sıçanların karnına basınç uygulandı. Gaz boşaltıldıktan 3 gün sonra sıçanlar sakrifiye edildi, karaciğer, bağırsak ve akciğer doku parçalarında oksidatif hasar parametresi olarak malonildialdehit (MDA) ve glutatyon (GSH) seviyeleri ile enflamatuvar parametre olarak miyeloperoksidaz (MPO) aktivitesi ölçüldü. Alınan kan örneklerinde serum alanin-aminoasit transferaz (ALT) ve aspartat-aminoasit transferaz (AST) seviyeleri ölçüldü. Grup 2, abdominal kompartman ve glutamin uygulanan gruptu. Sıçanlara 1 hafta boyunca yüksek doz glutamin mide gavajı yolu ile verildi. Gavaj işlemi sonrası ilk gruptaki batın içi basınç uygulaması yapıldı, 3 gün daha glutamin verilen sıçanlar sakrifiye edildi, Grup 1’deki işlemlerin aynısı yapıldı. Grup 3 glutamin grubuydu. Grup 4 sham kontrol grubuydu.
BULGULAR
Abdominal kompartman yaratılan sıçanlarda MDA düzeyi ve MPO aktivitesi kontrol grubuna göre anlamlı oranda artmıştı. Glutamin ile MDA düzeyi ve MPO aktivitesi azaldı, GSH seviyesi arttı.
SONUÇ
Oksidatif hasar parametrelerine bakıldığında, glutaminin, reperfüzyon hasarını azaltıcı etkisinin antienflamatuvar ve antioksidan etkilerine bağlı olduğu düşünülmüştür.
BACKGROUND
The aim was to investigate whether or not glutamine, an antioxidant effective amino acid, improves the reperfusion-induced oxidative injury of abdominal hypertension.
METHODS
Wistar Albino rats were used. Group 1: Abdominal compartment syndrome alone: With the rats under anesthesia, intraabdominal pressure was obtained. Three days later, the rats were sacrificed, and intestine, lung and liver samples were removed for determination of tissue malondialdehyde (MDA) and glutathione (GSH) levels as oxidative injury parameters and of myeloperoxidase (MPO) activity as an inflammatory parameter. Trunk blood was analyzed for the alanine aminotransferase (ALT) and aspartate aminotransferase (AST) levels. Group 2: Abdominal compartment syndrome and glutamine: intragastric glutamine was given for seven days before and three days following establishment of the abdominal compartment syndrome model. The same examination procedure was then performed. Group 3: Glutamine administration alone. Group 4: Control group.
RESULTS
Intraabdominal pressure significantly increased the intestine, lung and liver MDA levels and MPO activities in comparison to the control group. Glutamine was associated with decreased MDA levels and MPO activities and increased GSH levels.
CONCLUSION
Glutamine appears to have protective effects against reperfusion-induced oxidative damage via its anti-inflammatory and antioxidant effect.

3.Comparison of classical surgery and sutureless repair with DuraSeal or fibrin glue for duodenal perforation in rats
Saliha Karagöz Avcı, Serdar Yüceyar, Erman Aytac, Onur Bayraktar, Ilknur Erenler, Huseyin Ustun, Hafize Uzun, Suphan Erturk
PMID: 21341127  doi: 10.5505/tjtes.2011.13914  Pages 9 - 13
AMAÇ
Bu çalışmada, sıçanlarda oluşturulan deneysel duodenum perforasyonunda klasik cerrahi teknikler ile adezyon bariyerleri olan DuraSeal ya da fibrin yapıştırıcıyla yapılan dikişsiz onarım tekniklerinin karşılaştırılması amaçlandı.
GEREÇ VE YÖNTEM
Kırk adet yetişkin, ağırlıkları 250-300 g arasında olan, dişi Wistar Albino sıçan rastgele dört adet eşit gruba ayrıldı. Primer onarım grubu, primer onarım ve omentoplasti grubu, fibrin yapıştırıcı uygulanan grup ve DuraSeal uygulanan grup. Doku iyileşmesini değerlendirmek amacıyla patlama basıncı, doku hidroksiprolin seviyesi ve histopatolojik inceleme parametre olarak kullanıldı.
BULGULAR
Primer onarım, primer onarım ve omentoplasti gruplarının patlama basıncı değerleri fibrin yapıştırıcı ve DuraSeal grubu patlama basıncı değerlerine göre anlamlı olarak yüksekti (p<0,001). Biyokimyasal ve histolojik parametreler açısından tüm gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu.
SONUÇ
Değerlendirdiğimiz dikişsiz onarım tekniklerinin konvansiyonel onarım tekniklerine üstün etkilerinin olmadığını gözlemledik. Dikişsiz onarım gruplarının sonuçları benzerdi. DuraSeal, fibrin yapıştırıcı gibi dikişsiz onarım alanında alternatif olabilir. Bu çıkarım farklı yara iyileşmesi belirteçleri ve farklı yöntemlerle planlanmış çalışmalarla desteklenmelidir.
BACKGROUND
The purpose of the study was to compare classical primary suture repair and sutureless repair with fibrin glue or DuraSeal adhesion barrier for the closure of duodenal perforation in rats.
METHODS
Forty adult female Wistar Albino rats weighing between 250-300g were randomly divided into four equal groups. Primary repair, primary repair and omentoplasty, or application of fibrin glue or DuraSeal adhesion barrier was performed in each of the four groups, respectively. The bursting pressure, tissue hydroxyproline levels and histopathology were evaluated.
RESULTS
Bursting pressure values of the primary repair and primary repair and omentoplasty groups were significantly higher than in the fibrin glue and DuraSeal groups (p<0.001). There were no significant differences between the experimental groups regarding hydroxyproline levels and histological parameters.
CONCLUSION
The sutureless methods (Fibrin glue, DuraSeal) have no superior effects when compared with the conventional repair techniques. We observed similar results between the sutureless repair groups; thus, DuraSeal can be considered an alternative to fibrin glue for this purpose. This suggestion must be supported with new studies, however, which would be planned with other wound healing markers and different designs.

4.Antioxidant effects of curcumin in spinal cord injury in rats
Havva Sahin Kavakli, Cemile Koca, Ozlem Alici
PMID: 21341128  doi: 10.5505/tjtes.2011.31391  Pages 14 - 18
AMAÇ
Bu deneysel çalışma, sıçanlarda spinal kord yaralanmasında curcuminin antioksidan etki yoluyla faydasını araştırmak için yapıldı.
GEREÇ VE YÖNTEM
Yirmi dört adet Wistar albino sıçan 3 gruba randomize edildi. Spinal kord yaralanması ağırlık düşürme modeliyle gerçekleştirildi. Grup 1’e laminektomi ardından spinal kord yaralanması uygulandı ve herhangi bir tedavi verilmedi. Grup 2’ye laminektomi ardından spinal kord yaralanması uygulandı ve curcumin verildi (200 mg/kg/gün ağızdan). Grup 3’e laminektomi ardından spinal kord yaralanması uygulandı ve metilprednizolon verildi (30 mg/kg periton içine), 24 saat sonra tüm sıçanlardan kan örnekleri alındı, sonra serum süperoksit dismutaz (SOD) ve malondialdehit (MDA) düzeyleri belirlendi ve elde edilen sonuçlar karşılaştırıldı.
BULGULAR
Curcumin grubunda SOD düzeyi kontrol ve metilprednizolon grubundan daha yüksekti (p<0,001 ve p<0,012). Curcumin grubunda MDA düzeyi kontrol grubundan daha düşüktü (p<0,042). Benzer şekilde metilprednizolon grubunda MDA düzeyi kontrol grubundan daha düşüktü (p<0,001).
SONUÇ
Bu çalışmanın sonuçları curcuminin etkin biçimde oksidatif hasara karşı spinal kord dokularını koruduğunu gösterir.
BACKGROUND
This experimental study was performed to investigate the benefit of curcumin via its antioxidant effect on spinal cord injury (SCI) in rats.
METHODS
Twenty-four adult Wistar albino rats were randomized into three groups. SCI was performed by the weight-drop model. Group 1 underwent laminectomy followed by SCI and received no medication. Group 2 underwent laminectomy followed by SCI and received curcumin (200 mg/kg/day orally). Group 3 underwent laminectomy followed by SCI and received methylprednisolone (30 mg/kg intraperitoneally). Twenty-four hours later, blood samples were obtained from all rats; serum superoxide dismutase (SOD) and malondialdehyde (MDA) levels were determined, and the obtained results were compared.
RESULTS
SOD level in the curcumin group was higher than in the control group (p<0.000) and methylprednisolone group (p<0.012). MDA level in the curcumin group was lower than in the control group (p<0.042). Similarly, the MDA level in the methylprednisolone group was lower than in the control group (p<0.001).
CONCLUSION
The results of the present study show that curcumin effectively protects the spinal cord tissues against oxidative damage.

5.Reliability of ultrasonography for diagnosing acute appendicitis
Aylin Hande Gökçe, Acar Aren, Feridun Suat Gökçe, Nevra Dursun, Abdullah Yüksel Barut
PMID: 21341129  doi: 10.5505/tjtes.2011.82195  Pages 19 - 22
AMAÇ
En sık akut karın nedenlerinden birisi olan akut apandisitin tanısında öncelikle kullanılan inceleme yönteminden biri de ultrasonografidir (USG). Bu çalışmada USG’nin akut apandisit tanısındaki güvenilirliği araştırıldı.
GEREÇ VE YÖNTEM
Prospektif olarak yapılan bu çalışmada 2007 yılında acil cerrahi polikliniğimize başvuran hastalarda fiziksel inceleme ve laboratuvar incelemeleri sonucu akut apandisit öntanısıyla ameliyata karar verilen 235 hastaya tüm karın USG’si yapıldı. Daha sonra bu hastalara apendektomi yapıldı; piyesler histopatolojik olarak incelendi.
BULGULAR
Bu çalışmaya 235 hasta alındı. Bu hastaların 193’ünün (%82,1) histopatolojik sonucu akut apandisit geldi, 42’sinin (%17,9) ise histopatolojik sonucu akut apandisit çıkmadı. USG sonucu akut apandisit olan 150 hastanın histopatolojik olarak 133’ünün (%88,67) akut apandisit olduğu, USG’nin normal olduğu 85 hastanın ise histopatolojik olarak 60’ının akut apandisit olduğu saptandı. Histopatolojik tanısı akut apandisit olan hastaların %31,1’ine USG ile tanı konamadı.
SONUÇ
USG’si akut apandisit olan hastaların histopatolojisinin akut apandisit olması arasında duyarlılık %69, özgüllük %60, pozitif kestirim değeri 0,89, negatif kestirim değeri 0,30, doğruluk 0,67 bulunmuştur. USG akut apandisit tanısını koymada ancak yardımcı bir yöntem olabileceği ve USG’nin anamnez ve fiziksel incelemenin önüne geçirilmemesi gerektiği kanaatine varıldı.
BACKGROUND
Abdominal ultrasonography (US) is the most commonly used diagnostic tool for diagnosing acute appendicitis, which is one of the most common causes of acute surgical abdomen. In this study, we examined the reliability of US for diagnosing acute appendicitis.
METHODS
In this prospective study, we performed abdominal US on 235 patients admitted to our surgical emergency department during 2007 and diagnosed as acute surgical abdomen according to the physical examination and laboratory findings. These patients were surgically treated by appendectomy, and the materials were pathologically examined.
RESULTS
Two hundred thirty-five patients were admitted to this study. One hundred ninety-three of these patients (82.1%) were diagnosed as acute appendicitis, and 42 (17.9%) were diagnosed differently. One hundred thirty-three (88.67%) of 150 patients diagnosed as acute appendicitis on US examinations were also reported as acute appendicitis on histopathological examination. Sixty of 85 patients diagnosed differently on US examination were reported as acute appendicitis on histopathological examination.
CONCLUSION
The sensitivity of abdominal US for diagnosing acute appendicitis was determined as 69%. The specificity was calculated as 60%, positive predictive value as 0.89, negative predictive value as 0.30, and accuracy as 0.67. Abdominal US is a helpful diagnostic tool for diagnosing acute appendicitis. However, it should not be seen as superior to anamnesis and physical examination findings.

6.Evaluation of medicolegal reports written by physicians in the emergency unit with regard to deficiencies and mistakes
Mustafa Serinken, İbrahim Türkçüer, Kemalettin Acar, Mert Özen
PMID: 21341130  doi: 10.5505/tjtes.2011.78989  Pages 23 - 28
AMAÇ
Acil servislerde çalışan hekimler adli rapor düzenleme görevini sıklıkla yerine getirmektedir. Pek çok nedenden dolayı bu raporlarda istenmeyen hatalar bulunmakta ve bu hatalar devam eden adli işlemlerde sorunlara yol açmaktadır. Bu çalışmada, üniversite hastanesinde belirli bir süre içinde düzenlenen adli raporlar değerlendirilerek hata ve eksiklikler yönünden gözden geçirilmesi amaçlandı.
GEREÇ VE YÖNTEM
01.06.2005 - 30.06.2009 tarihleri arasında Pamukkale Üniversitesi Araştırma Uygulama Hastanesi Acil Servisinde düzenlenen adli raporların olgu türlerine göre dağılımları belirlendi ve içeriğindeki yanlışlık ve eksiklikler ile okunaklılığı araştırıldı. Belirlenen süre içerisinde acil servise müracaat ettiği anlaşılan 3499 adli olgudan raporuna ulaşılabilen 3219’u değerlendirmeye alındı.
BULGULAR
En sık olgu türünün trafik kazaları ile kesici-delici alet yaralanmaları olduğu, hayati tehlike kavramının doğruluğu yönünden sıkça hata yapıldığı, kimlik bilgileri ile olay saati ve muayene saati hususlarının sıkça eksik bırakıldığı tespit edildi.
SONUÇ
Hekimlerin adli rapor düzenlerken kesin rapor düzenlemekten önemli ölçüde imtina etmeleri, bilgi ve bulguların yeterli olduğu olgularda bile geçici rapor düzenleme yoluna gitme eğiliminde bulunmaları bu konudaki eğitim eksikliklerine bağlıdır. Aynı zamanda hayati tehlike, basit tıbbi girişimle giderilebilirlik gibi konulardaki yanlışlıklar da bu konudaki eğitim ve hassasiyet eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Mezuniyet öncesi ve sonrası adli tıp eğitimi üst düzeyde önemsenmeli, hekimlerin yasal sorumlulukları konusunda farkındalık yaratılarak, bu konuda periyodik meslek içi eğitimler düzenlenmelidir.
BACKGROUND
Doctors working in emergency services often fulfill the task of preparing judicial reports. For a number of reasons, these reports have undesirable mistakes that become problematic in subsequent judicial processes. This study aimed to evaluate the judicial reports that were prepared over a certain period at a university hospital with regard to any mistakes or deficiencies.
METHODS
The distribution of the judicial reports prepared between 01 June 2005 and 30 June 2009 in the emergency service of a University Research and Training Hospital was determined with respect to the types of cases, and their contents were studied for mistakes, deficiencies and legibility. Out of 3499 visits to the emergency service during the specified period, 3219 judicial reports that were accessible were considered in the evaluation.
RESULTS
It was determined that the most frequent types of cases were traffic accidents and injuries by sharp and penetrating instruments. Furthermore, many mistakes were made frequently regarding the presence of life-threatening conditions, and personal identification information and times of the event and examination were often incomplete.
CONCLUSION
The fact that the doctors largely failed to prepare precise reports and tended to write unsatisfactory reports even for cases with adequate information and findings was attributed to their insufficient training in this area. At the same time, mistakes in life-threatening situations and in treatment by using simple medical interventions stem from lack of training and sensibility. Pre- and post-graduate forensic medicine education must be considered highly important, and periodic on-the-job training must be organized, creating a better awareness among doctors regarding their legal responsibilities.

7.Clinical evaluation of forty-four patients with necrotizing fasciitis
Özge Turhan, Seyit Ali Büyüktuna, Dilara İnan, Rabin Saba, Ata Nevzat Yalçın
PMID: 21341131  doi: 10.5505/tjtes.2011.29000  Pages 29 - 32
AMAÇ
Nekrotizan fasiit, nadir görülen ancak hayatı tehdit eden, esas olarak yüzeyel fasiya ve deri altı dokuyu tutan bir yumuşak doku enfeksiyonudur.
GEREÇ VE YÖNTEM
Bu çalışmada 2004-2008 yılları arasında nekrotizan fasiit tanısıyla Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji servisinde yatan ve diğer kliniklerde yatarken enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji konsültasyonlarıyla takip ve tedavi edilen 44 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastanemizdeki etkenlerin dağılımı, yerleşim yeri, eşlik eden hastalıklar ve risk faktörlerinin ortaya konulması amaçlandı.
BULGULAR
Çalışmamız sonucunda diyabetes mellitus, travma ve cerrahi, nekrotizan fasiit oluşumunda rol oynayan predispozan faktörler arasında yer alırken en sık alt ekstremitede ve perianal bölgede yerleştiği tespit edildi. Etyolojide polimikrobiyal etkenler ilk sırada yer alırken mortalite oranı %25 olarak saptandı.
SONUÇ
Bu çalışmayla enfeksiyon acilleri arasında yer alan nekrotizan fasiit olgularının hastanemizdeki izlem sonuçları değerlendirilmiştir.
BACKGROUND
Necrotizing fasciitis is a rare but life-threatening soft-tissue infection primarily involving the superficial fascia and subcutaneous tissue.
METHODS
We conducted a retrospective study of 44 patients with necrotizing fasciitis between 2004 and 2008 in Akdeniz University Hospital, Department of Infectious Diseases and Clinical Microbiology and other departments. The aim of this study was to determine the causative agents of the necrotizing fasciitis, and the localization, predisposing factors, and comorbid conditions.
RESULTS
We found that diabetes mellitus, trauma and surgery were the most important predisposing factors. Moreover, the lower extremity and perianal region were the most frequently involved sites. Polymicrobial agents were the most frequent and the mortality was found as 25%.
CONCLUSION
In conclusion, necrotizing fasciitis cases followed in our hospital were evaluated in this study.

8.The practice of plastic surgery in emergency trauma surgery: a retrospective glance at 10,732 patients
Semra Hacıkerim Karşıdağ, Özay Özkaya, Kemal Uğurlu, Lütfü Baş
PMID: 21341132  doi: 10.5505/tjtes.2011.99083  Pages 33 - 40
AMAÇ
Acil plastik cerrahi polikliniğine başvuran hasta sayısı toplumların sosyokültürel özelliklerine bağlı olarak ciddi farklılıklar göstermektedir. Çalışma bölgesinin yaygınlığı nedeni ile de plastik cerrahinin acil travmatolojideki önemi giderek artmaktadır.
GEREÇ VE YÖNTEM
Bu çalışmada, 2000-2004 yılları arasında Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Plastik Cerrahi polikliniğine başvuran 10,732 hastanın etyoloji, cinsiyet, yaş dağılımı, yaralanma özellikleri ve tedavileri retrospektif olarak değerlendirildi.
BULGULAR
Başvuran hastaların %64’ünde ön kol ve el yaralanmaları, %28’inde maksillofasyal yaralanma ve %8’inde doku defektleri vardı. Hastalarda 4/1 oranında erkek baskınlığı vardı, yaş ortalaması 22,9 idi. Üst ekstremite yaralanması ile başvuran hastaların %81’i erkek ve yaş ortalamaları 22,3 olarak bulundu. Üst ekstremite yaralanması olan hastalarda en sık etyolojik neden, %33 ile cam kesisi idi. Maksillofasyal travma nedeniyle başvuran hastaların yaş ortalaması 23,2 olarak saptandı. Baş-boyun yaralanması olan hastaların %38’inde travma sebebi trafik kazası idi.
SONUÇ
Tedavi edilen hasta sıklığı ve özelliği göz önüne alındığında plastik cerrahinin acil travmatolojideki yeri ve öneminin her geçen gün artmakta olduğunu ve benzer bir çalışma olmadığı için bu çalışmanın literatüre katkısı olacağını düşünmekteyiz.
BACKGROUND
The number of patients applying to the emergency Plastic and Reconstructive Surgery outpatient clinic varies considerably depending on the sociocultural profiles of societies. Due to the abundance of anatomic regions comprising the targets of this field of specialization, plastic surgery is continuously gaining in importance in emergency traumatology.
METHODS
In this study, 10,732 patients admitted to the outpatient clinic of Emergency Plastic Surgery in Şişli Etfal Training and Research Hospital were evaluated retrospectively regarding etiology, sex, age distribution, injury characteristics, and treatment.
RESULTS
While 64% of all patients had forearm and hand injuries, 28% had maxillofacial injuries, and 8% had tissue defects. There was a male: female ratio of 4: 1, and the mean age of all patients was 22.9 years. The mean age of patients (males 81%) admitted with upper extremity injuries was 22.3 years. Most of the upper extremity injuries were due to glassware cuts (33%). The mean age of patients admitted with maxillofacial trauma was 23.2 years. Among the patients with head-and-neck injuries, the most frequent cause of trauma was traffic accidents (38%).
CONCLUSION
Regarding the frequency and characteristics of the patients treated, we suggest that plastic surgery shows a progressively increasing significance and widening field of practice in emergency traumatology and, as no similar study currently exists, ours will contribute significantly to the literature.

9.Tracheobronchial injuries
Bülent Aydemir, Oya Uncu İmamoğlu, Recep Ustaalioğlu, Tamer Okay, Ilgaz Doğusoy
PMID: 21341133  doi: 10.5505/tjtes.2011.32391  Pages 41 - 45
AMAÇ
Bu çalışmada, trakeobronşiyal yaralanmaların tanı ve tedavisinde kullanılan yöntemleri araştırdık ve literatürle karşılaştırmayı amaçladık.
GEREÇ VE YÖNTEM
Kliniğimizde 2003-2008 yılları arasında trakeobronşiyal yaralanma nedeni ile ameliyat edilen 9 olgu (7 erkek, 2 kadın) çalışmaya dahil edildi. Travma sonrası trakeobronşiyal yaralanma nedeni ile ameliyat edilen 7 olgu ile entübasyon sonrası trakeal yaralanma görülen 2 olgu incelendi. Olgular, yaş, cinsiyet, travma tipi, klinik bulgular, yaralanma bölgesi, uygulanan girişim ve sonuçları açısından değerlendirildi.
BULGULAR
Yaralanma 6 olguda künt travma, 1 olguda penetran travma sonucu gerçekleşirken, 2 olguda ise iyatrojenikti. Yaralanma 5 olguda trakeal, 4 olguda ise bronşiyal seviyede idi. Bir olguya üst bilobektomi, bir olguya trakeal rezeksiyon ve ucuca anastamoz, 3 olguya uçuca anastomoz ve 4 olguya ise primer tamir yapıldı. Bir olgu ameliyat sırasında, bir olgu ise ameliyat sonrası erken dönemde kaybedildi.
SONUÇ
Trakeobronşiyal yaralanmalarda erken tanı önemlidir. Yaralanmanın yerinin ve şeklini belirlenmesi için kullanılan en önemli tanı aracı bronkoskopidir. Tedavide rezeksiyondan mümkün olduğunca kaçınılmalı ve primer onarım tercih edilmelidir.
BACKGROUND
We aimed in this study to investigate and compare the diagnostic and therapeutic methods in tracheobronchial injuries.
METHODS
Nine cases (7 male, 2 female) operated between 2003 and 2008 because of tracheobronchial injury were included in the study. The cause of tracheobronchial injury was trauma in 7 cases and postintubation laceration in 2 cases. The cases were evaluated in terms of age, sex, type of trauma, clinical findings, localization of injury, performed diagnostic and therapeutic methods, and results.
RESULTS
The causes of tracheobronchial laceration were blunt trauma in 6 cases, penetrating trauma in 1 case and iatrogenic (postintubation) in 2 cases. Lacerations were in the trachea in 5 cases and at the bronchial level in 4 cases. Operations included right upper bilobectomy in 1 case, tracheal resection and end to end anastomosis in 1 case, end to end anastomosis in 3 cases, and primary repair in 4 cases. One case died during the operation and 1 case died postoperatively.
CONCLUSION
In tracheobronchial injuries, early diagnosis and treatment are very important. The most useful method is bronchoscopy for determining the type and localization of the injury. In treatment, primary repair should be preferred over anatomical resections whenever possible.

10.Retrospective analysis of 954 adult patients with head injury: an epidemiological study
Hasan Serdar Işık, Uğur Bostancı, Ömer Yıldız, Cengiz Özdemir, Ahmet Gökyar
PMID: 21341134  doi: 10.5505/tjtes.2011.57431  Pages 46 - 50
AMAÇ
Kafa travmaları, özellikle kentlerde ve genç nüfusta en sık görülen morbidite ve mortalite sebeplerinden biridir. Bu retrospektif çalışmayla, kafa travmaları ile ilgili ülkemiz epidemiyolojik veritabanına katkıda bulunmayı amaçladık.
GEREÇ VE YÖNTEM
Ocak 2003-Haziran 2008 tarihleri arasında, Samsun Mehmet Aydın Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroşirürji kliniğinde tedavi edilen 15 yaş ve üstü 954 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastaların 721’i (%75,5) erkek, 233’ü (%24,5) kadındı. Hastaların %52,5’i 15-40 yaş arası genç nüfustu.
BULGULAR
Trafik kazaları (%75) en sık tespit edilen travma nedeniydi. Giriş Glasgow Koma Skoruna (GKS) göre hastaların %48’inde hafif (GKS 13-15), %31’inde orta (GKS 9-12) ve %21’inde ise ağır (GKS 3-8) kafa travması mevcuttu. Hastaların 177’si (%18,5) ameliyat edildi. Yapılan ameliyatlar en sık subdural hematom ve epidural hematom nedeniyleydi. Serimizde mortalite %19,4 (n=185) olarak bulundu. Bu hastaların travma nedeni incelendiğinde, trafik kazaları yine ilk sırada yer almıştır.
SONUÇ
Kafa travmaları ile ilgili epidemiyolojik çalışma ve verilerin artması, travmanın oluşmadan engellenebilmesi açısından önem taşır. Serimizde, özellikle erkek hakimiyeti, travma sıklığının en yüksek olduğu yaş grupları, travma ve mortalite sebepleri açısından ülkemizde yapılan diğer çalışmalara benzer veriler elde edilmiştir. Ancak, merkez bir hastane olmamız sebebiyle orta ve ağır kafa travmalarının oransal fazlalığı, mortalitemizi de etkilemiştir.
BACKGROUND
Head traumas are among the most common causes of mortality and morbidity among young adults in urban areas. We aimed to contribute to the epidemiological database of our country with regard to head traumas.
METHODS
We retrospectively analyzed 954 patients older than 15 years with head trauma who were treated in the Neurosurgery Department of Samsun Mehmet Aydın Education and Research Hospital between January 2003 and June 2008. Seven hundred twenty-one (75.5%) patients were male and 233 (24.5%) were female. Five hundred twenty-one (52.5%) were between 15-40 years old.
RESULTS
Traffic accident (75%) was the most common cause of head trauma. According to Glasgow Coma Score (GCS), 48% of the patients had mild (13-15), 31% moderate (9-12) and 21% severe (3-8) head injury. One hundred seventy-seven (18.5%) patients were operated. The commonest operations were performed for subdural and epidural hematomas. Mortality was 19.4% (185). Common causes of mortality were traffic accidents (77%) and gunshot injuries.
CONCLUSION
It is important to have local epidemiological studies and data about head traumas in order to prevent these traumas. In this study, the predominance of young men and the causes of trauma and mortality were similar to that reported in the related literature.

11.Fractures of the femoral head: what are the reasons for poor outcome?
Mert Özcan, Cem Çopuroğlu, Kenan Sarıdoğan
PMID: 21341135  doi: 10.5505/tjtes.2011.99267  Pages 51 - 56
AMAÇ
Bu yazıda, çok nadir bir yaralanma olan femur başı kırıklarında tedavi stratejilerinin tartışılması amaçlandı.
GEREÇ VE YÖNTEM
Mart 2006 ile Aralık 2007 arasında acil servise femur başı kırığı ile başvuran beş hastanın altı kırığı incelendi. Cerrahi ve cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilen hastaların fonksiyonel sonuçları karşılaştırıldı.
BULGULAR
Hastaların yarısı cerrahi yöntemle, yarısı da cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edildi. Mükemmel ve iyi sonuçların oranı %50 bulundu. İki taraflı yaralanması bulunan hastada avasküler nekroz gelişti. Bu hastada fonksiyonel sonuçlar kötü bulundu. Cerrahi ile tedavi edilen hastalardan birinde erken posttravmatik artrit görüldü, bu hastanın fonksiyonel sonuçları orta bulundu.
SONUÇ
Minimum yumuşak doku travması ile anatomik redüksiyonun sağlanması bu kırıkların tedavisindeki amacımız olmalıdır. Parçaların en iyi görüntüsü hangi yaklaşımla sağlanacaksa o yaklaşım tercih edilmelidir. Şu unutulmamalıdır ki, tüm tedavi seçeneklerine rağmen bu hastaların fonksiyonel sonuçları kötü olabilmektedir.
BACKGROUND
In this article, we aimed to discuss treatment strategies in fracture of the femoral head, which is a very rare injury.
METHODS
We reviewed five patients (six fractures) who admitted to our emergency department due to femoral head fracture between March 2006 and December 2007. Functional outcomes of the patients who were treated operatively and nonoperatively were compared.
RESULTS
Half of the fractures were treated nonoperatively and half of them surgically. We observed a rate of 50% excellent to good results. Avascular necrosis developed in a patient with bilateral injury. The functional results were poor for this patient. Early posttraumatic arthritis was observed in a patient who was treated surgically; this patient had moderate results.
CONCLUSION
We should aim at anatomic reduction of the fragments with minimum soft tissue injury. The best approach should be chosen for excellent view of the fragments. We should not forget that half of these patients will have a poor outcome despite all treatment strategies.

12.The diagnosis and treatment of penile fracture: our 19-year experience
Abdullah Gedik, Devrim Kayan, Sait Yamiş, Yakup Yılmaz, Kamuran Bircan
PMID: 21341136  doi: 10.5505/tjtes.2011.93763  Pages 57 - 60
AMAÇ
Bu çalışmada, penis kırıkların tanı ve tedavisine yaklaşımlar retrospektif olarak değerlendirildi.
GEREÇ VE YÖNTEM
Ocak 1990 ile Ocak 2009 tarihleri arasında kliniğimize penis kırığı nedeniyle başvuran 107 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların yaşı, kırığın nedeni, kırığın oluş zamanı, fiziksel inceleme bulguları, radyolojik bulgular, uygulanan tedavi şekli ve ameliyat sonrası komplikasyonlar kaydedildi. Beş hastaya kavernozografi ve 8 hastaya retrograd üretrografi yapıldı.
BULGULAR
Cinsel ilişki ve uygunsuz ortamda erekte peniste detümesansı sağlamak için elle bükme penis kırığının en sık nedenleri olarak bulundu. Tanı 102 hastada anamnez ve fiziksel incelemeyle kondu. Kavernozografi 5 hastada yapıldı. Üretral yaralanma düşünülen 8 hastaya retrograd üretrografi yapıldı. Yırtıklar 101 hastada cerrahi olarak onarıldı, 6 hastaya ise konservatif tedavi yapıldı. Ameliyattan sonraki 6. ayda yapılan kontrollerde konservatif tedavi yapılan 6 hastanın 3’ünde penil kurvatur gelişirken cerrahi yapılan hastalarda hiçbir komplikasyon gelişmedi.
SONUÇ
Anamnez ve fiziksel inceleme ile kesin tanı konulamayan hastalarda kavernozografi, üretra yaralanması şüphesi olanlara ise üretrografi yapılmalıdır. Penis kırığının erken cerrahi onarımı penis kurvatur gelişimini önlemek ve hızlı iyileşmeyi sağlamak için önerilmektedir.
BACKGROUND
The aim of this study was to retrospectively evaluate our approach to the diagnosis and treatment of penile fracture.
METHODS
We retrospectively evaluated the results of 107 patients with penile fracture treated in our clinic between January 1990 and January 2009. Patient age, etiology of each fracture, history, physical examination results, radiologic findings, type of treatment, and postoperative complications were recorded. In 5 cases cavernosography was performed and in 8 cases retrograde urethrography.
RESULTS
The most common etiologies of penile fracture were coitus and manually bending the penis for detumescence. Diagnoses were made based on history and physical examination in 102 patients and cavernosography in 5 patients. In order to evaluate urethral injury in 8 cases, retrograde urethrography was performed. Rupture was repaired surgically in 101 patients, but 6 patients were treated conservatively. Among the 6 conservatively treated patients, 3 developed penile curvature 6 months post-treatment; no complications occurred in the surgically treated patients.
CONCLUSION
Cavernosography should be performed only when history and physical examination are insufficient for diagnosis, and retrograde urethrography should be performed when urethral injury is suspected. In order to prevent the development of penile curvature and to ensure rapid recovery, early surgical repair is advised.

13.Factors associated with mortality in adult hospitalized burn patients in Tehran
Mohammad R Rasouli, Mohammad-Reza Zarei, Seyedsaied Dianat, Vahid Eslami, Iraj Harirchi, Nosratollah Boddouhi, Ali Zandieh
PMID: 21341137  doi: 10.5505/tjtes.2011.22129  Pages 61 - 65
AMAÇ
Yanığı takiben ortaya çıkan mortalite oranı, önemli bir sonuç parametresidir. Bu çalışmada, Tahran’da hastaneye yatırılan erişkin yanıklı hastalarda mortalite ile birlikte olan faktörlerin belirlenmesi amaçlandı.
GEREÇ VE YÖNTEM
Bu çapraz karşılaştırmalı çalışma, Tahran’daki iki yanık başvuru merkezinde bir yıllık periyotta yapıldı. Çalışma periyodunda hastaneye yatırılan 1321 erişkin (>15 yaş) yanıklı hasta çalışmaya kaydedildi. Mortalite ile birlikte olan faktörleri belirlemek üzere, tek değişkenli analiz ve çok değişkenli (lojistik regresyon) analiz yapıldı.
BULGULAR
Hastaların ortalama yaşı 33,1±14,9 yıl idi. Yanıkların büyük çoğunluğu kazaya bağlıydı (n=1076, %81,5). Yanık mekanizması ile ilgili olarak, petrol ürünleri ile en sık yanık nedeni idi. Ortalama yüzde yanık toplam vücut yüzey alanı (TVYA) %39,9±%25,8 idi. Mortalite oranı %33 oldu. Sepsis, en sık mortalite nedeniydi. Bu çalışmanın sonuçlarına göre erişkin yanık hastalarında iş kazası olmayan yanıklar, yanık olan TVYA ve ikinci ve üçüncü derece yanıktan etkilenmiş yüzey alanı mortalitenin bağımsız belirleycileridir.
SONUÇ
Bu çalışma, çalışılan yanık merkezlerinde yüksek bir mortalite oranı olduğunu göstermiştir. Belirlenen risk faktörleri olan hastalar, yatışları sırasında yüksek riskli hastalar olarak sınıflandırılmalı ve bu hastalara hastanede kalış süresince özel ilgi ve bakım gösterilmelidir.
BACKGROUND
The mortality rate following burn is an important outcome parameter. This study aimed to identify factors associated with mortality in adult hospitalized burn patients in Tehran, Iran.
METHODS
This cross-sectional study was performed during a one-year period in two referral burn centers in Tehran. During the study period, 1321 adult (>15 years) hospitalized burn patients were enrolled. Univariate and multivariate (logistic regression) analyses were performed to identify factors associated with mortality.
RESULTS
The mean age of the patients was 33.1±14.9 years. By far, the majority of burns were accidental (n=1076, 81.5%). Regarding the mechanism of burn, burn with petroleum products was the most frequent. Mean percent burned total body surface area (TBSA) was 39.9%±25.8%. The mortality rate was 33%. Sepsis was the most common cause of mortality. The results of the present study indicated that non work-related burns, burned TBSA and body surface area affected by second- or third-degree burns were independent determinants of mortality among adult hospitalized burn patients.
CONCLUSION
The present study showed a high mortality rate in the studied burn centers. Patients with identified risk factors should be categorized as high risk at the time of admission and need special attention and care during hospitalization.

14.Tubercular bowel perforation: what to do?
Federico Coccolini, Luca Ansaloni, Fausto Catena, Daniel Lazzareschi, Lorenza Puviani, Antonio Daniele Pinna
PMID: 21341138  doi: 10.5505/tjtes.2011.39145  Pages 66 - 74
AMAÇ
Abdominal tüberküloz (TB) insidansı, Batı ülkeleri ile gelişmiş ülkelerde artmaktadır. Bu patoloji, serbest intestinal perforasyonu da içeren birkaç komplikasyona sahiptir. Bu çalışmanın amacı, tüberkülozla ilişkili perforasyonlara yönelik çeşitli tedavileri tartışan ilgili tüm literatürü analitik olarak özetlemektir.
GEREÇ VE YÖNTEM
Bologna Üniversite Hastanesi Acil Servis Departmanı’nın son 13 yıldaki kayıtlarını sorgulayan hasta veritabanı gözden geçirildi. 3 Mart 2009 tarihine kadar bildirilmiş olan intestinal TB’ye bağlı raporlanan bütün intestinal perforasyonu olguları geriye dönük olarak değerlendirildi.
BULGULAR
İntestinal perforasyon ile başvuran 119 abdominal tüberküloz olgusu yayınlanmıştır. Cerrahi tedavi ile ilgili standardize kılavuzlar bulunmamaktadır. Bildirilen 119 olgudan, 40’ı (%33,6) rezeksiyon ve anastomozla, 17’si (%14,2) doğrudan dikişlerle, 4’ü (%3,3) basit bir drenle tedavi edilmiş ve 57 olgunun tedavisi de rapor edilmemiştir.
SONUÇ
TB’ye bağlı bağırsak delinmelerinin cerrahi tedavisi için en uygun stratejiyi analizle ayırt edilecek hiçbir klinik kanıt saptanmadı. Perforasyonun doğrudan kapatılması, tipik olarak yüksek morbidite ve mortaliteyle korelasyon göstermektedir. Perfore kısmın rezeksiyonu ile birlikte anastomoz gerçekleştirilmesi daha iyi tedavi gibi görünmektedir. Yine de, farmakolojik tedavi, tedavinin esas ayağı olarak kalmaya devam etmektedir.
BACKGROUND
The incidence of abdominal tuberculosis (TB) is increasing in western and developed countries. This pathology has several complications, including free intestinal perforation. The aim of this study was to analytically summarize all the pertinent literature discussing the various treatments for TB-related perforations.
METHODS
We reviewed the patient database of the Emergency Surgery Department of the Bologna University Hospital, checking the last 13 years. A retrospective review was conducted of all reported cases of intestinal perforation due to intestinal TB published through 3 March 2009.
RESULTS
119 cases of abdominal TB presenting with intestinal perforation were published. There are no standardized guidelines regarding the surgical treatment. Of the 119 reported cases, 40 (33.6%) were treated with resection and anastomosis, 17 (14.2%) with direct sutures, 4 (3.3%) with a simple drain, and in 57, the treatment was not reported.
CONCLUSION
No clinical evidence has been available for analysis to discern the optimal surgical strategy for treating intestinal perforations induced by TB. The direct closure of the perforation typically correlates with poor morbidity and mortality results. The better treatment seems to be the surgical resection of the perforated part with anastomosis. However, pharmacological therapy remains the essential pillar of treatment.

15.Bilateral internal carotid artery and vertebral artery dissections with retinal artery occlusion after a roller coaster ride - case report and a review
Yonca Ozkan Arat, John Volpi, Anil Arat, Richard Klucznik, Orlando Diaz
PMID: 21341139  doi: 10.5505/tjtes.2011.53189  Pages 75 - 78
Bu yazıda, lunapark trenine (roller coaster) binmesini takiben iki taraflı internal karotid ve iki taraflı vertebral arter diseksiyonu ile beraber retinal arter oklüzyonu gelişen, bilgilerimize göre, literatürdeki ilk olguyu sunuyoruz. Otuz beş yaşında sağlıklı bir kadın hastada, lunapark trenine binmesini takiben, sağ taraflı boyun ağrısı ve frontal başağrısı gelişmiştir. Bundan beş gün sonra hastanın sağ gözünde 2 saat süren tam görme kaybını takiben, bu gözde görme düzelmiş fakat normale göre çok düşük düzeyde kalmıştır. Hastanın ilk muayenesinde sağ gözde görmesi 20/200 ve sol gözde 20/20 düzeyinde bulunmuştur. Fundus muayenesinde üst temporal arter boyunca ödem izlenmiş, emboli görülmemiştir. Hastanın bunun dışında nörolojik muayenesi normaldi. Yapılan beyin anjiyografisinde, iki taraflı internal karotid ve iki taraflı vertebral arter diseksiyonu görülmüştür. Hasta, konservatif tedavi ile stabil olarak kalmış ve görmesinde daha fazla düşme veya yeni nörolojik kayıp izlenmemiştir. Baş-boyun arter diseksiyonlarında prognoz çogunlukla iyidir, fakat olası komplikasyonların önlenmesi için erken teşhis çok önelidir. Lunapark treni gibi ani ve hızlı hareketlere maruz kalınmasını takiben başağrısı, boyun ağrısı, baş dönmesi gibi şikayetler gelişen hastalarda arteriyel diseksiyon için yüksek şüphe bulunmalıdır.
We present the first case of a woman with no significant medical history who developed dissections of bilateral carotid and bilateral vertebral arteries, as well as a retinal artery occlusion, after a roller coaster ride. A 35-year-old woman developed right-sided neck pain followed by a frontal headache immediately after a roller coaster ride. Five days after the incident, she developed complete loss of vision in her right eye for two hours. Subsequently, the vision improved but remained significantly decreased. On presentation, her visual acuity was 20/200 in the right and 20/20 in the left eye. Her fundus exam revealed retinal edema in the superotemporal retinal artery distribution without any visible emboli. Her neurological exam was otherwise normal. The cerebral angiogram showed bilateral internal carotid and vertebral artery dissections. The patient remained stable with conservative therapy without further worsening of vision or any new neurological deficits. Outcomes for cervicocephalic arterial dissection are usually favorable, but early diagnosis is critical for initiation of appropriate treatment of possible complications. Physicians must have a high index of suspicion for arterial dissection when patients note any headache, neck pain or vertigo triggered by violent motion after leisure activities such as roller coaster rides.

16.Unusual penetration of a construction nail through the orbit to the cranium: a case report
İbrahim Erkutlu, Mehmet Alptekin, Mehmet Dokur, Murat Geyik, Abdulvahap Gök
PMID: 21341140  doi: 10.5505/tjtes.2011.49092  Pages 79 - 82
İnşaat çivileriyle oluşan delici baş ve boyun yaralanmaları, nadiren gözlenen, ölümcül ve gelişmekte olan ülkelerin önemli bir problemidir. Hastanın nörovasküler durumu ve sistemik fiziksel incelemesi ilk bilinmesi gereken durumdur, çivinin çıkarılmasında cerrahi ve/veya medikal olarak hangi yaklaşımın uygulanacağı kritik önem taşır. On yaşında, yüksekten düştükten 1 saat sonra sol alnında şişlik ve yabancı cisim batması şikayetiyle başvuran bir kız çocuğu sunuldu. Sol göz ışık refleksindeki zayıflık ve huzursuzluğu dışında nörolojik ve sistemik muayenesi normal idi. Radyolojik araştırmalar çivi başının sol supraorbital bölgeden girdiğini ve orbital tavan boyunca ilerleyerek frontal kemiğin altından ilerleyerek saplandığını gösterdi. Çivi sol piterional kraniyotomi ve lateral orbitotomi tekniği kullanılarak başarıyla çıkarıldı ve cerrahi sonrası herhangi bir komplikasyon gelişmedi. Biz burada belkide “çivinin ters penetrasyonu” olarak tanımlanabilecek nadir bir kraniyoserebral delici yaralanmayı ve orbital tavan boyunca ilerleyerek anterior fossaya baş kısmıyla saplanan bir yaralanma tipini sunduk. Ek olarak bu tip yaralanmalarda çivi baş tarafından kraniyuma saplandıysa ameliyat öncesi ve sonrası alınması gereken önlem ve tedavi stratejileri tartıştışıldı.
Penetrating head and neck trauma with construction nails are uncommon life-threatening injuries and an important problem in developing countries. Assessment of the neurovascular and systemic physical status is a first requirement, and the decision concerning which surgical approach to perform for the removal of the nail is of critical importance. A 10-year-old girl was presented one hour after a fall injury with complaint of a swelling and foreign body lodgment on the left forehead. Neurological and systemic physical examinations were normal except for weak direct pupillary light reflex on the left side and the patient’s state of uneasiness. Radiological investigations showed that the head of the nail had entered from the left infra-orbital region and become lodged through the orbital roof, below the frontal bone. Surgical extraction of the nail in the operating room was performed successfully using left pterional craniotomy and lateral orbitotomy technique, and there was no complication after surgery. Here, we report a case with a rare craniocerebral penetrating wound and type, with the head of the nail lodged in the anterior fossa through the orbital roof, which may be defined as ‘reverse penetration of the nail’.

17.Rectal bleeding due to leech bite: a case report
Behçet Al, Mehmet Emin Yenen, Mustafa Aldemir
PMID: 21341141  doi: 10.5505/tjtes.2011.75318  Pages 83 - 86
Bu yazıda, sülük ısırığına bağlı oluşan dört günlük taze rektal kanamalı olgu sunuldu. Kanamının nedeni anoskopla rektumda olduğu saptanan sülüktü. Bu patolojik durum şehir alanlarında oldukça azdır. Sülük endoparasitizmi az olmasına rağmen, ciddi ve hatta ölümcül komplikasyonlara neden olmaktadır. İnsanlarda aralıklı veya ciddi rektal kanama ile karşılaştığında sülük infestasyon şüphesi akılda tutulmalıdır ve diğer tüm yabancı cisimlerde olduğu gibi cerrahi olarak incelenmelidir. Burada sülük ısırığına bağlı rektal kanama ile başvuran bir hastayı sunduk. Sülük, herhangi bir cerrahi girişim yapılmaksızın el değerlendirmesi ile (forseps ile) çıkarıldı.
We present herein a case with a four-day history of fresh rectal bleeding due to leech bite. The cause was found to be a leech in the rectum by anoscope. This pathological condition is extremely rare in urban areas. Leech endoparasitism, although rare, may cause serious, even lethal, complications. Suspicion of leech infestation should be kept in mind when faced with intermittent or severe rectal bleeding in humans, and should be investigated surgically as with all other foreign bodies. In the current study, we present a patient who admitted with rectal bleeding due to leech bite. The leech was removed by hand examination (by forceps) without requiring any surgical attempt.

18.Rupture of heart with all layers after a massive blunt thoracic trauma without any lesion on the bones: a case report
İsmail Birincioğlu, Nurşen Turan, Muhammet Can
PMID: 21341142  doi: 10.5505/tjtes.2011.79027  Pages 87 - 89
Trafik kazası sonucu olay yerinde hayatını kaybeden yolcu, 18 yaşında, erkek, üniversite öğrencisidir. 01.10.2007 tarihinde yapılan otopsisinde kalbin atrio-ventriküler bölgeden yatay olarak tam kat yırtılmış ve kopmuş olduğu saptandı, iskelet sisteminde herhangi bir lezyon yoktu. Bu olgu kalpte tam kat yırtılmaya neden olabilecek derecede ağır bir travmaya maruz kalmasına rağmen hiçbir kemik lezyonu olmaması açısından nadir olgu olarak değerlendirildi.
Our case is a male student which was dead because of traffic accident as passenger in October, 01, 2007. His heart was found to be lacerated and ruptured horizontally from atrio-ventricular region through all layer of the wall at autopsy. There were not any changes of skeletal system. Our case is considered as a rare and interesting case because there was no lesion on the bones, though the case was exposed to so massive trauma that cause rupture of heart from all layers.

19.Gastric perforation caused by Strongyloides stercoralis: a case report
Gürkan Öztürk, Bülent Aydınlı, Fehmi Çelebi, Nesrin Gürsan
PMID: 21341143  doi: 10.5505/tjtes.2011.51196  Pages 90 - 92
Stronglodiasis, Strongyloides stercoralis’in dişi nematodları tarafından oluşturulan bir parazitozdur. S. stercoralis olguların %50’sinde asemptomatik olan ve mideyi etkileyebilen kronik bir enfeksiyon oluşturur. Mide tutulumu genelde gastriti taklit eden bulgulara neden olur. Biz burada 37 yaşındaki kadın hastada S. stercoralis’e bağlı oluştuğunu düşündüğümüz bir mide delinmesi olgusunu sunuyoruz.
Strongyloidiasis is a parasitosis caused by the female nematode of the Strongyloides stercoralis. S. stercoralis causes a chronic infection that is asymptomatic in 50% of chronically infected patients, and it can also affect the stomach. Gastric involvement causes symptoms mostly mimicking gastritis. We report herein a case of gastric perforation in a 37-year-old woman, which was thought to be caused by S. stercoralis.

20.Pneumomediastinum and subcutaneous emphysema caused by sigmoid diverticulum perforation secondary to blunt abdominal trauma: report of a case
Necdet Fatih Yaşar, Mahmut Kebapçı, Enver İhtiyar
PMID: 21341144  doi: 10.5505/tjtes.2011.69783  Pages 93 - 95
Pnömomediastinum ve subkutanöz amfizem divertikülit, toksik megakolon ve kolonoskopi sonrası görülebilen kolon perforasyonunun çok nadir bir komplikasyonu olarak meydana gelebilir. Burada, geçirdiği trafik kazasından sonra ilk muayenesinde yokken, 3 gün sonra pnömotoraks olmaksızın pnömomediastinum ve subkutanöz amfizem gelişen 60 yaşında erkek hasta sunuldu. Çekilen bilgisayarlı tomografide sigmoid divertikül perforasyonu ile devamlılık gösteren serbest hava gözlendi. Laparotomide retroperitoneal kaviteye fistülize olmuş perfore sigmoid divertikülü saptandı. Bu divertiküler perforasyonun künt karın travmasına sekonder gelişen sigmoid mezokolon yaralanmasından kaynaklandığını düşünmekteyiz. Tüm literatür taramamızda mezosigmoid travması sonrası sigmoid divertikül perforasyonu nedeniyle ortaya çıkmış pnömomediastinum ve subkutanöz amfizem olgusuna rastlayamadık. Bu nedenle bu olgu bu konuda literatürdeki ilk olacaktır.
Pneumomediastinum and subcutaneous emphysema are very rare reported signs of colonic perforation most often associated with diverticulitis, toxic megacolon and colonoscopy. We report a case of a 60-year-old man with subcutaneous emphysema and pneumomediastinum, which developed three days after a car accident without pneumothorax. A computed tomography scan demonstrated perforation of a sigmoid diverticulum in conjunction with air. A laparotomy was performed and revealed a perforated sigmoid diverticulum, fistulized into the retroperitoneal cavity. We suspect that this diverticular perforation was caused by the deterioration of the sigmoid mesocolon secondary to the blunt abdominal trauma. To our knowledge, this is the first report in the literature about pneumomediastinum and subcutaneous emphysema caused by sigmoid diverticular rupture following mesosigmoid trauma.